Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avcı Telefonda “Beni Zorla Götürüyorlar” Dedi

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 38

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Avcı Telefonda “Beni Zorla Götürüyorlar” Dedi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 16:26

Avcı telefonda “Beni zorla götürüyorlar” dedi

Çok geçmiyor. O konuşmamızın üzerinden üç gün geçmişti. Hanefi Avcı’yı bir haber için telefonla aradım. Telefonu açıldı. Ancak, Avcı diğer telefonla konuşuyordu. “Hayır... hayır ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar” dediğinde heyecanlandım. Avcı’yı birileri kaçırıyor muydu?

Sürekli, “Hanefi Bey, Hanefi müdürüm, ne oldu, kim zorla götürüyor?” diyordum. Hanefi Bey, nihayet bana cevap verdi. O genelde konuştuğu kişileri tanıyorsa “gardaş” der. “Hayırdır?” dediğimde adeta nefes almadan şunları anlattı:

“Beni zorla İstanbul’a götürüyorlar. Tekrar söylüyorum ben gitmiyorum, zorla götürülüyorum.”

“Polis sizi niçin zorla götürsün. Savcılığın talimatı vardır?” dediğimde ise şu karşılığı aldım: “Savcılığın değil, cemaatin talimatı.” Açık söylemek gerekirse, bir an ürktüm. Bir Emniyet Müdürü nasıl böyle konuşuyordu? Sordum, “Cemaat talimatı diyorsunuz. Ben mi yanlış anladım...” dediğimde “Hayır doğru anladınız. Bilerek söylüyorum. Yasadışı dinlemelerin ortaya çıkmasını engellemek için, bu olayı kamufle etmek için bana suç uyduruyorlar. 40 yıldır terörle mücadele eden birisini, terör örgütü elemanı diye sorgu için götürüyorlar” dedi. Son derece öfkeli olduğu sesine de yansıyordu.

Gözaltına alınabileceğini tahmin ediyordu. Ne de olsa istihbaratçıydı. O nedenle Adalet, İçişleri Bakanlıkları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na yazdığı dilekçede, “Cemaat planlan doğrultusunda beni susturmaya ve bir örgütle irtibatlandırarak asıl hukuksuz dinleme yapanları korumaya yönelik davranış olduğu alenen bellidir” diyor, soruşturmayı kasıtlı yönlendirdiğini belirttiği ve isimlerini verdiği polislerden de davacı olduğunu kaydediyordu.

Resim
Kitabıyla ilgili idari ve adli soruşturmalar bir yana, Avcı’nın bir de terör örgütü bağı ortaya atıldı. Dört müfettiş tarafından sorgulandı, gözaltına alındı ve tutuklandı.

Yazdığı kitaptan dolayı hakkında “şimdilik” sekiz ayrı soruşturma açılıyordu. Mülkiye Başmüfettişleri Ferda İleri, Mustafa Üçkuyu, Mustafa Yavuz, Polis Başmüfettişi Necat Özdemiroğlu, Avcı hakkında yargı mensuplarım küçük düşürdüğü, emniyet teşkilatım alenen aşağıladığı, gizli kalması gereken bilgileri açıkladığı, terör örgütü mensuplarını övdüğü, mevzuata aykırı dinleme yaptırdığı, bir televizyon ve bir gazeteye açıklama yaptığı gibi konulardan dolayı soruşturma yürütüyordu.

İlginçtir, yıllar önce Hanefi Avcı hakkında MİT’e ait telefonları açıkladığı iddiasıyla hakkında tutuklama karan verilmişti. Star gazetesinde o dönem birlikte çalıştığımız Adliye muhabirimiz Cemal Doğan, telefonda “Hanefi Avcı hakkında tutuklama karan verildi. Bugün alabilirler” dedi. Hemen Avcı’yı telefonla aradım. Kendisi hakkında tutuklama karan verildiğini öğrendiğimi söylediğimde şaşırmıştı. Çünkü böyle bir karardan o ana kadar haberi yoktu. Birkaç saat sonra Avcı, cezaevine götürülüyordu. 20 Şubat 1998’de Avcı “Devletin gizli bilgilerini açıkladığı” iddiasıyla tutuklanıyor, itirazı üzerine 2 Mart 1998’de salıveriliyordu. Salıverme kararının altında ise Abdullah Öcalan’ı idama mahkûm eden mahkeme heyetinin başkanı Turgut Okyay’ın imzası bulunuyordu.

Avcı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden çıkarken gözaltına alınmıştı. Onlar, havaalanına doğru giderken, Emniyet Genel Müdür eski Yardımcısı Emin Arslan’la sohbet ediyoruz. Arslan tutuklandığında, Hanefi Avcı onun için “Ben yaparım, o yapmaz” demişti. Bu kez, aynı şeyleri, Emin Arslan arkadaşı Avcı için söylüyordu. O gerilim anında bile “Cezaevi nöbeti Hanefi’ye gelirse şaşırmam” diyordu.

Şaşırmamıştı. Çünkü Hanefi Avcı, tutuklanıyor ve Paşakapısı Cezaevine gönderiliyordu. Avcı, Emin Arslan’ın boşalttığı odaya konulduğunu öğrendiğinde, “Kaderimizde Emin başkanı burada da izlemek varmış” diyordu. Çünkü, hep Arslan’ın boşalttığı görevlere gelmiş, onun boşalttığı koltuğa da Kaçakçılık Dairesi Başkanlığında da oturmuştu. Kısa süre önce Paşakapısı Cezaevi’nden Emin Arslan çıkıyor, yerine yine Hanefi Avcı geliyordu. Avcı, Silivri’ye nakledildi.

Hanefi Avcı, 1990’lı yılların başında Diyarbakır İstihbarat Şubesi’nde görev yaptığı dönemde, PKK’nın içine sızmış ve örgütün dağ kadrosu ile ilgili ayrıntılı bilgiler almak için Irak’a gitmişti. “Birkaç günlük görev” diye yola çıkılmış ama yaklaşık 3 ay kendisinden hiç haber alınamamıştı. Eşi, arkadaşları Avcı’nın deşifre olduğunu ve örgüt tarafından öldürüldüğünü düşünüyorlardı. Emin Arslan’ın anlattığına göre, Avcı için helva bile yapılmış, dağıtılmıştı. Ancak, bir gün o sabaha karşı çıkıp gelmişti...

1999’da Emniyet’te “Fethullahçı yapılanma” raporunun hazırlandığı dönemde, Emniyet’te “Tele-kulak” skandalı patlamıştı. O günlerde “Emniyet, tele-kulak skandalım örtmek için Fethullah raporu uydurdu” iddiaları gündeme getirildi. Değişen bir şey olmuyor.

2010 yılında da Hanefi Avcı kitap yazıp, Emniyet’te cemaatleşmeyi ortaya koydu, işte bu kez de “Hanefi Avcı, yasadışı örgütle ilişkisinin ortaya çıkacağını biliyordu. Onu örtmek için apar-topar kitap yazdı” iddiaları gündeme getirildi. Yani değişen bir şey yoktu.

işte, gelinen nokta böyleydi. Daha birkaç yıl öncesine kadar “Kesinlikle Fethullahçı kadrolaşma yoktur” diyen ve bunun öncülüğünü yapanlar, şimdi kitaplar yazıp Fethullahçı kadrolaşmanın devleti nasıl ele geçirmeye başladığını anlatıyorlar ve bunlardan sonra başlarına gelen olaylara isyan ediyorlardı.

Son dönemde Fethullahçılar arasında da bir bölünme olduğu konuşuluyor. Bazıları, “Biz böyle olmayacaktık. Daha önce eleştirdiklerimizi şimdi biz yapıyoruz” diyorlar. Yıllar süren çabalar sonuç veriyor, şimdi devlet içindeki karmaşık birçok olayın ardından fısıltı halinde “Fethullahçıların işi”, “F tipinin işi” ya da “Okyanus ötesindeki vaiz” sözleri duyuluyor... Ancak, bu kadar gündeme gelmesine, getirilmesine rağmen ceza alan var mı? Bunu araştırdığımda Fethullahçılıkla ilgili faaliyetleri nedeniyle ceza alan, ya da meslekle ilişiği kesilen kimse olmadığını öğreniyorum.

Okyanus ötesinden “İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda ‘evet’ oyu kullandırmak lazım. Ben zannediyorum kalkarlar da” mesajı gelirken, referandumdan sonra da Okyanus ötesindeki vaize şu mesaj veriliyordu:

“Okyanus ötesine teşekkür ediyorum...”

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir