Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bundan Sonra Ne Olacak?

Burada Serdar Öztürk'ün Ergenekon Davası hakkındaki tespitleri ile ilgili olan önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Tem 2012, 04:22

Bundan Sonra Ne Olacak?

Şüphesiz gelinen aşamada şu tespitleri yapmak mümkündür: Birincisi, sahte belgeler, planlar, oluşturulmuş delillerle TSK.ne yöneltilmiş ağır bir saldırı vardır. Bu saldırının amacı TSK.ni itibarsızlaştırmak ve zayıflatmaktır. Sistematik bir şekilde Genelkurmay Başkanlığından çalınmış gizli belgeler, hedef seçilen kişilere konularak legalize edilmektedir. Hukuki süreç maskesi altında yürütülen bu operasyonları, yargı ve emniyet çevresinde yapanların, bizzat Başbakan tarafından, korunduğu açıklığa kavuşmuştur. Başbakan Recep bey, bu operasyonları askeri casusluk suçunu işleyerek yapan, emniyet ve yargı mensuplarını korumak için gerektiğinde partisinin meclisteki çoğunluk oylarına sahip olmasını kullanarak, TBMM, den bazı özel yasalar çıkartmıştır. Anayasa değişikliği dahi, bu operasyonu sürdüren yapıyı korumak adına yapılmıştır. Bu süreçte, siyaset, cemaat, tarikat ve gizli servisler el eledir. Amerikalılar doğrudan bu operasyonun içindedirler. Hazırlık ve başlangıç safhasında operasyonu yürütecek olan savcılar ve hâkimlere, Amerikalı savcı Susanne Hayden tarafından eğitim verilmiştir. Bütün operasyon hedef seçilen kişilerin evlerine ve işyerlerine sahte belgeler ve dijital materyaller bırakılması, el konulan ve kopyası verilmeyen dijital veri depolama aygıtlarına konusu suç teşkil eden veriler yüklenmesi sureti ile yapılmış, bu' şekilde hedef seçilen kişiler tutuklatılmak sureti ile sanal bir terör örgütü oluşturulmuştur. Hedef alınan kişilerin bir kısmının, toplumda tepki gören ve kriminal geçmişe sahip kişilerden olmasına özen gösterilmiş, böylece asıl hedef seçilen kişilerle, bu kriminal nitelikteki kişilerin harmanlanması sağlanarak, halkın kafasında, “Bunların hepsi bir aradaysa demek ki ötekilerde suçlu” algısı yaratılmaya çalışılmıştır. TSK. ne yönelik yapılan bu operasyonlarda, orduya bağlı inançlı, milliyetçi ve muhafazakar vatandaşların tepkilerini önlemek ve diğer bir çok nedenden dolayı, bu kesimler tarafından pek hoş bakılmayan İşçi Partisi bu davaya dahil edilmiştir. Böylece TSK.ne yönelik operasyonları yapanlar, büyük halk kitlelerinin tepkilerinden uzak tutulmuşlardır.

Yandaş basın diye tabir edilen basının önemli bir kısmı, doğrudan yabancı gizli servis mensupları ile irtibatlı ve bilinçli olarak bu operasyonun psikolojik harp misyonunu yerine getirmektedir. Bu yayın organlarından iki tanesi, özellikle halk yığınlarının bilinçaltını etkilemeye yönelik yasak propaganda yöntemlerini kullanarak yayın yapmaktadırlar.. Oysa ki gerçekler o kadar basittir ki. Rahatlıkla anlaşılabilecek iki örnekle açıklamak isterim. İlki, Ergenekon belgeleri ve Lobi belgesini ilk yayınlayan gazeteci Fehmi Koru idi. Bu durum, bahse konu belgelerin 2000 yılında Fehmi Koru’nun elinde olduğunu göstermektedir. Hani şu ABD. Büyükelçiliğine özel hizmet verdiği için gazetesinden uzaklaştırılan Fehmi Koru. Ergenekon belgeleri polis tarafından evine konulduğu, pardon evinde bulunduğu için bu soruşturma da birçok kişi tutuklandı. Peki Fehmi Koru? Tabi ki ne evinde arama yapıldı, ne de tutuklandı. Diğeri ise, Ergenekon şemasının açılmayan bölümlerinde Zaman Gazetesi yazarı ve Fetullah Gülen adlı Amerikaperver müstafi seyyah vaizin yakın arkadaşı Gülen cemaati müridi Hüseyin Gülerce’nin de adı var. Peki Hüseyin Gülerce tutuklu mu? Tabi ki hayır. İşte bu gerçekler halktan gizlendiği için belirli bir kesimde, bu hayali örgütün varlığına inanmış durumda. Oysa ki gerçek bambaşka.

Bundan sonra ne olacak? Önce büyük önderimiz Atatürk’ün bir sözünü hatırlamakta fayda var. Atatürk gençliğe hitabesinde;

“Bu şarlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, dâhilde iktidara sahip olanlar, gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid edebilirler.” Demişti.

Bir tarafta Ortadoğu’da bir kürt devleti kurarak, Türkiye’yi parçalamaya çalışan ABD ve İsrail, diğer tarafta, iktidarı döneminde sistematik bir şekilde yolsuzluk yaptığı yönünde DDK. nun raporları bulunan ve bu yolsuzluklar nedeni ile iktidarı kaybettiği anda bir daha cezaevinden çıkması mümkün olmayan başbakan Recep bey. Aynı Recep bey, “Ortadoğuda bizim bir görevimiz var. Ben ABD.nin BOP eş başkanıyım” diye dolaşarak, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid ettiğini bizzat kendisi itiraf etmektedir. Bugün meydana gelen olaylar, büyük Atatürk’ün onlarca yıl önce söylediği şeylerin gerçekleşinden ibarettir. Ama, tahminlerin aksine, damarlarında asil bir kan taşıyan Türk Milleti bu ihanetten de güçlenerek çıkacaktır. Hiç kimsenin bundan kuşkusu olmamalıdır.

Bu operasyonları yapanlar, Atatürk’ü ve Atatürkçüleri hep dinsizmiş gibi gösterdiler. Oysaki bu doğru değildir, Hepimizin tabi ki insanın zayıf yaratılmış olmasından kaynaklanan hataları ve günahları olabilir. Ancak gerçek bir Atatürkçü, aynı zaman da samimi inanç sahibi bir insandır. Atatürk, her fırsatta dinimizin ne kadar yüce bir din olduğunu belirterek, “Türk Milleti dindar olmalıdır” derdi. Atamızın tüm mücadelesi, gericilerle ve dini kullanarak halkı sömürmeye çalışanlarla olmuştur. Emekliye ayrılan Diyanet işleri sayın Başkanı Bardakoğlu ne diyordu? “Atatürk döneminde din adamları daha saygın bir konumdaydılar.” Neden? Çünkü Atatürk gibi ömrünü cephelerde geçirmiş, binlerce askerini şehit vermiş bir liderin, inançlı olması, dine ve din adamlarına değer vermesi kadar doğal bir şey olamaz. İşte bu nedenle, Atatürk, samimi inanç sahibi bir liderdi.

Benim duam odur ki, bu sürecin sonunda dini aşağılayarak Atatürkçü numarası çekenlerle, dini siyasetin bir aletiymiş gibi kullanarak yolsuzluklarının hesabını vermek istemeyen haramilerin gerçek yüzleri ortaya çıkacaktır. İşte bu gerçek ortaya çıktığında görülecektir ki, samimi Müslümanlar ile, Atatürkçü bireyler arasında hiçbir ayrım olması mümkün değildir. Ne Atatürkçü olmak samimi inanç sahibi olmaya engeldir. Ne de samimi inanç sahibi ve Müslüman olmak, bize, dinimizi dilediğimiz gibi özgürce yaşayabileceğimiz bir cumhuriyet bırakan Atatürk’ü sevmeye engeldir.

Bütün bu süreçte, “Ergenekon” masalı, başbakanın ve bazı hükümet üyelerinin bir oyuncağı haline geldi. Başbakanın ve hükümetin başı ne zaman sıkışsa, elindeki bu sihirli oyuncağa başvuruyor ve hemen bu oyuncağa sarılıp, “görüyormusunuz bakın Danıştay’a saldırıyı kimler yapmış” diye kükrüyorlardı. Başbakanın çok yakın çalışma arkadaşı Nimet hanım bile, okullarda ki basit veli protestoları için “arkasında terör örgütleri var” diye komik ifadeler kullanarak, bu eylemleri bastırmaya çalıştı. Bu söyledikleri yalanlara sanırım kendileride inanmaya başladılar ki, bu aşama, artık hastanın kliniğe yatırılması gereken aşamadır.

Elbette emperyalistler hedeflerine ulaşıncaya kadar Ergenekon oyunu sürecektir, ilk perde inandırıcılığını kaybetmeye başladığı için “Balyoz” gibi “Karargâh Evleri” gibi farklı adlarla değişik şekillere sokulabilir. Ama “The Taraf’, “Beşiktaş Adliyesi” ve “Emniyet istihbarat ve MİT. te ki, ABD kumandalı “walk in köstebekler” (kendi ayağı ile giderek yabancı bir ülkeye ajanlık yapan) olan Fetullahçı yapılanma durduğu sürece, daha çok üretilmiş belgelerle, kurulan örgütlerle ve sahte darbelerle tanışacağız. Değişik projelerle farklı örgütler üretilip halka “bağlantılı örgüt” mezesi şeklinde daha çok kurgu sunulacak. Bu oyun, Kuzey Irak’ta kürt devleti kuruluncaya ve devamında Türkiye Cumhuriyeti parçalanıncaya, BOP eş başkanı görevini tamamlayıncaya kadar sürdürülmeye çalışılacaktır. Tabidir ki, bu oyun devam ederken, lokmalar halka “ileri demokrasi”, “özgürlük” ve “askeri vesayetin kalkması” olarak sindire sindire yutturulacaktır. Ama takkeli haramiler, kamu kaynaklarının peş keş çekilmesi sureti ile zengin edilip, kamu kaynakları har vurulup harman savrulurken, Samsun ilimizin Tekkeköy ilçesinde açlıktan ölen bebeğin hesabı, öbür dünyada bu ülkeyi yönetenlerden sorulacaktır.

Eğer Türkiye yeniden bir hukuk devleti olmayı başarır ise;

“Belirli siyasi ve dini (laiklik) görüşe sahip insanları, belirli bir plan çerçevesinde, sahte belgelerle ve planlarla, bilerek ve isteyerek hürriyetlerinden yoksun bırakanlar”, yani bu operasyonları fiilen yapanlar ile, onları özel yasalar çıkararak korumaya kalkışan milletvekili ve siyasetçiler, istihbaratçılar, Ergenekon yaygarası kopartan televizyoncular ve gazeteciler, sahte belge imalatçısı polisler, onların işbirlikçisi savcı ve hakimler, bu savcı ve hakimleri koruyan teftiş kurulları ve yüksek kurullar ile yüksek mahkeme hakimleri, Türk Ceza Kanununun 77 ve 78 nci maddelerinde tanımlanan “BİR ÖRGÜT ÇERÇEVESİNDE İNSANLIĞA KARŞI SUÇ“ işlemekten yargılanacaklardır.

Çünkü somut olarak, belirli siyasi ve dini görüşe sahip insanlar, asıl hedef olarak seçilmiş ve sahte planlar ile, polisin içindeki çetenin planlı operasyonları sonucu delil yaratılarak bu kişilerin tutuklanmaları sağlanmış, aynı kişiler uzun bir süre planlı olarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmışlardır. Bu Eylem, TCK. nun 77nci ve 78 nci maddelerinde “Örgütlü Olarak insanlığa Karşı Suç İşlemek” olarak tanımlanır. Şu ana kadar benim tespit edebildiğim altmış altı kişi de bu eylemin failidir. Bir numarayı merak eden var ise, o bir Amerikalı. John Kunstadter.

Kaynakça
Kitap: AKP ve GÜLEN'İ KURTARMA PLANI
Yazar: Serdar Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Serdar Öztürk'ün Ergenekon Davası Hakkında Tespitleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron