Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Destanlarına Genel Bir Bakış

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Türk Destanlarına Genel Bir Bakış

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 19:58

TÜRK DESTANLARINA GENEL BİR BAKIŞ

Firdevsi


1- Eski Türklerde büyük ve müşterek bir destanın bulunduğuna şüphe yoktur. Orhon Yazıtlarının dili yüzyıllar boyunca işlenmiş, gelişmiş milli destan dilinin bir örneğidir. Kaşgarlı Mahmud'un "Divanü Lûgat-it-Türk"ündeki Alp Er Tonga ağıtından alınan parçalar, Balasagunlu Yusuf Hacib'in "Kutadgu Bilig"inde bu kahraman hakkında verilen bilgi Alp Er Tonga destanının XI. yüzyılda Türkler arasında çok yaygın olduğunu göstermektedir. Kaşgarlı'nın naklettiği ağıt parçaları, şüphesizdir ki, Alp Er Tonga destanının ancak bir faslından alınmıştır. "Divanü Lûgat-it-Türk"te Alp Er Tonga ağıtından başka da birçok kahramanlık beyitleri vardır. Bu beyitlerden bazıları Karahanlıların Müslüman olduktan sonra müşriklerle savaşlarını anlatmaktadır. Her halde bu beyitler X. yüzyılın olaylarına ve kahramanlarına aittir. Müslüman Türklerin Arslan Tigin Gazi kumandasında müşrik Yabaku Türkleriyle yaptıkları savaşları anlatan beyitler bu cümledendir. Yabakular, Bodraç Bügü adlı bir beyin veya hanın idaresi atlında bulunuyorlardı. Kaşgarlı'da bu savaşları tasvir eden şu beyitler vardır:

Bodraç yine kudurduYiğitlerini seçti
Ordusunu döndürdüTekrar gelmek üzere toplanıyor
Tanyeri ağarırken yürüyelimBodraçln kanını isteyelim
Basmıl beyini yakalımKahramanlar toplansın


Budist Uygurlarla Müslüman Türklerin savaşlarını anlatan beyitlerden:

Gemi içre oturupİli suyunu geçtik biz
Uygurlara karşı yönetipMınlak kendi açtık biz
Belge vurup atlaraUygurdarki tatlara
Hırsız yavuz itlereKuşlar gibi uçtuk biz
Serçelerce aktık bizKentler üzre çıktık biz
Puthaneler yıktık bizPutlarına sık biz
Geceleyin bastık bizPusuları kurduk biz
Perçemleri kestik bizMınlak erlerini biçtik biz


Aşağıdaki beyitlerin Türk - Tangut (Tüngüt) savaşlarını anlatan destandan alınmış olduğu bellidir:

Tangut askerlerini üşümüş iken vurdu O, kişilerin işiyle alay etti Atlarını askerlerini armağan etli Tutsak olup baş eğdi
Katunsini bağırdı, çağırdıTangut beyi ile düşman oldu
Kam aktı, çağladıBoyunlarından kızıl su aktı
Tangut beyi hile yaptıölüm sepetine vurdu
Kardeşleri "oh olsun'" dedilerDüşmanları sevindi


Kaşgarlı bunlardan başka da kahramanlıklar anlatan birçok beyitleri, türlü kelimelerin açıklamasında, tanık olarak getirmektedir. Bunların hangi devre, hangi olaylara ait olduğunu tayin etmek mümkün değildir. Fakat bir destandan alındığına şüphe yoktur.

Mesela:

Öfkem geldi uğradım Alplar başını doğradım Hakanın çadırı kuruldu Düşman ot gibi biçildi
Arslan gibi kökredim İmdi beni kim tutar Tuğ dikildi, nöbet vuruldu Nereye kaçarsa o tutar


Alplar çağrıştılar
Bütün silahlariyle savaştılar
Birçok başlar yuvarlandı
Kuvvetleri gevşedi
Alplar yaman kabarıyorlar
Sakallarından tutup çekişiyorlar
Alplar kıyak öldürüşüyorlar
Birbirini övüyorlar
Tan gözlerle bakıştılar Kılıç kına güç girdi Bu yüzden düşman yavaşladı Kılıç kına güç sığdı Öçlerini almak için didişiyorlar Göğüslerinde ateş yanıyor Birbirine arka oluyorlar Düşünmeden ok atıyorlar


Gerek Kaşgarlı'nın, gerek Yusuf Hacib'in en büyük Türk kahramanı olarak Alp Er Tonga'yı andıklarına göre X - XI. yüzyıllarda Alp Er Tonga destanı çok yaygın ve meşhur olmuştur. Her iki müellifin birbirinden habersiz oldukları halde, Alp Er Tonga'yı Iran destanındaki Turan kahramanı Efrasyap saymaları bir tesadüf eseri değildir.

Alp Er Tonga hakkında Yusuf Hacip şöyle diyor:

Bu Türk beglerinde atı belgülüg
Tonga Alp er irdi kutı belgülüg
Bedük bilgi birle öküf erdemi
Biliglig, ukuşlug, budun ködremi
Ne ödrüm, ne ködrüm ne ersig eren
Ajunda tetig er yidi bu cihan
Tejikler ayur anı Efrasyap
Bu Efrasyap tutdı iller talap

(Bütün Türk beyleri içinde
Tonga Alp Er geniş bilgisi ile birçok fazilet sahibi idi.
Bilgindi, anlayışlı idi.
Ne kadar seçkin, meziyetli kahramanları bu cihan yedi, mahvetti.
Farslar ona —Alp Er Tonga'ya— Efrasyap derler.
Bu Efrasyap yağma ile dünyayı tuttu).

Iran destanları, ihtimal ki "Şahname", Türkler arasında yayıldıktan sonra bu destanlarda Turanlı kahraman olarak gösterilen Efrasyab'ın Alp Er Tonga'dan başka biri olamıyacağına umumi bir kanaat hasıl olmuştur.

Alp Er Tonga'ya Farsların Efrasyap dediklerini Türkler Fars kitaplarından öğrendiklerini Yusuf Hacip söylüyor:

Tjejikler bitigde bitimiş mum
Bitigdeyok erse kim ukgay mum

(Bunu Farslar kitapda yazmışlardır.
Kitapda bulunmasa bunu kim anlar).

Kaşgarlı Mahmut, Alp Er Tonga yahut Arslan Tigin Gazi destanlarından parçalar almakla yetinmiyor, Büyük iskender'in Türk hakanı Şu ile karşılaştığını anlatan "Altın Kan" hikayesini de naklediyor.

Kaşgarlı'nın naklettiği hikayelerden, eserinin orasına burasına serpiştirdiği kahramanlık şiirlerinden anlaşılıyor ki, Türklerin Büyük iskender'le ve eski İranlılar'la olan savaş ve münasebetlerini aksettiren eski bir Türk destanı XI. yüzyıla kadar Türk saz şairleri tarafından söylenmiştir. Fakat bu devirde, Iran-Turan savaşlarının doğurduğu eski İran destanlarını topluyarak Firdevsi dünya edebiyatının şaheserlerinden birini meydana getirdiği halde, Turanlılar'ın kahramanlıklarını terennüm eden destanları toplıyacak bir Türk bulunmamıştır...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK DESTANLARINA GENEL BİR BAKIŞ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:00

2 § Eski Türk destanı Alp Er Tonga adı çevresinde mi, yoksa Oğuz Kağan adı çevresinde mi teşekkül etmişti? Yoksa her iki kahramanın adları çevresinde ayrı ayrı iki destan meydana gelmiş miydi? Bu meseleyi çözmek güçtür. Motiflerinin eskiliğine ve Oğuz oğullarının Gün Han, Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Tağ Han, Deniz Han gibi tabiat kültünü andıran adlarına bakarak Oğuz destanını en eski Türk destanı saymak mümkündür. Mesela, Oğuz Han'ın, babası Kara Han ile mücadelesi büyük Hun hakanı Mete (Mav-dun) ile babasının mücadelesine benzetilmektedir. Sinolog Hyacinth, Ebül-gazi Han'ın "Türk şeceresi"ndeki Oğuz menkıbesiyle Çin kaynaklarındaki Mete (Mav-dun) hikayesini karşılaştırarak bu hikayelerin aynı kaynaktan gelmiş olduklarını kabul etmektedir . Oğuz destanındaki Boz Kurt unsuru da çok eski bir unsurdur. Fakat Oğuz destanında eski motif ve unsurların çok bulunması onun çok eski çağlarda teşekkül etmiş olduğunu isbat için yeter değildir. Çünkü XIV. yüzyılda yaşamış olduğunu bildiğimiz tarihi kahramanların çevresinde teşekkül etmiş olan destanlarda bile eski destanları motif ve unsurları bulunur. Destan şairi tarihi bir kahramanın hayatını ve onun zamanındaki olayları tasvir ederken, eski destanların kalıntılarından faydalanır ve eserini eski efsanelerle süsler. Destanlar, eski bir şehir harabesi üzerinde veya yakınında meydana getirilen yeni bir şehire benzerler. Bu şehrin yapılarını incelersek, türlü çağlarda yıkılmış şehrin kalıntılarından yapılmış yepyeni binalar veya yeni binaların duvarlarında eski binaların süs ve kitabelerini görüyoruz. Yeni çağlarda teşekkül etmiş destanlarda da en eski destanların motif ve unsurlarına rastlamak mümkündür.

Eski Türk destanı, çağdaşları olan başka uluslarda olduğu gibi, milletin kozmogonisini, inanışlarım, tarihini, edebiyatını, hatta yasalarını içinde toplıyan bir dergi mahiyetinde olmuştur. Böyle bir vasıftaki Hun - Türk destanı bir devirde Alp Er Tonga adı çevresinde toplanmış, sonra Göktürk - Oğuz devleti kurulduktan sonra Alp Er Tonga adı yerine Oğuz Kağan adı geçmiş olabilir. Bu gibi olayları yakın devrin tarihinde de görmek mümkündür. Bayındır boyuna mensup olan Akkoyunlular devrinde Oğuzlar'ın destani hikayeleri (Dede Korkut hikayeleri) Bayındır Han adı çevresine toplanmıştır. Oğuz destanı XII. yüzyılda muhakkak ki manzum idi. Bu devirdeki destancıların Oğuz destanını mensur hikaye olarak anlatmalarına imkan yoktu. Büyük göçebe boylardan kurulan birliklerin uzun mensur hikayeler dinlemeye tahammülleri yoktur. Reşidüddin Tabib'in büyük tarihindeki "Tarih-i Oğuz ve Türkan ve hikayat-i cihangir-i ü" başlığını taşıyan kısmı işte bu manzum Oğuz destanının Moğol istilasından sonra Farsçaya çevrilmiş kısmıdır. Bu çevirmede ara sıra rastlanan Türkçe kelime ve cümleler ("ala atlu, as donlu)" bu destanın Oğuz boyuna mensup bir destancı şairden alındığına şüphe bırakmıyor. Reşidüddin bu destanın çevirmesinden, ihtimal ki, ancak "tarih" mahiyetindeki kısımlarını almış, görenek, inanış, efsaneleri anlatan kısmını atmış olabilir. Bu destanda eski Oğuz hakanlarından birinin adı olarak "Tuman" adı geçmektedir. Dikkate değer ki, Çin yıllıklarına göre, büyük Hun hakanı Mete'nin babasımn adı da Tuman (ölümü M.O. 209) ve Gök Türk impratatorluğu'nu kuran ilhan'ın adı da Tumın (535 — 553) idi. Oğuz destanı bu büyük hakanların adını mı muhafaza ediyordu?

XVII. yüzyılda Ebülgazi Bahadır Han'ın yazdığı "Şecere-i Terakime"de Oğuz destanından bir kısımdır. Bunun esası Reşidüddin Tabip'ten alınmış olabilir, fakat bazı parçalarının Türkmen folklorundan alındığına şüphe yoktur. Bu kitabı istinsah eden Türkmen hocaları da asıl Ebülgazi Han nüshasında bulunmıyan Türkmen rivayetlerini eklemişlerdir. Türk Dil Kurumunca yayınlanan Molla Kurban Geldi Kayi nüshasındaki manzum parçalar ve baş tarafına eklenen "Orunname" (Oğuz boylarının toplantılarda oturacakları yerleri ve savaş parolalarını tayin eden destan) bu cümledendir. Bu manzumelerden birinde Salur Kazan'un Peçeneklerle savaşlarından bir epizod anlatılıyor ki, olay şüphesiz tarihidir. Peçenekleri Oğuzlar X. yüzyılın başlarında Hazar ile Aral arasındaki yurtlarından çıkarmışlardı. Buna göre, Salur Kazan'nın peygamberden 300 yıl sonra yaşamış olduğu hakkında Oğuznamenin verdiği bilgiyi de tarihi gerçek olarak kabul etmek gerekir.

Dede Korkut kitabındaki on iki hikaye de eski Oğuz destanının oniki epizodundan başka birşey değildir; büyük Oğuz destanının kırıntılarından Akkoyunlu Oğuzlarında Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da, XIII. ve XIV. yüzyıllarda elimizdeki son şeklini almış olsa gerektir. Oğuz boylarının daha Moğolistan'da bulundukları zaman Korkut adiyle bağlı Oğuz destanı teşekkül etmiş olsa gerektir. Buret Moğollar'da bir Hurhut oymağı bulunmaktadır. Bu oymağın adı bizim Korkud'u hatırlatıyor.

Uygur harfleriyle yazılmış olan Oğuz Kağan destanı Reşidüddin Tabip rivayetinin Müslüman olmıyan Türkler (belki Uygurlar) arasında tesbit edilen bir varyantıdır. Reşidüddin Tabip rivayetinde Boz Kurt unsuru bulunmadığı halde bu rivayette Boz Kurt önemli yer tutmaktadır; Türk ulusunun savaş parolası (uran'ı) bu destana göre "Gök Börü" (Boz Kurt) tır.

Oğuz Kağan, ulusuna büyük ziyafet çektikten sonra, şöyle diyor:

Ben sizlere oldum Kağan
Alalım yay ile kalkan
Damga olsun bize "buyan
Boz Kurt olsun bize uran

Bu destanda Boz Kurt birkaç yerde geçiyor.
Uzunköprü'de bulunup H. N. Orkun tarafından yayınlanan manzum Oğuz destam diline bakılırsa Harezim'de yahut Saray'da (yine Harezimli birinin kalemiyle) yazılmış olsa gerektir. Bu destan Reşidüddin Tabip rivayetinin küçük bir parçasının nazma çekilmesinden ibarettir. Bu manzumede Oğuz Han'ın Müslüman olmasına önem verilmiştir; Moğollar'la gelen Türk göçebeleri arasında müs-lümanlığı yaymak için yazılmış olabilir.

Türk zümrelerinden Kıpçaklar içinde Moğol istilasından zonra Çingiz adı çevresinde teşekkül etmiş ve "Çingizname" adiyle toplanmış destanlar çok eski destan unsur ve hikayelerini ihtiva etmektedir.

Hikaye şöyle başlar:

".. . Yafes'e Ebulca Han derler. Ebulca Han oğlu Bakır Han, Bakır Han oğlu Ovuz Han, onun oğlu Gök Han, onun oğlu Gur Han, onun oğlu Karak Han, onun oğlu Künü Mergen, onun oğlu Ucam Buğrıl, onun oğlu Sam Savcı, onun oğlu Seneke Burun, onun oğlu Kaçu Mergen, onun oğlu Kaçuman, onun oğlu Karavman, onun oğlu Tumavul Mergen, onun oğlu Duyun Bayan, onun oğlu Çingiz Han..."

Destanı tesbit eden adam güya, giriş olarak, Çingiz'in şeceresini veriyor. Bu şecerede dikkate değer adlar Ovuz Han ve Gök Han'dır. Demek oluyor ki, destancı Çingiz'i Oğuz Han'ın oğlu Gök Han'ın neslinden saymaktadır. Bunun sebebi basit: Moğol itsilasından sonra eski Oğuz destanı ve daha eski destanların parçaları yakın zamanın kahramanının adı çevresinde toplanıp yeni bir destan olarak meydana çıkıyor.
Bu destan —hikayede eski Hun— Uygur menkıbesi, Çin yıllık-larında yazıldığı gibi, anlatımaktadır.

Bu menkıbe şudur:

"Evvel zamanda Ak Deniz'de Malta denilen bir şehir vardı.
Bu şehrin Altın Han adlı hanı vardı.
Hatunun adı Kürlev idi.
Bunlardan bir kız dünyaya geldi.
Bu kıza Ulemalik adını verdiler.
Bu kız o kadar güzeldi ki, gülerek baksa kurumuş ağaç yapraklanırdı,
çorak yere baksa otlar biterdi, öyle mümtaz doğmuş bir candı
Yanında Orduhan adlı dayısı vardı.
Bir gün dayısına "bu saraydan başka dünya var mı?" diye sordu.
Dayısı "dünya dışarıdadır.
Ay ve güneş denilen iki nesne vardır, dünya bu iki nesne ile aydınlanır" dedi
Kız pencereyi açıp güneşe baktı ve bayıldı.
Güneş ışığından gebe oldu.
Altın Han ve hatun bundan utanıp kızı bir gemiye bindirip Tün denizine salıverdiler..."

Bu menkıbe, şüphesizdir ki Çin yıllığında yazılmış olan Hun-Uygur menkıbesinin aynı olamazdı, arada iki bin yıl süren kültür değişmesi vardır.

Çin kaynağındaki menkıbe şudur:

"Hun hakanının olağanüstü güzel iki kızı vardı.
Hun büyükleri bu kızları tanrı sayarlardı.
Hakan "bu kadar güzel kızları kişioğlu ile evlendiremem.
Ben onları tanrıya bağışlayacağım" dedi.
Başkendin kuzeyinde büyük bir saray yaptırdı ve kızlarını o saraya kapattı, "Tanrım, bu kızları kabul et" diye Tanrı'ya yalvardı...
Bir müddet sonra saray çevresinde bir kurt peyda oldu.
Küçük kız bu kurtla evlendi ve bir çocuk doğurdu...
Uygur sülalesi bu çocuktan türedi".

Gao-li sülalesi Fuyüy Hakan'dan türemiştir.
Bu hakan su tanrısının kıziyle evlendi.
Bu kızı bir saraya kapattı.
Bir gün güneş ışığı bu kızın üzerine dokundu.
Kız bu ışıktan kaçtı.
Fakat ışık onu takip etti.
Kız bu güneş gölgesinden gebe oldu..."

"Çingizname"nin saraya kapatılan güzeli Ülemelik efsanesinde, Hun-Uygur menkıbesinde rastladığımız "kurt" bulunmıyor. Fakat bu destani hikayenin biraz sonraki kısmında, Alangova * efsanesinde ışık ile beraber Boz Kurdu görüyoruz.

Alangova kocasız gebe olmuştu. Alangova gebeliğini "bana günışığı olup iniyor, kurt olup çıkıyor" diye açıkladı.

"... bundan sonra üç kişi-Kıpçak
Kara bey, Türkmen Kel Mehmet Uraduç bey, Alangova'ya sezdirmeden gizlice (Alangova'nın çadırını) beklediler.
Tanyeri ağarmıya yaklaştığı zaman gökten parlak bir ışık indiğini gördüler
Bir müddet sonra bu ışık yılkı yeleli boz kurt (yılkı yallı kök börü ) olup çıkageldi.
Bu üç kişi bunu açık ya gördüler... "

Çingiz Han ve ataları hakkındaki Moğol rivayetinde Boz Kurt efsanesi, Türk rivayetlerindeki gibi yaygın ve uzun değildir. "Moğolların gizli tarihi"nde "Boz Kurt" Çingiz'in ancak ilk atası olarak zikrolunuyor.

Çingiz Han'ın ceddi yüksek Tanrı'nın takdiriyle yaratılmış bir Boz Kurt idi, eşi beyaz bir dişi geyik idi.
Onlar denizi geçerek geldiler.
Onon nehrinin kaynağı ile Burhan - Haldun dağı çevresinde yerleştiler.
Bataçihan adlı bir oğulları oldu".

Moğol destanları bundan fazlasını bilmiyor.
"Türklerin "Çingizgame"sinde Oğuz destanında bulunan ağaç ve kuş unsurları da vardır. Oğuz destanına göre, Oğuz boylarının her birinin bir kuşu bulunduğu malûmdur. Dede Korkut hikayelerinden anlaşıldığına göre, ağaç, beylerin (herhalde boyunun) işareti olmuştur. Kahraman Başat, Tepegöz'e "atam adın sorsan kaba ağaç, anam adın dersen kağan arslan" diyor. Dede Korkut her hikayenin sonunda dua ederken "gölgelice kaba ağacın kesilmesin" diyor.

"Çingizname"ye göre Çingiz her boya işaret olarak, bir ağaç tayin ediyor.
"Çingiz Han kendisini arayan beylerine, her birine ayrı ayrı, damga, kuş, ağaç, uran (savaş parolası) verdi. Buduncar oğlu Kı-yat'a "senin ağacın çam, kuşun sungur, uramn uracan, damgan palan olsun. Ondan sonra Kongrat oğlu Sengle'ye "senin ağacın elma ağacı, kuşun şahin, uranın Kongrat, damgan ay olsun v.b... "

"Oğuz destanı"nda Kanglı boyunun adı hakkındaki efsane "Çingizname"de de Çingiz'e nisbet edilmektedir. Oğuznameye göre "Oğuz, babası ve amcalariyle savaşıp Hotene kadar illeri yağma etti. Alınan ganimeti herkes hayvanların üzerine yüklerken bir akıllı adam araba yapıp malları bunun üzerine yüklüyor. Türkçede arabaya "kanglı" denildiği için bu adama Oğuz Han "Kanglı' adım veriyor. Kanglı boyu bu araba icat eden adamın neslindendir (Reşidüddin rivayeti).

Uygur harfleriyle yazılan rivayette bu efsane şöyle anlatılmaktadır:

Oğuz Kağan'ın askerlerine, yanındakilere ve halkına öyle büyük bir ganimet düştü ki, yüklemek ve götürmek için at, katır ve öküz az geldi. Oğuz Kağan'ın askeri arasında tecrübeli, becerikli bir adam vardı. Onun adı Parmaklığ Çosun Bilig idi. Bu becerikli usta bir araba yaptı. Arabaya cansız ganimetleri yükledi. Arabamn ön tarafına canlı ganimetleri koydu. Onlar çektiler, gittiler. Oğuz Kağan'ın yamndakiler ve halk bunu görüp şaşırdı. Onlar da araba, yaptılar.

Bunlar arabayı çekerken (durmadan):

'Kanga, kanga' diye bağırıyorlardı. Onun için onlara Kanga adım koydular.

Oğuz Kağan arabaları gördü güldü ve:

"kanga kanga ile cansız canlı yürütsün; sizin adınız Kangaluğ olsun", dedi.

"Çingizname"deki rivayete göre, ilk defa arabayı icat eden adamın adı Baylın oğlu Kaldar bey idi.

Bu rivayet aynen şöyledir:

Işık ve Boz Kurt'tan peyda olmuş Çingiz kardeşleriyle bozuşup Kürlen denilen dağa çıktı.
Altı boyun beyleri toplanıp Alangova'dan Çingiz'in bulunduğu yeri öğrenip onu aramıya gittiler...

Boz atlı, ak donlu, altun kalpaklı, altun sadaklı, Cebrail gibi köklü Çingiz'i tanıdılar...
Dokuz boydan gelen on adam, Çingiz'i buldukları için, atlarını azat ederek salıverdiler.

Bunlara Çingiz "beni nasıl götüreceksiniz?" dedi. Beyler ne ile götüreceklerini bilmediler, şaşırdılar. Kaldar bey "ben bir hüner göstereceğim" diyerek araba yaptı. Arabacıların piri kimdir? derlerse Kaldar bey demelidir."
Bu rivayette Kanglıya rastlanmıyor.

Uygur rivayetinde Oğuz Kağan, Altun Kağan ile savaş yor. Çingizname'de Altun han güzel ilahi kız Ülemalik (ihtimal ki Moğol destanlarındaki Govamaral?) körklünün babasıdır. Uygur rivayetine göre, Altun Kağan Oğuz Kağan'a baş eğmiş, çok armağan sunmuştur.

W. Bang ve Rahmeti, bu -Altun Kağan için şu notu veriyorlar:

'Altun Kağan Yuçen (Kin)lerin hükümdarı olsa gerek... Bu sülale 1234 senesinde Moğollar tarafından kovulmuştur. Müellif Altun Kağan ile Çiirçet Kağan'ın aynı olduğunun farkında olmıyarak Yuçen'leri sonradan bir daha 'Çürçet' şeklinde gösteriyor

İki ad taşıyan aynı ülkenin veya şahıs ve sülalenin ayrı ayrı şeyler olarak geçmesi destanlarda, hatta tarih kitaplarında bile, olağan şeylerdir. Bununla beraber, Altun Kağan adı veya unvanı Türkler ve Orta - Asya'da yaşamış olan başka uluslar arasında Kin sülalesinden çok önce dahi, destani bir ad olarak, yayılmış bir ad olsa gerektir. Kaşgarlı Mahmut, İskender zamanına ait bir olayı tasvir eden hikayede Altun Kan adlı bir dağdan bahsetmektedir. XVI. yüzyılda Güney Moğolistan'da Tümet ulusu tarafından kurulan kuvvetli bir Hanlığın Hanı Andi (1532 — 1585) "Altun Han" unvanını almıştı. Özbek Hanı Şeybani Muhammed'in bir muammasında Altun Kağan adı geçmektedir (Şeybani Divanı, Topkapı Sarayı nüshası).

Oğuz Han destanlariyle Çingizname'nin karşılaştırmalarından anlaşılıyor ki XII - XIV. yüzyıllarda Kıpçak Bozkırlarında ve eski Uygurlar bölgesinde yaşıyan Türk ulusları arasında çok eski bir destan kalıntıları dağınık halde bulunmuş; sonra Çingiz adı çevresinde toplanıp Çingizname'yi meydana getirmiştir. Dikkate değer ki, Oğuz Han gibi Çingiz de Müslüman kahramanı oluvermiştir (ak atlı, Cebrail gibi körklü).

Reşidüddin Tabib'in tesbit ettiği Oğuzname'nin Oğuzların Müslüman olduktan sonra söyledikleri destandan alınmış olduğuna şüphe yoktur. Eski Oğuz destanında bulunduğuna şüphe olmıyan Boz Kurt efsanesi Reşidüddin Tabib'te yoktur. Hatta Moğol rivayeti olarak kaydettiği Ergene - Kon efsanesindeki Börte Çine'yi bir şahıs adı saymıştır. Halbuki Börte Çine Moğolca Boz - Kurt demektir. Eski Türk ve Moğol rivayet ve geleneklerini iyi bilen Ebülgazi Bahadır Han gerek "Şecere-i Türk"de, gerek "Şecere-i Terakime"de Boz-Kurt efsanesinden bahsetmiyor; ona göre de Börte Çine bir kişi adıdır. Dikkate değer ki, İslam tesirine hiç rastlanmıyan Oğuz Kağan destanında dahi Boz - Kurt ata değildir, ancak Oğuz Kağan'a yol gösteren klavuz, arkadaştır.
Kurban Ali Halidi'nin tesbit ettiği bir Başkurt rivayetine göre Kurt, Başkurtların atalarına kılavuzluk etmiştir.

Bu rivayet şöyledir:

"...Hacı Molla Zahireddin nam seyyahın nakline binaen Başkurt isminde vechi tesmiye: zamanı mazide ecdadımızdan üç adam kış seferinde yol şaşırıp kalmışlar iken, ittifakan kurdun izine düşüp il bulmuşlar. "Bizler kurdun iziyle geldik, bize kurt başçı (rehber) oldu" dediklerinden bu üç zatın furuuna başçısı (rehberi) kurt olan adamların nesli demek siyakında Başkurt deyüp bu nam evladlarına lakap olup kalmış. Ehali Başkurdun ecdadı işbu üç zatmış. El-uhdet-ü ala-r-ravi".

Ebu Sa'id Abdülhay Gerdizi'nin "Zeyn-ül-ahbar"ında tesbit edilen Türk efsanelerinden Kurda dair ancak bir işaret vardır:

"Türklerin atası olan Yasef hastalanmıştı. Onu karınca yumurtası ile tedavi edip kurt sütiyle beslediler. Türklerin az kıllı (köse) olmalarına karınca yumurtası, tabiatlarının yaman olmasına kurt sütü sebep olmuştur".

Eski Türk destanının en önemli motiflerinden biri olan kurt efsanesini Müslüman tarihçilerle Budist-Uygur kültürüne mensup olan okur-yazar adamlar daha makul bir şekle sokmıya çalışmış olsalar gerektir.

Moğol istilasından sonra tesbit edilen Ergene - Kon efsanesi eski Türk destanının, muhakkak ki, bir epizodundan ibaretti. Bu efsanede kurtarıcı demirci ile Boz - Kurt unsurları Türk tarihindeki büyük bir olayı tasvir eden destana, süs olarak, eski bir destandan alınmıştır. Bu büyük olay Türkler'in Juan-Juanların egemenliğinden kurtulup büyük Gök - Türk hakanlığını kurmaları olmuştur. Destan şairi bu olayı tasvir ederken, Aşine sülalesine ait ne kadar efsane ve tarihi rivayetler varsa hepsinden faydalanmıştır.

Aşine sülalesi hakkında Çin kaynağı şu efsaneyi naklediyor:

"Türkler'in ilk atası Batı denizinin batısında bulunuyordu. Bunun ulusu Hunların bir bölümü olup Aşine adını taşıyordu. Bu Aşine boyu komşu uluslardan biri tarafından yok edildi; bunlardan ancak bir oğlan kaldı. On yaşlarındaki bu oğlana acıdılar. Ayak kolunu kesip bir kamışlıkta bıraktılar. Bu çocuğu dişi kurt besledi. Düşman han çocuğun yaşadığını işidip öldürmek için adamlarını gönderdi. Kurt çocuğu alıp Altay dağlarının ortasına geldi. Her tarafı dağlarla kapalı bir mağarada on çocuk doğurdu. Bu çocuklar evlendiler, her birinden bir boy türedi. Bunlardan biri Aşine boyu idi. Aşine'nin boyu büyüdü. Bir müddet geçtikten sonra Aşine boyu Asençe denilen birinin idaresinde bu mağaradan (dağlıktan) çıktı".

Çin yazarı bu rivayeti, şüphesiz, Türkler'in destani rivayetlerinden almıştır. Bununla beraber, şu gerçek tarihi olayı da yazıyor:

"536 yılında İli Han Tumın, Türk devletini kurduktan sonra, Cücen Hanı'nın kızını istedi. Cücen hanı Türk elçisine hakaret etti. "Türkler benim demircilerimdir. Kızımı istemiye nasıl cesaret ediyorsunuz" dedi.

Türkler bir müddet önce Cucen'lere tabi olup Altay'da onlar için demircilik yapıyorlardı. Bir boyun başka bir duşmai1 boy tarafından yok edilip ancak bir çocuk bırakılması çocuğun kurt tarafından beslenmesi Türk destanının en eski motiflerinden biridir.

Milat'tan 119 yıl önce Batı ülkelerini gezerek Çin İmparatoru'na rapor veren devlet adamı Çjan-Ken şöyle diyor:

"Hun ülkesinde bulunduğumda işittim ki, Usun hanı Gunmo unvanını taşıyor. Bu Gunmo'nun babası Hunların batısındaki bir ülkeye sahiptir. Gunmo'nun babası bir savaşta Hunlar tarafından öldürüldü. Yeni doğmuş olan Gunmo'yu kırlara attılar. Kuşlar çocuğu sineklerden koruyor, dişi kurt sütiyle besliyordu. Hun hakanı buna şaştı, bu çocuğu Tanrı saydı, onu kendi terbiyesine aldı, büyüttü. Babasının ülkesini ona geri verdi".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK DESTANLARINA GENEL BİR BAKIŞ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 20:03

3 § Çin yıllıklarındaki, İslam tarihçilerinin eserlerindeki Türklere ait rivayetlerin çoğu Moğol istilasından sonra yaşıyan tarihi kahramanların destanlarına kadar sokulmuştur. Mesela XIV - XV. yüzyıllarda Altun Ordu ve Çağatay uluslarında gelip geçen Ediğe, Toktamış, Çora Batır gibi tarihi kahramanların destanlarında bile eski destanların kalıntıları vardır.

Destanlar eski görenekleri, gelenekleri, geçmiş ataların dünya görüşlerini, tıpkı ayna gibi, aksettirirler. Müslüman Türklerin gazi-kahramanlarının kafirlerle savaşlarını, yaşayışlarını tasvir eden destanlarda bile evlenme, doğum, ad verme, ölüleri gömme, yas törenleri, askerlik, savaş, barış, av töre ve yasalarını anlatan kısımları İslam destanının kalıntılarından başka birşey olmıyan Dede Korkut hikayelerinde tasvir edilen Oğuz gazilerinin inanışları, dünya görüşleri İslamdan önceki kahramanlarınkinden farksızdır. Oğuz gazileri eski Türk kahinlerinin kopuzunu kutlu sayıyor, "mere, kafir, Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım. Eğer elimde kopuz bulunmayaydı, ağam başı için, seni bir pare kılırdım" diyor.

Bu gazilerin yas törenleri VII. yüzyılda Orhon boylarında yaşamış olan Gök - Türkler'in yas törenlerinden farksızdır. Kahramanların ölümünden sonra bindiği atın kuyruğu kesilerek kurban edilir; yaslı kadınlar yüzlerini parçalıyarak ağlarlar, erkekler sarıklarını yere vururlar... Deli Domrul adlı bir kahraman ölüm meleği ile savaşıyor, kavga ediyor. Oğuz gazilerinin en büyük kahramanı Salur Kazan beg "kurdun yüzü mübarek" diyor; "sası dinli kafirlerle" savaşan bu gazi çok eski devirden kalma yasaya uyarak Oğuz boylarına evini barkını yağma ettiriyor...

Ad verme töreni de en eski destan devrinin hatırasıdır. Elimizdeki Türk destanlarından anlaşıldığına göre, destan devri yaşamış Türkler'de ana-babamn çocuklarına verdikleri ad gerçek ad sayılmamıştır. Bir genç savaşta veya avda yiğitlik gösterdikten sonra babası bütün boyu toplar, büyük düğün yaparlardı. Gencin gösterdiği yiğitlik takdir edilirse, boyun kahini ona bir ad verir, genç de boyun gerçek üyesi olurdu. Dede Korkut hikayesinin kahramanları da boy kurumunun bu yasasına riayet etmişlerdir.

Destancı şöyle diyor:

"o zamanda bir oğlan baş kesmezse, kan dökmezse ad komazlardı".

Müslüman Türklerden Kırgızların Manas destanı eski devirlerin hayatım aksettirmesi bakımından başka destanlar arasında ayrı bir yer tutmaktadır. Bu destanın şimdiye kadar tesbit edilen kısımları bile en az bin yıl önceki büyük Türk devletlerini kuran ulusların hayatım, görenek, geleneklerini gözümüzün önünde canlandırmaktadır.
Manas destanının bir faslı olan "Han Kögütey yogu"nun 1860 yıllarında Velihanoğlu Çokan tarafından tesbit edilen şekli bize Orhon Yazıtlarını hatırlatıyor.

Bu rivayette Han Kögütey ulusuna şöyle diyor:

"Benim gözlerim yumulduğu zaman vücudumu kımızla yıkayınız. Etlerimi kemiklerimden keskin kılıçla sıyırınız. Bana zırhımı giydiriniz... Başımı doğuya doğru koyunuz, Mezarıma gelecek olan kadınlara kumaşlar dağıtınız. Kara Sart türbemi yapsın, kullanacağı tuğlaları seksen keçi yağiyle terbiyelesin. Aşımı veriniz...
Beylerim, ulusum, sözlerime kulak veriniz: sizlere sıçan kapaniyle kuş avlattım, serseri dolaşıyordunuz sizi topladım, topluluk kurdum, dağılmış boyları topladım il yaptım. Benim ölümümden sonra ulusum tekrar dağılmasın. Ulusuma bakınız, topladığım il dağılmasın. Yaya gezenlerine at, çıplak gezenlerine giyim veriniz..."

Manas destanının bu parçası İslamdan çok önceki defin ve yas (yog) törenini tasvir etmektedir. XIX. yüzyıl Müslüman Kırgızlar için böyle yas ve defin töreni ancak destan devrinin hatırasıdır.

Altay'lıların destanlarında eski devrin hatıralarına daha çok rastlamak mümkündür. Sagay'ların "Ay Mergen ve Altın Kuş" destanında Ak Han'ın atı ve karısiyle beraber gömüldüğü anlatılmaktadır (Proben, II, 423 - 424). "Katay Han ve Buzalay Mergen" destanında Katay Han'ın oğluna vasiyeti, ölümünden sonra atı, karısı ile beraber gömüldüğü tasvir edilmektedir.

Altay destanlarının tasvir ettiği tarih merhalesi VII. yüzyılda yaşamış olan Gök - Türkler devrinde bile çok eski bir geçmişin hatırası sayılmış olacaktır.
Destan kahramanlarının Tanrı, peri kızlariyle evlenmeleri motifi de XV. yüzyılda teşekkül eden destanlara kadar sokulmuş bulunmaktadır. Çin yıllıkları Türkler'in büyük atasının yaz ve kış tanrılarının kızlariyle evlendiğini hikaye ederler. Oğuz Kağan destanına göre, Oğuz Kağan ışık içinden çıkan bir kızla evlenmiştir. Uygurlar'ın hakanı Buğu Han geceleri gökten inen bir kızla evlenmiştir. XV. yüzyılda teşekkül ettiği anlaşılan "Ediğe ve Toktamış" destanına göre, Edige'nin büyük atası kuğu kuşu suretine girebilen bir peri kızla evlenmiş, sonra bu kız onu bırakıp uçup gitmiştir. Dede Korkut kitabındaki "Tepegöz" Oğuz çobanının kanatlı peri kıziyle münasebetinden doğmuştur. Altaylılar'ın "Kögütey" destanının kahramanı Kuzgun Kara Batır kadınlarından biri ay kızı Altun Tana, biri de güneş kızı Gümüş Tana'dır.

Destan motiflerinin bir çoğu uluslar arasında ortak veya gezici motifler olduğu malûmdur. Mesela, Ergene - Kon efsanesindeki kur-tarıcı demirci motifi bunlardan biridir. Bizim için önemli olan cihet bu motiflerin çok eski çağlarda Türk destanlarında bulunmasıdır. Dünya uluslarının destanlarında müşterek motif sayılan "kurtarıcı demirci" motifinin Türk destanında da bulunması tarihi bir olayın yankısıdır. Juan-Juan'lar tarafından esir alınarak Altay'a maden ocaklarında çalıştırılan bir Türk boyu V. yüzyılda ayaklanarak kurtulmuş olduğu Çin yıllıklarında yazılmıştır. Bu olayın destanına Boz-Kurt efsanesinin de karıştırılmış olması ayaklananların kurt başlı bayraklarının hatırası olabilir.

4- Destanlara göre alplar çok eski çağlarda, dünya yaratıldığı zamanda yaşamışlardır. Kırgızların Manas destamna göre, bütün dünya ulusları "yer yer olduğu, su su olduğu zaman", müslüman ve kafir olarak, iki bölüğe ayrılmışlar, Manas ve çağdaşları da o zaman ömür sürmüşlerdir.

Altaylı Kaç'ların Soyun Alp destanı şöyle başlıyor:

Yerin ilk yaratıldığı, Akan kırmızı bakırın durulup Sertleştiği çağda,
Akar suların ilk defa akmıya başladığı Ak kavakların ilk defa bittiği çağda Ak denizin kıyısındaki Dağın yamacına
Alp Soyun çadırını kurmuştu...

Altaylı Şor'ların "Kan Mergen" destanı bu alpın ulusunun yaşadığı zamanı şöyle anlatıyor:

Pek eski çağda idi bu...
Şimdiki nesilden önce,
Eski nesilden sonra olmuştu bu...
Kaşıkla yer bölündüğü,
Kepçe ile su üleşildiği,
Yer yer olup yaratıldığı,
Yer yarılıp ağaçlar bittiği,
Ağaçlar yarılıp Tomurcuklandığı,
Kayın ağacı yapraklar açtığı çağda
Bu ulus yaşamıştı...

Destanlardan birinde "Yağız Yer yaratıldığı zaman Kır atlı Kır Cutay türemişti" deniliyor.
Destanlarda kalıplaşmış olarak sürüp gelen bu sözler, Orhon Yazıtlarındaki "Üste mavi gök, altta yağız yer yaratıldıkta, ikisi arasında kişi oğulları yaratılmış, kişi oğulları üzerine babam ve dedem Bumın kağan ve İstemi kağan (hükümdar olarak) oturmuşlar" parçasını hatırlatmaktadır.

Altay ve Kırgız destanlarında Orhon Yazıtlarında geçen tasvir tarzı ve ifadelerini andıran birçok parçalara rastlamak mümkündür ("alpların kanı suca aktı, kemikleri dağca yattı...", "yoksulları zengin yaptı, yaya gelenlere at verdi, çıplak gelenleri giyindirdi... " gibi).

Alpların doğumları da bayağı kişilerin doğumuna benzemez. Alpların çoğu Tanrı'ya kurban sunarak dini törenler yaptıktan sonra türemişler, doğarken avuçlarında kan veya başka bir işaret tutarak dünyaya gelmişlerdir. Kırgız destanının kahramanlarından Manas, Kançora, Külçora böyle doğmuşlardır. "Moğolların gizli tarihi"ne göre Çingiz Han "avucunda aşık kemiği kadar kan tutarak doğmuştu".

Alplar daha çocukken avlara, savaşlara gidiyorlar. Hele Altay destanlarının Alpları yedi - sekiz yaşlarında hayata atılıyorlar. Tarihi unsurları daha çok olan Bozkır destanlarında yiğitlik çağı ondört yaşta başlar.

18. Kırgız destanı Manas'ın kahramanlığını şöyle tasvir ediyor:

Yakıp oğlu genç Manas, Yalnız doğmuş er Manas, On yaşında ok atmış, Ondördüne basınca Ordu devirip han olmuş.
Altaylı Kaçların bir destanının kahramanı Kan Mergen çocukken ava çıkmak ve kız aramak (kaçırmak) istiyor.

Ablası ona:

"boyun poşun gelişsin, ağzındaki süt temizlensin, sonra gidersin" diyor.

Kan Mergen şu cevabı veriyor:

Alpların boyu posu Alplarla çekişirken gelişir Ağzındaki süt At üstünde, seferlerde temizlenir
Alpların kuvvetleri çok mübalağa ile tasvir edilir. Alplar ata binip savaşa hazırlandıkları zaman, yalnız kişioğulları değil, tabiat bile korku geçiriyor.
Kudretinden gün korktu Gün buluta sığındı Ateşinden ay korktu Ay buluta sığındı...

Gerek Manas destanında, gerek Altaylıların türlü destanlarında bu gibi mübalağalı tavsifler klişe halinde tekrarlanır.
Alplar tanımadıkları kişi ile karşılaştığı zaman "geyiğin tüyü olur, kişinin adı, soyu olur. Adın ne?" diye sorarlar. Yabancı da kim olduğunu (mesela, "kır atlı Cotay Alp", "sarı atlı Salay Alp", "konur atlı Alp Korıy beg" olduğunu) söyler. Sagayların "Ay Möke" destanının kahramanı Alp Ay Möke, babası Altun Ergin'in verdiği dağda avlanırken, burada başka bir yabancının avlandığını görüyor ve "geyiğin tüyü olur, kişinin adı olur. Adın ne?" diyor. Yabancı "bana kan kızıl atlı Kan Kaygalak Alp derler. Yukarıdaki Tanrı bana vız gelir. Ulu Alpları fiske vurup öldürmüşüm, küçük Alpları kamçı sallayıp öldürmüşüm" diyor.

Alplar kendilerini düelloya çağıran düşmanlarım, uzak yoldan gelmişse, misafir eder, silah seçmekte serbest bırakır. Alpların hile ve ihanet yoluna saptıkları ancak masallaşmış destanlarda söylenir. Düelloya hazırlanırken Alpların dostça konuştukları da olur. Çinli kahraman Akıran Taş ile Altaylı Alp Çes-Möke karşılaşıyorlar. Selamlaştıktan sonra Akıran Taş "ben ölürsem Çin yurdu alpsız kalır. Çin'de benden başka alp yok" diyor. Çes Möke ona "ben de ölsem sen de ölsen mavi gök yere düşmez, akar sular da çoğalmaz. Bu dünya yaratıldığı gibi kalır; senin, benim ölümümle dünya değişmez" diye cevap veriyor.

Kırgızların destam Manas ile Yolay'ın düellosunda aralarında geçen konuşmayı ve yaralanan Manas'ı Yolay'ın tedavi etmiye çalıştığım anlatıyor.
Genel olarak destanların tasvir ettikler alplar devrinde mertlik geleneklerine riayet edildiği anlaşılmaktadır. Dede Korkut hikayelerine göre, Oğuz alpları "uyuyan düşmanı öldürmezlerdi". XVI. yüzyıl Türkmenleri alplar devrinin son kahramanı Köroğlu'nun ağziyle söylettikleri "delikli demir çıktı, mertlik bozuldu" vecizesiyle alplar devrinin kapanmış olduğunu belirtmek istemiş olsalar gerek.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir