Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sümer ve Türkmen Dillerinin Mukayesesi

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Sümer ve Türkmen Dillerinin Mukayesesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 22:52

SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

1. Dillerin Meydana Gelişi ve Onların Akrabalığı Meselesi


"Dil mitler ve masallar yolu ile muhafaza edilip, kuşaktan kuşağa geçmek yoluyla çoğalmış ve zenginleşmiştir. Elde edilen tarihi belgeler insanın dil ile hayvandan ayrılmış olmasını anlatır. Dil, "tanrıların insanlara verdiği armağan" olarak telakki edilmiştir. Bu anlam sonra Kitab-ı Mukaddes'te şöyle izah edilmiştir: "Başta sadece dil vardı."

İnsan topluluklarında dilin meydana gelmesi üzerine düşünürler çeşitli fikirler ortaya koymuşlardır. Burada dünya çapında tanınmış ünlü dilci, uluslar arası Dog-Hamershold ödülünü kazanan, 25 dilde konuşan ve dil konusunda yüzden fazla eser yazmış Charles Berlitz in fikrine bakalım.

Dilin meydana gelişi konusunda ortaya konmuş fikirler ve teoriler şöyle özetlenebilir:

1- Genellikle kuşun, balığın, su ve kır hayvanlarının seslerine benzer seslerin işlenmesinden ilk sözcüklerin meydana geldiği kabul edilmektedir.

2- İlk sözcüklerin bir şeyi duyurmak veya yardıma çağırmak için kullanılan seslerden meydana gelmesi muhtemeldir: Hey, tut, kaç, ne vs. Bu sesler mesela bir mağaradan bir yaban hayvanının beklenmedik durumda birdenbire çıkıp saldırdığı anda çıkan sesler olmalıdır.

3- "Aha" teorisi:

Kötü ya da şaşkınlık, açlık, ağrı gibi heyecanı etkileyen duygular sonucu uf, ay, vay, ov gibi ilk sözcükler meydana gelmiştir.

4- Bau-Bau teorisi:

Hayvanların seslerine öykünerek onlara benzer sözcüklerin meydana getirilmesi ya da adların konulması. Örneğin mu-mu (öküz), hau hau (köpek), me-me (koyun).

5- Kling-klang teorisi:

Dilin insanı etkileyen çevresindeki şeylerden meydana gelmesi: "Bum" gök gürültüsü, "plaç" su, "tziş" bıçak, "kinstir" ateş, "pika pika" yıldırım, Yunanlılarda "bum" her patlayıcı şey vs. "Tun tun" kızılderililerde yürek demektir.

6- "Yo-he-ho" teorisi:

Bu teori ilk sözcüklerin meydana gelmesini, insanların beraberce çalışmaya ve yaşamaya başladığı zamanda birbiri ile anlaşmak gerektiği fikrini ortaya koymaktadır. Mesela büyük taşları beraberce yuvarlayarak bir tehlikeli hayvanın inini kapatmak gibi işlerde. Türkü ve şiirlerin de bu gibi durumlarda meydana geldiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Günümüzdeki dillerde kökü Neolitik Çağ'a ait olan sözcükler vardır. Mesela Bask dilinde bıçak için kullanılan sözcüğün tercümesi "kesen taş" (keskin taş) oluyor.

7- Pu-pu teorisi:

Bu teoride, ilk temel dilin meydana gelmesinde korku, av ve savaşın olduğu fikri öne sürüyor. İlk sözcüklerin duygu, heyecan ve coşku gibi ruhi hareketleri ifade etmek için meydana geldiği kabul edilmektedir. Sevgi ve nefret sözcükleri buna bir örnektir. Dillerin hemen hemen hepsinde "sevgi" için kullanılan sözcük, hoş ve yumuşak olurken "nefret" için kullanılan sözcük tam tersine kaba ve sert yansımaktadır."

Burada başka bir dilci olan Faster'in, dillerin akrabalık konusunda öne sürdüğü fikri zikredebiliriz. O Amerika Kızılderililerinin de hemen hemen 10.000 yıl önce Kuzey-Doğu Asya'dan Bering Boğazından geçip gittiklerini, onların soylarının Avrupa-Moğol karışımı olduğunu hatırlatarak yeryüzündeki insan toplumlarının birbirinden tam ayrı yaşamadıklarını, onların şimdiki konuştukları dillerin temellerinin bir kaynaktan geldiğini ve köklerinin nihayet bir noktada birleşmekte oldukları fikrini ileri sürmektedir. Buna örnek olarak Kızılderililerin dili ile Fin-Ugor ve Lap gibi Avrupa'da yaşayan halkların dilleri arasındaki benzerlikleri gösterir.

Buradan Fin-Ugor dilleri ile Türk dillerini de içeren Ural-Al-tay dillerinin akrabalığını göz önünde bulundurursak, Kızılderililerin dilleri ile Türk dillerinin de akraba olabileceği neticesi ortaya çıkar.

Faster ortaya koyduğu fikrini birkaç örnek verdikten sonra şöyle devam ettirir: "Konuşmamızın başından beri zikrettiklerimizi bir daha kısaca tekrar etmek istersek, ispat edilmesi gereken meseleler aşağıdakilerden ibarettir:

1. Bütün insanlık bir dönemde ortak bir dili konuşmuş mu veya ayrı ayrı toplumlar birbirinden bağımsız ayrı ayrı çağlarda, kendi yaşadıkları bölgelerde kendilerine ait özel dil mi oluşturmuşlar? Bu soruya şöyle cevap veriliyor. Şimdiki kuşaklar, yeryüzünde yaşayanların tümünü oluşturan genel ve ortak sözcük mayasını oluşturmuşlardır. Günümüze kadar mevcut olan ispat imkanına göre, bu söz mayası altı tane arketipten kaynaklanmıştır.

Bu arketipler şunlardan ibarettir:

1. Ba,
2. Kail,
3. Tal,
4. Os,
5. Ak (Acq),
6. Tag

2. Yukarıdaki cevabın ispatı olarak "insan dili kesintisiz ve devamlı gelişmeye uygun olarak, kendi başlangıcından günümüze kadar, binden fazla dil ve lehçeyle ayrılmış olmasına rağmen, belli bir açık yolu aşmıştır" şeklindeki düşünceye güçlü destek vardır.
Günümüzdeki çok çeşitli dillerimizin kökü, yukarıdaki altı tane arketipten kaynaklanmış olan az sayıda sözcüklere gitmektedir. Bu durum gerçek ise, her dilde varolan binlerce kelimenin, bunlar gibi az sayıda ve çok basit olan başlangıç formalarından kaynaklanmış olması söz konusudur. Çünkü her bir dil, belli amaçları anlatmak için kullanılmış ses formalarından meydana gelmiştir. Yukarıda izah ettiklerimizi kısaltarak şöyle formülleştirebiliriz: Bütün insan birliğinin altı tane arketipten oluşan belli bir ortak sözcük mayası olmuştur. Bu sözcük mayası günümüzde de her bir dilin temelini teşkil etmekle beraber, günümüzdeki dillerin arasında var olan bağlantıyı açıkça göstermekte ve anlatmaktadır."

Faster bu eserinde altı tane arketipin her birinde çeşitli dillerde oluşan birkaç bin sözcüğü örnek vererek, onların anlattığı genel amaçları konusunda izahlar da vermiştir. Bu kelimeler arasında günümüzdeki Türkmence'de kullanılmakta olan sözcüklerin pek çoğuna rastlıyoruz. Ancak bu meselenin üstünde durmak konumuz çerçevesinde mümkün olmadığından, onun özel bir konu olduğunu, dil ve kültürümüzün tarihini öğrenmekte büyük önemi olacağını hatırlatmakla geçiyoruz. Bu sözcüklerin tarihi önemi konusunda düşünür sözüne şöyle devam ediyor: "Amerikalıların (burada Kızılderilileri kastediyor B.G.) dillerinin öğrenilmesini önemli kılan başka bir gerçek ise, dilin her zaman için gözden kaçırılması mümkün olmayan belgesel ehemmiyete sahip olmasıdır. Çünkü bir defa yazılarak kalan her sözcük belli bir dönemin gerçeğini kendinde muhafaza ederek devamlı anlatmaktadır. Başka şeyler değişebilirler ancak sözcükler değişmeden devamlı kalır. Eski Almanca "faran" sözcüğü buna açık bir örnektir. Bu sözcük günümüzde araba, bisiklet veya başka bir araçla belli bir yere varmayı anlatırsa da ancak aynı kelime bundan iki bin yıl önce bir yere yaya olarak varmayı anlatmıştır.

Görüldüğü gibi Alman dilindeki "fahr" sözcüğü Türk dilindeki "var" (varmak) sözcüğü ile aynı kökten meydana gelmiştir. Faster'in fikrine göre, arketipler meydana geldikten sonra yeryüzünde yaşayan insanların eski atalarının genel bir ortak dil oluşturdukları, ilk meydana gelen sözcüklerin ise "doğa", "ateş" ve "kadınlar" ile ilgili olduğu ispat edilmiştir. O, sözünün ardından dünyanın çeşitli dillerinden kadınlarla ilgili sözcüklerin yüzlerce örneğini veriyor. Bu örneklerin arasında günümüzdeki Türkmen dilinde var olan "ene" (bazı ağızlarda emme), "mama" (annenin annesi), "heley" (eş, hanım, gelin), "gıyz" (kız), "gayın" (kayın) gibi sözcüklerin aynısı veya onlara çok benzer kelimeler vardır.

Şimdi konumuza aşağıdaki sorularla devam edelim:

Yukarıda ortaya koyulan bilimsel fikirlere uyarak, "yeryüzünde birbirini anlamayan binlerce dilin aynı kaynaktan meydana geldiği" sonucuna varırsak, o zaman bu dilleri hangi ölçülere göre belirli akraba öbeklerine ayırabiliriz? Bu soruya tanıdığımız uzmanlar aşağı yukarı aynı cevabı vermişlerdir.

Biz burada bu konuda geniş ve ilmi açıklama yapan Störig'in fikrini esas alıyoruz:

"Kökü bir olan diller, kendi aralarındaki genetik bağlantılarla belirlenmektedir ve bu bağlantı esasında başka dil gruplarından farklılaşmaktadır." Birbirine genetik bağlılık" ne demektir?

Bunun için aşağıdaki üç etabı göz önüne almak gerekir:

1- Birkaç dilin belli bir ana dilden meydana gelmiş olması ile ilgili olarak yazıya geçmiş mükemmel dokümanların, inandırıcı delillerin elde olması. Mesela Fransızca, italyanca, İspanyolca gibi "Roman" dillerinin Latin dilinden meydana gelmiş olması konusunda böyle dokümanlar vardır.
2- Dillerin birinci gruptaki gibi belli bir dilden meydana gelmiş olması hakkında yeterli doküman bulunmasa bile, çeşitli diller ve onun lehçeleri özellikle onların elde edilmesi mümkün olan en eski örneklerini nazar-ı itibara alarak araştırıldığında, temel bir dilden meydana gelmiş olmaları açığa çıkabilir; Indo-German dillerinde durum böyledir. Yani onların en eski nüsha-ları araştırıldığında dokümental olmasa da aynı dile gittikleri görülebilir.
3- Birinci etaptaki gibi iyice dokümental olarak ispat etmek veya ikinci etaptaki gibi yeterli miktarda esaslı dokümanlar olmasa da, belli bir dil grubu, onların ortak sözcüklerini (elbette ayrı ayrı akraba olmayan dillerin de sözcük alıp verme imkanını dikkate alarak), her şeyden önce onların gramer ve ses benzerliklerini esas tutarak onların "belli bir akraba dil grubunu oluşturuyor" şeklinde bir varsayımı ortaya koymak mümkündür. Bu şartlara göre örneğin Kızılderililerin, Afrikalıların ve buna benzer bazı kaybolmuş eski kavimlerin dilleri, belli bir dil ailesinde yer almaktadırlar."'

Sümer dili ile Türk dilinin mukayesesine gelince, bu diller arasındaki ilişkilerin ispatı için genelde ikinci ve üçüncü dil kaynaklarına başvurulmaktadır, yani bu iki dilin sözcüklerinin ve onların gramerlerinin arasındaki uygunlukları ve benzerlikleri esas almakla hareket etmek mümkündür.

Dil uzmanlarının dünyadaki dilleri sınıflandırmak için teklif ettikleri gramer kuralları ve ölçülerine bakılırsa, dillerin geçirdikleri olgunlaşma süreçleri ve onların gramer özellikleri birbirinden çok farklı ve karmaşık olmasından dolayı araştırmacıların onları belli gruplara bölmeleri de birbirinden biraz farklıdır. Ancak genellikle dünyadaki diller aşağıdaki şu üç temel gruba bölünmektedir.

Sümer-Türk dillerinin köklerinin bir olup, bir gruba ait olması hakkında bilgi ve açıklamalar bulunmaktadır. İranlı tarihçi Hasan Pirniya şunları kaydeder: "alimler dünyadaki mevcut dilleri üç gruba ayırmaktadırlar. Birinci grup "tek heceli" diller (Monosilabik). Bu dillere "kök diller" de denilir. Bu diller kök sözcüklerden meydana gelir. Bu kelimelerin önüne veya ardına başka heceler eklenmez. Çin, Anam ve Siam dilleri bu gruba aittir. İkinci grup "iltisaki" dillerdir.

Bu dillerde kök sözcüklerin ardına ekler katılmak yolu ile yeni sözcükler yapılıyor, ancak kök sözcük değişmeden kalır. Dilleri iltisaki olan halklar şunlardan ibarettir:

1- Ural-Altay dilleri, örneğin Türkler, Tatarlar, Moğollar, Finler, Tunguzlar, Samoyedler.
2- Japonlar ve Koreliler.
3- Hind Dravidiler ve Basklar.
4- Yerli Amerikalılar.
5- Afrika'daki Nubililer, Hutentutlar.

Eski kavimlerden bu dil grubuna girenlerden Elamlılar, Hititler, Sümerler üzerinde de durulmaktadır. İlim adamlarının bazıları Sümerceyi de iltisaki dillere dahil etmektedirler. Üçüncü dil grubu ise Ariyanlı Hind Avrupalılar ve Samilerden ibaret olan "Flektiv" dil grubudur."

Kaynakça
Kitap: 5000 Yıllık Sümer - Türkmen Bağları
Yazar: Begmyrat Gerey
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 22:58

2. Dünya Dillerinin Sınıflandırılması

1. Bükünlü Diller: (Flektiv / Tasrifi):


Bu dil grubunda sözcükler kendi temel anlamlarını muhafaza ederken çeşitli kişilerde, durumlarda ve sözlerde tuttukları yerleri ile ilgili çeşitli şekiller alırlar. Örneğin "İnnomine Patris" (babanın adında). Burada nomine sözcüğü nomen (ad, isim) sözcüğünden gelir, ardına eklenmiş "e" harfi onun "in" prepo-zisyonu ile ilişkisini gösterir. Patris sözcüğü pater sözcüğünün "ilgi durumundaki" şeklidir. Görüldüğü gibi burada kök sözcük değişmiştir, ancak buna rağmen onu açıkça tanımak mümkündür. Ardından eklenmiş "is" eki ise, buradaki ilgi bağlantısını anlatır.

2. Bitişindi Diller (Agglutinativ / iltisaki)

Alman dilinde de "miteinander" gibi birkaç sözcüğün birleştirilerek yazılmadığını görürüz. Ancak bu bitişimlilik hadisesi değildir, çünkü onları "mit ein ander" şeklinde ayrı ayrı yazmak da mümkündür ve bu durumda da onun manasını açıkça anlarız. Bitişimli dillerde ise, ekler birbirinin ardından eklenerek (katılarak, birleşerek) gelir ve Indo-German dillerindeki flektion öğelerinin (edat, zamir vb.) vazifesini yerine getirir. Örneğin, Türk dilinde ev sözcüğünün ardına "im" ekini katarak "evim" (mein Haus) ve çoğul eki "1er" eklemek vesilesi ile "evlerim" (meine Hauser) yapılır. Bu eklerin her birisi bir anlamı gösterir ve aynı zamanda onlar, sağlam ve güçlü kaidelere uygun olarak birbirinin ardından gelir."

Görüldüğü gibi bitisimli dil grubuna ait olan Türk dili ile İndo-German dil grubundan olan Alman dili karşılaştırıldığında bu iki dil grubunun benzer özellikleri ve farklılıkları daha açık anlaşılacaktır. Türk dilinde durumlar, kişiler ve zaman, sağlam kaidelere uygun şekilde sıralı olarak kök sözcüklerin ardına aklenen "ekler" ile gösterilir. Alman ve diğer İndo-German dillerde ise bu durum, kök sözcüklerin önüne, ortasına ve ardına eklenen ekler veya özel edatların yardımı ile gösterilmektedir. Ayrıca Türk dilinde kök sözcükler eklerin katılması ile asla değişmez, ama İndo-German dillerinde, bu durumlarda kök sözcükler değişir. Hatta bazen onları tanımak oldukça zorlaşır.

3. Ayrışkan Diller (Isolierende Sprachen/ Hece dilleri)

Bu dillerde sözcükler bükünlü diller gibi değişmez ve bitişimli dillerdeki gibi birbirinin ardından eklenmek suretiyle uzamaz. Bu dillerde sözler birbirinin ardından, takılan ayrı ayrı sözcüklerden, gerçek kök sözcüklerden meydana gelir. Bu dillerin en belirgin örneği Klasik Çin dilidir. Müteakip bölümlerde, yukarıda gördüğümüz bilimsel esaslara dayanarak Sümer ve Türkmen dilleri arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışacağız.

Sümer-Türk Dil ilişkileri Konusundaki Düşünceler

Sümerologların hemen hemen hepsi, Sümer dilinin temelinin Ural-Altay dillerden oluşan bitişimli dil grubuna ait olduğunu kabul etmektedirler. Onlardan Hommel, Poppe, Zakar gibi uzmanlar ise Sümer dilinin doğrudan doğruya Türk dilinin akrabası veyahut onun kökü olduğunu teyit etmektedirler.

Mesela Hommel şöyle yazar:

"/.../ şimdi biz Sümerlerin yaşam şartlarını öğrenmekle beraber, tekrar onların uzun zaman kutsal sayılmış "diline" dönüyoruz. Bundan sonraki iddialarımızda bu dilin Ural-Altay dilleri ve daha çok uzaktan İndo-German dilleri ile akraba olduğunu kuşkusuz ifade etmemizin yanı sıra, çeşitli kaidelere uyan sözcükler ve onların kendi aralarındaki ilişkilerini dikkate alarak, onun temelini oluşturan söz diziminin kuzey dilleri veya başka deyimle Turan dilleri ile aynı olmuştur da diyebiliriz.

Sümercede, Sami dilleri için çok yabancı olan, fiilin cümlenin sonunda gelmesi, edatların yerine "hal eklerinin" kullanılması ve buna benzer dil özellikleri bizi bu dil ile başka diller arasında akrabalık ilişkileri aramaya sevketmektedir. Sıfatın ismin ardından ve "ilgi durumunda" bağımlı sözcüğün baş sözcüğün ardından gelmesi gibi eski Sümerce metinlerde geniş çapta kullanılmış olan unsurlarda Sami dillerinin etkisi açıkça görülür. Bu konuda Türk lehçelerinden olan ve bünyesinde Sami dillerinden olan İbranice'den alınmış kelimeler bulunan Karaim Türklerinin dilinde çok ilginç benzerlikler vardır.

Sümerler özellikle başka dillere verdiği sözcükleri ve yazısı vasıtası ile dil, din ve kültür bakımından Sami ırklardan oluşan Babillileri o kadar derin o kadar güçlü etki altına almışlar ki, Sümer metinleri muhafaza olunup kalmamış olsa da, her adımda onları açıkça tanımak mümkün olacaktı. Böyle kıymetli dilin karakterini belirlemenin çok büyük önemi vardır. Her şeyden önce bu dilin Sami dillerden çok eski olduğunu (yukarıda söz ettiğimiz bazı etkiler hariç) dikkate alarak, hangisi olursa olsun başka bir dil ile akrabalığı aranmalıdır. Oppert 1950'li yılların sonlarında ve maalesef 1883'te erken vefat eden Francois Lenormant (1874'ten itibaren) Sümer dilinin Ural-Altay dilleri ile akraba olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekte Oppert'in Macar, Moğol ve Mançu dillerinin bazı kelimelerini mukayese ettiği dönemde Lenormant kendi eserlerinde kelime ve gramer mukayeseleri aracılığı ile Ural-Altay dillerine birinci sırada yer vermekteydi.

Burada ele aldığımız mesele ise. maalesef bugüne kadar araştırmacılar tarafından takip edilmedi. Ancak mukayeseler, Ural-Altay dil grubunun Altay dalı ile Sümer dili arasında doğrudan ve yakın akrabalığın inkar edilemeyecek sonuçlarını ortaya çıkarmıştır. Elbette burada bu iki dilin çeşitli özelliklerini ve bu cümleden olarak gramerini inceleyerek açıklamak fırsatı yoktur. Ancak en azından bazı kelimelerin mümkün olduğu kadar belirli anlamlarını ve diğer yönlerini mukayese ettiğimizde, Sümer ile Altay dilleri arasındaki benim öne sürdüğüm akrabalık hakkında en iyi ve en açık tablo ortaya çıkmaktadır. M.Ö. 3000 yıla ait olan dil ile, M.S. 700 yıldan itibaren tanınmış Al-tay dilleri arasında çok sayıda kökü bir olan kelimenin mevcut olması, temelde onların arasındaki akrabalığı inkar edilemez derecede açıklamakla beraber daha çok yakınlıklarının olduğunu da göstermektedir.

Aşağıdaki kelimelere bir göz atalım:

-abba (Greiss), -umma (Greissin), -agar (Acker), -agarin,
-Ai (Mondgott),
-anşe (Esel), -apin (Pflug), -dag (Stein), -din, til (Leben), -dingir (Gott), -dug, dub, div (Knie), -gal, val (sein), -gal, val (gross),

Moğolca, ebu (-gen) Moğolca, eme (-gen) Eski Türkçe ekin
Eski Türkçe karın,(Türkmence garın) Eski Türkçe ay (Mond) Moğolca esli-gen, Türkçe eşek Eski Türkçe abıl (Feldhacke) Eski Türkçe taş, Türkmence daş Eski Türkçe tirig, Türkmence diri Eski Türkçe, tangrı (Himmel) Türkçe topuk, Türkmence dıyz, diz Eski Türkçe bolmak, Türkçe olmak Eski Türkçe ulu(g),(Türkmence ulı,galin)

Günümüze kadar tanınmış en eski dil olan Sümer dili ile Ural-Altay dil grubunun Altay dalı arasındaki yakın ilişki, sadece filoloji ile sınırlı değildir; etnoloji açısından da büyük benzerlikler vardır. Bundan başka mitoloji ve hayvanlar dünyasında elde edilmiş sonuçlar da dil incelemelerinden alınan neticeleri tamamlar niteliktedir."

A. Zakar bu konuda şunları kaydeder:

"Sümer dili ile eski Macar ve Türk dilleri arasında genetik ilişki olma imkanı yıllardan beri incelene gelmektedir. Örneğin Varga (1942) Sümer dilinin Ural-Altay dilleri ile ilişkisini gramer bakımından ortaya koymaktadır. Goszoni (1959) ise Sümer dilinin gramerini 58 noktada nitelendirmenin mümkün olduğunu açıklamıştır. Bunlardan 55'i Fin-Ugor dillerine ait olan Macar dili ile, 29 u Türk dillerine, 21'i Kuzey Fin-Ugor dillerine, 24'ü Kafkas dillerine denk geliyor. Heimes'in araştırmalarından faydalanarak, ben de 100 sözcüğü gösterdim ve bu kelime tablosu vasıtası ile Ural-Altay dilleri arasındaki benzerliklerin temel yönlerini ortaya koydum."

Poppe "Bir Eski Kültür Sözcüğü: Balta" adlı makalesinde, Türk dilindeki "balta" sözcüğünün doğrudan doğruya Akkad dilindeki "Paltu" sözcüğünden alınmış olduğunu ve bu sözcüğün Sümer dilinde "Bal" olduğu konusunda açıklamalar yaparken, onun başka bir Hind-Avrupa dillerinden alınmış olmasının mümkün olmadığını ilmi temellere dayanarak ispat eder.

Başka bir kaynakta şöyle bir fikir öne sürülüyor:

"Ada" veya "ata" sözcüğü Türk dilinde Sümercedeki gibi "ata" anlamındadır. Saks, Sarten, Dorant ve Kramer gibi bazı tarihçiler Sümer ve Elam dillerine bu iki dilin yapısını, onlar arasındaki sözcük ve fonetik benzerlikleri göz önünde bulundurarak, Ural-Altay (Türk-Moğol) dilleri dizisinde yer verirler.

Bilim adamı "Sadru-leşrafi" benim dikkatimi aşağıdaki konuya çekti:

Sümerlerin ve Elamların dilleri bütün tarihçilerin kanaatine göre Sami dili de değil, Ariyan dili de. Elam dilinin Ural-Altay dilleri ile hem form hem de fonetik bakımdan benzerliği, adların ve diğer sözcüklerin birçoğunun bu dillerle ortak olması, birkaç tarihçiyi ve arkeoloğu Elam ve Sümer kavimlerinin göçüp geldikleri yerlerin Dağlık Kafkasya, Azerbaycan ve Orta Asya olması ihtimalini söylemeye mecbur etmiştir."

Bu konuda belgeler ve söylenenler çoktur. Biz bu bölümü Türk dili uzmanı Caferoğlu'nun sözleri ile tamamlıyoruz:

"XIX. yüzyılın ikinci yarısına doğru Ural-Altay dilleri grubu çerçevesi genişletilmekte devam ediyordu. Daha 1857 yılından itibaren Oppert, keşfedilip okunan Mihi hatlı yazı dillerinin, eski Önasya Midiyalıların diline yakın olduğuna inanarak, bu yazıların dilce, eski Turani yahut İskit kavimlerinden birine ait sayılmasını iltizam etmiştir. Bu fikrin diğer bir kuvvetli müdafii olan Lenormant, kendinden önceki dilcilerin metoduna uyarak, gramer unsurları esasına göre ileri sürülen karabet teorisinden uzaklaşmış ve keyfi araştırmalara bolca yer verdikten sonra, bu dile ait birçok kelimeleri, sırf telaffuzları üzerine Fin-Ugor ve Türk-Tatar dillerinden saymıştır. Dikkate şayandır ki, bu sahanın üstatlarından sayılan Eber, Schrader dahi, muayyen modifikasyonlara dayanarak, Akkad dilinin de agglutinativ olup kelime serveti bakımından bu dilin Türk yahut Fin-Ugor dillerinden sayılabileceğine kanaat getirmiştir. Daha sonraları, aynı tez Hommel tarafından müdafaa edilmekle kalmamış, ayrıca bir de Sümer-Akkad dillerindeki fonetik değişmelerinin, Türkçeye benzemekte olduğu nazariyesi yeniden canlanmıştır. Bilhassa bu iki dildeki Pronomina unsurlarının birbirine benzemesi, iddia edilen karabetin en kuvvetli temelini teşkil eylemiştir. Her iki dil arasındaki sayı, proposition ve adverb gibi unsurların, velev dış bakımdan göze çarpan benzeyişleri, bilgin Hommel'e, davasının tutulması için, çok elverişli olmuştur. Neticede, Hommel, Sümer-Akkad dillerinin, Ural-Altay diller manzumesinin bir dalı olan Türk-Tatar dilinin, en eski gelişmiş devresinden biri olduğu kanaatine saplanmış kalmıştır."

Ancak Caferoğlu bir taraftan şimdilik Sümer dilinin öğrenilme süreci tam olarak tamamlanmadığı, diğer taraftan M.O. 3000. yılın başlarında ortaya çıkarak mükemmelleşmiş bu dil ile, Orhun-Yenisey yazıtları arasında 4000 yıla yakın bir zaman mevcut olmasından dolayı, Sümer-Türk dillerinin ilişkilerini öğrenmek ve bu boşluğu doldurmak için daha çok çalışma yapılmasını öneriyor. Bu boşluğu giderebilmek için bir ölçüde Sümer dili ile Çuvaşça ve Yakutça gibi çok eski Türk lehçelerinin karşılaştırılması gerektiğini belirtiyor.

Caferoğlu'nun bu konuda göz önünde tuttuğu araştırma sürecinin belli bir kısmı Tuna, Balkan ve Süleymanov gibi bilim adamlarının çok değerli araştırmaları sayesinde belli ölçüde kat edilmiştir diye düşünüyoruz. Bizim kanaatimizce, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, eğer Sümer dili ve edebiyatı Türk dünyasının en eski üyelerinden olan, dilinin sözcük hazinesinin zenginliği, doğup büyüdüğü ve şimdiye kadar yaşaya gelen yurdunun çok eskiliği ile başka bir olumlu özellik gösteren Türkmen dil ve edebiyatı ile karşılaştırılırsa bu konuda yeni şeyler açıklığa kavuşacaktır.

Bizim bu kanaate varmamıza, bazı Türkmen dilcilerin dışında ünlü dil uzmanı Şerbakov'un:

"Tarih öncesi dönemde tüm Türk uluslarının hemen hemen bugünkü Türkmen diline yakın bir dilde konuştukları" konusundaki görüşünün de etkisi olmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 22:59

4.Sümerce-Türkmence Arasındaki Dilbilimsel Benzerlikler

Türkmence genel Türk dilinin en eski lehçelerinden birisidir diye düşünüyoruz, çünkü geçen bölümlerde gördüğümüz gibi Türkmenistan Anau, Altıntepe, Marguş ve Part (Parfia) gibi eski medeniyetleri yaratan kavimlerin beşiği olmuştur. Hatta günümüzdeki Türkmen ulusunun etnik terkibinde bu eski kavimlerin bir çoğunun izlerinin Oğuz boylarının yanında mevcut olduğu bilim adamları tarafından kabul görmektedir. Bu gerçek eski Sovetler döneminde de benimsenmişti. Örneğin Türkmen Edebiyatı Tarihi resmen Orhun-Yenisey yazıtlarından başlayarak diğer kardeş Türk halkların dil ve edebiyatı ile birlikte ele alınırsa da, N.Gulla gibi bazı bilim adamları, onun kökeninin en azından Milat'tan 300 yıl önce başlamış Part (Parfia) medeniyetinde aranması gerektiğini savunuyorlar.

En son araştırmalarda bu genel dil hakkında şu fikirlerle karşılaşıyoruz: "Türkçe, tarihi 4500 yıl öncesine kadar uzanan dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisidir. Tarih öncesi dönemde konuşulan Ön Türkçe, Ön Altayca'ya kadar uzanır. Burada Ön Moğolca, Ön Mançu-Tunguzca ve Ön Korece (ve belki de Japonca) ile akrabalığı vardır. Ön Türkçe'nin tarihi gelişimi ve dil özellikleri hakkındaki bilgiler çeşitli teorilere dayandığı için, bu konuda bilimsel fazla bir şey söylenmemekdir."

Bu bölüme girişte şu hususları göz önünde bulundurmak istiyoruz:

1. Günümüzdeki Türkmen dili ile Sümer dili arasında 4000 yıldan fazla bir zaman bulunmaktadır. Bir taraftan Sümer dili henüz çok gelişmemiş ve gramer açısından olgunluk sürecini geçirmemiştir. Diğer yandan Türkmen dili kendi içerisinde (dillerin gelişme süreçlerine uygunlukta) mükemmelleşmiş hem de başka dillerle karşılıklı etki sonucunda bir çok değişmelere maruz kalmıştır. Hatta biz bugün, (Sümerler döneminde) yaşamış kendi atalarımızın dili ile günümüzdeki Türkmen dilini karşılaştırma imkanımız olsa idi, onlar arasında da büyük ölçüde farklılıkların bulunması gayet doğal olurdu. Netice itibariyle Sümer-Türkmen dillerini karşılaştırdığımızda, belli ölçüde benzerliklerin ve dengelerin bulunmasının aralarında akrabalık ilişkilerinin mevcudiyetini gösterdiğini düşünüyoruz.

2. Çivi yazısı olgunlaşma sürecini, özellikle hecelerin seslere bölünüp yazılmasını Sümerlerin kendi dönemlerinden daha sonra geçirmiştir. Netice itibariyle Sümer sözcüklerinin sesleri ve onların yankılanışı (telaffuzu) yazıya geçmemiştir. Yani bir çok sözcük için, Sümerlerin kendilerinin de onları nasıl telaffuz ettikleri pek açık değildir. Aslında bu husus, bugünkü gelişmiş diller ve alfabeler için de geçerlidir.

3. Sümer metinleri genellikle onların hemen ardından, mirasçıları hükmünde Mezopotamya'yı ele geçiren Akkadlar gibi, dilleri Sümerce'den tamamen farklı olan Sami kavimler tarafından yazıya geçirilmiştir. Bu durum ise, Sümer dilini oldukça etkileyerek, belli ölçüde hem sözcükleri ses ve telaffuz açısından hem de o dilin gramerini, adı geçen dillerin kaidelerine uydurarak değiştirmiştir. Bu konuda son yıllarda yazılan akademik eserlerin birinde şu açıklamalar vardır: "Sümer dili bizim için sadece Akkad dili aracılığı ile kendisine ulaşılabilir bir dil olmuştur. Bir başka deyişle Sümerce, yapısı Sümer dilinden temelden farklı olan bir dil yolu ile bize ulaşmıştır. Bizim Sümer dilinin fonetik ve grameri ile doğrudan temas imkanımız olmayıp, ona Akkad dilinin gözlüğü ile bakabiliyoruz. Eğer Sümer dili Mezopotamya'nın Sami kavimleri tarafından korunup saklanmasa idi, biz hiçbir zaman Sümer yazılarını okuyamazdık."
Bu konuda yine Sümerlerin kendilerinden temelden başka bir dilde konuşan Akkadlar ile uzun yıllar komşuluk içinde yaşadıkları, aralarında devamlı siyasi ilişkiler, savaş ve barışların devam etmesi neticesinde birbirini güçlü bir şekilde etkiledikleri konusunu etraflıca ele alarak arı Sümer kültürü ve edebiyatından, sadece M.Ö. 3000-2400 yıllar aralığında söz etmek mümkündür.

4. İlk Sümer dili araştırmacılarının hemen hepsi İndo-German dillerinde konuşan Avrupalılar olmuştur. Onun için kendi dillerinden temelden ayrı olan bir dili düşünerek araştırmakta zorluk çekmişlerdir. Onların çok sayıda Sümerce kelimeleri kendi dillerine uygun şekilde yazmış olmaları da gayet muhtemel ve aynı şekilde doğaldır. Bu konuda yukarıda adı geçen eserin giriş bölümünde şu bilgi verilmektedir: "Sümer dili Hint-Avrupa dili olmayan bitişimli (agglutinativ) bir dildir. Bu yüzden onu İndo-German dili ile karşılaştırarak incelemek mümkün değildir. Öyle ise, Sümer dilinin gramerini kurmak nasıl mümkün olabilir? Biz her derste Alman dili gramerinin belirli bir bölümünü ele alarak ardından, Sümer dilinde ona uygun kaideleri ele alıyoruz. Alman olmayan okurlarımız bunun tersine, kendi dilinin gramerine göre davranırlarsa belki daha iyi ve olumlu sonuçlar alabilirler. Örneğin, "ilgi durumundaki zamirleri"' her okur kendi ana dilinin kaide ve kuralları ile düşünürse, daha anlamlı olması mümkündür.

5. Biz burada sadece belli ve göze çarpan benzerlikler üzerinde duruyoruz. Ancak dilimizin çok yönlü ve mükemmel kaideleri, özellikle onun mükemelleşme kanunları esasında Sümer dili ile karşılaştırılırsa, daha anlamlı ilişkilerin ortaya çıkacağına, hatta onların akraba olduklarını daha bilimsel temellere dayanarak ispat etmek imkanı elde edileceğine de inanıyoruz.

Sesbilgisi Lautlehre/Fonetika

1. Sümer dilinin mükemmelleşme süreci


Sümer dili araştırmacılarının açıklamasına göre, "çivi yazısı mükemelleşme sürecini uzun çağlar içinde oluşturmuştur. İlk dönemde her bir sözcük için belli bir işaret kullanılmıştır. Örneğin bu "*" (yıldız) işareti iki türlü okunur. Biri "dingir"yani "tanrı" biri de "an"yani "uzak" ve "gök" anlamlarında. Sonraki süreçte sözcükler hecelere bölünüp yazılır. En son aşamada ise, heceler seslere dayalı harfler ile yazılır."
Uzmanların açıklamasına göre hecelerin harflere bölünüp yazılması M.Ö. birinci bin yılda ortaya çıkmıştır.

Falkenstein da bu konuda şunları söyler:

"Sümer yazısında yani Sümerlerin kendi dönemindeki çivi yazısında genellikle her kelime için belli bir işaret kullanılmıştır. Sözcükleri hecelere bölüp yazmak ise Sümerlerden sonraki dönemde gelişmiştir. Bu yüzden de Sümer dilindeki pek çok ses yazıyla kaydedilip korunamamıştır. Bir de, Sümerlerin mirasçısı olan Samilerin dil karakteri Sümerceden temelde başka türlü olduğu ve Sümer dilindeki bir takım sesler onların dilinde bulunmadığı için yazılarında da kullanılmamıştır. Örneğin Sümer dilinde burun sesi "n" vardır. Bu sesi sonraki kavimler başka harflerle yazmışlardır. Örneğin "An" yerine "Am "", "İn yerine "İm ve "En yerine "Em" yazılmıştır. "

Bilindiği gibi burun sesi "n" resmi Azeri Türkçesi ve bugünkü standart Türkiye Türkçesi hariç tarihi ve çağdaş bütün Türk lehçelerinde vardır. Meselenin çok ilginç ve anlamlı yönü ise, o dönemdeki Sümer dili ile Sami kavimlerinin dilleri arasındaki ilişkinin günümüzdeki Türkmen dili ile Sami kavmi olan Arap dili arasında da aynı şekilde mevcut olmasıdır. Örneğin Türkmen dilindeki "n " sesini yazmak için Arap alfabesini kullandığımızda (ng) şeklinde yazmaya mecbur oluruz. Türkmence'nin dil hususiyetlerini bilmeyen birisi de bu Arap harfleri ile yazılan "n" = "ng" sesini n ve g harfleri olarak değerlendirecektir.

2. Sümerce'de Sesler

Sümer dilinde var olan ünlü ve ünsüz seslerin günümüze kadar uzmanlar tarafından açıklananları aşağıdakilerden ibarettir:

3. Ünlüler

Tek ünlü sesler: a, e, i, u seslerinden ibarettir, "o " sesi için çivi yazısında belirli bir işaret yoktur.
Çift ünlü sesler (uzun ünlü sesler): Bu sesler ayrı ayrı hecelerdeki ünlülerin birbiri ile sürtüşmesi sonucu meydana gelmiştir. a-u-ı, ga-iş, ga-eş.
Ünlü sesler genellikle kök sözcüklerde değişmeden kalır. Sümer dilinde büyük değişmelere maruz kalmadan ayrı ayrı ünlüleri kabul eden kelimelerin sayısı (helçelerde) çok azdır. Örneğin: har (hir) = hur (= gur = mur) = ar = ir, dib = dab = dub, ama = eme = umu.

4. Ünsüzler

Sümer dilinde hecelerin başına gelen ünsüzler şunlardır: b, p, g, k, q, d, 11, z, s, ş, ş, m, n, r, h
Hecelerin "R" harfi ile başlaması, sonraki dönemlerde Akkadların etkisi ile ortaya çıkmıştır. (Türkçe'de de heceler "R" harfi ile başlamaz). Sümer dilinde bulunan tek boğaz sesi ise, çoğunlukla ünlü ile başlayan hecelerin başında gelen "h " sesidir.

Pek çok dilde olduğu gibi Sümer dilinde de kelimelerin başında, ortasında ve sonunda gelen şu ünsüzler birbirine çevrilerek değişip gelebilirler:

b • p, g • k* k (q), d • t* t, z • s* s* ş, ş • 1* r, m • b Örneğin: udug • utuk, tun • dun, kilim • gilim, udul* utul, suhuş • suhus, sal • şal, dil • diş, sis • şeş, şar • sar, sa • şa, sal • zal • şal, uşu • uzu, ka • ga, Oar* gar, su • zu, zi* şi, kab • qab, kuşu • kuzu, buzur • puzur, gibit • kibit, gidim • kitim, bal • pal, dim • tim, gisal • gizal, barun • marun, işib • izib, 1 • g: lumun
• gumun, 1ar • lir • lur • ar • ir • ur, didim • eximmu, tibira • ibira, giş • işşu, b • g: şag • şab, zubud • zugud, dug • şib, eb
• sig, dug • dub, k • g': gir • şer, kid • şid.
Diş ıslıklı (Dentale-Sibilante): niaba • nisaba, di • si, gud • gus, tuş • şuş, dug • zug, siskur • diskur, zadim • zinu, dug • şib • zeb, d • g: diş • giş.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÜMER VE TürkMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 23:12

5. Heceler

Hece sisteminde çift ünsüz ses kelimenin önünde veya ardında gelmez. Böyle durumda ona bir ünlü ses eklenerek tekrar (ve hece artırılarak) yazılır. Örneğin "bra " sözcüğü "ba-ra " şeklinde yazılır."

Türkmen dilinde de kelimenin başında ve sonunda çift ünsüz ses gelmez. Yabancı dillerden gelmiş böyle sözcükler ise, Sümer dilindeki gibi Türkmen dilinin kaidelerine uydurularak, bir ünlü ses artırılıp yazılır. Örneğin "traş" sözcüğü "taraş", "vraç" (doktor) sözcüğü "vıraç" şeklinde yazılır.

Sümer dilinde sözcüğün başında "F" sesi gelmez. Sümerce'de F sesi ile başlayan kelimeler sonraki dönemlerde Akkad dilinin etkisi altında ortaya çıkmıştır. Sümer dilinin ünsüz seslerinde de "F" yoktur ancak "P" vardır.

Türkmen dilinde de durum aynen böyledir. Yani sözcüğün başında "F" sesi gelmez. Yabancı dillerden girmiş böyle kelimelerin başındaki "F" harfi değiştirilerek "P" harfi ile yazılır. Örneğin "fark" yerine "parh", "fayda" yerine "peyda", "fakir" yerine "pahır", "fabrik" yerine "pabrik" yazılıyor.

Biçimbilgisi

1. Zamirler

a-) Bağımsız zamirler:


Sümerce Türkçe
Birinci tekil şahıs: memen, ben
İkinci tekil şahıs: ze sen


Bağımsız zamirde erkek ve dişi birbirinden farklı değildir, yani genel Türk dilindeki gibi Sümerce'de de kelimelerin cinsiyeti yoktur.

"a"ve "e"harfleri birbirine çevrilerek gelebilir:

ma > me, za > za-e > ze e-ne
Yukarıdaki 1., 2. ve 3. tekil şahısa ait zamirlerin Türk dilindeki bu zamirlere benzerliği görülmektedir.

b) Zamirlerin ardına isimlerdeki gibi durum ekleri getirilir:

Sümerce Türkçe almanca
na-k-am menki, benimki mir gehörig
za-ra sana, sana dir.

Resim

c) Yükleme ve bulunma hallerinde 1. kişi, 2. kişi ve 3. kişi şöyle gelir:

Süm.
-na (-k)
-na-a
-za (-k)
-za-a -a-na (-k) -a-na

Türk.
men, menin, benim mende, bende sen, senin, senin sende.
onun, onun, eski Türk. anın onda,eski Türk."anda".

d) Zamirler ilgi durumunda haber yerinde geldiğinde "ge" ekini alır:

Süm. Türk Alman
mâge menki, meninki, benimki mein
zage senki, seninki, seninki dein

e) Verme durumunda ise "ra" eki alır:

Süm. Türk Alman
ma-ra mana, bana mir
za-ra sana, sana (dir). 176

f) Kişi eklerine çevrilmiş zamirler: Sümer dilinde kişi ekleri "şahıs zamirlerinden" meydana gelir.

Bu durum Türkmen dilinde de aynıdır:

1. mu, ma: ım / im, um / üm (mein, meine)

Süm. Türk Alman
e-mu öyüm, evim mein Haus
du-mu çağam, doğmam, çocuğum mein Kind
ad-damu atam mein Vater
ama-mu enem, anam meine Mutter
dug-mu dizim, dizim meine Knie
2. zu: in, n
Süm. Türk alman
e-zu öyün, evin dein Haus
izi-zu odun,ıssın,odun, ateşin dein Feuer.

3. ni, bi: si, i

Süm. Türk Alman
ama-ni enesi, anası, annesi seine Mutter
dingir-bi tanrısı, tanrısı sein Gott

4. ani: onun, eski Türkçe anın, onun

Süm. Türk Alman
e-ani öy-anın, ev onun, evi sein Haus
dingir-a-ni tanrı onun, onun tannsı sein Gott.

Görüldüğü gibi Sümer ve Türkmen dillerinde "kişiler" ve "durumlar" ismin veya zamirlerin ardından gelen "ekler" aracılığıyla gösterilir. Halbuki İndo-German dillerinde bu durum bağımsız edatlar (prâposition) ile gösterilir. Yani Sümer dilinden temelden farklı bir kaideye sahiptir.

2. İsimler / nomen

a) Sümer dilinde isimlerin kökü genellikle bir tek heceden, nadiren de iki heceden oluşur:


Süm. Türk Alman
sag baş, kelle Haupt
ge gice, gece Nacht
gig kesel, hasta krank
uru yurt, yurd, şehir Stadt
izi od, ıssı, ateş Feuer
dumu/dugeme çağa, doğma, çocuk Kind
temen düyb, temel, esas Grund.

b) Sümer dilinde isimlerin dış görünüşü fiillerden farklı değildir. Kök kelimeye yeni eklerin gelmesiyle kök kelimede herhangi bir değişiklik olmaz. Gramatik oluşumların etkisi bu kök sözcüklerin dışında, yani önünde veya ardında kalır.

Çalışmanın önceki bölümünde de belirtildiği gibi yukarıdaki kaide Türkmen ve diğer Türk lehçelerinde de aynıdır. İndo-German dillerinde ise tam tersine, kök sözcükler kalıcı olmayıp, gramatik olaylar neticesinde bazen yeni kelime eski kök sözcükten meydana geldiği farkedilmeyecek kadar değişmektedir.

c) Zamirlerde olduğu gibi adlarda ve sıfatlarda da dişi ve erkek cinsler çok seyrek durumda belli bir işaretle birbirinden ayrılır. Bazı insan ve hayvan adlarında cinsler özel adlar ile ifade edilmektedir: Giş: kişi, erkek (Mann), anşe: eşek (Esel), ki-el: heley, kadın (Frau), eme: maçı, dişi eşek (Eselin), ur. köpek (Hund), nig: kancık (Hundin), am: öküz, yaban öküzü (VVildoch-se), silim: sığır, sugun, yaban sığır (Wildkuh).

Görüldüğü gibi Sümer dilinde de Türk dilindeki gibi erkeklik dişilik yoktur. Yalnız bazı kelimelerin dişi ve erkek cinsleri Sümer ve Türk dilinin lehçelerinde ayrı ayrı özel adlarla gösterilir.

3. Sümer ve Türk dillerinde çokluk:

Sümer dilinde çokluk ekleri ;-eneW ve ;-mes; dir. Bu sümer ekine çok yakın olan ;-en; , ;-an; ve ;-in; gibi çokluk ekleri eski Türkçede de olmuşdur. Örneğin: " er+en>eren=erler, ogul+an>oglan=ogullar, teg(prens)+in>tegin=prensler".

Bunun dışında aşağıdaki tarzlarda da çokluk anlatılmaktadır:

3.1. Adların iki kez tekrar olması:


Kur-kur. dağlık yurtlar, (tüm) dağlık, dağ-dağ, gorğan-gor-ğan, küren-küren, ülkeler, ("aile" Berglânder).
bal-bal: Paltalar, baltalar Palta-palta, balta-balta, (Beile).

Böyle adın iki kez tekrarlanması ile çokluğu anlatmak durumu Türkmen dilinde de vardır.

Örneğin:

göl-göl (göller), deşik-deşik, hatar-hatar, dere-dere vb.

3.2. Ad ile ilgili sıfatların iki kez tekrar olması:


Dingir-gal-gal: Ulı-ulı tanrılar, galin-galin tanrılar, ulu-ulu tanrılar, die grossen Götter.

4. İsmin Halleri, (Die Kausus / Düşümler)

Sümer dilinde ismin aldığı haller, sözcüğün cümlede aldığı yerleri ile belli olmadık durumlarda, durum ekleri eklemek suretiyle gösterilir. Bu tarzda gösterilen durumlar aşağıdakilerden ibarettir:

4.1.Tamlayan durumu (Der Genetiv)

İlgi hali eki "-aA"tır. Onun "A" harfi yalnız ünlü sesle başlayan eklerin önünde korunarak kalmıştır. Ünlü ile biten sözcüğün ardından "k" şeklinde gelir. Ünsüz ile başlayan eklerin önünde ise o, tümüyle kaybolur:
Sümer: Dumu-an-ake (dumu-an-na-ke)
Türkmen: çağa (doğma) Anınkı, Anın çağası
Türkiye Türk. Anın çocuğu ("An" tanrı adı)
Alman: Kind Ans

Sümer: sipa-anşe-ka-ni
Türkmen: çopan eşeğinki onun = onun eşek çopanı
Türkiye t. onun eşek çobanı
Alman: Sein Eselhirte
Sümer: e-lu-ka

Türkmen: Türkiye t.: Alman:

öylinkide = bir adamın öyünde evlininke'de= birinin evinde in das Haus eines Menschen

Sümer.

e-nanşe

Türkmen: Türkiye t. Alman:

öy Naşnankı, Nanşan öyi ev Nanşanın, Nanşa'nın evi Haus der nanşe.

ilgi durumu yalnız ada bağlı elemanların durumu hükmünde kullanılır. Sümer dilinde addan sıfat türetilmediğine göre ilgi duruma çeşitli sıfatlar artırılır:

Sümer.

e- nam-lugal-a(k)-nu (lugahkral, şah)

Türkmen: öyüm şanki kimin > menin şalık öyüm Türkiye t. evim kralınki gibi > benim krallık evim Alman: mein Haus des Königtums > mein Königliches
Haus.

Csöke'nin açıklamasına göre "ilgi hali" eki şu şekilde olmuştur:

ag / -ak > Phonetics ag > ai > ei, eu > u / -u

Burada gördüğümüz gibi Sümer dilinde ilgi hali ekleri olan "ak'1 ve "-/("Türkmen dilindeki ilgi halinin " n", " in", " un "gibi ekleri ile hem form hem de isimlerin sonuna eklenmesi bakımından çok benzerdir. Halbuki Alman dilinde bu hal (ve diğer haller) bağımsız edatlarla gösterilir. Bu kaide Rusça ve ingilizce gibi diğer indo-German dillerinde de Almanca ile aynıdır.

4.2. Yönelme durumu (Dativ / yöneliş düşümü)

Yönelme durumu eski Sümer dilinde "-ra" olarak gelir. O, önündeki sözcüğün ünlü veya ünsüzle bitmesine uygun olarak değişir. Bazen de "r" harfi düşer:
Sümerce Türk. Alman.
En-lil-la Enlil'e dem Enlil
ama-nu-ra eneme, anama, anneme meinerMutter
amani-ra enesine, anasına, annesine seiner Mutter
An-ra An'a, Anu'a (Ânev'e) dem Anu.
Bu durumun kaideleri de Sümer ve Türkmen (ve diğer Türk lehçelerinde) hemen hemen bir diyebileceğimiz kadar benzerdir. "Eski Türkçe'de ise bu durum Sümerce ile aynı olmuştur, örneğin: taşra = dışarıya, içre = içeriye".
"ra" eki ile gösterilen verme durumu yalnız şahıs özne ile bağlılıkta gelir. Şahıs tümlecini kendine uyduran eylem ise nesne tümlecine "yer", "yer ve zaman" ve seyrek olarak "zaman" bulunma durumlarına bağlanırlar.

4.3. Yükleme Durumu (Der Akkusativ / Yeniş Düşümü)

Yükleme durumu Sümer dilinde hem hiçbir ek eklenmeden anlatilir, hem de bir tümcede iki yükleme olmaz:

Sümerce: sipa-şe-pâ
Türkçe: çobanı çağırmak, birini çoban olarak çağırmak. Almanca: einen Hirten berufen, jemanden als Hirten beru-fen.
Yükleme durumunun eksiz kullanılması Türkmen dilinde de vardır. Örneğin: "adam çağırmak" (adamları çağırmanın yerine).

SümerceTürk.Alman.
e-aöyde, evdeim Haus
sil-ayolda, yoldaauf der Strasse
an-naasmanda, asmanna, gökteim Himmel
ki-ayerde, gırda, kırdaauf der Erde
ge-a / ge-egicede, gecedein der Nacht
ge-gegece-gece, geceden geceyeNacht für Nacht
kâ-ekapıda, kapinin yanindaneben der Tür
egera-nearkasında, onun arkasındahinter ihm
za-asendeauf dir


Bu hal "-a " durum eki ile gösterilir ve genelde nesne özneler (şahıs olmayan özneler) ile kullanılır. O, bazı durumda da yalnız şahıs sözcüklerinin ardından gelen tümleçlere de katılarak gelir. Son Sümer döneminde ise o, şahıs sözcüklerinin kalma durumu bildiren ekin ardına eklenir.

"Kalma durumu" yer ile bağlantısında hem "nerede" sorusuna hem de "nereye" sorusuna cevap olarak gelmektedir. Ayrıca o, zamanla bağlantısında ne zaman?" sorusunun cevabı olmaktadır. Bunların dışında tür ve durum hallerine de katılmaktadır:
Sümerce: "dinir-na-i-şa"
Türkmence:tanrım ol silağlı > menin tanrım, ol sılağlıdır Türkiye t. tanrım o, saygılıdır > tanrım saygılıdır Almanca: meinem Gott ist er genehm

Süm. "ama-na" "şâ-ga" "hul-la-na"
Türkm. enesine, anasına, şonda hoşlugynda
Türk. t. annesine onun içinde hoşluğunda
Alman, seiner Mutter darinen in seiner Freude193 Görüldüğü gibi yukarıdaki karşılaştırmaların temeli bir İndo-German dilinin gramerine dayalı olduğundan, bu gramere uygun olmadığı için, çok yerde Sümer dilinin gramerinin özelliklerini anlatmakta zorluk çekiliyor, hatta durumların tertibinde bir tür karmaşıklık ortaya çıkıyor. Örneğin, yukarıdaki "hul-la-na" sözcüğünün ardındaki "-na"(-a) kalma durum ekini Türkmen dilindeki ona çok yakın "-na "(-a) kalma eki ile karşılaştırmak yolu ile kolayca anlatmak mümkün olduğu halde, onu Alman dilinde "in"ve "seiner"gibi edat ve kişi zamirleri ile anlatmaya mecbur olunuyor.

4.5. Bulunma halinin sıkı görünüşü (Der lokativ-terminativ die unmittelbaren Nahe)

Bu durum "e'"eki ile gösterilir ve "yanında", "ile" anlamındadır; Türkmen dilindeki "-nda "-da", "de" gibi eklerle aynıdır. O, "nesne özne" adlarına eklenir; bu durum "yer" için daha az kullanılır.

5.2.4.6 Verme durumu (Terminativ / yöneliş düşümü)

Bu hal ekinin temel şekli "-e^e" şeklindedir. O, ünlü ile biten sözcüklerin ardından "-şe"ve nadiren "-e?" şekillerinde gelir: An-şe: Asmana, Asmana garşı, göge (zum Himmel), Nam-ti-la-ni-şe: onun diriliği için (für seinem Leben).

4.7. Birliktelik durumu (Komitativ / orun düşümü)

Bu hal eki "-da "olarak "yanında" anlamını verir. Son Sümer döneminde "-de" şeklinde değişmekte, bazen de düşmektedir:
Sümerce Türk. alman
LagaşafM>-da Lagaş'da, Lagaşın yanında mit Lagaş
a-de/e-de öyde, evde, ev ile mit dem Haus
Sümer yazılarında yurt (ülke) adlarının yanında "ki" sözcüğü ek olarak gelmektedir. Bu sözcük "yer", "yurt" ve "kır" gibi kavramları anlatır. Türkmen dilinde de buna benzer durumu görüyoruz. Örneğin: Küyzeligy, Gaplanlıgjr, Galalıgır gibi yurt adları.

4.8. Birliktelik durumunun "yanında" ve "yoldaş" anlamında gelişi

"Yanında" ve "yoldaş" gibi anlam Sümer dilinde "-da" durum eki ile gösterilir, "da" sözcüğü "yan" (taraf) anlamındaki isim olarak, "beraber" ve "birisinin yanında " gibi durumları anlatır. Bu ek şahıs ve nesne özne adlarının ardına katılır. Ayrıca o, "bi" zamir eki ile birleşerek "bile" (ile), "ve" bağlaçlarının yerini alır. Bu anlamı ifade eden başka bir sözcük ise, Akkad dilinden alınmış "u'dur: Sümerce: an-ki bi-da
Türkçe: asman yer bile> asman yeri bile>gök yeri ile Almanca: der Himmel mit seiner Erde;
S. e-da im-da-hül
T. öyden ol hoşhal >öyi haladı, evden o, hoş>evi beğendi Al. er freude sich über das Haus.

5.2.4.9. Çıkma durumu

(Der Ablativ-Instrumental, çıkış düşümü)
Bu durum eki "-ta " olarak, bazen eski ve yeni Sümer dillerinde düşer. Bunun gibi de onun "-t" harfi, önünden gelen "r" harfinde eriyip kaybolarak birliktelik durumuna çevrildiğini de görüyoruz:
Sümerce: Sahar-ta/da (sahaı—ra)
Türk. gumdan, kumdan (belkide sahradan, B.G.)
Alm. von Staub
S. kur-da
T. dağlıkdan, dağdan, gorgandan (kurgan-dan)
Alm. vom Bergland.

Görüldüğü gibi çıkma durumu Türkmen ve Sümer dillerinde aynı diyebileceğimiz kadar yakındır, "-ta" eki ise bizim dilimizdeki "-dan, -den" eki ile aynı rolü yerine getiriyor."Eski Türkçe-de ise bu durum Sümerce ile aynıdır, örneğin: anta =ondan".

Çıkış durumu "-ta" çıkış eki ile gösterilir ve anlamı ise, "bir yerden ", "biryoldan"demektir. Bu durum (zaman) bulunma durumu ile de benzer olarak, genelde nesne özne adların ardına eklenir. Zaman durumunun yerinde o, "dana çenli" (dana ga-dar) gibi kavramı anlatır:
"eridu-ki-ta nam-lugalma-an-si": Eridu'da (o) bana krallık sundu > Eridu'dan başlayarak o, bana krallık sundu (in Eridu hat er mir das Königtum gegeben).

Burada dikkate alınan sözcüğün anlamı "orada" anlamında olmayıp, belki "oradan başlayarak" anlamındadır.
Görüldüğü gibi buradaki "-ta " durum eki günümüzdeki Türk dilinin "-da " ve "-dan" ekleri ile hemen hemen aynıdır.
Bu kısa açıklamalarımızın devamında görüldüğü gibi, Sümer dilinin grameri, İndo-German dil grubunun en önde gelen dillerinden birisi olan Alman dilinin gramer kurallarından ne kadar uzaksa (kendi bilim adamlarının açıklamasına göre), o kadar da bizim dilimiz olan Türkmence ve genel Türkçenin gramerine yakındır. Örneğin, "bulunma kuralları" gibi bir ibarede açıkça anlatılması mümkün olan bir Sümer dilinin gramer durumunu, Alman dilinde anlatmak için hemen hemen bir paragraf ölçüsünde açıklama yazmaya mecbur olmuşlardır.

Elbette Sümer dili gramerinin bazen Türk diline denk gelmeyen yönleri de vardır. Örneğin, Türk dilinde ekler genelde sözcüklerin ardına ekleniyorsa da, Sümer dilinde sözcüğün önüne ve hatta bileşik sözcüklerin arasına eklenme durumu da vardır. Bir de Sümer dilinde "bağımlı sözcüğün" genelde "esas sözcüğün " ardından gelmesi, örneğin sıfatın adın ardından gelmesi Türk dilinden ayrılan yönlerindendir. Bu durumun Samî dillerin etkisi sonucu meydana geldiği konusunda yukarıda söz etmiştik.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 23:15

6. Eşitlik derecesi /eki (Der Âquativ, Benzetme Sözcüğü)

Eşitlik hali Sümer dilinde gim eki ile ifade edilir. Bu ek belli bir şekilde kalmamıştır; aksine dilin çeşitli mükelleşme evrelerinde "-gim ", "-gin ", "-gi", "-ge "gibi şekillerde görülür. Yanındaki sözcüklerin etkisi ve onlarla uzlaşma sonucu "-gi-nam ", "-gi-in" ve "gi-im " şekillerine de rastlanır: Gimi: kimin, gibi (gle-ich wie)

Sümerce türkçe almanca
zi-gim (zi-gi-in) un kimin, un gibi wie Mehl
an-gim asman kimin(gibi),gök gibi wie Himmel.
Görüldüğü gibi eşitlik hali Sümer dilinde ek şeklinde kullanılmasına rağmen bu ek, Türkmen ve diğer Türk lehçelerinde kullanılan "kimin", "gibi", "gimi" gibi benzetme sözcüklerine hem form hem de cümle diziminde aldığı yer açısından hemen hemen aynı diyebileceğimiz kadar yakındır.

7. Soru belirteci

Soru belirtici Sümer dilinde a-ba > a-na ve daha somutu "nam"yani "name?"(türkmence), "ne?" sözcüğüdür: Sümerce: Nam-lugal?
Türk. nâme ulı adam? şa nâme? nedir şah?
Alm. Was ist es Der König?
Bunun gibi de nesneler için "na-me?" (yani nâme?, ne?, nedir?) şeklinde kullanılır:
Sümerce: u-na-me?
Türk. gün nâme?, gün ol nâme?, gün nedir? > her gün Alman. Tag was ist er? > Jeden Tag.

8. Olumsuzluk ön eki

Bu ön ek Sümer dilinde "nu", "na " şeklinde kullanılmıştır: nu-meş: ne olar > olar dal, onlar değil, sie sind nicht.204 Türkmence'de nâbelli (belli olmadık), nâtanış (tanış olmadık), nâdoğrı (doğru olmadık) gibi sözcüklerde kullanılan "nâ" ön eki Sümer dilindeki ile aynıdır. Bu ön ekin bazı lndo-German dillerine de Sümer dilinden girmiş olması konusunda Csöke şunları yazıyor: "Olumsuzluk ön eki "ni" Hint-Avrupa kökenli olmamalıdır çünkü o, aynı zamanda Sümer dilinde de "nu şeklinde vardır.""

9. Sayı sözcükleri

Sayılarda da Türk diline yakın sözcüklere Sümer dilinde rast geliyoruz: eş = üç, u, uh = on, uşu = üç on, otuz.200
Şimdi ise Sümeroloji bilminin önde gelen simalarından birisi olan Delitzsch'in çeşitli hal ekleri ve (edatlar / prâpositionlar) hakkındaki açıklamalarına bakalım:

"Sümer dilinde sözcüklerin ardına eklenen "a", "ka", "ge" eklerinden başka, bir heceli öznelerin ardından eklenen ve Alman dilindeki "in"(içinde, bir şey içinde), "nach"(birine, bir şeye yönelmek), "aus" (bir şeyden, bir yerden çıkmak), "zu" (belirli bir yere yönelmek), "gegen " (karşı) gibi edatlar ile aynı kavramı anlatan hal ekleri vardır. Onlardan ilk sırada "da", "ta", "ra ", "su" gibi edatlar gelmektedir.

1. "da" edatının temel anlamı "ta"edatı gibi "Seite"(yan, taraf) demektir. Ancak O, "ta" ile farklı olarak, yalnız "birisi ile", "birisinin yanında" kavramını anlatmakla sınırlı kalır:

Sümerce'- An-da
Türk.: Anu'da, Anu'un yanında
Alman.: mit, neben Anu
Sümerce'- Dumu ama-da
Türk.: giz enede (anada), kız annede
Alman.: Tochter mit der Mutter. "Dumu" kelimesi Sümerce'de genellikle oğlan ve bazen kız anlamında kullanılır. Bu kelime Türkmen dilindeki "doğma " yani "oğlan " sözcüğü ile hemen hemen birdir.

2. "ta" edatının temel anlamı "Seite" (yan, taraf), "bir yerde " ve "bir yerden " anlamındadır:

1. "Belirli bulunma durumu " anlatır:

An-ta'- an-da(eski türkçe) yani yukar_da (droben), ki-ta'-aşg_'da (drunten), me-e-ta?: nerede? (Wo?), da-da-ta'- yan_n'da (an den Seiten), an-ki-ta' asman(gök)-yer üstün'de (über Him-mel und Erde).

2. Belirli çıkma durumunu anlatır:

Sümerce' An-ta
Türk. asman'dan , gökten
Alman. aus dem Himmel.

Süm.

an-za-ta

Türk.
Alman.

asman çagin'den, gök sınırın'dan Von Rande des Himmels.

Süm.

e-ta e-a-su

Türk. öy'den öye sarı, öy'den öye çenli, evden eve ta-

Alman. Von Haus zu Haus
Sümerce' sil-ta

Türk.
Alm.

yoldan
Von der Strasse.


3. "ra" edatının temel anlamı "biryana yönelmek", "bir yana gitmek" (nach, zu) olarak "verme durumu" eki yerine kullanılmaktadır:

Sümerce en [*d]Nin-gir-su-ra
Türk. iye (hakim, sahip) Ningirsu'ya, iye Ningirsu için
Alman. für den Herrn Ningirsu
Süm. at-da-na-ra
Türk. atası'na, atasına taraf
Alman. zu seinem Vater
Süm. ma-ra za-(-e-) ra
Türk. mana, bana sana, sana sarı, sana taraf
Alman. mir dir, zu dir hin
(*' "d" harfi dingir (tangrı) sözcüğünün baş harfidir. O, Sümer tanrı adlarının başında gelir).

4. "dim" edatı, Türkmen dilindeki "den, deyin" (denk, eşit) sözcüğü ile aynı anlama gelir:

Süm. an-dim
Türk. asman deyin, asmana deh = gök gibi, gök ile denk Alman, gleich dem Himmel

Süm. e-ani-dim
Türk. öy-anın-den > onun öyine den = onun evi ile denk Alman, gleich seinem Haus.

10. Edatlar (Prâpositionen)

1. igi, i-de'- on, yüz, önü = ön, önü, yüz (Front, vor Antlitz):
Süm. türk. alman.
igi-mu önümde vor-mir
igi-zu önünde, senin önünde vor dir
igi-na, ide-a-ni önünde, onun önünde vor ihm
2. aga'- arka, arka yanı, ızı, ardı (hinter). a-ga-na'- arkasında,
ızında, ardında (hinter ihm).
3. "gab"' gövüs, gursak, gabak (Azeri türkçesin'de ön, ön
taraf), garşı, göğüs, karşı, karşı taraf (Brust, entegegen, gege-
nüber).
4-) "şi"' karşı, garşı, gegen."

11. Sıfat (Adjeküv)

Sümer dilinde sıfat "ad" veya "eylem " (fiil) den ayrılmaz ve adlar konusunda söylenmiş genel sorunlar sıfat için de aynıdır. Kaide olarak biz sıfatı, onun genel özelliği olan "öznenin ardından gelmesinden " tanırız:
aşag-dagal' ekin-daş>daş ekin: ekin uzak>uzakdeki ekin (das weite Feld).
Sıfatın ismin önünde gelmesine, yalnız tanrı adlarında rastlanır:
Kug-innanna'- temiz İnnanna (reine İnnanna).

12. Fiiler (Das Verbum / işlikler)

Elde olan belgelere göre Sümerce fiilleri incelemenin zorlukları konusunda Delitzsch şöyle yazar: "Akkad tercümanları, kendi dillerinde fiillerin uzamasının bilinmemesi için (burada fiile durum ve kişi ekleri eklenerek uzamasından söz edilir B.G.), Sümer fiillerinin anlamına ne kadar dikkat etmişlerse de onları açıklamak için çok sayıda izahlar kullanmaya mecbur olmuşlardır. Böyle karmaşık açıklamalar ise, bu uzamış eylemlerin köklerini bulmayı çok zorlaştırmıştır. Böylelikle Sümer dilinin gerçek sözlük bilgisini yazmak da güç bir iş olmuştur. Bu sorunun "ancak güçlü dilbilim yöntemlerine dayanmakla çözülebileceği ortadadır".

Sümer dilinde "olmak" eylemi, özne ile yüklemi birbirine bağlayan üye yerinde kullanılır:
aşak-dagal-am'- ekin-daş-dır: ekin uzak'dır (das Feld ist weit).

Görüldüğü gibi yukarıdaki kaide Sümer ve Türkmen dilinde hemen hemen aynı olduğu hâlde Alman dilinde başka türlüdür. Sümer eylemlerini aşağıdaki bölümlere göre ele alabiliriz:

12.1. Kök Eylemler (Die Verbahvurzel)

Sümer dilinde eylemlerin dış görünüşü adlardan farklı değildir. Sıfatlar da eylemlerin yerine kullanılır: gal' ulu, galin (gross) ve gal' galmak (kalmak), ulalmak, büyük olmak( gross sein).

Sıfatların eylem yerine kullanılması Türkmen dilinde de aynıdır. Örneğin yukarıdaki Sümer sözcüğüne çok yakın olan, belki de aynı kökten olan "gal" sözcüğünün Türkmen dilindeki durumunu dikkate alalım:
Galin (sıfat): incenin karşılığı, kalın, vurgu "/" harfinin üstünde, galin (eylem, emir eylemi): ayağa kalın, (ayağa kalkın), vurgu "a"harfinin üstünde.

Türkmen dilinde aynı durum "ak "ve "ak", "aç"ve "a.ç"gi-bi sözcüklerde de, onlardaki "a" harfinin uzun ve kısa telâffuz edilmesi ile meydana gelir. Sümer dilinde de aynı durumun olması konusunda Deimel şunları yazar: "Belki Sümerler de Çinliler gibi, dört çeşitte yani, uzun ve kısa, soru ve cevap tonlamayla telâffuz etmek vesilesi ile, bir görünüşteki sözcükten en azından altı tane ayrı ayrı mana ile anlamlandırmışlardır".

Eğer Deimel yukarıdaki fikrini yazdığı zaman Türkmen dilinin gramerini tanıyor olsa idi, kuşkusuz Çin dilinin yanında Türkmen dilini de gösterirdi. Sümer dilinde bazı eylemler yalnız özne veya tümleçlerin çokluk görüntüsü ile kullanılır:
durun'- oturmak, toğtamak, yerleşmek (sitzen), su (-g)'- (gitmek), (belki de sürmek, B.G.) (gehen).

Eğer bu eylemler yukarıda açıklandığı gibi çokluğu anlatıyorsa, o zaman "durun"sözcüğü çokluğun yerleşmesini ve "su"ey-lemi ise sürmek (koyunu sürmek, düşmanın üstüne sürmek, saldırmak) gibi kalabalığın hareketini anlatmaktadır.
"Sümer dilinde "e"(aytmak, söylemek, sprechen) gibi "şimdiki zaman" ve "gelecek zaman" için (devamlı hareket şeklinde) kullanılan eylemler, geçmiş zaman için kendi yerini "du[-g]"' (dimek, didi, demek, dedi) gibi bitmiş şekillere verir".

"Kök eylemin Sümer dilinde üç görüntüsü vardır: basit, birleşik ve uzamış eylemler:
Basit kök eylemler (fiiller) genelde bir heceden ibarettir'
"ağ"'- etmek, yapmak (machen), "il"'- eltmek, iletmek, götürmek (heben, tragen). "gen"' gitmek (gehen). "gaz"' dövmek, kırmak, öldürmek (zerschmeissen, toten), "buluğ"' bölmek, ağacı bölmek (Holz schleissen), "buluğ"' hovlukmak, acele etmek (eilen). (türkmencede "bol!" yani acele et!, B. G.).

12.2. Birleşik eylemler :

1. Yüklem durumunda gelen eylemler' Bu durumda gelen
eylemler genelde "ag", "du(g) 'W "gar"gibi yapmak sözcüğünün
çeşitli şekilleri ile meydana gelir. Türk lehçelerindeki "etmek",
"eylemek", "yapmak", "kılmak", "gayırmak" gibi:
a-ri ....gar'- arı-gayırmak, anlamak, arassalamak, temizlemek (rein machen).
2. Araç anlamında (Instrumentale Bedeutunggrund)'-
"tu-tu"'- tutmak, almak: el ile tutmak, (mit der Hand) neh-
men.
"gir gen"' girip gitmek, gitmek, yürüyerek gitmek, adım
atmak, yaya olarak gitmek (mit dem Füsse, gehen, schriten, treten).

12.3. Uzamış eylemler

Eylemlerin bu şekilde uzaması "Akkad" diline uygun olmadığından onu anlatmak için çok ölçüde açıklama sözcüklerini kullanmaya mecbur olmuşlardır. Bu ise onların anlaşılmasını güçleştirmiştir. Bu eylemler "da", "ta", "si" gibi eylemlerdir; onların temel anlamı "yan ", "yanında", "yanına " demektir:
"ta-e"' daşarık (dışarıya) gitmek, daşarık sürmek, çıkarmak (heraus gehen, heraus füren, austreiben).
"ta-sar"' daşarık sürmek / dışarıya sürmek, çıkarmak (aust-reiben). "ba-ra-e"' barmak, öne gitmek, varmak, öne sürmek (fortgehen, forttreiben).
"bara-du"' öne barmak, öne varmak (fortgehen).
"baran-dal"' öne uçmak, uçup barmak, uçarak varmak (fortfliegen). "bara-gub"' çıkıp gitmek, önceki durduğu yerinden, yurdundan ayrılmak (vvegtreten von seiner bisherigen Stâtte).

"Bara" sözcüğünün Sümer dilinde "barmak" (varmak), "uzaklaşmak", "gitmek", "çabuk", "hızlı", "uzak" gibi anlamları vardır. Yani Türkmen dilindeki "bar", "var" kelimesi ile aynıdır.

12.4. Türemiş eylemler

"Sümer dilinde kök eylemlerin yanında çok sayıda türemiş eylemler de vardır. Ancak kök eylemler onlara eklenmiş gramer öğeler içinde erimez, eski biçimini korur.

Bu türemiş eylemlere aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür:

12.4.1. Ad ile eylem

"gu-de "'- söz-dökmek = söylemek, gürlemek(türkmence), konuşmak (das Wort ausgissen = sprechen).
"gu-la"' gucaklamak, kucaklamak, sarılmak (sich um den Hals hangen = umarmen).

12.4.2. Sıfat ile eylem

"gal-di"' ulı-dimek, ulı gürlemek, büyük konuşmak(gross sprechen). "mi-du"' mılayım (mimik, yumşak) dimek, yumuşak demek, kadınlar gibi konuşmak (nach Frauenart sprechen = freundlich sprechen).

13. Eylemin ad şekli (die Nominal förmen Verbums / Ad formasındaki işlik)

Bu adlar eylemden yapılır ve başka unsur almaz; fiile bir şey eklenmeden veya yalnız "-e (d)" eki eklenerek türetilir:
"e-du"' ev diken, ev inşa eden kişi (der, das Haus gebaut hat).
gu-nun-di'- gığıran (adam), çağıran, bağıran (der Lautrufen-de).

14. Eylemin belirsiz görünüşü

Eylemin belirsiz görünüşü "-a " veya "-ed-a"ekleri ile gösterilir: "du-da > "du-a"'- dikmek, yapmak, inşa etmek (das Ba-uen).
"gi-a "' gaytmak, gaytarmak, dönmek, geri gelmek, geri getirmek (das Zurückkehren oder Zurückbringen).

15. Ortaç eylem (Das partizip...Verba / Ortak işlikler)

alm. gebaut der geht ansteigend.
Bu eylemler de "-ed-a "dan meydana gelmiş "-a" eki ile gösterilir:
Süm. türk.
"du-a" dikilen, yapılan
"gin-a" giden
zi-ga çıkan, binen
Görüldüğü gibi yukarıdaki eylemlerin ardına eklenen "-ed-a > "-a " eki Türkmencedeki "etmek ", "eden "eylem sözcüklerine hem formal hem de gramerdeki yeri ve anlamları açısından yakındır.

16. Sözdizimi (Syntax)

16.1. Sümer Dilinde Cümlenin Diziliş Düzeni

16.1.1. Normal cümleler


Normal cümle iki bölümden ibarettir. Birinci bölüm cümlenin öznesi ve bağımsız bölümüdür. İkinci bölüm yüklemden ibarettir ve eylemin belli bir görünüşü ile ifade edilir:

Sümer- Nanna-ra ur-nammu-(ke) e-ani mu-na-du
Türk. Nannaga urnammu evini dikipti
(Nanna için Urnammu [kendi] evini yapmıştı)
Alman, dem Got Nammu hat Urnammu sein Haus gebaut.

Yukarıdaki düzen, yani zincirleme esasa göre cümle dizilişi: cümlenin başında özne ve sonunda eylemin yer alması, gramer bakımından Türk diline çok yakın olurken, indo-German dillerinden olan Alman, Rus ve ingiliz dillerinin ve Sami dillerinden olan Arap dilinin gramer kaidelerinden uzaktır.

16.1.2.Kural dışı cümleler

Bazı durumlarda, örneğin özneden başka bir kelimenin üstünde vurgu bulunduğunda, cümlenin düzeni kural dışı olur: Sümer, e-a(k) en-ki, ke temenmu-si-ge Türk. öyün Enki düybüni tutdı, evin Enki temelini attı Alman, des Hauses Fundament grundet Enki."219 Bu cümlede vurgu evin üstünde olduğu için özneden önce gelir.

17. Özne

Sümer dilinde özne, kendisine bağlı olan sıfatlar ile birlikte gelir ve çokluk eki almaz:
"dimmer ana"' asman tanrıları, gök tanrıları (die Götter des Himmels).
"dimmer gal-gal"' ulı-ulı tanrılar, galın-galın tanrılar (die grossen Götter)
"uku-dagala"' oklar daşda (uzakta), daşdaki oklar (die weiten Völker).
Bunun gibi de iki tane ad hiçbir kişi veya durum ekini kabul etmeden sadece birbirinin ardına takılarak "i/e " ve "hem " gibi bağlaçların anlamını vermektedir:
an-ki (a)' asman-yer, gök-yer,yer ve gök (Himmel und Erde).

arazu-zur-ra- çokunma-zarlama, arzuv-isleg = tapınmak-yalbarmak, tapınmak ve yalbarmak (Gebet und Flehen). ge-ud-da' gece-gündüzde, gece ve gündüz (bei Tag und Nacht).

Bu kural Türkmence ve diğer Türk lehçelerinde de vardır:

istek-arzuv, gice-gündiz, ay-gün, gündüz-gece, iyi-kötü.. .
Çalışmamızın bu bölümünde açıklanması gereken mesele, Sümer dilinde Türkmen (ve genel türk) dilinin düzeninin tersine, genelde "sıfatın addan " veya "bağımlı sözcüğün temel sözcüğün "ardından gelmesidir. Ancak Hommel gibi bilginlerin fikrine göre bu durum Akkadlar gibi Samî kavimlerin etkisi altında meydana gelmiştir. Biz bu konuda geçen bölümlerde daha etraflı söz etmiştik. Bu fikrin doğru olabileceğini biz eski Samî kavimlerin günümüzdeki kuşağı olan Arapların diline dikkat ettiğimizde anlıyoruz. Örneğin: "Bahru'l-Esved" = Deniz-gara > Karadeniz, "Racülun-Kebir"= adam-ulu > ulu adam...

Şimdi bazı bilim adamlarının bu konuda öne sürdüğü fikirlere bakalım: Falkenstein'a göre "ad ile ona bağlı olan sıfatın yerleri değişerek, sıfatın adın önünden gelmesi de mümkündür:

Ama-Nanşe'- ene Nanşe, ana Nanşe, anne Nanşe (Mutter nanşe).
ku Inanna (k)'- kutlu (kutsal) Inanna (die heilige inanna). Delitzsch bu konuda şunları kaydeder: "Adlara bağımlı sözcüklerin adın önünden gelişi gibi, sıfatlar da az-çok üstünde vurgu olduğu durumda adların önünden gelebilir: suda-an' uzak asman/gök (der ferne Himmel). ğul-nam-erina'- gınır cm, kızgın cin (der böse Bann). Deimel de Sümer dilinde ticaretle ilgili metinlerde "gal" (ulu, galin) sıfatının addan önce gelmiş olduğunu açıklar. Söz diziminde vurgu sıfatın üstünde ise, onun addan önce geldiğini belirtir:

gal-dam-gar'- ulu sövdagâr = böyük alışverişçi (Grosshândler).
gal-uku'- ulu adam, büyük rütbeli kişi (Oberst). gal-nar'- ulu ozan (Obersânger)
nam-gal-hul-la' ulu hezillik, ulu (büyük) hoşluk (grosse Freude).

18. Zamir Ekleri

"Son Sümer döneminde Akkad dilinin etkisi altında, 3. tekil şahıs zamirinde, şahıs için kullanılan "ani" yani "o", "onun", (eski türkçede "anın',B. G.) ile "ortak cins"için kullanılan "-bi" eki arasında farklılık kaybolur. Ancak onun düz şekli "-bi-da " = ile, onun ile (mit seinem) şeklindedir. Bu ek "ve" bağlacının yerine kullanılır ve "şahıs özne"sözcüğüne bağlılıkta meydana gelir. bu, eski Sümer dilinin kalıntısıdır."

Başka bir eserde bu konuda şöyle bir açıklama vardır:

"Sümer dilinde bulunan "-bi" ve "bi-da" sözcüklerinin yerine bağlama edatı "u"yani "ve" nin kullanılması eski dönemde Akkad-lardan alınma bir edattır."

Görüldüğü gibi Sümer dilinde kullanılan "-bi", bi-da" bağlaç sözcükleri Türkmencedeki "bile"yani (ile) sözcüğü ile hem çok benzerdir hem de gramer açısından aynı diyebileceğimiz rolü yerine getirmektedir.

"Sümer dilindeki ibarelerde zamir eklerinin tekil ve çoğul şekli genelde birbirinin yerine kullanılmaktadır:

uku-lu-a'- ülkeli > ülkenin yaşayıcıları (Lebendesbewohner).
ad-da-zu' atan, atanin, atanız (den (euer) Vater).
ama-zu' eneniz, ananız, anneniz (eure Mutter).

Zamir ekleri özellikle de vurgu üstünde olduğunda, ibarelerin önünde gelir:

za-e e-ne-im-zu'- senin sözün (dein Wort).

Baştaki zamir şahıs ekini kabul etmeden de gelir:

za-ar-gal-gal-zu'- senin ulı-ulı arın/buysancın = senin ulu-ulu gururun/şöhretin (deine grosse Glorie).

Yukarıdaki ibarelerin gramer karakterleri ve onlarda kullanılmış birkaç sözcüğün Türkmen diline yakın olduğu hissedilmektedir.

Örneğin:

"ad-da (ata)", "ama" (ene, ana, emme), "ar" (takriben ar-namus anlamında): "Uku" sözcüğünün, önce OK (halk, kabile) anlamında geldiğini görmüştük. Burada ise aynı sözcük ülke anlamına geliyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 23:16

19. Adlar

19.1. Adların iki sınıflı sistemi (Das Zweiklassensystem):


Sümerlerde bu iki sınıfa ait olan adlarda meydana gelen değişiklik, onlardan "AN" yani göğün insanlaşmış Tanrı yerinde kullanılması, masallardaki bazı hayvanların, ağaçların ve bitkilerin insan sınıfına sokulmasındandır. Onlar insan gibi davranırlar ve konuşurlar; cansızlar canlı sayılıyor:

Lu-me-luh-ha'- Melluhalı, Melluha(yurdunun) adamı (Mann von (Land) Melluha). Burada "Melluha" yurdu, gramer açısından insan sınıfına giriyor.

20. Çoğul Durum

Çokluk Sümer dilinde genelde belirli bir alametle gösterilmez, eşyalara (insan dışındaki varlıklara) ait sözcüklerden çokluk türetilmez. Belli bir sayı ile ifade edilen şeyler için de çokluk işareti kullanılmaz. Bazı durumlarda adın veya ada ait sıfatın tekrarlanması ile çokluk anlatılır. Bu durum "gal" (ulu), "tur" (küçük), "kal" (kıymetli, pahalı) gibi belli ölçüyü anlatan sıfatlarla mümkün olur."

Önce de izah edildiği gibi bu çokluk ifade etme durumu Türkmen ve başka Türk dilinin lehçelerinin gramer düzenine de uygundur. Örneğin, Türk dilinde belli bir sayı ile ifade edilen adların ardına çokluk eki katılmaz: 15 kişi, 6 kitap. Halbuki İndo-German dillerinde böyle adların ardına çokluk eki katılır: 15 Mânner (15 adamlar), 6 Bücher (6 kitaplar) vs.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir