Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Amu Derya veya Türem Ovası ve Paleografyası

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Amu Derya veya Türem Ovası ve Paleografyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ara 2010, 21:38

Amu Derya veya Türem Ovası ve Paleografyası

Amu Derya, Orta Asya'nın en önemli nehirlerindendir. Klasik ismi Oxus'dur. Kuzeydoğu Afganistan'dan doğar, 2.400 km. kadar kuzeybatıya doğru aktıktan sonra Aral Gölü'ne dökülür.

Amu Derya'nın Afganistan sınırı içindeki yukarı kesiminde M.Ö. 4000 yıllarına ait renkli çömlekler bulunmuştur. Hindikuş dağlarının Türkmenistan'a bakan kuzey kesimleri yeryüzünde tarımla uğraşan ilk insanların yerleşim yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Burada 70'ten fazla buğday türünün mevcudiyeti bu görüşü desteklemektedir (Encyclopedia Americana 1982).

Amu Derya'nın batısında Karakum Çölü, doğusunda ise Kızılkum Çölü yer alır. Günümüzdeki yerleşim alanlarının büyük bir kısmı güney ve güneydoğudaki dağ yamaçlarının eteklerinde sulak arazilerde yer almaktadır.
Genel olarak Amu Derya Ovası veya Turan Ovası olarak isimlendirilen bu bölge, batıda Hazar Denizi ve Üst Yurt; güneyde Köpet dağları, Afganistan'ın Parapamisus ve Bend-i Türkistan dağları; doğuda Özbekistan'ın Nur dağlarıyla Sırderya; kuzeyde ise Aral Gölü ve bozkırlarla sınırlandırılmıştır.

Bölgenin 15-20 bin yıl önceki coğrafyası (paleocoğrafya), bir önceki bölümde anlatıldığı gibi günümüzden çok farklı idi. Bölgede yaşamış olan insanların, tarih öncesi çağlarla tarih çağlarında geçirmiş oldukları hayat hikayelerini anlayabilmek için o günlerden günümüze kadar bölgenin geçirmiş olduğu paleocoğrafi evrimini bilmek gerekir.

Son buzul çağından günümüzdeki arabuzul dönemine geçişte. buzulların ilk ana ısınma dönemi 20.000 yıl önce başlamış ve 12.500 yıl öncesine kadar devam etmiştir. Bu dönemde Kuzey Avrupa ve Asya'daki buzullar çabukça çözülmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak, çözünen buzulların kenarında birbirleriyle bağlantılı büyük buzul gölleri oluşmuştur. Buzul göllerinden taşan bol miktardaki buzul suları güneye doğru akan Dinyeper, Don, Ural, Tobol, iris gibi büyük nehirlerle Karadeniz'i, Hazar Denizi'ni ve Aral Denizi'ni sürekli olarak beslemiştir...

M. Ö. 12.500 ile 11.500 yılları arasında hüküm süren ve Younger Dryas diye anılan buzul döneminde yağışlar azalmış, biraz geriye çekilmiş olan kuzeydeki buzul kıtasının eteğindeki bir dizi buzul gölünün mevcut suları eskisi gibi güneydeki iç denizlere boşalma yerine, Adriyatik Denizi'ne ve Kuzey Buz De-nizi'ne doğru boşalmaya başlamıştır. Böylece Aral, Hazar ve Karadeniz'i besleyen büyük nehirlerin suları epeyce azalmış, bir kısmı ise kurumuştur. Bunun sonucu olarak bu üç denizin birbirleriyle olan bağlantıları kesilmiş, her biri kendini besleyen nehirlerle yetinmeye çalışmıştır. Younger Dryas in sonunda (M.Ö. 11.500 yıl) Mini içe Age'in başlangıcı (M.Ö. 6.200 yıl) arasındaki ılıman dönemde denizleri besleyen akarsuların getirimleri. buharlaşmayla kaybolan suları ancak karşılayabilmiş ve su seviyelerinde önemli bir azalma gözlenmemiştir.

Mini-Ice Age buzul dönemiyle birlikte (M.Ö. 6.200-5.800) bölgede felaket rüzgarları esmeye başlamıştır. Yağışlar epeyce düşmüş, ana nehirlerin suları azalmış, küçük nehirler kurumuş; göllere boşalan nehir suları buharlaşarak kaybolan suyu karşılayamaz olmuştur. Durgun sular, akarsulara göre daha çabuk kirlendikieri ve tuzlandıkları için sürekli yağışlar ve büyük akarsular tarafından beslenmezlerse, hayat kaynağı olma özelliğini zamanla kaybederler. Zaten çok sığ olan Aral Gölü de hızla küçülmeye, büzülmeye başlamış; bunun sonucu olarak göldeki çözünmüş tuz konsantrasyonu artarak çoraklaşmaya, bir acı göl haline dönüşmeye başlamıştır. Mini-Ice Age döneminin sona ermesiyle başlayan yağışlı ve ılıman iklim, büyük denizlerden uzak olan Orta Asya'ya fazla bir yağış getirmemiştir. Eriyen kıta buzlarının suları da iç denizlere dökülmez olmuştur. Dolayısıyla sıcaklık arttıkça göllerdeki buharlaşma ve su kaybı çoğalmış ve çölleşme hızlanmıştır. Kuruyan gölün tabanında biriken tuzlu kum ve mil taneleri şiddetli rüzgarların erkisiyle etrafa savrulmaya başlamıştır. Bir zamanların sahil kenarlarındaki verimli topraklar ve yerleşim yerleri kısa denebilecek bir zaman dilimi içinde kum yığınlarıyla örtülmeye başlamıştır. işte o günlerde başlayan felaket günümüze kadar devam etmiştir.

Bazı kitaplarda var olduğu yazılan, bazı kitaplarda uydurma olduğu öne sürülen Orta Asya'daki hayat kaynağı tatlı sulu içdenizlerin varlığı ve sonradan kuruyarak çoraklaştığı, çölleştiği jeojolik bir gerçektir. Henüz yeterince bilinmeyen husus, bu ortamlarda insanoğlunun nasıl bir hayat sürdürmüş olduğudur.

Kaynakça
Kitap: 5000 Yıllık Sümer - Türkmen Bağları
Yazar: Begmyrat Gerey
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir