Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tarih vesikası olmak üzere Türk dili

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Tarih vesikası olmak üzere Türk dili

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 01:12

Tarih vesikası olmak üzere Türk dili

Türklerin tarihten önceki çağını öğrenmek için müracaat edilecek diğer en büyük vesika, Türk dilidir. Bu hususta şurada ancak o kadarını söylemek isterim, ki bu dilin bilhassa Mahmud Kaşgari'nin eserinde ve Uygur vesikalarında bize vasıl olan kadarı, keza Yakut dilinin Pekarski tarafından toplanan lügati, bu dilin Ortaasya'nın şimalinde değil, onun cenubunda inkişaf ettiğine, cenup mahsullerini, meyvelerini ve onlardan yapılan içki ve yemekleri bu mahsulatı kendisi terbiye edip yetiştiren bir milletin dili olduğunu pek vazıh olarak göstermektedir. Bu itibarla Türkçe'de, Ortaasya'da yaşıyan İran kavimlerinin ve Tok-harların dilindeki sözlerle müşterek kelimeler bulunduğunda, bunun hepsinin Türkçeye dışarıdan gelen, Hind dillerinden, Sogd, yahut Tokhar İranlılarından alman sözler olarak kabul etmek yanlıştır. Türkçeye asırlardan beri muhtelif milletlerle temaslar neticesinde, pek çok yabancı sözler geçmiştir, fakat bu yabancı kelimeler, dilimize ancak İslam devrinde ve son zamanlarda şimdi gördüğümüz kadar geniş mikyasta tasallût edebilmiştir.

Eski dil vesikalarımız, ne kadar eski ise, o kadar istiklal ve medeni hayat mefhumları da dahil olmak üzere, büyük yaratıcılık kuvveti ibraz etmektedir. Cenup mahsullerinin dilimizdeki isimleri hep Türkçedir. 12 yıllık takvimde, maymun manasında «piçin» kelimesine . dayanarak, bu takvimin Türk malı olmadığını iddia etmekte, Türk dilini Asya'nın şimalinde inkişaf eden bir dil olarak kabul etmekten ileri gelmektedir.

Türk dilinde Ş, Z sesleri yerine L, R sesleri kullanan Bulgar ve Hazarların, bir zamanlar Türkistan'ın cenubunda, ve Horasan'da yaşadığım gösteren deliller vardır, demiştim. Cenubi Türkistan'da LİR Türkçe konuşanların yaşadığına ait emareler vardır. Bugünkü Türkoloji eski Hazar ve Bulgarları bugün temsil eden Çuvaş lehçesinde bu dili konuşan eski kavimlerin, bir zamanlar herhangi bir yerde beraberce yaşayıp bazı müşterek lehçe hususiyetleri (mesela diğer Türklerde A olan yerde I sesi kullanmasını) inkişaf ettirdiklerini göstermiştir. Halbuki bu LİR Türkçesinin izleri, yukarıda, Sino-Korea'daki Türkçeler bahsinde, de anlattığımız gibi, Uzakdoğu'da da mevcut bulunduğu halde, Orta ve Doğuasya'nın coğrafi ve etnografi isimleri üzerindeki tetkikler, Peçenek, Başkurt ve Agaçeri isimleri gibi Hazar ve Bulgar isimlerinin de Altay - Tiyanşan hattının şarkında hiç rastlanılmadığını göstermektedir. O halde Yakutlarla eski Bulgarlar ve Sino-Kora dillerine LİR Türkçesi sözlerini veren o eski Türkler, Ortaasya'nın cenubunda bir yerde, mesela Pamir - Tiyanşan'da beraberce yaşadıktan sonra, şimale gitmişlerdir.

Büyük devletler kuran Türk kavimleri.

Türklerin tarihten önceki devirlerde cihanşümul bir devlet kurmuş olduklarını gösteren mühim bir nokta da, tarihi devirlerde isimleri tarihin muhtelif devirlerinde eski dünyanın muhtelif ülkelerinde görülen Türk kabileleridir. Bu kabilelerden en çok dikkatimizi çekenleri Çigil (İçgil), Subar (Sibir), Abar (İbir), Kang (Keng), Ogur (Gur, Z ile Oğuz ve Guz), Kumedh, nihayet Türk isimleridir. Diğerlerine nisbeten daha az yayılmış gibi görünen «Türk» için, yukarıda, Çin ve Yunan menbalarından kayıtlar nakletmiştik. Ogur (Gur) isminin geniş sahalara yayılmış oluşunu, Macar alimi B. MUNKACSİ tesbit etmiştir. Subar ve Çigil isimleri için de, ben, bazı kayıtlar topladım. Eski İran, Hindistan ve Ortaasya'da muhtelif yerlerde Subarlarla Abarlar ve Kümidh yahut Kumadh (Z yerine R ile Kumir ve Kumar) leri andıran isimlere rast geliniyor. Bu gibi kabilelerin, öntarihte ve tarihi devirlerde hakim tabakayı teşkil ettikleri cihanşumül devletlerde merkezi hükümetin mümessili sıfatiyle, yani idarede merkeziyeti temin için, mesela Çingiz ve oğulları zamanındaki Kıyat, Kongartlar, Temür ve oğulları zamanındaki Barlaslar gibi, bu büyük devletin her tarafına dağılmış unsurlar olduğunda şüphe yoktur.

Bizim tarihi devirlere girişimizin başlarında, M. ö. 7 - 4 cü asırlarda Ortaasya'da hakim göçebe milletler sıfatiyle Sakalar'la Masaget'leri görüyoruz. Bu iki kavme muahharen İran unsuru (Sakalara Soğdlar, Masagetlere de Alan ve Khorezm İranileri) karışmışsa da, her iki kavmin menşe itibariyle Türk olduğu kanaatindeyim. Sakalar için bu hususu, rus N. ARİSTOV gibi, EDVARD MAYER de söylemiştir. Ben şahsen, Dara kitabesinde zikrolunan üç Saka gurupundan Saka - Tigrahkuda'nın Türk olduğu ve Göktürkler ile kendilerini bugün dahi Saka tesmiye eden Yakutların ve Sagay'ların bunlardan neşet ettikleri fikrindeyim.

Masagitlerince, Bizans kaynaklarında bunların Türk olduğuna Sair sarahat vardır. Ahemenid hükümdarı Kserks'in (M. ö. 486 - 465) seferleri esnasında, Ortaasya'da, Baktralılarla beraber, Sagarti yani Sakalılar ve Kaspi zikrolunmaktadır. Yunan müelliflerinin Kür nehri munsaplarında yaşıyan bir kavmin sıfatiyle bahsettikleri bu Kaspiler, ne İran ve ne de Turan ırklarına mensuptu, onların Kafkas ırklarına mensup bir kavim olduğu sanılıyor.

Herodot'ta da zikri geçen bu kavme, bazı alimler, Ortaasya'nın Hindistan ve İran'ın İranlılardan önceki devirleri tarihinde büyük bir rol atfetmeğe meyyaldırlar. İran arkeolojisi mütehassısı prof. E. HERZFELD, eski Hind Mohenjo-Daro ve her iki Sus ile dört Anau kültürlerinin, bu Kaspi kavminin eseri olduğuna kani bulunmaktadır. Herhalde bu kavmi, bugün, Hindukuş'ta yaşayan ve Vedik Aryanilerin Hindistan'ı işgalinden önce Ortaasya'nın cenubi kısımlarını işgal eden büyük bir kavmin bakiyesi olarak tanınan Buruşak (yahut Buruşask) ların cedleri telakki ediyorlar, ben de bu nazariyeyi haklı buluyorum.

Bu Buruşakların ancak yakında tetkik edilmeğe başlıyan çok enteresan dillerinde epeyce Türkçe söz bulunuyor. Bu dilin büyük lügat ve gramerini Dr. L. R. LORİMER neşretmiştir. Eski Dravid diline yakın, fa«-kat Kafkasya'nın Apkhaz dili ile de yakından ilgili bulunan bu dilde, su-fikslerin Fin-Ugur tipinde olduğunu tesbit eden zevat, görülen bu Türkçe kelimeleri, Pamir Kırgız şivesinin tesiriyle izah etmek yanlışlığında bulunmuşlardır. Daha bir arada toplanmıyan ve tetkik dahi edilmiyen bu Türkçe kelimelerin bir kısmı, çoktan ölmüş olan eski bir Türkçeder alınmış kelimeleri arzediyor gibi geliyor. Mesela «Kayınata» yerine «azk-ir», «kaynana» yerine «azk-kız» deniliyor. Bu ise müzekkeri «ir» (dikkat edilsin «er» değil) ve müennesi de «ız» ile belirten bir Türkçenin bakiyesi olsa gerektir. «Demir» kelimesi de T yi Ç ile konuşan bir şiveden alınmış olsa gerektir , ki «çumar». deniliyor. «Göz» yerine «ilşi» yani «elçi», kayın ağacı manasında «tal» yani «söğüt», çukur manasında «ol» yani «göl», ceza manasında «üs», yani «öç» kullanılmaktadır.

Bütün bunlar ve E yerine i, Ç yerine S geçmesi, Pamir taraflarında bunlara uzaktan komşu olan bugünkü Türk kabilelerinin şivelerine aykırıdır. Burşak dilindeki Türkçe ŞAZ ve LİR Türkçelerini ve Moğolcayı gözönünde bulundurarak tetkik edilecek olursa, belki eski Kaspilerle temasta bulunarak yaşıyan Türklerin diline ait bazı materyal elde edinebilirdi. Ben bu hususa, daha 1935 te, mütehassısların dikkatini çekmiştim, fakat o günden bugüne kadar bu mesele ile kimse meşgul olmadı.

İskenderin fütuhatı sırasında Sind nehri üzerinde yaşıyan bazı kavimlerin Türk kabileleri olacağı ileri sürülmüş, bunları ben de bahis mevzuu etmiştim. Fakat daha önceleri Sümerler ve Kaspilerle komşu olarak bugün Hindistan ve İran tesmiye ettiğimiz ülkelere yayılmış bulunan Altaylıların. daha çok Subar, Kümidh, Kücat, Keng (Kenger) ve Qur gibi kavimler olduğu görülüyor, çünkü rivayetlerde en çok bunların ismi geçiyor.

İşte fikrimce Anau'da ve Horasan'ın diğer noktalarında Aryanilerden önceki medeniyeti, bu harabelerde bir çok eserler ve at kemikleri bırakmış olan Altay kavimlerinin cedleri ile bu Kaspiler yaratmış, Sümer ve bazı diğer Önasya medeniyetlerinde iz bırakan o eski Altaylılarla beraber hep bu Kaspi kavimlerinin cedleri bulunmuşlardır. Kaspilerin tipleri hakkında, kat'i mafömata malik değiliz,, fakat Türkmenistan'daki eski Türklerin mezarlarda bulunan kafatasları, keza bugünkü Türkmenlerin kafatasları, buralarda vaktiyle Türklerin diğer kavimlerle geniş mikyasta karışma devirleri geçirdiklerine delalet eder. 1933 de İsveçli Dr. ARNE Astarabad'a yakın Şahtepe höyüklerinde hafriyatta bulundu ve burada M. ö. 1500 sene evvel nihayete eren bir medeniyetin eserlerini meydana çıkardı, fakat burada da tıpkı Anau'da olduğu gibi, brakisefal, dolikosefal ve mezosefal kafatasları karışık olarak bulunmuştur. Malûm olduğu üzere şimdiki Türkmenistan'da Horezmlilerle komşu olarak yaşayan Türkler, onuncu asır müellifi Muqad-dasi'nin naklettiği eski Horezm rivayetlerine nazaran, kafataslarını uzunca yapmak için çocuklarının başlarını deforme ediyorlardı. Bu cihetten Türkmenistan'daki hafriyatlarda bulunan kafataslarının şekline göre, eski ahalinin milliyeti hakkında bir hüküm vermek hiç te kabil değildir.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir