Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Destanlara göre ilk Türkler

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Destanlara göre ilk Türkler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 01:10

Destanlara göre ilk Türkler.

Türk anayurdunun Tiyanşan - Aral mıntakası olduğu ve Türklerin muhtelif kavimlerle temasları ve fütuhatları, eski Türk, Çin. İran ve Yahudi rivayetlerinden de öğrenilebiliyor. En eski Türk rivayetleri, biri 6 ncı asırda, belki daha önce muayyen şeklini aldıktan sonra Çinlilere malûm olan ve Wei sülalesi (M. ö. 366-558) tarihine geçen «Göktürk-Çin versiyonu», diğeri de 8 inci asrın ilk yarısında yazılan iki eserden alınarak Selçuklular namına 1126 da yazılan anonim Mücmel ut-tavarih va-'I-qisas kitabına dereolunan «İran - Hazar versiyonu» şekillerinde bize vasıl olmuştur. Her iki versiyon. Tiyanşan-Aral sahasında muayyen şeklini aldıktan sonra, Uzakdoğuya ve Önasya'ya kadar yayılmıştır. Bunların her ikisinde de Türkün asıl vatanı, Isık-Göl, ve Çu mıntakasıdır. Göktürk-Çin versiyonunda Türkün Çu havzasında. Isık-Göl, Izık-art (Azıgart, şimdiki Işıgart) ın soğuk yayalalarına gelmeden önce, Sihai, yani garp denizi diye anılan bir deniz, yani Aral, yahut Hazar denizleri yanında yaşamış olduklarını anlatır. «İran - Hazar versiyonu» nda ise Isık - Göl, Izık -art ve Ceyhun (Amuderya) vazıh olarak zikredilmişlerdir.

Her iki rivayet, Türklerin Çinlilerle temasından, Türkün 4 oğlundan (yani esas 4 kabileden) ve Çin tarafından gelen diğer 10 cedden bahseder. İran - Hazar rivayeti, ayrıca, Isık - Göl civarında yaşıyan ve devletin meşru hükümdarı olan «Türk» ile Ceyhun'da (yani Aral tarafında) yaşayan amcazadesi «Guz» (yani Oğuz) arasında «yede - taşı» yani milletler üzerinde hakimiyeti temin eden tılsımlı bir taş yüzünden uzun muharebeler cereyan etmiş olduğundan, Türk'e, Çin tarafından gönderilen 10 «kam» (şaman), yani batı Göktüklerinin «On ok» kabilelerinin ilim sahibi olan cedleri geldikten sonra bu hakimiyet sırrı tekrar Türkün elinde kaldığından bahsediliyor. «Çin» i. Edil havzasında yaşıyan «Hazar» ile «Kemari» yi (yani Bulgarların ceddini) «Saklab» ı (yani Slav ve Fin kavimlerinin cedlerini) ve Rusları (yani Skandinavya Cermenlerini) de bu memlekete dahil gösteriyor.

İran'ın ve Hindistan'ın bu memlekete dahil olduğundan bahsetmiyor. Eski Türk rivayetlerinin Doğuda Çin, Batıda Rum ve Rus ile beraber Küçükasya'yı, İran'ı ve Hindistan'ı da ihtiva eden daha büyük bir devlete ait hatıraları bir araya toplıyan «Oğuz destanı» ise, bu büyük «yagbu» lar devletinin merkezi olarak tekmil Batı Türkistan'ı almakta, hanların, yabguların yazlık karargahları Balhaş - Gölünün ve Sırderyanın şimalindeki Ortak ve Körtak mıntakaları, yani şimdiki Kazakistan'ın «Arka» denilen sahaları, göstermektedir. Bu destanın tesbit zamanının 12 nci asırdan geç olmadığını gösteren bir ipucu vermek üzere de Yedisu'nun şimalinde 12 nci asra kadar mevcut bulunduğunu bildiğimiz Yafenç şehrini bu yaz karargahları meyanında anlatılıyor. Kış karargahlarının ise, Aralın şimalindeki Borsuk Kum ve İle havzası, Taşkent şimalindeki Kazıgurt dağları, «kırk kapılı Sayram» mıntakası ve Zerefşan havzasındaki Semerkand ve Yalgusağaç tarafları olduğu bir bir sayılmaktadır.

Oğuz destanının esas temelini teşkil eden «Şu ve Tunga Alp» rivayetlerinde, İran hükümdarları ile harbettikleri anlatılan hakanların merkezi, Çu havzasında Balasagun ve Doğutürkistan'daki Ordukent, yani Kaşgar şehirleridir. Fakat Azerbeycan'ın şimalindeki Şabıran ile cenubundaki Kazvin şehirleri de bu Tunga Alp (Afrasyab) ın şehirleri olarak gösterilmektedir. Bu «Şu» rivayetlerinin M. ö. 12 nci yahut 11. asırda Çin'de «Çu» devletini kuran Türklere ait olacağına, yukarıda' da işaret etmiştim. Şu'ların Çu havzasındaki hayatına ait olan bu rivayetleri, onların daha Çin taraflarına göçmedikleri zamana ait hatıralar olarak kabul edebiliriz.

Türklerin, düşmanları tarafından bir darlığa sokulduktan sonra demir kapıları eriterek aydın ve geniş dünyaya çıktıklarına dair «Ergene-Kon» efsaneleri, İran kavimlerinin Airyana-Vaeja'ları gibi seyyar bir şey ise de, 8 inci asır Ortaasya Türklerinin bu demir kapıyı, arap Sellam Tercüman'a, İle havzasının şimalinde, şimdiki Talka Demirkapısı mmtakasında gösterdikleri anlaşılıyor.

Türklerin anayurdunun, Tiyanşan sahasında olduğuna inanmakta hiç tereddüt göstermediklerini ifade etmek itibariyle, bu rivayet te mühimdir.

Eski Türklere ait İran rivayetlerine gelince, Asadi Tûside, esas hakim kabilesi Yugur'lar, yani Uygurlar ve merkezi yine Ortaatiyanşan sahaları olan bir cihan devletinden bahsediliyor, ki hükümdarları «Khaqan-i Yugur» tesmiye olunmuştur. Diğer İran ravileri Abu Mansur al-Balkhi, Daqiqi, Firdevsi, esas hakim unsuru Çigil ve Kharlukh (Khallukh, yani Karlık) olan cihanşümul bir Türk devletinden bahsederler, ki bunların merkezi olarak ta Isık - Gölün garbindeki Koçunkarbaşı, ve Zerefşan kıyısındaki Ruyin-Diz (Bakır kale, Beykend) ve Ordukent (Kaşgar) gösteriliyor ve bu devletin büyük hükümdarı olan Afrasyab (Franrasya, Türkçesi Tunga Alp) İranlılar ile savaşlarında muzaffer olduğunda, şimdiki Siistanın cenubundaki Hamun Gölü taraflarında ve İran içlerinde, nihayet mağlûp olup İranlılar tarafından takip olunduğu zamanlarda ise Kemak memleketine, yani Altaylara ve «Derya-i Kimak» a. Altayın arkasındaki ve doğusundaki büyük göllerden birine (Koso-Göl, yahut Baykal) taraflarına o taraflardaki (Orhundaki?) diğer bir «Ruyin Diz» şehrine kaçıyor, son olarak memleketinin garbı kısmı olan Azerbaycan'a geldiğinde, orada İranlıların eline geçerek öldürülüyor.

Eski İran rivayetlerini nakleden El-Birûni, Tha'alibi, Tabari. Narşak-hi ve Nasafi gibi müellifler, bu efsanevi devirlerde yaşadığı anlatılan kadim Türk devletinin hudutları ve şehirleri hakkında birçok mütemmim malûmat dahi veriyorlar. Ezcümle El-Birûni ile Bal'ami. Türk - İran hududunun şimdiki Meşhed ile Sirakhs arasındaki Mezduran (onlara göre Marz-i Turan = Turan hududu) olduğunu söylerler. Bal'ami Azerbaycanı da bu sınırların içine alır, Mahmud Kaşgari ise, o eski devirlerde Maveraünnehrin temamiyle bir Türk ülkesi-olduğunu, İranlıların ancak sonradan gelerek buralarda yerleşmiş ve orasını «güya» bir Acem memleketi imiş» gibi bir hale sokmuş olduklarını söyler.

625 - 30 da Batıtürkistan üzerinden Hindistan'a geçen Çin alim rahibi Hiuyentsang'a da Termiz Demirkapı'sını (Orhun yazıtlarındaki Temir Kapug'u), Göktürklerin cedlerine karşı kurulan bir sed ve hudud kapısı olarak tavsif etmiştir.

Türklerin eski tarihine dair rivayetler Süryani kaynaklarında, bilhassa eski İskender romanında ve 6 ncı asra ait Ephesus'lu Johan ve Zekhari Rhetor'un eserlerinde bulunmaktadır, fakat Yahudi rivayetleri daha mühimdir. Bu Yahudi rivayetleri, ilk İslam müelliflerinden Vahab ibn Münabih'in rivayetlerine esas olmuştur. Fakat onları da burada bahis mevzuu etmiyeceğim. Tarihten önceki devirler için ehemmiyetli bulduğum Yahudi rivayeti, Arapların Tabari tarihine ve İbn al-Faqih'in coğrafyaya ait eserlerinin tarafımdan 1923 te Meşhedde bulunan nüshasında münderec bulunan bir rivayettir, M. ö. 7 nci asır sonlarında Önasya'da Sakalar hakimiyeti inhilale uğrayıp, az sonra Yuda devleti de (M. ö. 587 de) Babil hükümdarı Nabukadnezar tarafından tarumar edilince, Yahudilerden bir kısmı, o zaman daha şimdiki Kafkasya Azerbaycan'ı taraflarında ve muahhar Hazar memleketinde de hakimiyetini muhafaza eden bu Sakaların ülkesine iltica ettiler, bunlardan bir kısmı Kür nehri havzasına ve şimdiki Dağıstan'a gelip yerleştiği gibi, bir kısmının da Sakalar devletinin asıl merkezi olan Türkistan'a dahi geçmiş olduğu bu rivayetlerden anlaşılıyor.

Bunlar, Hazar denizinin garp sahillerinde muahharen Hazar ve Sabir gibi kavimleri kendi dinlerine celbedebildikleri gibi, Şarkta dahi bir kısım yerlilere ve Türklere kendi akidelerini, telkin edebilmiş olabilirler. İbrahim peygamberin Şarka gönderdiği oğullan sıfatiyle Yahudi menkıbelerinde zikredilen üçü hakkmda, Taberi ve ibn al-Faqih'deki rivayette şunlar anlatılıyor:

Zamiran, Yasubak ve Sukh, babalan tarafından Şarka gönderilecekleri zaman ona «biz o gurbet ve vahşet aleminde nasıl geçiniriz?» dediler.

İbrahim de :

«Ben size, Tanrının isimlerinden (tılsımlardan) birini öğretirim, bunu kullanarak siz düşmanlarınıza galip gelir ve harpte sıkıntıya düştüğünüzde bunu kullanarak düşmanlarınız üzerine yağmur yağdırır ve zaferi kazanırsınız» dedi ve onlara bu ismi (tılsımı) öğretti. Onlar da Şarka doğru yürüyüp, nihayet Horasan'a geldiler, orada türeyip çoğaldılar ve bu isim (tılsım) sayesinde bütün komşu kavimler üzerinde hakim oldular.

Yafeth neslinden Hazarlar onların haberini duydu ve onlara gelerek:

«Size bu tılsımı öğreten zat yeryüzündeki insanların en iyisi, yahut yeryüzünün padişahları olsalar gerekti», dediler ve onların (yani İbrahimoğullarının) padişahına «khaqan» lakabını verdiler. Sonra bu Hazarların bir kısmı Sukh ve biraderlerinin memleketinde kalıp, onlarla evlendiler ve orada kaldılar, bir kısmı da kendi memleketlerine (yani Etil tarafına) döndüler».

İranlılar gibi Yahudiler de bütün milletleri kendi nesillerinden türemiş göstermek için muhtelif kavimlerin isimlerini kendi ananelerince malûm isimlerle birleştirmişler. Bu efsanelerde Türklerin ceddi olarak gösterilen Yafeth ve diğer şahıs ve kabile isimleri böyledir. Şimdi bu rivayette zikri geçen «sukh» ismi, eski Arap ve Yahudi metinlerinde «Su» «Sukh» ve «Sakh» .şekillerinde de yazılmıştır, ki bizim bahis mevzuu ettiğimiz kavimlerden Şu yahut Saka'lardan başka bir şey olmasa gerektir. Miladi birinci asır Yahudi müverrihi FLAVİUS JOSEPHUS bu isimleri Zambran, Yosubak ve Su şeklinde yazmıştır. Eski Tevrat rivayetleri mütehassısı Dr. BAAR da bana bu isimlerin kendisine malûm nüsha şekillerine göre Zamiran, Yosu: bak (yahut Su-bak) ve Su okudu ve bu kelimelerin aslında hiç te sami olmadıklarını ilave etti. Şu halde bu isimler Sabir, Yosu (Us, Uz) - bak, ve Şu gibi Ortaasya kavim isimlerinin muhtelif yazılış şekillerinden başka bir şey olmasa gerektir.

Hazar ve Bulgarların, bir zamanlar Horasan'da bulunduklarına dair başka rivayetler de vardır. Bu Yahudi rivayeti Batı Türkistan'da yaşı-yan üç ve Hazarlarla dört Türk kabilesinin yağmur yağdırarak düşmanları mağlûp etmek tılsımını bildiklerini, yani hakimiyetlerinin sırrının yedetaşı'nda olduğunu, hükümdarlarına Hazar dilince «Hazan» denildiğini anlatmaktadır, ki Göktürk-Çin, ve İran-Hazar rivayetlerinde dört kabileden mürekkep Türk'ün hakimiyeti hakkında söylenen de budur. Yahudiler, bu devletin, daha İbrahim peygamber zamanında, yani onun oğulları tarafından kurulmuş olduğunu iddia etmişlerdir. Çinliler, Türklerin hakimiyetinin sırrını at ve süvarilik diye tanıdıklarından, Türklerin Batı-türkistan'da (Huttal ve Ferganede) yetiştirdikleri atları elde etmek için can atmışlar, Ön-asya kavimleri ise bu sırrın yedetaşı'nda olduğuna inanmışlardır, ki bütün bu rivayetler, Türklerin, en eski zamanlardan beri cihangir bir millet, devletçi ve asker bir millet olarak telakki olunduğunun şüphe götürmez şahididir.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir