Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İlk Türklerin eski dünyanın dört tarafı ile temasları

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

İlk Türklerin eski dünyanın dört tarafı ile temasları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 01:09

İlk Türklerin eski dünyanın dört tarafı ile temasları

Son zamanlarda Türklerin ön tarihine dair, bazısı müstakil eserler şeklinde olmakla beraber, çoğu istitradi mahiyette, yani başka bahisler arasına kakıştırılmak suretiyle birtakım mütalealar dermeyan edildi. Bu yazılar, Türklerin tarihten önceki devirlerde, eski dünyanın muhtelif taraflarında büyük medeniyetler vücuda getiren kavimlerle temasta bulunarak mevcudiyet göstermiş olduklarını belirtmektedir, ki bunları dikkatle öğrenmemiz icabeder.

1 — Viyanalı profesörlerden rahib W. SCHMİDT ve kablettarih profesörü O. MENGEN. Önasya ve Nil sahasındaki eski büyük devlet ve medeniyetlerin Ortaasya'dan gelen göçebe, fakat teşkilatçı ve asker kavimlerin, yerli ziraatçi, teşkilatsız ve sulhsever oturak kavimlere tasallut ederek birleşmeleri ve metbuları olan bu çiftçi kavimlere karışıp gitmeleri neticesinde meydana geldiğini ileri sürdüler. Ayrıca O. Mengen 1908 de Viyana Antropoloji ve Macar Arkeoloji cemiyetleri mecmualarında neşrettiği yazılarında, bilhassa Kuzeyasya ve Kuzeyavrupa'da kablet tarihi tetkikatla ilgili hafriyat esnasında bulunan hayvan kemiklerini tetkik ederek, hayvan beslemeyi son paleolitik devirlerde Ural - Altay kavimlerinin Kuzey ve Ortaasya'da in, kişaf ettirdiklerini ve bunların, alıştıkları süvarilik sayesinde, dünyaya hakim olmak yoluna girdiklerini, fakat gittikleri yerlerde idareleri altına aldıkları çiftçi kavimler arasında temessül ettikleri fikrini ortaya attı.

Eski Mısır tarihi mütehassıslarından SCHEBESTA'nın yukarı Nilde rastladığı m. ö. 2000 e ait nomad kültürünün ve prof. CZERMAK'ın Nubie
dili ile Türkçe arasında tesbit ettiği münasebetin bu tarihten önceleri paleolitik devirlerdeki Ural - Altay nomadlarının istila izleri olabileceğini ileri sürdüler. W. Schmidt'in talebesi olan prof. W. KOPPERS te, Viyana'da neşretmekte olduğu Anthropos mecmuasında ve müstakil eserlerinde, bu fikri takviye etti. Yani bu zatlar bugüne kadar medeniyetler için bir afet telakki olunan Türk göçebeliğinin, eski dünyada çiftçi milletlerin kurdukları teşkilatsız medeniyetleri teşkilatlandırarak, onlara siyasi ve askeri kudret vermek suretile onların, eserleri bize vasıl olan büyük medeniyetler şeklini almalarına sebep ve amil olduğunu isbat ettiler.

2 — Cermen kavimlerinin eski akidelerinde ve halkiyatında Ural - Altay kavimleri ile pek eski bir temas ve münasebeti gösteren unsurlar bulunduğu, daha ilk büyük cermenist biraderler JACUB ve NVİLHELM GRİMM tarafından tesbit olunmuştu. Keza Hindu Cermen kavimleri arasına tarihten önceki devirlerde sokulmuş olan Etrüsk kavminin mitolojisinde ve dilinde (bilhassa deklinasyon'da) Türklerle teması gösteren noktaların bulunduğu tesbit olunmuştu. Bunu zamanımızın eski diller bilgini Dr. W. BRANDENSTEİN de takviye etti.

Hindu cermenlerin menşei meselesi ile uğraşan Dr. A. NEHRİNG ve W. KOPPERS. Asya ve Avrupa'da hayvanların ehlileştirilmesi meseleleriyle uğraşan Dr. Fr. FLOR. 1936 da neşrettikleri eserlerinde, Hindu Cermenlerin son neolitik çağında Avrupa - Asya'nın birleştiği yerlerde yaşamış olduklarına dair nazariyeyi esas edinerek, Hindu Cermenlerin gerek atı, at kültünü ve at kurban etme adetlerini o mıntakada kendilerine komşu yahut komşularına yakın olan Türklerden öğrenmiş olduklarını ileri sürdüler. Bunların fikrince Türkler, Türkçe «yılkıçılık» diyeceğimiz «Pferdehirtin kültür» ü daha m. ö. 2500 lerde ve belki daha önce ilerletmiş, Ural kavimleri ise daha önce boynuzlu hayvanları ehlileştirmişlerdı.

Hindu Cermen dillerinde Türkçeden alınmış görünen kelimelerin adedi de çoktur. Bunların mühim bir kısmı hakkında muhtelif mütalealar yürütülen dillerarası (beynelelsine) müşterek kelimelerden, müşterek kaynaklardan gelen kelimelerden yahut zahiri benzeyişlerden ibaret olduğundan, bazılarının bu kelimelere dayanarak Ural - Altay ve Hindu Cermen münasebetlerine dair kurdukları akrabalık faraziyeleri mevzuumuzun dışında kalmaktadır. Fakat Cermen dillerinde darı, bal gibi ziraat kültürüne ait Türkçe sözlere benzer kelimelerin, daha tarihten önceki devirlerden kalma isti'areler olduğu hakkındaki fikirler mühimdir. Yani Cermenlere at, binicilik ve at kültü gibi, bazı ziraat kültürü mahsulleri ağaç ve nebatlar da Altay kavimleri vasıtasıyla malûm olmuştur.

3 — Önasya'nın Sümer, Elam ve Huri gibi eski medeni kavimlerinin muayyen bir etnik zümreyi temsil etmeyip, aynı zamanlarda Hindistan'da ve biraz sonra (m. ö. ikinci binde) Uzakdoğuda büyük devletler ve medeniyetler kuran kavimler gibi, biri diğeri üzerine gelerek karışmış, tesalüp etmiş konglomera'lardan ibaret olduğu anlaşılıyor. Fakat bu haütalara brakisefal Ural - Altay kavimlerinin, bilhassa atlı göçebe Türklerin de karışmış ve her tarafta kendi akide, kültür ve dillerinin izlerini bırakmış olduğu muhakkaktır. En eski Sümerler brakisefaldi.

Önasya kadim tarihinin büyük alimi Fr. HOMMEL, eserlerinin birinde, Sümerleri tamamiyle bir Türk kavmi sayarak:

Türk kavimlerinin en eski cedlerinden bir şube m. ö. 5000 senelerinde Ortaasya'daki anayurdlarından ayrılarak. Önasya'ya gelmiş ve Sümerleri teşkil etmiştir. Bu Sümerlerin dillerinden kalan eserler Türkçenin o eski zamanlarda ne gibi bir şekil arzettiğini bize gösteriyor», demiş, diğer bir eserinde de, Sümerceden 350 kelimeyi Türkçe ile izah ederek, Sümerce diye kendisinden bir Türkçe cümle bile terkip eylemiştir.

Her ne kadar son tetkikler HOMMEL'in mütaleaiarının mübalağalı olduğunu göstermiş ve prof. V. CHRİSTİAN ile B. LANDSBERGER gibilerin tetkikleri, Sümercede Türkçeden başka birçok Asya dillerinin prototip şekillerinin izleri bulunduğunu meydana çıkarmıştır. Fakat bu dilde ilah manasındaki «dingir» kelimesinin Türkçe «tengri» demek olduğu, keza «de» edatı, 1 inci şahıs için M, ikinci şahıs için de S ekleri, morfolojide komplektiv, sentaksinte «cümle zincirleme» usulü, bu dildeki bariz Altay, bilhassa Türk dillerine düşen bir hisse olduğu da aynı prof. V. Christian ve B. Landsberger tarafından kabul edilen keyfiyettir. «Balta» kelimesi de Sümer - Türk müşterek kültür ıstılahları arasmda bulunmaktadır.

Bundan başka Sümerlerin, eski Skitlerin, Hunların ve bir çok tarihi Türk kavimlerinin defin merasimi ile bir olduğu tesbit edilen defin adetleri, Elam dilinde Türkçe ile müşterek kelimeler, bunlardaki at terbiyesi, Hurilerin dillerinin Türkçe ile akrabalık derecesini arzeden hususiyetleri, bu Hurilerde Türkistan'daki Huttal Türklerinin ve Önasya'da Selçuklular devrinin at terbiyesini andıran yılkıcılıkları, hep Önasya'da tarihten önceki Türk izlerini teşkil eder.

4 — Vedik Aryaniler gelmeden önceki Hindistan'da şimdi Mohanjodaro ve Harappa şehir harabelerinde meydana çıkarılan medeniyeti yaşatan kavmin de Avustroasiatik, İndonez kavimlerinin başka kavimlerle karışmasından vücuda gelen bir melez unsur olduğu görülüyor, buna Altay zümresine mensup kavimlerin de karışmış olduğu, burada bulunan heykelcikler arasında, Ortaasya Türk tipini arzeden ve başında saçlarını da. Cengiz Hanın, eski bir Çinli tarafından yapılan resminde gördüğümüz gibi, şerid ile bağlanmış olan bir tanesi şehadet ediyor.

Mohenjodaro'da bir su kültü hakim olmuştur, aynı kült, ölüleri suda defnetmekle günahlarından temizlemek, suda ölmeyi şerefli bir ölüm saymak, su ruhlarına inanmak şeklinde Amuderya ve Sırderya mıntakasında yaşıyan eski Türkler arasında da kuvvetle yaşamıştır. Türk dilinde Türklerin, Vedik Aryaniler ile de temasları olduğunu gösteren kelimeler vardır. Bunları tesbit eden Prof. G. NEMETH Türklerin bu kelimeleri, m. ö. 1500 senelerinde Aral gölü mıntakasında yaşarken o zaman Hindistan'a geçmekte olan Vedik Aryanilerle temasta bulunurken, almış olacaklarını zannediyor, ki pek yerindedir, Diğer taraftan Buda dininin esasen bir şamanizm demek olduğu hakkında, daha 11 inci asırda EL-BiRÛNİ tarafından söylenen fikir, zamanımızda prof. W. RUBEN'in tetkikatı sayesinde tasdik edilmektedir. Ruben bu dinde, Türklerin ağaç totemini, iki sınıf ve çift kıral usullerini, çoban ve demirci bir kavmin düşüncelerini tesbit etmektedir. W. RUBEN, aynı zamanda. Ural (Fin - Uygur) kavimlerinden «Asur» kabilesinin tarihten önceki devirlerde (takriben 1500-.1000 hududuna) Hindistan'a demir kültürü getirmiş olduklarını tesbit etmektedir, zaten Macarlardan Dr. W. von HEVESYde güney Hindistan'daki Munda dillerinde böyle hir eski Ural - Altay tabakasının izlerini tetkik etmekle uğraşıyordu.

5 — Uzakdoğu'nun eski devirlerinde orada Türklerin faaliyette bulunduklarını gösteren deliller daha çok ve daha kuvvetlidir. Orada, şimali Çin'de bir kısım Türkün, Jong ve Tik isimleri altında, daha M. ö. 1328 den başlayıp ciddi bir siyasi kuvvet sıfatiyle mevcudiyet gösterdikleri, bu Türklerin aynı Tik ismi altında zikredilen, fakat Türk olmıyan kavimleri geri bırakarak, bir defa M. ö. 588 de, ikinci defa 433 te şimaligarbi Çin'den Moğolistan'a ve Cungarya taraflarına çekilmiş olduğu. eski Çin kaynaklarından öğrenebildiğimiz olaylardır. Birçok alimler. Türk ve gayri Türk Tiklere ait malûmatı ayırt edemedikleri halde, diğerleri, «Tik» isminin doğrudan doğruya «Türk» kelimesinin eski bir yazılış şekli olduğunu ileri sürmektedirler.

Klasik müelliflerden Herodot'un «Yurcae», Plinius Secundus'un ve Pompenius Mela'nın «Turcae» isimleri altında zikrettikleri bir kavmin, M. ö. 5 inci asırda .ve daha sonraki çağlarda Edil (Volga) ile Yayık (Ural) nehirleri arsamda yaşadığını biliyoruz. Eğer «Tik» ismi, hakikaten «Türk» demek ise, milli adımızın Türk kabilelerinden birinin ismi sıfatiyle zikri, ilk defa ve m. ö. 14 üncü asra götürülebilen Çin rivayetlerinde görülen bir isim olarak kabul etmek icab eder.

Şimaligarbi Çin'de faaliyette bulunan diğer bir kavim de Çu (Chou) Iardır. Tik'lerin bir kısmı olarak ta gösterilen bu kavim. Çin'e, Türkistan'dan gelmiştir. M. ö. 1116-247 senelerinde Çin'i idare eden bu Çu'ların bir Türk kavmi olduğu, daha geçen asırda kabul edilmeğe başlıyan bir fikirdir. Bunlar Çin'e yeni bir idare sistemi ve yeni akideler getirmişlerdir. Daha önceleri Çin'de, dünyayı idare eden büyük ilah Sandi kültü hakim iken, Çu'lar onu ortadan kaldırıp, natüralizm ve kahramanlar kültünü yerleştirmişler.

Çin'de daha önce (M. ö. 1450- 1117 de) hükümranlık eden Şang (Shang) sülalesi zamanında Çin'in bunlara tabi bulunan kısmında Türk tesiri görüldüğü, Japon alimi S. OGAWA tarafından ileri sürülmekte, hatta Şang'larm kendi dillerinin aslında Türkçe olduğu iddia olunmaktadır. Herhalde Çu'lar zamanında, birisi sihirbazlık, diğeri din umdelerini temsil etmek üzere, Türklerin çift kırallık usulü hakim bulunduğu malûmdur, bunlardan sihirbazlığı temsil eden kralın, Şang'lardan kaldığı kabul olunmaktadır. G. HALOUN ilk Çu kralları isimlerinin 4 heceli olmasını dahi bunların Türklüğü ile ilgili görmektedir. Bazı muasır siyasi Çin münevverlerinin, kadim Türk - Çin münasebatından bahsederek yazdıkları yazılarda, Çu hükümdarı Ton'un zamanından «miras olarak» bunlardan «eti», «kuta», «anru», «tay» gibi Türkçe kelimelerin kalmış olduğu eski Çin kaynaklarından alınarak yazıldı.

Herhalde bu Çu'larda, tamamiyle son zamanlarda Türk kavimlerinde görülen bazı adatın hakim bulunduğunu gösteren kayıtlar, lisani mütalealara nisbetle daha kuvvetlidir. Ezcümle bunlarda, ölmüş ecdada nisbetle tatbik olunan tabu, tamamiyle Türkçe olmuştur. Çin'e atı ilk getiren bu Çu'lar olmuş, W. KOPPERS te onları. Ortaasya'dan Çin'e yeni devletçilik sistemi getiren atlı Türkler olarak kabul etmektedir. «Çu» sülalesinin Türkistan'dan Çin'e gelmiş olması keyfiyeti, ileride anlayacağımız üzere, Mahmut Kaşgari'de naklolunan ve ilk Türk hükümdarlarından «Şu» nun. memleketine garpten Aryaniler tarafından yapılan bir tazyik neticesinde, şarka hicret etmiş olmasına dair eskf Türk rivayetine zaman itibariyle de uymaktadır.

Prof. W. EBERHARD. Çin'in dil, milliyet ve medeniyetinin. Önasya Sümerlerinde olduğu gibi. kavimler tabakasının kaynaşması mahsulü olduğunu, bunu öğrenme işine «kenar kavimlerin medeniyetleri» ni (Randvölker-kulturen) tetkikten başlamanın en doğru yol olacağını ileri sürdü ve Çin millet ve medeniyetini vücuda getiren milletlerin bakiyelerinin, mevcudiyetlerini Çin'in kenar ülkelerinde tarihte uzun zaman muhafaza ettikleri gibi, bugün dahi kısmen muhafaza etmekte olduklarını meydana koydu.

Bu zatın Çin kayıtları ile birlikte anlattığı şudur:

Sarı Irmağa garptan gelerek dökülen Wei nehri havzası. Garpten gelen kavimler için bir bozkır geçit yolunu teşkil etmiş, burada M. ö. 2000 de Yang-shao'-da bulunan boyalı keramik kültürü teessüs eylemiş, bu kültür. Türklerin tavassutu ile buraya kadar gelen, fakat Moğolistan ve Türkistan'da da yataklarını bulan bir Önasya kültürü unsurlarını ihtiva etmektedir. Bu kültürü getiren Türkler Çu sülalesini kurdular ve güneşin mühim bir yer tuttuğu bir natüralist din getirdiler. M. ö. 1050 .hududunda bu Çu'ların Çinli'lerle daha yakından karışması, Çin dil ve medeniyetine şimdi bildiğimiz, nihai şeklini vermiştir.

Yukarıda zikri geçen Finlandiyalı uiongolist ve türkolog G. J. RAMSTEDT, Çin ve Kora dillerinin bugün konuşulan lehçeleri üzerinde tetkikatta bulunarak, Türk dilinin yalnız eski Çin dili üzerindeki tesirini tesbit etmekle kalmamış Türk dilinin en eski inkişaf sahasının, şimali Çin ve Kora mm-takası olduğunu dahi ileri sürmüş, ve Kora dilinde bu en eski Türk dili unsurunun, daha iyi muhafaza edildiğini ve bu dilin en eski bir Türk şivesinden töremiş olduğunu iddia etmiştir. Ramstedt ile 1937 de görüştüğümde, bu mevzuu isbat eden zengin lisani vesikalarını, bu materyalin ŞAZ ve LİR Türk şiveleri ve Moğolca, Göktürk ve Hakanı Türkçesi ile mukayeselerini saatlerce anlatmıştı. Fakat bu alim, bu malzemeden ancak pek cüz'i bir kısmını içine alan «Türk dilinin menşei» mevzuu üzerine 1935 te Fin Ulûm Akademisinde okuduğu bir rapordan başka bir neşriyatta bulunamamıştır. Ramstedt'in «sinokorea» da, yani Çin ve Kora dillerinin her ikisinde bulunan kelimeler gibi, ancak «korea» da, yani Kora dilinde bulunan Türkçe,' Mogolca, Göktürkçe'de, Uygurca'da, bugünkü Doğu - ve Batı Türk lehçelerinde, Oğuzca'da,, Karagas ve Altay şivelerinde, yani «ŞAZ» (ki Ş, A ve Z sesleri kullanan) Türkçelerde, keza eski Bulgar şivesi gibi LİR (yani öteki sesler yerine L, İ ve R sesleri kullanan) Türkçelerde, bunların hepsinde yahut ancak ayrı şivelerinde bulunan kelimeler, dilimizin tarihi seyrinin tabi olduğu kaidelere tam uygun olarak mevcut bulunmakta ve bazı kelimeler Türk şivelerindeki değişmelerden masun kalarak kendisinin' eski iptidai manasını ifade etmektedir.

Bu itibarla böyle kelimeler hakikaten bir prototürk, yahut prototürko-mongol dilinin nümunelerini arzetmektedirler. Mesela, eski ve şimdiki ŞAZ Türkçelerimizde «ağız», «başmaq», «iş» ve «aş» kelimeleri Sinokora'da eski Edil (Volga) LİR Türkçeleri ile müşterek olmak üzere «aguri»/>«balmaq», «il» ve «al» şekillerinde muhafaza edilmiş, Uygurca'da ancak köy kahyası manasını muhafaza etmiş olan «çupan» kelimesi, Sinokor&a oa ib-tidai yüksek manasmı muhafaza ederek, ministerm başkatibini ifade etmektedir, «Yarım» manasında Önasya Türkçelerinde muhafaza olunan «buçuk» kelimesi, Kora dilinde «pçok» olarak muhafaza edUmiş, «tuz» sözü «su kumu» (yani sudan çıkarılan kum) manasında «sokom» ile ifade edilineb, "'evlet idaresine ait ıstılahlardan «kağan», «kan» (han), «tarhan» kelimeler «Ke-kwan», «Kwan» ve «tdf-kwan» şekillerinde, dini ve fikri rehber manasındaki «karni şaman) ise sadece «kam» alarak muhafaza edilmiştir.

Ranstedt, bunlarda» başka daha pek çok idari ve askeri teşkilat ıstılahları saymaktadır. İhtimal kadim Önasya dilleri ve Vedik Aryanilerden önceki dillerinin bakiyeleri aynı Ramstedt'in hakiki türkolog ve mongoliste, daha cağçusu Ural-Altayiste gereken geniş bilgiye dayanarak sert ilmi metoda riayet ederek tetkik edilecek olursa, belki illeri de Türk ve Moğol dillerinin eski ve yeni şivelerinde mevcut kelimeler bulunur ve bunlarla Türk, Moğol dillerinin yalnız Uzakdoğu'da değil, 'Ön ve Güneyasya'nın o eski dillerinin bakiyelerinde de bu Proto Türk yahut proto Türko-Mongol dilinin kelimeleri muhafaza edilmiş olduğu ortaya çıkardı. Bunu ben, ancak «belki» diye ihtiyat kaydiyle söylüyorum, çünkü ihtimal Ramstedt'in, Türk ve Moğol dillerinin ilk müşterek şekillerinin nümunelerini muhafaza etmek hususunda Çin ve Kora dillerine ayrı bir mevki vermekte hakkı vardır.

6 — Türklerin, Orta Amerika medeniyetini yaşatmış olan kavimlerle temasları da isbat edilir bir davadır. Amerika'nın Asya'ya bakan sahillerinde yaşamakta, yahut önce orada yaşamış olan yerli kabilelerinin dillerinde Türkçeye benzeyen ve aynı manayı ifade eden kelimeler vardır.

Meksikalılarda bulunan 12 hayvanlı takvim ve bunun «şemsi - kameri» şekli, ayın haftalara bölünmeyip 13 günlük iki parkaya ve 4 güne taksim edilme senenin bazı kabilelerde 24 şubat yahut 1? martta başlatılması, 13 aylık hesap ve 28 kamer menzili muhakkak Ortaasya'dan şimali Amerika'ya gelen kültürün bariz izlerini teşkil eder.

Diğer taraftan takvime ait tetküfat, «Babil astronomisi» nin, M. ö. 1500 senelerinde Çin'e gelmiş olduğunu göstermiştir, Elam'daki «Anu» ilahının da bu yoldan Çin'e geldiği hakkındaki nazariye gibi, Sümerlerdeki «dingir» kelimesinin aslı, Mogollardaki «tenggeri» şeklinden anlaşıldığı gibi, «teng» - «eri», yani semanın sahibi demek olacağı ve sema manasındaki bu Türkçe «tenk» kelimesinin, Çu'lar vasıtasiyle «t'ien» şeklinde Çin'e ulaşmış olması da pek mümkündür.

Ortaasya Türk ve Mogollarının Süreyya yıldızının kamerle iltisakı hesaplarına dayandırılan çok muntazam bir takvimleri olmuştur. Lehli mongolist prof. W. KOTVİÇ, bu takvimin ancak bazı parçalarını bulup neşretmiştir. Ben, bunun tam şeklinin Cungarya Kazak-Kırgızları arasında yaşamakta olduğunu öğrenerek, merhum müverrih Murad Remzi vasıtasiyle tesbit ettirerek oradan getirttim ve Berlin yanındaki Dahlem Rasad Hesapları Enstitüsü müdürü prof. A. KOPFF ile beraber tetkik ettik. Bu takvimdeki bazı ayların mevsiminden uzaklaşmış bulunması, takvimin herhalde M. ö. 2 nci binlerde başlamış olduğunu gösterdi. Fakat bu tetkikatın neticelerini şimdiye kadar neşredemedim.

Herhalde bu zikrettiklerimiz gibi dilimiz ve etnografyamıza ait meseleler üzerinde gelecekte yapılacak tetkikler, eski Önasya kültürünü Uzakdoğu'ya tarihten önceki devirlerde nakilde Ortaasya'nın vasıta olduğunu ve Proto Türklerin Asya'nın her üç köşesindeki ve Doğuavrupa'daki medeni kavimlerle karşılıklı tesirleri doğuran uzun temaslarda bulunduklarını, şimdikine nisbetle daha büyük bir vuzuhla gösterecektir. Türkler ve diğer Ural -Altaylılar için eski dünyanın bu gibi muhtelif tarafları ile münasebette bulunmak için müsait olan vatan, herhalde Ortaasya'nın şimdiki Tiyanşan -Pamir sahaları olmuştur.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir