Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anau Ve ilk Türk vatanı

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Anau Ve ilk Türk vatanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 01:07

Türklerin menşe'i bahis mevzuu olunca, gözler, bugün dahi bunların ekseriyeti Orta-asya'ya dikilir, fakat bu milletin ikinci büyük ve en kuvvetli kütlesi Ön-asya'da ve Karadeniz etrafında yaşamışlardır. Türklerin nüfus artıklığı tarihi devirlerde en ziyade şimdiki Avrupai Rusi'yi, Şimali Çin'i, Şimali Hindistan'ı tazyik etti, fakat bu nüfus artıklığı nihayet Ön-asya'da yerleşerek burada ve Karadeniz kıyılarında Türk'ün ikinci vatanını kurdu. Bu neden böyle oldu? Neden bu ikinci vatan mesela Uzak-doğu'da ve yahut şimdiki Avrupai Risi'de kurulamadı? Bu meseleyi aydınlatmak için, Türk tarihinin her iki vatandaki gelişme safhaları ile beraber, bir de Türklerin bütün tarih boyunca görülen intişar tecrübelerini ve fütuhatlarını öğrenmek icab eder.

Türkün anavatanı Orta-asya'dır, fakat onun nereleridir? Türkler, 6 ncı asırda Göktürk devleti kuruluncaya kadar, Orta-asya'nın hangi kısımlarının hakiki atalar yurdu olarak işgal etmişlerdir? Türk milletinin buradaki tarihi ve tarihten önceki hayatı nasıl başlamıştır? Bunlar, birçok alimlerin, üzerinde durduğu hala da katiyetle halledemedikleri meselelerdir.

Anau Ve ilk Türk vatanı:

Orta-asya, bilhassa onun münbit ve mahsulaar sahalarını teşkil elen Batı - ve Doğu-türkistan, cihan medeniyeti tarihinde müstesna yerlerden biridir. Fakat bu medeniyetin vücuda getirilmesinde ve yaşadılışında Türklerin ne gibi bir rol oynamış olduğu meselesi, henüz aydınlatılmağa muhtaç bir vaziyette bulunuyor. Türkmenistan'da, Aşkabad yanındaki Anau harabelerinde yapılan arkeolojik izlenmeler oradan m.ö. 4500, diğer bir tahmine göre 9000 yıllarında yaşamış olan bir medeniyeti meydana çıkarmıştır. Burası, o devirlerdeki Önasya (Sümer ve Şus) ve Güneyasya'da (Hindistan'da, Sind nehri havzasında N eben jo - daro ve Harappa harabelerinde) ve Uzakdoğu'da (Çin'de Yunnan vilayetinde, Yang-shao'da ve Mançuri'de) eserleri keşfolunan medeniyetler arasında bir vasıta, yahut onların ilk başlangıç merkezi, ocağı olmuştur.

Anau'da bulunan eserler insanın ilk medeni tekanül safhalarını öğrenmek bakımından çok mühimdir, fakat burada yakılmış cesed enkazını muhtevi bir alt tabakanın üstünde bulunan yuvarlak (brakisefal) kafalar, keza Türkmen dişlerinde görülen ziynetlerle müşterek hatlarda malik keramikler bulunmuş ise de, bu hususlar, o eski zamanlarda bu bölgede yaşamış olan ahalinin milliyetini tay:n etmek, ve bunları Türklerin malı olarak kabul eylemek için kafi gelmez. Umumiyetle neolitik devirlerde, m. ö. 4000 - 2000 den başlayıp Doğuavrupa'da, Doğu ve Batı-asya'da yuvarlak kafalı insanlar tarafından inkişaf ettirildiği ispat olunan sanat eserleri (aşağısı kırmızı, yukarısı beyaz ve üzerinde siyah çizgiler olan çömlek ve vazolar) bulunmuştur.

Fakat bu kavimlerin milliyetini tayin etmek için elimizde,vazıh bir delil yoktur.
Orta-asya'nın eski ve tarihten önceki tarihiyle meşgul olan alimlerin çoğu, Türklerin tarihi devirler tarihini ve etnografyasını az bilen, yahut hiç te bilmiyen şahsiyetlerdir. Bunlar, kitaplarda yazılmış medeniyetleri, tarihi devirlerde, Aryani kavimlerin yahut Çin'lilerin yaşatmış olduklarının, Türk ve Moğol kavimlerinin ekseriyeti ise tarihi devirlerde hep göçebe unsuru olarak görülmelerinin intibaı altında kalıyorlar, bu yüzden de onlar, dünyanın muhtelif yerlerinde Türklerle ilgisi olduğu bazan pek vazıh olan medeniyet eserleri gibi, Orta-asya'daki eski medeni hayatı da ancak Altaylılardan başka kavimlere, bilhassa Aryanilere mal ederler. Anau medeniyetini yaşatan millet sıfatiyle hiçbir kavim kat'iyetle gösterilmiyorsa da, Aryani kavimlerin Güney ve Orta-asya'ya gelişi ancak m. ö. 2000-1500 seneleri hududunda başlamış olduğu, bilhassa geçen umumi harpten sonra yapılan tetkikat sayesinde anlaşılmış ise de, Anau'un m.ö. 4500 hatta 9000 e çıkarılan medeniyetini «ilk aryani medeniyet» telakki edenler çoktur.

8.-12. asırlarda Hakani ve Uygur şivelerinde yazılan Türkçe eserlerde ve Kaşgarlı Mahmud'un kitabında ziraate ait ıstılahlar kamilen Türkçe olduğu halde, bunlar bir araya toplanıp ilim alemine arzolunmamış bulunduğundan Orta-asya tarihi ile uğraşan alimler, bilhassa bunlardan Türkçe bilmiyenleri (mesela Grum Grjimaylo), bu ülkede bugün yaşıyan Türklerin dilinde ziraate ait ıstılahların ekserisinin Çingiz ve oğulları zamanında Maveraünnehir ve Horasan'dan buraya hicret ettirilen İranlı Taciklerin dilinden alınmış olduğunu görerek bunu, güya tarihten önceki devirlerden beri burasının «aborigen» i olarak yaşıyan ve güya Karadenizden Şimali Çin içerlerine kadar uzayan sahada hakim bulunan Aryanilerin göçebelere öğrettikleri medeniyetin eserleri diye gösterir dururlar.

Türk milli tipinin, Uzakdoğu tipi, yahut Aryani tipi olmayıp kendine mahsus hususiyetlere malik bir mutavassıt tip olduğu, antropoloji tetkikatı, abidelerin, heykellerin, minyatürlerin ve yazılı kayıtların ifadeleri sayesinde hiç şüphe götürmez şekilde sabit bir hakikat ise de, bunlar da bir araya toplanıp ilim alemince kabul olunacak bir şekle sokulmamış olduğundan, Türklerin yaşadıkları yerlerde yapılan hafriyatlarda bulunan kafataslarını başka ırklara mal etmenin yolları açık kalmakta, komşu kavimlerin tiplerine ait eski Çin kayıtları da Çinli bakımından çok Avrupalı bakımından mütalea eylemek yanlışlık arına devam edilmektedir, Altay kavimleri, medeni sahalara vakit vakit saldıran Barbarlar gibi telakki edildiklerinden, onların menşe yeri olarak ta Orta-asya'da medeniyetlerin yaşamış ve yaşamakta olduğu yerlerden uzak her bir ülke kabul edilmekte, fakat Aryani kavimlerin menşe yeri telakki olunan Batı ve Doğu-Türkistan gibi sahalara Türkler asla yanaştırılmamaktadırlar. Türklerin menşe yerlerini tayin zımınında söylenen ve yazılan fikirlerin ekserisinde böyle kabli fikirler hakim olduğunu önceden kestirip bilmek icabeder. Tarihi ve lisani vesikalara dayanarak ve bir içtihad mahsulü olarak ortaya atılan nazariyelerin başında, Altay bölgesinin ana yurt oluşu gelmektedir, bundan da Türk, Moğol ve Mançu kavimleri grupuna «Altay» ismi verilmiştir. Bu fikri ilk olarak WİEDEMANN (1838), Fin alimi A. CASTREN (1848) ve Alman mongolisti SCHOTT (1849) ileri sürmüşler, Macar H. VAMBERY (1885) ve Rus alimi N. ARİSTOV (1896) bu fikri isbat etmek yolunda çalışmışlardır. Viyanalı W. TOMASCHEK (1888). Türklerin anayurdunu Baykal gölünün doğusunda aramış, çiniyatcı İngiliz alimi E. PARKER (1924) ile Finlandiyalı mongolist ve türkolog G. J. RAMSTEDT ise bunu Uzakdoğuda, Kingan dağları çevresinde ve Mançurya'da, ayrıca Ramstedt Mançurya ile Moğolistan'ın cenubi kısımlarında aramak icab ettiğini ileri sürmüşlerdir.

Buna karşılık Macar türkiyatçısı G. NEMETH, Türk anavatanının, Asya'nın şimaligarbi kısımlarında, Altay dağları ile Urallar arasında ve Aral gölü mıntakasında aranması lüzumunu, lisani delillere dayanarak iddia etti, Yine Macar alimlerinden G. AEMASY, menkıbe ile destanlara ve Ar-yani kavimlerin ilk vatanı hakkındaki tetkikata dayanarak, Türk anayurdunun Tiyanşan mıntakasında olduğunu, bu meseleye tahsis edilen ayrı bir yazısında katiyetle ileri sürdü. İlk defa olarak Türklerin ve Moğolların mufassal tarihini yazan DE GUİGNES'ün ve en son olarak bu meseleye ait tetkikatta bulunan kandaşımız NECİP ÜÇOK'un da kabul ettikleri bu son fikre ben de öteden beri taraftarım. Bence Türkün anavatanı, Tiyanşanın garp ve şimal yamaçları ile Aral gölü mıntakasıdır. Viyanalı tarihi etnografya profesörü W. KOPPERS te bu fikre meyletmektedir.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir