Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tisin Türklerin'in Dini

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Tisin Türklerin'in Dini

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:45

TİSİNLER'İN DİNİ

Tisinler'in dini dörtlü tasnife istinad eder. Aşağıda göreceğimiz gibi buna merkezi de ilave ederek «beş unsur» sistemini vücuda getirmişlerdir.

Bu itikadın menşe ini arayan Edoird Chavannes, bu tasnifi bağlı bulunduğu dinle beraber Türkler'in vücuda getirdiğim ve Tisin Türkleri'nin bunu Çin'e soktuğunu şu suretle bildiriyor:

«Beş unsur» nazariyesi Çin'de doğmamıştır. Miladdan evvel 335 - 370 de Wei ülkesinin hükümdarı «Tcho» zamanında yaşayan «Tseou - Yen»'dir ki, Çin memleketinde ilk defa bundan bahsetti. Fakat bunun telkinleri aks-i sedasız kaldı. Çinli ruhuna derin bir surette nüfuz edemedi.

Unsurlar akidesi Çin tarihinde ancak Che Houang -Ti'den sonra ehemmiyetli bir mevki alabildi. Filhakika bu hükümdar «Hiu» unsurunun bereketiyle hüküm sürdüğünü ilan ve bütün ölçüleri ve kanunları bu unsurun özelliklerine göre tayin ve takrir etti. Bununla beraber bu hükümdar atalarının misalini takipten başka bir şey yapmadı.

Çünkü unsurlar nazariyesinin esası Toin Hükümdarları'nın çok eski bir zamandan beri yukarıdaki dört hükümdara kestikleri kurbanlarda toplanmıştır:

Yeşil Han, Sarı Han, Kızıl Han, Ak Han. O halde, unsurlar nazariyesinin pek eski zamandan beri Tisin memleketinde mevcud olduğu görünür gibi oluyor. Fakat Tisin ülkesi, yabancı bir devlet olduğundan «Tseou -Yen» tarafından kendilerine öğretilinceye kadar, Çinliler bunun cahili kaldılar ve ancak Tisin Prensleri bütün Çin'e hakim olduktan ve hariçten getirdikleri bu fikirleri bunlara zorla kabul ettirdikten sonradır ki, kat'i bir surette kabul ettiler.

Bununla beraber Çinliler bunu değiştirdikten sonra kabul ettiler. Gerçekten Tseou - Yen daha bidayette beş unsurdan bahsetti ve ondan sonra, daima unsurlar beş sayıldı. Fakat pek eski zamanların itikadlarını değiştirmeden muhafaza eden din, Tisin Ülkesi'nde yalnız yukardaki dört Han'a ibadet edildiğini haber veriyor. O halde, o zaman yalnız dört unsur bulunduğu anlaşılıyor.
Vaktaki (Han) sülalesinin kurucusu olan Çinli «Liyu - Tang» (Liseau Tang) Tisin Ülkesi'ni ele geçirdi.

Tisin beylerinin yukardaki dört Han'a ibadet ettiklerini gördü (Miladdan evvel 205).

Şaşkınlığını şu surette ifade etti:

«Ben gökte beş sultanın bulunduğunu öğrenmiştim. Halbuki burada dört sultana inanılıyor. Bunun hikmeti nedir?»

Kimse bu meseleyi izah edemediği için, kendi şu yolda cevap verdi:

«Bunların beşe çıkması için ben bekleniyordum». Edoirde Chavannes bu sözleri söyledikten sonra gökteki hanları, unsurlar manzumesinin hususi bir hali olduğunu, unsurlar Türkler'de dört iken, Çinliler'in ona bir beşinci ilave ettiklerini, Tisinler'in Türk olduğunu Türkler dört cihete merkezi karıştırmazken, Çinliler'in bu an'aneyi Türkler'den alarak dört cihete merkezi de ilave ettiklerini anlatıyor.

Bu ifadelerden anlaşılıyor ki dörtlü tasnifi Çin'e sokan Tisin sülalesidir. Tisin ' sülalesi Çin'de ilk defa olarak miladdan 216 sene evvel imparatorluğu vücuda getirdiler. Edoird Chavannes, Tisinler'in Türk olduğunu iddia ediyor. O halde, Türk dinine Tisinler'in dini ile başlamakta haklıyız. Zaten tasnifin diğer Türk şubelerinde de izleri olduğunu ileride göreceğiz.

Bu tasnifin tafsilatını Çinliler'in «Taoizm» inde görüyoruz. «Tao» Çince «Tabiat» yahut «yol» demektir. «Taoizm» bir nev'i «Tabiatçılık — Naturisme» dir. Bu, dini birbirine karıştırmış bir takım manzumelerden meydana gelmiştir. İstinad ettiği en esaslı umdelerden birisi fezanın dört asli cihetine göre taksimidir.

Bu cihetlerden herbirine, onun idaresine vekil tayin edilmiş olan bir hayvanın ismi verilir:

Şark'ta GÖK EJDERHA
Cenup'ta KIZIL KUŞ
Garp'ta AK KAPLAN
Şimal'de KARA KABLUMBAĞA

Her cihet, kendi hayvanının adını alır ve muhtelif hallere göre uğurlu yahut uğursuz sayılır. Fezayı idareye memur olan timsali hayvanlar, sema gibi yeri de idare ederler. Bir tepe yahut coğrafi bir teşekkül kaplana' benziyor mu? Taoizm'e göre, bu kaplandır. Binaenaleyh garptadır. Bir ejderhaya benziyor mu? O halde ejderhadır ve şark'tadır. Bir yerden göç edileceği zaman etraftaki eşyaya bakılır. Eğer bunlar kendi cihetlerine uygun şekillere malik iseler, mesela garb'ta bulunanlar kaplana, şark'ta bulunanlar ejderhaya benziyorlarsa bu göç uğurlu demektir.

Fezanın dört ciheti, birer birer senenin dört mevsimine tekabül eder:

Şark İlkbahar
Cenup Yaz
Garb Sonbahar
Şimal Kış

Fezanın merkezi de nazarı itibare alınınca ancak dört cihetle beraber toplamı beş olur. Bu suretle beş unsurlardan her biri bu beş yönden biriyle irtibat kurar.

Bunun bir misalini Tibet an'anelerinde de görüyoruz:

«Bu hususi ilahların fevkinde, bulutların ve ihtimal ki umumi bir surette karanlık semanın teşhisinden ibaret olan «Gök ejderha» vardır ki fırtına koparır, hayır-kar yağmurlar yağdırır, suları coşturur, vebalar, salgın hastalıklar gönderir. Bu tamamiyle Moğollar'ın ve Çinliler'in «ejderha» sidir. Bunun yeryüzünde bir düşmanı vardır ki «Kızıl Kaplan» dır. Bu kaplan ekseriya beş timsal ile gösterilir. Biri sergerdedir ki, toprağı temsil eder. Diğerleri dört cihette olup, ağaç «gök», maden «kızıl», ateş «ak», su «kara» renklerindedir. Bunlar Türkler, Moğollar, Çinliler, Annamlılar nazarında müştereken muhterem tanınan beş unsurdur.

Bu beş unsur hala resmi sihirbazların ayinlerini icra ederken taşıdıkları beş bayrakta, «Sa — Kya — Pa» Lamaları'nın kendi zaviyelerini (tekkelerini) boyadıkları beş renkte ve bilhassa Buda'nın tecellileri olan «beş efendi» nin müteakip zümrelerin , izlerini muhafaza ediyor.

Seyyarelerden herbiri de bu beş unsurdan birine bağlıdır:


«Zühre» madenin, «Merih» ateşin ilk... yıldızlarıdır. Bu beş unsur da, beş yön gibi, uz ve yavuz, kuvvetli, zayıf, valid ve mevluddurlar. Acaba dört cihetin bu unsurlarla, renklerle, mevsimlerle, dört hayvanın isimleriyle ne münasebetleri vardır?

Edoird Chavannes'ın kitabındaki kısa bir fıkra, bize bu muammanın anahtarını veriyor:

«Li Ki'nin Yne Ling sayfasındaki» alış emirleri diyor ki, Sema'nın oğlu İlkbahar'ın üç ayında «koyun», yaz'ın üç ayında «horoz», senenin ortasında «öküz», sonbahar'ın üç ayında «it», kış'ın üç ayında i «domuz» eti yer».

Bundan anlaşılıyor ki Tisinler daha aşiret hayatı yaşarlarken, aşiret dört batından meydana gelmişti. Her batın ordugahın, bir cihetini kendisine tahsis ettiği için, cihetler batınların timsali (sembolik) renkleriyle boyanmıştır. Her batının bir totemi var ki, bir hayvanın ismini taşır. Her batın kendisine bir mevsimi «mukaddes zaman»' seçtiğinden kendi totemini hususi mabuduna ve yine kendine has olan mevsimde kurban eder. Unsurlardan herbiri de batınlardan birinin timsalidir. Bütün aşiretin totemi ise «öküz» dür. Bundan dolayıdır ki senenin ortasında dört mabudun babasına öküz kurban edilir.

Bu izah, Durkheim'in yukarıda zikrettiğimiz iki eserinde kabul ettiği izah tarzından alınandır. Durkheim, iptidai cemiyetlerdeki dini tasniflerde içtimai teşkilatı karıştırarak, birincilerin ikincilerden doğduğunu isbat etmiştir.

Dört unsurun temsil ettiği mabudlara, Orhun Kita-besi'nde «Yer - sular» adı veriliyor. «Radloffa göre, Al-tay Türkleri'nde 17 derece vardır. Bunların en merkez de bulunanı Oğan adını taşıyor. Oğan'ın iki oğlu vardır ki, birisi, «Demir Han», diğeri «Su Han» dır. İki unsurun mabudluğunu bu isimlerde görüyoruz. Başlangıçta, «Ağaç Han» ile «Od Han» ın mevcud olduğu bu iki isimden çıkarılabilir. Zaten «Yer - sular» m bidayette dört iken, sonradan beşe, daha sonra da sekize ve en sonunda onyediye nasıl çıktığını sebepleriyle beraber göreceğiz.

Chavannes diyor ki:

Bu dörtlü tasnif, Türkler'de başka, Çinliler'de başka türlüdür. Çünkü, evvela Çinli-ler'de unsurların sayısı beş olduğu halde, Trkler'de dörttür. Saniyen, Çinliler'de garb'ın unsuru «maden» olduğu halde Türkler'de «rüzgar» dır. Türkler'in dört unsuru Hintliler'in unsurlar tasnifine de benzemez. Çünkü Hint-liler'de ağaç unsuru yerine toprak unsuru vardır. O hal-de bu unsurlar sistemi halis Türk sistemidir.

Bu tasnifte Türkler'in dört hayvanı da Çinliler'in hayvanlarından başkadır.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TİSİN TÜRKLERİN'İN DİNİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:49

TÜRKLERCEÇİNLİLERCECİHETLERCE
Koyun EjderhaŞark
Horoz KuşCenup
Köpek Kaplan Garp
DomuzKaplumbağaŞimâl


O halde, Türkler'in dörtlü tasnifi edilebilir.

Şu şekilde hülâsa:

Cihetler Mevsimler YersularUnsurlar Hayvanlar
ŞarkİlkbaharGök HanAğaçKoyun
CenupYazKızıl HanAteşHoroz, Tavuk
GarpSonbaharAk HanDemirİt
ŞimalKışKara Han'SuDomuz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TİSİN TÜRKLERİN'İN DİNİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:52

TÜRK MANTIĞI'NIN DÖRT MAKULESİ — (zihnin Müdebbir Umdeleri)

Yukarı ki tasnifler gösteriyor ki, Eski Türklerce cihetlerin, mevsimlerin ve ilahların renkleri vardır.

Bu telakkinin izlerini şimdiki lisanımızda görebiliyoruz, cihetlerin renklerini deniz adlarında görebiliriz:

Şimal'de Karadeniz
Garb'da Akdeniz
Cenup'ta Kızıl Deniz
Şark'taGökdeniz


Mevsimlerin rengini «kara kış» tabirinde görüyoruz. Milattan 199 sene evvel «Hiyong - Nu» Türk Devleti'nin hükümdarı Mete Çin İmparatoru'nun karargahını dört-yüz bin süvari askerle muhasara etti. Mete, bu askeri tugaya ayırmıştı. Herbiri dört cihete yerleştirilmiş olan bu dört süvari tugayı Türk mantığına göre teşkil edilmişti.

Şark cihetindeki süvarilerin atları Gök (Bakla kırı) Cenup cihetindeki süvarilerin atları Kula (Açık sarı) Garp cihetindeki süvarilerin atları Kır (Beyaz) Şimal cihetindeki süvarilerin atları Yağız (Siyah) renklerinde olmak üzere seçilmişlerdi. Yakutlar'da küçük şamanlar çoktur. Fakat, baş şamanlar her biri dört cihetten birine hakim olmak üzere yalnız dört olabilir.
Kutadgu - Biliğ, dört fasla taksim edilmiştir ki, mevzuları şunlardır: Adalet, Kudret, Akıl, İtidal.

Bu dört meleke, dört şahıs vasıtasiyle temsil edilmiştir:

1 — Adalet : Gündoğdu - İlig Han
2 — Kudret: Aydoldı - Okturuş (Hanın veziri)
3 — Akıl: Öğtülmüş - Vezirin oğlu
4 — İtidal: Otgurmuş - Vezirin kardeşi
Kitab, bu dört şahsın sohbet ve münakaşalarını ihtiva ediyor

Ordunun tertibi de bu tasnifi gösteriyordu:

1 — Sağ kol
2 — Karavul
3 — Sol kol
4 — Cağdavul

Tasavvuftaki dört kutup, dört yer-su'yu andırır.-Eski Türkler'de, büyük hükümdarların oğulları yahut kardeşleri de dörttür ve bunlardan Türkler'in en eski taksimatı olan «dört uruk» vücuda gelmiştir.

Mesela «Türk Han»ın dört oğlu var:

1 — Çigil
2 — Barscar
3 — Tavutun
4 — İmlak.

«Moğol Han» ın da dört erkek evladı vardır:

1 — Kara Han
2 — Or Han
3 — Gür Han
4 — Güz Han

«Böğü Tigin» in dört kardeşi vardı ki, hepsinden Beş Balık» meydana gelmiştir:

1 — Or Tigin
2 — Kutur Tigin
3 — Yukak Tigin
4 — Sungur Tigin

«Bögü Tigin menkıbesi» nin bu dinin zuhuruyla alakalı olduğunu aşağıda göreceğiz.
Bu eski mukaddes tasnifin izleri bilhassa buradaki dört rengin tetkikinden anlaşılır.
Evvela başka renklerin lisanımızda eş manalıları olmadığı halde, bu dört rengin eski isimlerine sonradan eş manalıları ilave edilmiştir.

Gök: Mavi
Kızıl: Kırmızı
Ak: Beyaz
Kara: Siyah.

Mesela «sarı», «yeşil», «mor» gibi diğer renklerin ikinci isimleri yoktur. İkinci olarak bu eş manalı kelimelerin manaları arasında aşikar bir fark vardır. «Gök», «kızıl», «ak», «kara» kelimeleri, eski klişeler müstesna olmak üzere, maddi renkleri, manevi keyfiyetleri ifade ederler. Bunların eş manalıları ise maddi renkleri ifade içindir. Zaten bu dört rengin eski isimleri, hakiki manalarını kaybederek, mecazi manalara delalet ettikleri içindir ki bu eş manalıların teşkil edilmesine ihtiyaç hasıl olmuştur. Çok kimseler, bu çift kelimeleri tamamiyle müteradif (eş manalı) sanırlar. Bu zan doğru değildir. Mesela «yüzü ak» tabiriyle «beyaz çehreli» tabiri aynı manaya değildir. Nasıl ki, «yüzü siyah» tabiriyle «yüzü kara» tabiri başka manalardır. Çünkü, siyah çehreli bir adamın yüzü ak olabilir. Beyaz çehreli bir adamın yüzü kara olabildiği gibi.

Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, aklık manevi ve mecazi bir beyazlıktır, karalık ise, manevi ve mecazi bir siyahlıktır. Fakat Karagöz, Kara-hisar gibi klişeler tabii müstesnadır. Çünkü bu klişeler icad edildiği zaman, «siyah» ve «beyaz» kelimeleri henüz lisanımızda umumileşmemişti. Bunun gibi «Kızıl Elma» tabiriyle «kırmızı elma» tabiri de aynı manaya değildir. Nasıl ki,, mecaz olarak «kızıl sosyalist» denilebilir, «kırmızı sosyalist» denilemez. Bunlar gibi «Gök Tanrı» ve «Gök Türk» denilebilir, «Mavi Tanrı» veya «Mavi Türk» denilemez.

Bu dört renk tabirleri, vaktiyle birer ayrı kudsiyetin timsalleri idiler. İlk zamanlarda aşiret, dört batına taksim edilmişti. Her batının ayrı müşterek vicdanı, ayrı tesanüdü, ayrı mefkuresi vardı. Bu ayrılıkları cihetlerden, mevsimlerden, unsurlardan, hayvanlardan, renklerden ittihaz edilen dört nev'i timsallerde görüyoruz. Bu dört batından herbirinin ayrı bir kudsiyeti vardı. Kudsiyetin dört nev'i, bu dört çeşit timsallerden tecelli ederdi.
«Batın» yani ailenin en eski ve en büyük dairesidir. Nasıl ki, «aşiret» de cemiyetin en eski ve en küçük dairesidir.

İçtimai tekamül bu iki daireden başlar, fakat, bu daireler tersine bir inkişaf takip ederler:

Aşağıdaki iki şema gösteriyor ki içtimai tekamül esnasında, cemiyet, aşiretten başlıyarak gittikçe genişlediği halde, aile (phratri) Ok,dan başlıyarak, gittikçe küçülmektedir.

Bundan anlaşılıyor ki «Tisinler'in dini», bilhassa aile tesanüdünü vücuda getiren ve kuvvetlendiren bir dindir. Her «Yersu» kendi batnının hususi koruyucusu, öz tanrısıdır.

Bu din bir taraftan, aileye ve totemizme bağlı olduğu halde, diğer cihetten de «Maden nesebe» (Ana-erkil Aile) dayanmaktadır. Buna, kadın unsuruna bahşettiği imtiyazlardan dolayı, «kadın dini» ünvanı da verilir. Bu «kadın dini» sistemi, bundan sonra «erkek dini» sistemiyle birleşerek «il dini» ni vücuda getirmiştir. İlerde göreceğimiz gibi Avrupalılar'ın (Şamanizm) dedikleri din, Türkler'in yalnız bu «kadın dini» sisteminden, yani dörtlü tasnife istinad eden «Tisin dini» nden ibarettir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TİSİN TÜRKLERİN'İN DİNİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:52

TİSİN DİNİ'NİN ESASI

Tisin dini.

— Bu dine «Şamanizm» adı da verilir. Bu -dinin ruhanileri «kam» lar yahut «Kamanlar» dır. «Şaman» kelimesi bundan çıkmıştır. Şaman'a Yakutlar'da «oyun» namı verilir ki Oğuzlardaki «ozan» kelimesiyle aynı asıldandır. Bu suretle ozanın da eski zamanda şaman olduğu anlaşılıyor. Yakutlar kadın şamana «oda kan» derler.

Erkek şamanlar da, yaptıkları dini yahut sihri ayinlerde muvaffak olmak için kadın gibi saçlarını uzatırlar kadın elbisesi giyerler, ince sesle konuşurlar, hatta kendilerinin gebe kaldıklarına, bir takım balık, karga ilh... gibi şeyler doğurduklarına kail olurlar. Bu haller gösteriyor ki, bu dinin kudsi kuvveti kadında mütecellidir. Şaman, kadına ne derece çok benzerse, manevi kudreti o kadar çok olur. Bu kadınlaşma dini mecburiyetinin şamanları karşı cinsiyete kadar sevk ettiği söyleniyor. Zaten gebe kalmak, doğurmak vak'aları da bunu gösterir.

Şamanizmin kadın unsuruna istinad ettiğini gösteren bir cihet de şamanların totemleriyle mevzleridir. Yakutlar'da her şamanın «iye kila» adlı bir totemi vardır. «İye» ana demektir. Kila, hayvan demektir. Bu suretle «iye kila» «ana hayvanı» manasınadır ki, maderi (anaya ait) totem demektir. Bundan başka Şaman'm «Amagat» adlı bir mevz'i vardır. Orhun Kitabesi'nde bu maddeden türemiş bir de «Umay» kelimesi vardır ki Thomsen tarafından «ilahe» suretinde tercüme edilmiştir. O halde, «amagat» da «şamanlar ilahesi ve mevz'i» manasınadır.

Mamafih, bu maderi koruyucular, şamanlara mahsus değildir. Yakutlar'da, laiklerinde birer «İye Hezit»i vardır. Bu tabirde de «iye» «ana» demektir. «Hezit» ise «cı» manasına gelen bir edattır. «cı» ya, Yakutca'da ekseri kelimelerde ilave olunan «t» harfi ilhak edilince bu edat husule gelebilir. O halde bunun da şimdiki Türkçe'de mukabili «anacı» dır. Bu da dişi bir ruhtur ki, laik olan ferdin hamişidir.

Görülüyor ki Şamanizm teşkilatındaki gerek totemler, gerek hami ruhlar hep dişidir. Bu dinin, kadın dini olduğu bununla da sabit olur.
Altay Türkleri'nde iki türlü kurban ayini vardır. Biri her «hüş» kayın ağacına mahsus bir ormanda icra olunur. Bu ayinde yalnız erkekler bulunabilir. Kurban edilecek hayvanın da açık renkli olması şarttır. Halbuki evde yahud mezarlıkta icra edilen diğer bir kurban ayini daha vardır ki bunda kadınlar da hazır bulunabilir. Görülüyor ki birinci nev'i kurban ayini erkek dinine, ikinci nev'i ise kadın dinine aiddir.
Kırgızlar'da ve Kaşgar Türkleri'nde, evin ocağında iki peri yaşar ki biri dişi, diğeri erkektir. Birincisine «od ana» ikincisine «od ata» adlarını verirler.

Moğolistan Türkleri'nde her evde iki put vardır ki biri inek memeli ,öteki kısrak memelidir. Birincisi odanın sol tarafına, ikincisi sağ tarafına asılıdır. Soldakine «ev sahibesinin kardeşi», sağdakine «ev sahibinin kardeşi» namları verilir. Bu perilerden ve putlardan birincilerin kadın dinine, ikincilerin erkek dinine aid olduğu anlaşılıyor. İleride beyan edeceğimiz bir çok vak'alar daha vardır ki bunların hepsi, ayrıca bir kadın dini bulunduğunu, bu dini sistemde yalnız kadınların hakim müessir olduğunu te'yid edecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TİSİN TÜRKLERİN'İN DİNİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:58

DÖRT UNSUR

Tisin dininin bir esasını teşkil eden dört unsur ağaç, su, demir, ateşdir. Yunanlılar'ın dört unsurundan hava, su, toprak, ateş'den bu sistem'de yalnız su ile ateş vardır. Bu dört unsurun dört makule'ye nasıl dahil olduğuğunu gördük. Bunların dördü de aynı derecede mukaddestirler. Fakat her birinin kudsiyeti başka nev'idir. Bu dört makulenin hem aynı seviyede, hem birbirine muhalif olması şamanizmi tesciye eden mühim bir keyfiyettir.

Ağaç: Tarih-i Cihan-guşa Uygurlar'dan bahsettiği sırada bunların evlerinde duvara resmedilen «şecere-i mel'une» nin mevcudiyetini zikreder. Altay Türkleri erkek dinine mahsus zikra ayinleri yalnız kayın ağacı ormanında yaparlar. Yine Altay Türkleri'nde arzın merkezinde «Yer-su» ların reisi olan «Ugan» ın makamında onaltıncı göğe kadar yükselmiş bir çam ağacı vardır. Bu ağacın yüksekliği, Ugan'ın onaltıncı gök katında oturan «Bay Ülken» e müsaviliğini gösterir. Yine Altay Türkleri'nin kozmogonisine göre «Tanrı Kara Han» yeryüzünün ortasında dokuz dallı ağaç yaratmış, bunun her dalının altında bir adem halketmiştir. Bu dokuz ademden insanların esası olan dokuz ırk üremiştir. Bu dokuz ademe «Dokuz dedeler» denilir.

Dokuz Oğuz menkıbesinde bir gece gökten inen bir Türk'ün bu kayın ağacıyla bir de çam fıstığı (Kaşgarlı Mahmud'a göre fındık) ağacının üzerine düştüğünü yukarıda gördük. Bu iki ağaçtan kayın ağacının (Eski Türklerce ismi sümü) erkek, çam ağacının (Eski Türklerce füsük) dişi olduğu zannedilmektedir.

Erkek ayininin kayın ormanında yapılması, «Füsuk» kelimesinin Kaşgarlı Mahmud'un beyan ettiği gibi kadın isimlerinden olması buna delildir. Türklerin, iki cinsi temsil eden bu iki mukaddes ağacından başka, bir de aile kudsiyetini bildirir, bir ağaçları vardır ki, «ardıç ağacı» dır. Ev kadını her sabah mutbak ocağında küle gömülmüş ateşi bir ardıç dalıyla canlandırır. Ucunu ateşlediği bu dalla bütün odaları tütsüler. Bu suretle zararlı cinleri kaçırır. Ağacın Türklerce mukaddes olduğunu gösteren bazı isimler ve lakaplar da vardır.

«Ağaç eri» isminde Oğuz birliğine dahil olmuş bir Türk budunu vardır. Bunlar Oğuzlar'la beraber Ana-doluya da gelmişlerdir. (Tahtacılar?). Oryankisitler <Orman Adamları) demektir. Müslüman Karluklar, Budist Uygarlar'a (Tat eri) demelerine mukabil, Uygurlarda Müslüman Türkler'e «Çomak eri» derlerdi. Orhun Kitabesi'nde Buhara civarında (Altı Çub) isminde bir budun zikrediliyor.

Türkler de «Ok» un mühim bir mevkii vardır. Muharebe oklarla yapılırdı. Hakan bir beyden on asker isterse bir okun üzerine bir çentik, yüz asker isterse iki çentik, bin asker isterse üç çentik yaptırarak ona gönderirdi. Bey bunun manasını anlayarak icabını yerine getirirdi. Selçuk'un Oğlu Arslan, Gazneli Mahmud'a üç ok vermişti. Birincisini gönderirsen elli bin, ikincisini gönderirsen yüzbin, üçüncüsünü gönderirsen iki yüz bin asker gelir, demişti.

Su:

Türklerce «su» da mukaddesti. Tisinler'in İmparatoru, Çin tahtına oturduktan sonra «Ben suyun bereketiyle hükümranım» demişti. Dede Korkud Kitabı'nda «Su Hakkı didarını görmüştür» diyor. Altay Türklerinin kozmogonisinde, «iptida», hiçbir şey yokken, yalnız Kara Han'la su vardı» deniliyor. O kozmogoniye göre, bütün Alem su'dan yaratılmıştır. Su kainatın ilk maddesidir. Cengiz devrinde, su mukaddes olduğu içini çamaşırlar, kaplar suyla yıkanmazdı. Çamaşırlar kirlenince atılırdı. Kaplar otlarla temizlenirdi. Cengiz Yasası'na göre suya işeyen adam idam edilirdi.

Ateş:

Yakutlar'a göre, ateş bir peridir. Mutfak ocağının ateşi asla söndürülmez. «Ocağımız sönmesin» Türk'ün eski duasıdır. Bu ateş kazaen sönerse yakın akrabalardan, komşulardan, alınır, yabancıdan alınmaz. Çünkü üç türlü ateş vardır. Bunlardan birincisi uğurlu, ikincisi ne iyi ne fena, üçüncüsü ise gayet uğursuzdur. Alınacak ateşin bu nev'ilerden hangisine mensup olduğu meçhul bulunduğundan yabancıdan ateş almak tehlikelidir. Her aile ocağın «Od Ata» ve «Od Ana» isimlerinde iki perisi olduğunu yukarda söylemiştik.

Demir:

Türkler'de demir de mukaddestir. Ecnebi elçileri huduttan geçerken kızgın demir üzerinden atlatılırdı. (Zemark), Kurşun dökmek de kadınlar arasında hala efsun için kullanılmaktadır. Bu da demir ayininden kalmadır. Bunlar sihri yok etmek içindir. Göktürkler'de ve Moğollar'da her sene muayyen günde hakana mahsus demir ocağı yandırılırdı. Bir demir parçası ateşte kızgın hale getirildikten sonra örs üzerine konulur. Hakan altın çekiçle bunun üzerine vururdu. Bu, Türkler'in en büyük ibadeti idi. Bu ayinden sonra sevinçli bir bayram yapılırdı. Türkler «Ergenekon» dan çıkarken bit demirci ocakta demir eriterek kayayı delmiş, çıkmak için yol açmıştı. Göktürk Hakanları bu demircinin, yani «Börte Çine»nin torunları oldukları için, bu kurtuluş gününü bayram olarak kabul etmişlerdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir