Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmenlerin Ataları

Burada Ön Türk Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Türkmenlerin Ataları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:26

Türkmenlerin Ataları

Türkmenlerin ataları hakkında kesin bir görüş ortaya koymak için Hun İmparatorluğunun kuruluşuna kadar genel Türk tarihine şöyle bir göz atmak gerekir. Yukarıda da vurguladığımız gibi, Türkmen adının hakiki sahipleri Tölesler'den küçük bir kesimdi. Türkmen adını benimseyen Oğuz boylan ise S. G. Clauson'un iddiasına göre, Wu-huan kavimlerine mensuptular. Bu iki karmaşık konuyu açıklamak için önce Töles boyları, ardından da Oğuz boylarının menşei üzerinde duracağız. Sonuçta ise Ti boyları ile Oğuzlar arasındaki etnik bağların olup olmadığını bulup açığa çıkaracağız.

Ti Boyları

M. ö. 111. bin yıl başlarında Çin'in yan efsanevi Hsia hanedanını kuzeyden meşgul eden bazı göçebe kavimler arasında Ti boylarının adları da geçmektedir. Bunlar, sonradan ortaya çıkacak olan ve çeşitli adlarla tanınan Ting-ling, Kaoche, Töleslerin atalarıydı. M. ö. X. yüzyılda bunlar nüfus bakımından epeyce çoğalmış ve çeşitli gruplara ayrılmışlardı. Shansi çevresinde iskan tutan Ti boylan giyindikleri elbise ve külahlardan mı, yoksa kosmik bir anlam ifade ettiğinden mi pek bilinmez Ak Tiler, Kırmızı Tiler ve Yeşil Tiler olarak çeşitli gruplara ayrılıyorlardı. Ch'un-ch'iye göre, Ti' adı kuzeydeki bir kısım Tukyu kitlelerine toptan verilen isimdir. Chou zamanında bunlar sık sık Çin'e taarruzda bulunuyorlardı.

Aynı kaynak, Ak ve Kırmızı'nın onlara cihetlere göre verilen bir isim olduğunu söyler. Kırmızı Doğu Tileri'ni, Ak ise Kuzey Tiler'ini simgeliyordu. Tso-chuan'da Ti boylarının çoğu zaman Çin'e galip geldikleri yazılıdır.

Wei-shu ve Pei-shih'te bunların etnik yapısı hakkında şunlar söylenmektedir:

"Kao-ch'eler (Tölesler), eski Kırmızı Tiler soyundan ve onların geri kalan kısımlarındandı. Onların ilk adları Ti-Ii idi. Kuzeyde oturduklarında onların adları Ch'ih-lo idi. Bütün Çinliler onları Kao-ch'e. veya Ting-ling sayarlar. Onlar Hsiung-nu'larla aşağı yukarı aynıdır. Fakat zamanla aralarında küçük farklıklar oluşmuştu. Onların atası Hsiung-nu'ların yeğeni idi".

Hun İmparatorluğu öncesinde bazı Ti boylarının Orta Asya'ya yayıldıkları tahmin edilmektedir. Muhtemelen, bunlardan erken dönemde ayrılan bazı boylar Saklar'ı yerlerinden oynatmışlardı. Ermeni ve Gürcü kaynaklarında Sakların ardından m. ö. V. yüzyılda Kafkaslara kadar gelen Bunturk ve Hun boylarından söz etmektedir. M. ö. II. yüzyılda Ermenistan'ı işgal eden Bulgar ve Vgndur/Bayandur kavimleri de Tiler'den erken dönemlerde kopan Türk boyları olmalıdır.

Hun imparatorluğu döneminde Ti boyları Hsiung-nular'ın hakimiyetine girmişler. Daha sonra Hunlarm zayıflamasından yararlanarak onlara saldırmış ve imparatorluğun kuzey kesimlerini ellerine geçimıişlerdir. B. Ögel'e göre, "Wu-huanlar doğudan, Wu-sunlar batıdan girdiler. Bu hadise m. ö. 69'da meydana geldi". Anlaşılan, Hunlara karşı yapılan Ti saldırısında Wu-huanlar'da iştirak etmişti. M. ö. 63 yılında Ting-lingler tekrar Hun ülkesine saldırarak yağmalamışlardı. At ve hayvanları sürüp götürmüşlerdi. Onlara karşı Hunlar 10 binlik bir atlı birliği sevk etmişlerse de bir netice alamamıştılar. Bunlardan anlaşılan, Tiler bu dönemde çok sayıda boylardan müteşekkildi. En önemlisi Ting-lingler olmuş, daha sonra Wu-huanlar ve Wu-sunlar gelmekteydi.

Miladi başlarında Ting-ling boyları da çeşitli gruplara ayrılmaya başlamıştı. Bunlar arasında en önemlileri Uygurlar, Saragurlar, Kutigurlar, Onogurlar, Ogurlar'dı. Bunlar top yekûn batıya göç etmiştiler. Geride kalanlar ise Tölesler'di.

Tiler kuvvetli bir Türk boyu olmuştu. M. ö. XII-VII. yüzyıllar arasında mevcut olan Karasu kültürünün bunlara ait olduğu kuvvetle ihtimal edilmektedir. Hun İmparatorluğu'nun kurucusu Mau-tun, m. ö. 206-201 yılından bunları kendisine tabi etmişti. Bu dönemde Çin yıllıklarında genel olarak Ting-ling adıyla isim yapan bu boylar coğrafi olarak üç gruba ayrılıyorlardı: Batı Ting-lingler, İrtış nehri boylarında; Güney Ting-lingler Gobi Çölünden Çin sınırlarına doğru; Kuzey Ting-lingler ise Baykal-Yenisey çevrelerinde oturuyorlardı. Bu coğrafi paylaşım, Kırmızı, Ak ve Yeşil Tilerin paylaşımına benzemektedir.

M. ö. 71 yılında Hun rejiminden kurtulan Ting-lingler 51 yılına kadar bağımsız yaşadılar. Ancak bu dönemde Hun hükümdarlarından Cici Han tarafından tekrar Hun yönetimi altına alınmışlardı. Tobalar döneminde Çin'e tabi olan Ti boyları arasında Ting-ling Ka'o-cheleri ve Wu-huanlar Türk olduklarından To-ba boyu sayılmışlardı. 447 yılına kadar bunlar Çin'de türlü olaylara karışmış ve muhtemelen bu dönemden sonra yerlerini batıya kaydırmışlardı. Göktürkler'in ortaya çıkışları sırasında Wu-huanlar 'Oğuz' adıyla tarih sahnesinde gözükmeye başladılar. Hunlar'dan sonra Çin'le ilişkileri koparak Ti veya Ting-ling grupları miladi 350 yıllarında genel olarak üç kışıma ayrılmış ve sırasıyla Gobi çölünde, Baykal Gölü çevresinde ve Kazak bozkırlarında oturmaktaydılar. Hunlar'ın Batı Avrupa'ya gitmeleri ve yanlarına çok sayıda Ti boylarını almalarından sonra bölge Tiler'den bir başka gruba Ting-lingler'e bırakılmış oldu. Macar Türkolog K. Czegledy'e göre, Sırderya'nın kuzeyini kaplayan bu grup Doğu Avrupa'ya miladi 460 yılında gelecek olan Ogurları oluşturacakdı. Gobi taraflarında kalan Ting-ling grupları ise Çin tarihinde Tölesler olarak ortaya çıkacaktı.

VII. yüzyılın başlarında Baykal Gölü'nden Karadeniz'in kuzeyine kadar olan geniş sahayı ellerine geçiren Türk boylarına hepsine bir arada Töles adı verilmekteydi. Bunlar, Göktürk İmparatorluğunun ana ve belki de merkezi kitlesini oluşturuyorlardı. Nitekim kaynaklar Göktürkler'in ortaya çıkışında Tölesler'in önemli bir pay sahibi olduklarını belirtmektedir. Bu dönemde coğrafi olarak beş ayrı bölgede kümelenen Töles boyları küçük topluluklar halinde çeşitli uruklara ayrılarak yaşamaktaydilar. Bunlar arasında asla ciddi bir siyasal birlik oluşmasa da her bir Töles boyunun kendisini savunacak belirli oranda askeri bulunmaktaydı.

Sırasıyla Tölesler'in oturdukları beş bölge şunlardı:

Tola nehri çevresi; Hami, Karaşar, Tanrı Dağlarının kuzeyi; Altay Dağlarının güney-batı yamaçları; Semerkand'ın kuzey tarafları; Hazar Denizi'nin doğusu ve Bizans'ın doğu tarafları.

Konumuz açısından iki Töles grubunun oturdukları bölgeler dikkate değerdir. Çin kaynakları beşinci Töles grubunun Hazar Denizi'nin doğusunda oturduğundan söz ederler. Burada oturan Tölesler arasında San-suo-yen, Mie-ts'u, Lung-hu boyları bulunuyordu. Bu bölge Hazar ile Aral Gölü arasında olmalıdır. Ayrıca, onların yukarısında Hazar ile Karadeniz'in kuzeyine Ogur boyları yayılmıştı. Muhtemelen, Aral-Hazar arasında oturan Tölesler Mangışlak dahil Balkan ve Gürgenç'in yukarılarında göçebe bir yaşam sürdürmekteydiler. Bunlar bölgeye gelen ilk önemli Türk boylarıdı. Oğuzların bu bölgelere geldiklerinde onların buralarda oturdukları tahmin edilebilir. Hatta, Mangışlak sahasına gelen ilk esas Türk kitlesinin bunların olduğuna şüphe yoktur. Muhtemelen, Arap kaynaklarının Sul adını verdikleri 'Yazırlar' bu Töles kavimlerinin bakiyeleridi.

Bir diğer önemli husus ise dördüncü Töles kitlesinin oturduğu bölgelerdir. Çin kaynakları bu gruba dahil ettikleri Ho-shih, Ho-chie, Po-hu (Buğu?), Pi-kan (Bakan?), Chü-hai, Ho-pi-hsi, Ho-ts'o-su, Pa-ye-wu ve Ho-ta boylarının Sırderya kıyılarında ve Semer-kand'ın kuzeyinde oturduklarını söylerler.

Burası daha sonra Çin müelliflerinin sözünü ettiği 'Törk Möng', Sogd yazıtlarında geçen 'Tnvkkm'n' bölgesidir. Yani, tarihi Türkmen ülkesidir. Bunlar, daha sonra Arap kaynaklarında Türkmenler olarak ortaya çıkacaklardı. Onların daha sonra bölgeye gelen Oğuz ve Karluklar'la karışmasından Türkmen topluluğu meydana gelecekti. Araplar bu sahaya geldiklerinde onlar Isficab ile Balasagun arasındaki topraklara kaymışlardı. İslam dinini ilk kabul eden bunlar olduklarına göre Müslüman literatürüne 'İslamı kabul eden Türk' anlamında 'Türkmen' adıyla girmişlerdi. Bu ad daha sonra İslamı kabul eden diğer Türk boylarına, en çok da Oğuzlar'a verilecekti. Oğuzlar ile Semerkand'ın kuzeyinde iskan edip Türkmen Ülkesini kuran Töles topluluğu çok uzaktan akraba boylar olmuşlardı. Her ikisi de Ti boylarındandı.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenlerin Ataları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:27

Wu-huanlar ve Oğuzlar

Her ne kadar 'Türkmen' adı coğrafi bir isim olarak anlaşılsa da, Türkmen veya Türkmenler denilince akla Oğuzlar gelmektedir. Günümüz Türkmenlerinin de ataları Oğuzlardır. Oğuzların menşei ise kesin olarak bilinmiyor. Zira, Oğuzların kökenine ilişkin bir çok açıklama yapılmışsa da tarihçiler arasında kesin bir görüş henüz oluşmuş değildir. Bunlar arasında temel üç görüş daha çok yankı bulmuştur. Bunlardan ilki J. Hamilton tarafından dile getirilen, Oğuzlar Toğuz-Guz veya Toğuz Oğuzların türediklerine dair açıklamadır. Bu görüş bir hayli taraftar bulmuş ve desteklenmiştir. İkinci görüşün savunuculuğunu ise S. G. Glauson yapmıştır. Ona göre, Çinlilerin 'Wu-huan' dediği boy Oğuzlar olmalıdır. Bazin'e göre, 'Wu-huan' adının aslı Türkçe 'Ugan'dır (u-huan//u-han//ugan). Bunların m. ö. III. yüzyılda kuzeyli Ting-ling boylarının güney batısında ve Wu-sunların kuzey-doğusunda, Ötüken ile Altay dağları tarafında oturmaktaydılar.

Wu-huan'ın 'Oğuz' olarak okunması biraz zor gözükmektedir. Bazin 'Wu-huan' adını muhtemelen bir yakıştırma olarak 'Ugan' diye okumuşsa, 'Ugan'm 'Oğuz' olma olasılığı da pek fazla ihtimal dahilinde değildir. Türk kaynakları Göktürkler döneminde 'Oğuz' kavimlerinin Tatarlarla komşu halinde kuzeyde yaşadıklarından söz etmektedir. Tonyukuk Kitabesinde, "Türük Bilge Kağan Türük Sir Budunug, Oğuz Budunug lgidü olunu" = "Türk Bilge Kağan, Türk (Sir) Budununu, Oğuz Budununu iyi yönetiyor" şeklinde bir ifade geçmektedir. Yine, Kül Tigin Kitabesinde, Oğuzlar dokuz boydan müteşekkil bir kavim olarak gösterilir: "Tokuz Oğuz budun kentü budunum erti" = "Dokuz Oğuz kavmi kendi kavmim icin".

Her iki yazıt, dikiliş tarihi olarak VIII. yüzyılın birinci yansına rastlamaktadır. Buna göre, Oğuzlar VIII. Yüzyılın birinci yarısında dokuz boydan müteşekkil güçlü bir kavim olmuşlardı. Bu dönemde Oğuzlar Tula nehrinin kuzeye doğru kıvrım yaptığı kısımlarında iskan tutmuşlardı. Eğer, belirtildiği gibi, Oğuzların bu dönemde dokuz boya ve Göktürk imparatorluğu içinde ciddi bir itibara sahip ise, onların bu gücü ve itibari bir anda kazanmış olmaları düşünülemez. Dikkat edilmesi gereken bir husus da, Oğuzların Tatarlarla olan komşuluklarıdır. Nitekim, Oğuzların arasına sonraki dönemlerde bazı Tatar boyları da katılacaktı. Yine bunun gibi, Wu-huan'lar da karışık bir konuma sahiplerdi. Yani, eğer, Glauson'un iddia ettiği gibi, Wu-huan'lar Oğuzların atalarıysa, onların Dunğ-Hu (Tung-hu/Tunguz) birliği içinde eski Moğollarla iyi ilişkiler tesis etmiş bir Ti topluluğu olmaları muhtemeldir.

F. Sümer, Oğuzların On-ok boylarının başında geldiğini belirtmesine karşılık bir kaynak göstermemiştir: "Batı Türkleri, yani, On-oklara mensup toplulukların başında Oğuz Eli gelmektedir. Oğuzlar, On-okların Çu ve Talaş ırmakları arasında yaşayan ve Çinlilerin Nu-şe-Pi adını verdikleri sağ kolun mühim bir kısmını teşkil ediyorlardı. Bu, kesindir. Oysa, On-okların Nu-şe-Pi koluna dahil beş, aslında üç boy arasında Oğuzların adına rastlanmaz.

Yani, VIII. yüzyıl Göktürk yazıtlarında 'Tokuz Oğuz' diye adlan geçen Oğuzların eski dönemine ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Glauson'un açıklamasını bir tarafa bırakacak olursak, diğer görüşlerin savunucuları da bu konuda net bir fikir beyanında bulunmazlar. Bu durumda, Glauson'un görüşü üzerinde durmamız gerekmektedir. Bunun içinde Wu-huan'ların kimliklerini aydınlatmak zorundayız. Gerçekten de, eğer, Wu-huan'larla Oğuzlar arasında ciddi bir bağ bulunabilirse, bu kavimin menşei ve Türkmenler'in ilk atalarının kimler olduğu sorunu çözülmüş olacaktır.

Çin kaynakları, Wu-huan'lardan Dunğ-hu boyları arasında yer alan bir kavim olarak söz ederler. Onların en erken Çin'de Han hanedanlığının ve Hun İmparatorluğu'nun kurulduğu sıralarda sahneye çıktıkları biliniyor. W. Eberhard'a göre, Dunğ-hu kavimleri Mançurya'nın güney kısımlarında ve Jehol vilayetinde oturuyorlardı, zaman zaman bu sahanın dışına da çıktıkları oluyordu. Münferit kabilelerden müteşekkil olan Duhğ-hu'lar hakkındaki tarihi kayıtlar Han zamanından başlar Tang döneminde son bulmaktadır. Genel bakımdan göçebe bir yaşam tarzına sahip oldukları, pek nadir olarak çiftçilik yaptıkları ve kısmen de avcılıkla ilgilendikleri Çin kayıtlarının verdiği bilgler arasında geçmektedir. At ve sığır en çok önem verdikleri hayvanlardı. Ana egemenliğinin bulunduğu sosyal yapılarında iç güveylik hakimdi. Kültürel bakımdan Hsiung-nular'ın (Hunlar) etkisi altındaydılar. Bu bir ölçüde onların uzun bir süre Hun hakimiyeti altında kaldıklarıyla izah edilmektedir. Ancak Hunlar'la kaynaşma geçirdikleri de bilinmektedir. Dunğ-hu kavimlerinin yakın kültürel bağları olduğu bir diğer topluluk ise Su-shın'lar olmuşlardı. Su-shın'lar Tunguzlar olarak kabul edilmektedir. "En yakın münasebetler aynı surette Dunğ-hu'larla Şı-veğ kavimleri grubu arasında mevcuttu. Bunları eski Moğollar (Proto-Mo-ğollar) olarak nazarı itibara alacağız. Dunğ-hu grubundan bazı kısımların Moğollar olduğu daha önce teyit edilmiştir".

Anlaşılan, kesin olarak kökenleri bilinmeyen Dunğ-hu kavimleri çeşitli unsurlardan teşekkül etmiştir. Aralarında Moğol kavimler olduğu gibi, Hun ve diğer grupların da olması muhtemeldir. Wu-huanlar bu grup arasında yer alan en önemli kavimlerden biri olarak Hun İmparatorluğu'nun başlarında karşımıza çıkarlar.

Çin yıllıkları başlangıçta onların Hunlar'ın doğusunda oturduklarını belirtmektedir145. Lyu-chinğ ve Bay-lanğ-shan'ın (Ak Kurt Dağı) kuzeyindeler. M. ö. I. yüzyılda Shang-guo, Yü-yang, Yo-Beğ-pinğ ve Lyav-dunğ şehirlerinin kuzeyinde Wu-huan ordugahları bulunuyordu.

Öte yandan iyi biniciler ve nişancılar olarak tanınan Wu-huan-lar'ın ana meşgalelerinden biri de avcılıktı. Göçebe bir geleneğe sahip olduklarından çadırlarda oturmakta ve çadırlarının girişini Güneşin doğduğu tarafa göre ayarlamaktaydılar. Kımız içerlerdi ve yünden yapılmış elbiseleri vardı. Gençliğe büyük kıymet attederlerdi. Ana hakimiyetinin bulunduğu Wu-huan kavimlerinde yazı kültürlerinin olmaması dolayısıyla sayı işlerini çentek ve çubukla yaparlardı. Tespit edilmiş aile adlarının olmaması, büyük ölçüde ana erkil yaşamdan ileri gelmektedir. Kız kaçırma yoluyla evlilikler gerçekleştirilmekte, düğün hediyesi olarak da hayvan vermekteydiler. İç güveylik egemendi ve kadının ailesine giden erkek onlar adına çalışırdı. Siyasal işlere de kadınlar karar vermekteydi. Erkekler çalıştıkları, avlandıkları ve savaştıkları sırada daha rahat olması için saçlarını kestiriyorlardı. Kadınlar ise özellikle evlendikten sonra saçlarını uzatarak yukarıya doğru düğümlerlerdi. Sazlık bitkisinden örgüler yapmakta ve muhtemelen hasır örerek ev işlerinde kullanmaktaydılar. Bunun yanında yünden halılar da dokurlardı. Bu tür işler genelde kadınların uğraşıydı; erkeklere gelince onlar yay, ok, kantarına ve eyer yapmaktaydılar. Demir işlemesinde gayet başarılı olan Wu-huanlar, yabanı hububat bitkileri yetiştiriyorlardı. Ekinleri onuncu ayda olgunluğa erer ve bu dönemde hasat mevsimi başlardı. Sağu kültürü vardı. Ölü öldüğünde ağlarlar, ancak gömülürken şarkı söyler ve oyun oynarlardı. Ölü için bir köpek ve bir de binek atı kurban edilirdi. Onlara göre, köpek ruhlara yol göstermekteydi, inançları arasında ruhlara büyük saygı duyulmakta ve ölen kişinin ruhunun Kızıl Dağ denilen bir yere gittiği söylenilirdi. Ruhlara, göğe, toprağa, dağlara, ırmağa, yıldızlara, Güneşe ve Aya tapınmaktaydılar. Yen Sülalesi zamanında (381410) bunların artıkları, yani Wu-huanlar'ın bazı kalıntıları Lyav-dunğ taraflarında otumıaktaydılar. Onların buralarda başlarında bir hükümdarları vardı. Kocalar ağaçtan başlık yaparlar ve bunu kırmızı boya ile boyarlar. Beyaz şaraplan oluyor, bu içkinin mayasını Çin'den getirtirler.

Tobalar (Tabgaçlar) döneminde Wu-huanlar Tobalar'ın bir kabilesi konumundaydı. IV. yüzyılda da bu konumları değişmemişti. Anlatılanlara göre, onların külahları çok meşhurmuş. Hatta 445 yılında H'yen-biler'e mensup Tibet'e yerleşmiş bir kavim olan Tu-yü-hunlar'dan Sunğ bu külahlardan haraç olarak Güney Chin sülalesine sunmuşlardı. Çin yıllıklarında Eberhard'dan derlediğimiz Wu-huanlar hakkındaki bütün bilgiler bundan ibarettir. Şimdi bu bilgilerimizle Oğuzlar hakkındaki bilgilerimizi mukayese etmemiz gerekmektedir.

Han devrinin başlarına ait bilgilerle 1V-V. yüzyıla ait bilgiler arasında bazı önemli farklar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Wu-huanlar'm eskiden ana erkil bir yapıya sahipken sonradan başlarında bir hükümdarın olmasıdır. Ancak aralarında ana erkil yapının korunduğu da muhakkaktır. Bu tür bir yapılanma tarzına da Oğuzlar arasında rastlanmaktadır. Bilindiği gibi Orta Asya kavimleri arasında en sağlam biçimiyle iç güveylik Oğuzlarda mevcuttu.

Ancak Oğuzlar arasında da bu anlayışın IX. yüzyıldan sonra yavaş yavaş kaybolduğu bilinmektedir. İnanç bakımından da Wu-huanlar ile Türk ve Oğuz boylan arasında ilişkiler kurmak mümkündür. Türklerde ruha saygı çok önemli olduğu gibi; dağa, ırmağa, Güneşe ve Aya da dinsel anlamda bir kutsanma yapılmaktaydı. En önemlisi Wu-huanlar arasında Gök Tanrı inancının olmasıdır. Yine, Wu-huan boylarının defin merasimi büyük ilgi çekmektedir. Onların birisi öldüğü sırada ağıt yapması, ölüyü gömmeleri sırasında da şarkı söyleyip oyun oynamaları Çinli müellif tarafından pek anlaşılmasa da bunun bir örneğine biz, Ermeni kaynaklarında Hunlara atfedilen bir merasimde rastlıyoruz. Yine tıpkı Wu-huanlar gibi, Oğuzlar arasında da birisi öldüğü zaman toplu halde ağıtlar yakılmakta ve buna 'yuğlaşmak' denilmekteydi. Ağıtlar yakılarak, şarkılar söylenilerek, müzik eşliğinde şiirler okunarak yapılan 'Yuğ' törenlerine Türk Yazıtlarında da rastlanmaktadır.

Kül Tigin yazıtlarında şöyle denilir:

"Yuğçı (Yugcı) sığıtçı ön p". IX. yüzyılda kaleme alman Ermenice yazılmış Ağvan Tarihi' eserinde Hunlar'daki ölü gömme merasimi şöyle anlatılmaktadır: "Kılıç ve bıçaklarla (kıngırak) parçalanmış cesetleri başında davul ve cenk çalınmaktadır. Yanaklarından ve yüzlerinin çeşitli yerlerindeki yaralardan akan kanlar eşliğinde kılıçla savaşmaktalar. Mezarlıkta bir yandan diğer yana koşarlar. Erkekler gruplar halinde çarpışırlar. Atlarla çeşitli yönlere doğru hareketler etmekteler. Bazıları ağıtlar yakmakta, iç geçirerek ağlamakta, bazıları da gelenekleri gereği şeytani danslar yapmakmaktalar.

Onlar oyunlar sergilemekte, raks etmekte ve şarkılar söylemekteler". Anlaşılacağı gibi, Çinli müellifin anlattığı Wu-huanlar'daki ölü gömme geleneği Hunlar'da ve bir çok Türk toplumlarında bulunmaktaydı. Bu gelenek özellikle Oğuzlar arasında uzun süre yaşatılmıştı. Hatta Oğuzlar vasıtasıyla İslam inançlarına da sokulmuştur. Şia mezhebindeki İfnam Hüseyin ve Hasan'ın katli gününde yapılan ağıtlarda Türkler yüzlerinin ve kafalarının çeşitli yerlerini tırnakları ve bıçakla kana-tırlardı156. 'Oyun' kültürü Türkler arasında çok yangındır.

Törende söylenilen şarkılar uzun hava tarzında olup, yankılı ve duygulu bir tarzda seslendirilmekteydi. Bu tür şarkılardan bazıları günümüze kadar Türk topluluklarında korunmuştu. En ünlüsü 'Var-sak' adını almakta ve tarihi kayıtlarda XVI. yüzyıldan beri bir şiir formu ve melodi tarzı olarak geçmektedir.

Dolayısıyla, Çin kayıtlarında Wu-huanlar'a atfedilen ana erkil yapı, iç güveylik ve ölü gömme törenleri Türk ve özellikle de Oğuz geleneklerinde egemendi. Yaşam tarzları arasında da benzerlikler söz konusudur. Hovhan'da Wu-huanlar'ın 'avcılıkla' geçindikleri yazılıdır. Nitekim, Arap müelliflerinden Yakubi, Türk boylan arasında özellikle Oğuzlarda "yabani hayvan etine büyük ilgi" vardı demektedir.

Cahiz, 'Türkler savaş esnasında dahi avlanmayı çok severlerdi. Onlar, at üzerinde yaban! hayvanları takip ederler, her türlü kuşu okla avlarlar. Türkler at etinden hazırlanmayan yemekten zevk almazlar' tarzında açıklamalarda bulunmuştur. Tabii, avcılık sadece Türkler'e özgü bir meşguliyet değildir. Moğol kavimler arasında da avcılık çok yaygındı. Ancak, at beslemek, kımız içmek ve at üzerinde ava çıkmak Türkler'in temel meşgalesi olarak gözükmektedir. Nitekim, Dunğ-hu kavimlerinin en büyük özelliği domuz yetiştirmeleridir. Aycıca, bu özelliklerinden dolayı bu adı almışlardır. Dunğ-hu veya Tung-hular, Türkler tarafından 'Tunguz' veya 'Dolmız' anlamıyla eşdeğerdi. Dunğ-hu birliğine giren, Wu-huanlar arasında ise 'at beslenmekte' ve 'binicilik, nişancılık' çok yaygındı. Çin kaynaklan bu durumu özellikle vurgularlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenlerin Ataları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:27

Buraya kadar söylenenler Wu-huanlar'ın Türk olabilecekleri hususundaki ihtimalleri güçlendimıekteyse de, anlatılan bilgiler onların kökeni hakkında bir fikir edinmemizi sağlamamaktadır. Ancak, Çin kaynaklarına yansıyan bunlarla ilgili bir husus nispeten Wu-huan-lar'ın kökenine ışık tutmaktadır. Buna göre, 'Wu-huanlar ağaçtan başlık yapmakta ve bunu kırmızıyla boyarlardı'. Ayrıca, onların kullandığı bu külahlar çok ünlüydü ve hatta Çin sarayına haraç olarak gönderilmekteydi. Pek kuvvetli bir ihtimal olmasa da yine de bu durum bize, Wu-huanlar'ın Kırmızı Ti boyuna mensup olduklarını göstermektedir. Bilindiği gibi daha m. ö. X. yüzyılda Ti boyları elbiselerinin ve taktıkları başlıkların rengine göre gruplara ayrılmışlardı: Ak Tiler, Kırmızı Tiler ve Yeşil Tiler. Wu-huanlar'ın bu Ti boylarından erken dönemlerde, muhtemelen m. ö. X. yüzyıldan sonra ayrılmış Kırmızı Ti gruplarından biri oldukları ihtimal dahilindedir. Ti-ler'le Wu-huanlar arasındaki bir diğer bağlantı ise 'köpek kültü'dür. Yukarıda da sözü edildiği gibi, Wu-huanlar köpek kurban etmekte ve ölen insanın ruhunun 'Ak Kurt Dağı', bir başka yerde ise Kızıl Dağa gittiklerine inanıyorlardı. Ayrıca, Wu-huanlar'a göre, köpek kurban etmekteki anlam, köpeğin ruhların bu dağa ulaşmasında yol gösterdiğine olan inançtır. Köpek, burada kurdu temsil anlamında kurban edilmiş olmalıdır.

Çin yıllıklarında 'Ti' boylarının adı 'köpek' işaretiyle gösterilmekteydi. W. Ebrehard'ın doğru tespitine göre, "Di işareti, köpeği gösteren işaretle yazılır; bundan kurda intikal olunabilir, bunun da Hsiung-nu kavimlerinin totem hayvanı olduğu malûmdur". Türkler arasında 'Kurttan türeyiş efsanesi' ilk olarak Tölesler'e addedilmektedir. Bu durum, Wu-huanlar'la Tiler arasındaki akraba ilişkilerini artırmaktadır. Bu söylenenlere istinaden Wu-huan'lar'ın Uygurlar gibi Kırmızı Tiler'den olma ihtimali yüksektir.

'Wu-huan' boy adına gelince bu konuda kesin bir açıklamada bulunmak çok zordur. Aynca, Bazin'e bakılırsa, bu adın takma bir isim olmaması gerekmektedir. Muhtemelen, Çinliler, bu adı onların kendilerinden duymuş olmalılar. Bazin'e göre, Wu-huan adının Türkçe'de 'Ugan' biçiminde okuması daha doğru olacaktır. Ancak, gerek Wu-huan, gerek Ugan adının sonradan Oğuz'a nasıl dönüştüğü hakkında hiçbir bilgimiz yoktur.

Dolayısıyla, burada söylenenler, Glauson'un Wu-huanlar'ın Oğuzlar'ın ataları olduğu görüşünün yeni bir versiyonundan öte bir anlam taşımamaktadır. Ayrıca, Uygurlar gibi, Oğuzları ve onların ataları Wu-huanları Kırmızı Tiler'den hesap ediyoruz. Ancak bu, Oğuz grubuna giren diğer 24 boyun hepsinin Wu-huan kökenli olduğu anlamına gelmez. Ana Wu-huan kitlesinin başlarda üç boydan oluşma ihtimali yüksektir. Zira, Göktürk kaynakları bunları ilk başlarda 'Uç Oğuz' diye zikretmişlerdi. Daha sonra Altı Oğuz, Sekiz Oğuz, Dokuz Oğuz olarak sayıca artmaya başlamışlar. Bu onlara sonradan katılımların olduğunu göstermektedir. Bu katılımlar Gök-Türkler'in baskısıyla veya akraba Töles boylarının kendi istekleriyle gerçekleşmiş olabilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Türkmenlerin Ataları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:30

Türkmenler'in Tarih Sahnesine Çıkışı

Yukarıda kaba taslak Türkmen adı ve XIX. Yüzyılda bir ulus yapısını kazanmaya başlayan Türkmenler'in menşei konusunda bazı hususlara değinilse de, gerçek anlamda Türkmenler'in boy kimliği, tarih sahnesine çıkışları ve tarihsel evreleri üzerinde hiç durulmadı. Özellikle, Türkmenistan bölgesinin Türkleşme ve Türkmenleşme konusu yoğun tartışmalar halinde bugün dahi Türkmen tarihinde belirgin gündem sorunlarının başında gelmektedir. Gerçek şu ki bu konuda net bir görüş ortaya koymak pek mümkün gözükmemektedir. Kaynakların yokluğu bu konuyu içinden çıkılmaz bir yokuşa sürüklemiştir.

Akhun Türk boylarının bugünkü Türkmen sahasıyla gerçek temasına kadar Orta Asya'nın batısında ve Türkmenistan arazisinde kayda değer Türk nüfusunun varlığı tartışma konusudur. Son dönemlerde yapılan bazı çalışmalarla, Saka sonrası dönemlerde bölgeye küçük çapta Türk Ti gruplarının geldiği tespit edilmiştir. M.ö. IX-VIII. yüzyıllarda doğudan gelen Ti baskıları sonucunda yurtlarından edilen İskit boylarının önemli bir kitlesi batıya doğru kayarken, bir kısmı da Aral - Hazar bölgesinde kalmışlardı. Bunlar m.ö. VI-IV. yüzyıllar arasında Massagetler adıyla bölgede kendi krallıklarını oluşturmuşlardı. Massagetler, doğu taraflarında Ti boylarıyla yakın temas halindeydiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Ön Türk Tarihi Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir