Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ani Kitabesi

İlhanlılar Devrinde Mali Vaziyet

Burada İlhanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Ani Kitabesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:01

ANİ KİTABESİ
(İLHANLILAR DEVRİNDE MALİ VAZİYET)


Ani harabelerini tetkik ederken keşfedilen kitabeler cümlesinden biri, Iran Moğol hükümdarlarından Abu Sa'id Bahadır Han'ın (1316-1335) yarlığının (fermanının) metnidir. Bu ferman, gayr-i kanuni ve köylüler için tahripkar vergilerden ahaliyi himaye için neşrolunmuştur. Fermanı ihtiva eden bu kitabe (sonu noksandır) caminin duvarında göze çarpacak bir yere konulmuştur. Bellidir ki kitabenin böyle bir yere konulmasından maksat, fermanın ahalinin ekseriyetince malum olması, kendilerinin hukukunu bilmeleri ve onları himaye için ittihaz edilen tedbirlerden haberdar olmalarıdır. Raşidaddin'in sözlerine göre, daha Gazan Han (1295-i304)'ın 703 senesi recep ayının ortalarında (22 şubat 1304) neşrettiği vergilere dair fermanında her köy ve kasabanın ne kadar vergi vereceklerine dair malumatın geniş halk kütlesi içinde intişar etmesi için tedbirler alınmasını emretmişti. Fermanda bu malumat "ağaç tahtaya, taşa, bakır veya demir levhaya nasıl isterlerse öyle yazılsın, isterlerse kireç levha üzerine oyma yaparak yazsınlar (ve bunları) köylerin ve camilerin kapılarına ve minarelere, yahut başka intihap ettikleri yere koysunlar. Yahudi ve Hıristiyanlar köy kapılarına, ibadetgahlarına, yahut isterlerse diğer bir yere koysunlar; göçebeler ise muvafık buldukları yere direk (üzerine) koysunlar" denilmişti.

Abu Said'in hükümranlığı devrinde, Devletşah'ın vermiş olduğu malumata göre memleketin muhtelif vilayetlerine ağırlık ve uzunluk ölçülerine ve bu gibi sair şeylere dair fermanlar gönderilmişti; bazı vilayetlerde bu fermanlar ağaca, yahut taşa hakkedilerek camilere konulmuştu. Bu kitabelerden bazılarının Horasan ve Irak ta kendi zamanına yani XV. asrın son nısfına kadar muhafaza olunduğu Devletşah ilave ediyor.

N. V. Hani kof tarafından 1848'de keşfedilen kitabe, bugüne kadar iki defa neşrolundu; İlk defa Han i kof'un kendisi tarafından (metin ve Fransızca tercümesi), ikinci defa M. Brosset tarafından (yalnız Fransızca tercümesi), Han i kof'tan alman mütemmim malumata göre, neşredilmiştir. Brosset'ninki Hanikof'un neşrine nisbeten yalnız bir mühim tashihi ihtiva ediyor ki, kethüdayan kelimesi'nin doğru okunmasıdır. Mamafih bu kelime Commandants kelimesiyle yanlış tercüme edilmiştir. Tashihler başlıca Rus - Türk hudut komisyonu azası Türk miralayı Osman Ali Bey'in verdiği malumata istinaden yapılmıştır. Hanikof bu miralay Osman Ali Bey'le beraber 1857 senesinde Ani harabesini tekrar ziyaret etmiştir. Bu kitabenin Velyaminof-Zernof tarafından daha mufassal surette tetkik edileceği düşünülüyordu. Lakin o bu fikrini tatbik alanına koyamadı. Brosset tarafından yapılan tercüme açıkça gösteriyor ki, o zamanda el ile istinsah edilen suretler üzerine fermanın yalnız umumi münderecatına dair bir fikir hasıl etmek mümkün olup, kelimelerini izah ise imkansızdı. Fermanda ne gibi ıstılahlar kullandığı ve bu ıstılahların ifade ettiği manaların ne olduğu izah edilmesi bu suretle alınan metinlere istinaden halledilemezdi.

Benim elimde fotoğrafla alman iki resim vardı; birisi kitabenin bulunduğu duvardan (sonra bu duvar geçen asrın 90. senelerinde yıkılmıştır) alınmış, diğeri de bu duvarın yıkılmasından dolayı vücuda gelen enkazları temizlerken, 1908 senesinde kamilen toplanan kitabeden alınmıştır (resim 1909 senesinde çıkarılmıştır). Bu resimde kitabenin bütün harfleri açık okunmakta olup yarlığın metni katiyen şüpheyi davet etmiyor.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ANİ KİTABESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:01

1 — Allah bendelerinin esrarına vakıftır.
2 — Abu Said Bahadır Han.
3-5 — "Yarlık. - Bu vakit ki padişah-ı ruy-i zemin sultan-ı alem Alaaddunya vaddin 20 hallada mulkahunun-ki şarktan ta garba kadar cihan onun saye-i merhamet ve adaletinde bulunur. Cenab-i hak onun hüküm ve fermanlarını daha muhkem eylesin payitahttan.
6 — "Hüküm böyledir. Madem ki ruy-i zemin onun fermanına tabidir ve divanın emirleri onun kalemine bağlıdır, kimse ondan birşey eksiltmesin yahut ona ilave etmesin,
7 — "Tamga ve meşru baç vergisinden başka birşey alınmasın, kılan ve nemeri ve saire21 (vergi) bahanesiyle kimseden birşey talep edilmesin.
8 — "Bundan mukaddem Ani şehrinde ve Gürcistanın diğer vilayetlerinde kılan ve nemeri, gayr-i kanuni havaleler ve tarh toplama sebebinden.
9 — Zulüm ve taaddi icra edilmiştir. (Meskun mıntakalar) harap olmuş, raiyeler dağılmış, şehir ve vilayet kahyaları kılan ve ternagir'den dolayı emlak-i gayr-i menkule,
10 — ve menkulelerini ve ailelerini bırakmış gitmişlerdir. (Şu suretle) hüküm yazdılar ki Haktaala (raiyelerin?) başları üzerinden ali gölgeyi (uzak eylemeye?..)"
Fermanın sonu eksiktir. Bu son kısmında fermanın ilan tarihi gösterilmiş olmalıdır. Bunun içindir ki fermanın ilan tarihi yalnız takribi olarak tayin edilebilir.
Abu Saidin vefat günü 13 rebi'ülahir 736 (30 Teşrinsani 1335) terminus ante quem'dir. Terminuspost quem ise, Hanikof'un da dikkat ettiği gibi, Bahadır unvanıyla tayin olunur. Hamdullah Qazvini ve Raşidaddin'e zeyil yazan müellifin rivayetlerine göre Abu Said bu unvanı 719 senesi rebiülevvelinde (Mayıs-Haziran 1319) Kurmişi (Gürcüstan naibülhükümeti) ve arkadaşlarının isyanını tenkil ettikten sonra almıştır.

Müverrihlerin bu sözleri, daha Fraehn'in gösterdiği gibi sikkelerle de ispat ediliyor; Abu Said'in saltanatının ilk senelerine ait sikkelerde bu unvan yoktur. Binaenaleyh bu yarlıg (ferman) 1319-1335 seneleri arasına ait olur; bu devrin ilk yarısından ziyade son yarısına ait olması daha çok ihtimaldir. Yarlığın sözlerinden görüldüğü üzere bunun neşri zamanında ahali ağır vergilerden büsbütün harap olmuşlar ve çoğu mülklerini bırakıp gitmişlerdir. Ağır vergilerden dolayı şehrin harabeye yüz tuttuğu hakkında mahalli sülaleye (Zaharilere) mensup ikinci Şehinşahın kardeşi Aq-Buga,mrx kitabesinde de söyleniyor. Bu kitabe 1303 yahut 1304 senelerine aittir. Aq-Buga İlhan'ın namıyla, kardeşi Şehinşah'ın ve kendisinin uzun ömürleri ve refahları için üç nevi vergiyi kaldırmıştır. 1320 senesine ait kitabede £afiirtlerden üçüncü Şehinşah'ın dul zevcesi adına Ani ahalisinin bazı vergilerden muaf tutuldukları söyleniyor.

Bundan görülüyor ki şehrin fakirleşmesi 1319'dan daha evvel devam etmiş ve bununla beraber şehir, yalnız Moğol İlhanlı hükümdarları için değil, mahalli hakimler için de gelir kaynağı teşkil etmiştir. Aynı 1320 yılında Ani şehrinin AIJ tahsildarı mahalli manastırlardan birini vergiden muaf tutmuştur. Şehrin kitabede zikredilen harabe haline gelmesi için daha bir müddet lazım olduğu anlaşılıyor ki 1320'de bu hal daha gelmemişti.

Kitabede Abu Said'in neşrettiği fermanın metni aynen hakkedil-meyip, yalnız anlam ve kısaltmasının alındığına şüphe olmasa gerek. Bize ulaşan Moğol hanlarının fermanlarının aslında31 padişah hakkında zaten icap ettiği gibi, mütekellim sigasıyla söylenip Ani kitabesindeki gibi gaip sigasıyla söylenmiyor.

Bu kitabe yalnız Ani şehrinin tarihini değil, o zaman bu şehrin dahil olduğu devletin tarihini de tenvir için pek mühim bir kaynak teşkil etmektedir. Hanikof'un pek doğru olan fikrine göre, şehrin 1319'da bir zelzele neticesinde harap olduğuna dair söylenen Ermeni tarihi rivayeti bu vesika ile reddedilmektedir. Şehir tedrici bir surette sukut etti. Sukutun esbabı da Moğollar tarafından fethedilen diğer ülkelerdeki şehirlerin sukutundaki sebeplerin aynı idi.

Ekseriyetle, garbi Asya için Moğol fütuhatı, garbi Avrupa için kavimler göçünden daha zararlı olduğu fikri ileri sürülüyordu 33. Şüphe yoktur ki hanlarının defin merasiminde insan kurban eden XIII. asır Moğolları V. asır Cermenlerinden medeniyet itibariyle çok aşağı bulunuyorlardı; bununla beraber Moğolların istilasından sonra biz garbi Asya'da Roma Imparatorluğu'nun sukutunu müteakip, garbi Avrupada vücuda gelen ve uzun müddet devam eden medeni inhitatı nakdi mübadele iktisadiyatının mübadele-i ayniyeye ve inkişaf eden şehir hayatından çiftçi-aristokrasi hakimiyetine dönme gibi değişikliği-görmüyoruz. Barbarların hakimiyeti tesiri altında memleketin umumi refahı seviyesinin düşmemesi mümkün değildi; lakin devlet idare sistemi yine eskisi gibi kaldı. Moğol hükümdarları, tasavvur edilebileceğinden daha çabuk bir surette mahalli kültürü benimsediler, iran'da Moğol devleti kuruluşundan kırk sene sonra nakit sisteminin tanzim edilmesine dair tedbirler ittihaz edildi. Bu devirde iran'da yeni paytaht vücuda geldi. Gazan Han tarafından paytaht olarak seçilen Tebriz şehri, Moğol devrine kadar paytaht ittihaz edilen şehirlerden aşağı kalmayan, büyük ve zengin bir şehir haline geldi; XIV. asır sonunda yeni paytaht, Sultaniye şehri, bina edildi. Bu şehrin mevkii o kadar muvaffakiyetli bir surette seçilmişti ki, paytaht rolünü kaybettikten sonra bile Sultaniye ticari ehemmiyetini muhafaza edebilmişti. Orta asır sonlarında bu gibi misalleri Avrupa'da aramak beyhude olurdu. Bu fark, Moğolların fütuhatı Cermenlerin hareketi gibi kavimler göçü vasfım haiz olmamasıyla izah edilse gerek. Bütün alametlere göre Moğol kavminin asıl kütlesi Moğolistan'da kalmış ve orada hiçbir türlü etnoğrafik değişiklik ola gelmemişti. Cermenlerin göçünden sonra Cermanya'da ise böyle değişiklik olmuştu.

Moğol sülalesinin mümessilleri daha Moğolistan'da iken yüksek medeniyete mensup olan müsteşarlarının tesirinde kalmışlardı. Moğol kavminin mümessilleri umumi hayat şeraitini değiştirebilecek derecede kalabalık olmayıp, küçük bir azınlık teşkil ediyorlardı, İslamlar Moğol kıyafeti kabul etmişlerse bu onların Moğol hanlarına yaranmak maksadı ve kendi istekleriyle olmuştur, itaat altına alınan mahalli halkın lisanı, hiç olmazsa işler için, idare lisanı olarak yaşıyordu. Daha Münkü Han sarayında bile (1251-1259) her kavmin kendi lisanında fermanlar alabilmesi için Acemlerden, Uygurlardan, Çinlilerden, Tibetlilerden, Tangutlulardan ve diğer kavimlerden memurlar bulunuyordu. Bu fermanlar, Raşidaddin'in sözlerine göre, nümune olabilecek bir şekil arzediyor ve Moğol devrinden evvelki padişahların fermanlarına nazaran çok iyi bir surette telif olunuyordu. Öyle ki eğer sabık padişahlar berhayat olaydılar Moğolların icat ettikleri bu nümuneleri şüphesiz taklit ederlerdii0. Bununla beraber Moğol devrine ait vesikalar zahiri şekillerde olduğu gibi, bilhassa resmi İstılahlarının hususiyetleriyle de evvelki devirlere ait vesikalardan farklıdırlar, daha İslam ülkelerini fethetmeden evvel Uygurlardan aldıkları birçok ıstılahları Orta-Asya'ya getirdiler. Bu ıstılahlardan maliye idaresine ait olanlardan bazılarına bizim kitabemizde de tesadüf edilmektedir.

Moğollar devrinde garbi Asya'nın vaziyeti, Moğol hanlarının ittihaz ettikleri tedbirler ve bu tedbirlerin neticeleri hakkında biz kafi derecede malumata sahibiz. Bu devrin Iran müverrihleri yalnız harici vukuat hakkında değil, her padişahın saltanat zamanında memleketin dahili vaziyeti nasıl olduğu hakkında da tafsilatıyla bahsediyorlar. Bunlardan, işgal ettiği mevki dolayısıyle devlet idaresi işlerinin bütün teferruatına vakıf olan, Reşidaddin'ın bu meseleye ve Gazan Han'ın İslahatına dair verdiği malumat çok mühimdir.

Bundan başka müellif İslahata sebep olan geçen devrin suistimallerini de tafsilatıyla tavsif ve birçok fermanların asıl metinlerinin suretini naklediyor. Şayan-ı teessüftür ki Reşidaddin eserinin bu kısmının bu güne kadar tenkit usulüyle neşir ve tercümesi yoktur. Diğer eserlerden bizim mevzumuz için Hamdullah Qazvini'nin 1339'da telif ettiği mühimdir. Müellif maliye idaresinde vazifede bulunan aileye mensup olup, kendisini de şu sahaya hasretmişti. Bunun içindir ki müellif gerek kendi zamanındaki ve gerek sabık (Selçukiler) devrindeki aynı vilayetlerin yahut bütün devletin vergilerine ait rakamları asıl vesikalardan almak imkanını bulmuştur. Bazı yerlerinden öyle görülüyor ki, Moğol devrindeki ayrı ayrı vilayetlerin vergilerine ait rakamlar Gazan Han tarafından tasdik edilen İlhani takviminin 35. (yani 1336 Miladi) senesine ait vergi listelerinden alınmıştır.

Bütün memleketin ve ayrı vilayetlerin varidatı Hamdullah Qazvini tarafından tümen ve dinar hesabiyle gösteriliyor. Moğol devrinde tümen kelimesinin sık sık kullanılmasına rağmen Avrupa edebiyatında eğer yanılmıyorsam, bugüne kadar bu ıstılahın tam manası tayin edilmemiştir, neşredilen ilmi eserin müellifi fantastik hesaplar yaparak garbi Asya'da Moğollar tarafından tesis edilen devletin bütçesinin milyar fırankı mühim miktarda geçtiği neticesini çıkarmıştır. Eğer hakikat böyle olsaydı biz, memleketin Moğollar devrinde vasıl olduğu refah ve servete hiçbir zaman vasıl olmadığını ve İran müverrihlerinin Barbarlar istilasından dolayı vatanlarının başına gelen felaket ve sefaletten şikayet etmelerinin hiçbir delile müstenit olmadığını itiraf etmeye mecbur olurduk. Halbuki kaynaklar tümen kelimesinin ne ifade ettiğini pek sarih olarak tayin ediyorlar ki bizi büsbütün başka neticelere götürüyor.

Moğollar tornan OL(doğrusu tümen) kelimesini Türklerden, Türkler de, galiba bu kelimeyi bugünkü Çini Türkistan'ın daha eski ahalisinden almışlardır. Tümen 10,000 demektir. Nakit hesabını ifade için bu ıstılah, galiba, muhtelif Moğol memleketlerinde muhtelif surette, o memlekette evvelce hakim olan para sistemine göre, istimal olunmuştur. Müverrih Vassaf Çin hakkında söylerken her tümen'in 10,000 balife, her balişin de 6 dinara müsavi olduğundan bahsediyor. Müverrihlerin sözlerine bakılırsa XIII. asrın nihayetinde ve XIV. asırda iran'da baliş üzerinden hesap yapılmamıştır; sikkede vahid-i kıyasi Gazan Han tarafından tesbit edilen 2,15 gram ağırlığındaki dirhem olmuştur ki, mezkur hanın pek çok sikkelerine göre de bu bize malumdur, iran'da istimal edilen tümen bu gibi 10,000 dirheme müsavi olacağım zannetmek mümkündür; Iran Moğol hükümdarının senevi varidatının 30 milyon dirhem addeden d'Ohsson'un da fikri böyle olmuş olsa gerek. Lakin Hamdullah Qazvini tümeni dirhemle değil, her yerde dinarla karşılaştırmıştır; bu dinar, Blochet'nin fikrine rağmen, Hülagular ve onların halefleri olan Celayerliler devrinde mutantan hadiseler münasebetiyle pek mahdut miktarda darbedilen altın
dinar olmayıp, Reşidaddin'in söylediği gibi, gümüş dinarlardır.

Gazan Han'ın fermanına binaen, 3 miskal ağırlığında diğer tabirle her gümüş sikke dirheme müsavi olması lazımdı. Altı dirhem kıymetindeki dinar hakkında XIV. asır müelliflerinden ve de bahsediyorlar. Meskukata ait malumat gösteriyor ki, Gazan Han zamanında gümüş paralar 1/2, 1,2 ve 6 dirhem kıymetinde darp edilmiştir. Şu suretle dinar memleketin, kıymet itibariyle, en yüksek gümüş sikkesi idi. Eğer tümen bu gibi 10,000 dinara müsavi olmuş ise tümen'in kıymeti 60,000 dirhem oluyor; filhakika, Hamdullah Qazvini'nin hesabına göre, 128 milyon dirhemin yekunu küsur fazlasıyla 2133 tümen teşkil ediyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ANİ KİTABESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:01

Sikkelerin Gazan Han tarafından tesbit edilen ölçüsüne pek kısa bir müddet riayet edildi. Abu Said zamanında, Altın Ordu sikkesi gibi, bir dirhem 1 /2 miskal yerine 1 /3 miskal, yani 6 dirhem kıymetindeki sikke, evvelce 3 miskal iken 2 miskal oldu. Olabilir ki muahhar ilhanlıların dirhemleri de, bilhassa hükümetle görülen hesaplarda, üzerine yazılan eski kıymetini muhafaza edebilmiştir. Gazan Han'ın gümüş dinarı, muhtevi olduğu gümüş (3 miskal) hesabına nazaran, 75 kopike müsavi olabilir ki tümen'in kıymeti 7500 ruble olarak tayin edilir. Moğol devrinde İran'da paranın satın alma kıymeti, bizim zamanımıza nazaran, elbette çok yüksekti; lakin bu farkı rakamlar üzerinde tayin etmek imkanı çok uzaktı.

Hamdullah Qazvini'ye göre, Elcezire, Küçük Asya, Gürcistan ve Kafkasya'nın diğer vilayetleri dahil olduğu halde Gazan Han'a kadar Moğol hükümdarlarının varidatı 1700 küsur tümen teşkil ediyordu ki, 12,750,000 küsur ruble demektir. Horasan ise bu vilayetlere dahil olmayıp, Moğol devrinde bu vilayetin maliye cihetinden idaresi İran'ın diğer vilayetlerinden tefrik edilmişti. Gazan Han'ın İslahatı neticesinde ahalinin refahı ve saadeti arttıktan sonra bu varidat 2100 tümene (15,750,000 rubleye) baliğ olmuştu ki, aşağı yukarı %25 nisbetinde artmış demektir; Hamdullah Qazvini zamanında ise bu meblağın yarısı bile toplanmadı. Çünkü dahili kargaşalıklar ve memlekette askeri sevkiyatın sık sık vuku bulmasından dolayı ahali ziraatla iştigal edemediler.

Selçuk devrinden beri memleketin refah ve serveti ne kadar azaldığını göstermek için müellif "Risale-i Melikşahi" adlı eserden 60 Selçuk devrinin varidatını naklediyor ki o zamanın kırmızı altın hesabıyla 21.500 tümen dinardan fazla olmuştur; Selçuk devrinin altın dinarı Moğol devrinin 2 1 /3 (gümüş) dinarına müsavi (yani 14 dirhem) olduğundan bu meblağ Moğol hesabına göre 50,000 tümenden fazla bir yekuna (yani 375,000,000 rubleden fazla?) baliğ olacaktır.

Selçukiler devrinin de Sasaniler devrine nisbetle inhitat devri olduğu aynı yerde gösterilmektedir. Husrev Perviz'in 18. saltanat yılındaki (607-608 miladi) varidatı olarak İbn Hurdadbeh ve Tabari'deki rakamların (420 milyon) aynı naklolunuyor; bununla beraber dirhem yerine kırmızı dinar zikrediliyor ve bundan dolayıdır ki, ilk mehazların gösterdiği meblağdan daha fazla bir yekun hasıl oluyor. Müellifin bu kaydı onun eski devirlerin ve ayrı vilayetlerin varidatı hakkındaki sözlerine karşı kuvvetli şüpheyi çekiyor. Bilhassa müellif ilk kaynaklardan hakiki rakamlar göstermediği zaman bu şüphe daha kuvvetli oluyor. Selçukiler devrine ait altın dinarın kıymeti hakkında, kati malumat yoktur. Olabilir ki eksik ayarlı Selçuk dinarı Moğolların 2 1/3 gümüş dinarına müsavi olmuştur; lakin Selçuk hükümdarlarının varidatı 215 milyon dinara baliğ olabileceğini tasavvur etmek müşküldür. Bu rakam Abbasi halifelerinin en parlak devrinin bütçesini bile geçmektedir.

İlhanlı hükümdarlarının varidatını muasırları olan Avrupa hükümdarlarının varidatı ile mukayese etmek kültür tarihi nokta-i nazarından pek şayan-ı dikkat olurdu; lakin feodal bir memleketin reisinin varidatını kati bir surette hesaplamak pek müşküldür. Muasır kapitalizm hakkında Sombart'ın maruf eserinde getirilen malumata D. Grimm benim dikkatimi celbetti. Bu malumattan görülüyor ki 1311 senesinde Fransa'nın adi varidatı bugünkü frank hesabıyla yalnız üç milyona yakın, İngiliz kıralının varidatı 1300 senesinde 4 milyondan biraz fazla meblağ teşkil etmiştir. (Sombart'ın yaptığı hesaplar kendi tarafından nakledilen rakamlara mutabık gelmiyor).

Hamdullah Qazvini ayrı ayrı vilayetleri sayarken Moğollar devrindeki idari taksimatı takip ediyor. Ani, Moğollar devrine kadar olduğu gibi, merkezi Tiflis olan Gürcistan'a dahildi. Gürcistan İlhan'ın hazinesine 120 tümen ve 2000 dinar veriliyordu ki bu meblağ Rus parasıyla 901,500 ruble demektir. Evvelki Gürcü padişahları zamanında vilayetin varidatı 500 Moğol tümenine(3,750,-000 rubleye) müsavi idi. Birinci rakam gösteriyor ki Gürcistan varidat itibariyle diğer Moğol ülkelerinden, bilhassa komşu vilayetlerden, mühim derecede yüksek olmuştur. Diğer vilayetlerin varidatına ait daha büyük rakam yalnız küçük Asya (330 tümen = 2,475,000 ruble) Irak-ı Arap(300 tümen = den fazla=2,250,000)70 ve Fars (287 tümen, 1280 dinar = 2,153,460 ruble) için gösteriliyor. Gürcistan'a komşu olan ülkelere gelirsek Şirvan'dan 11 tümen 3000 dinar ( = 84,750 ruble) Erran'dan 30 tümen 3000 dinar ( = 227,520 ruble), Büyük Ermenistan'dan (ki o vakit bu ülkenin merkezi Van gölü sahilinde vaki Ahlat şehriydi) 39 tümen ( = 292,500 ruble)74 varidat geliyordu. Hazineye İran'ın diğer büyük vilayetlerinden Kirman 67 tümen 6500 dinar (507,375 ruble), Isfahan 50 tümen (375,000 ruble) 73, Huzistan 32, 1/2 tümen (243,750 ruble) veriyordu. Gürcistan'ın evvelki padişahlar zamanındaki varidatı meselesine gelince Hamdullah Qazvini'nin mevsuk malumattan istifade ettiği şüphelidir; mamafih diğer vilayetlerle mukayese edilirse rakamlar yine Gürcistan'ın lehinedir. Bizim müellifin verdiği malumata göre Moğol devrinden evvelki varidat rakamlarıyla Moğol devrindeki vardidat rakamları arasındaki fark diğer vilayetlerde daha mühim ve daha büyüktü.

Gazan Han'ın cülusuna kadar İran'ın bulunduğu vaziyete dair Reşidaddin verdiği malumattan açıkça görülüyor ki memleketin harap olmasının sebebi vergilerin fevkalade ağırlığı değil, belki onları tahsil usullerinin ve ahalinin bir defa tediye ettikleri vergilerin tekrar alınmaması için teminatın (garanti) yokluğu idi. Mahallelerde vergi toplandığı halde hazineye gönderilmiyordu; hükümet bu gibi yerleri vergilerini vermeyen yerlerden addediyor ve hazineye mal ve eşya veren müteahhitlere paralan havale (assignation) ile tediye olunuyordu. Bu havaleler mucibince tediye bahanesiyle ki filhakika hiçbir tediye filan yoktu- ahaliden tekrar para alınıyordu.

Kitabede zikredilen kanunsuz havale kaydı işte bu gibi vakalara dair olsa gerektir.
Adi ahalinin vaziyetine nazaran, kendilerini Moğol hükümdarı sülalesine mensup birinin yahut Moğol beylerinin himayesi altında bulunduran şahısların ve cemiyetlerin vaziyeti nisbeten daha iyi idi. Hükümetten, filvaki vermedikleri mal ve eşya için para koparmak hazineyi dolandırmak isteyen şahıslar bu gibi himayeyi az bir hizmet karşılığında kazanıyorlardı81. Bu gibi himaye kazanmak isteyenler az mükafat mukabilinde oğullarını şehzade ve yahut beylerin tasarrufu altına veriyorlardı; bu adamlar hamilerine istinaden sahte vesikalarla diğerlerinin meşru mülkleri olan topraklarını zaptetmek için mahkemelerde dava açıyorlardı. Pek tabiidir ki vergi tahsildarlarının keyfi muamelelerinden kurtulmak için şehir ve köy cemiyetleri hüküm-dar sülalesi azalarından birinin himayesi altına girmelerini daha faydalı buluyorlardı. Bunun içindir ki sülale azalarından yahut beyler-den birinin malikanesi sırasına geçmek himaye telakki ediliyordu. Bu gibi himaye altına girmek vakaları yeni suiistimallere kaynak teşkil ediyordu; muayyen ve kati vergi listelerinin yokluğundan istifade ederek tahsildarlar, bu himayeli yerlerin hissesine düşen meblağdan daha fazla bir meblağı divanın varidatından (yani hükümet hazinesine teslimi lazım olan meblağdan) çıkarıyorlardı.

Gerek muayyen bir mıntakanın hükümdar sülalesine mensup zatların malikanesi addedilmesi ve gerek ayrı şahısların bunlara tabi bulunması aynı incu ıstılahiyle ifade olunuyordu. Ani şehri de böyle mıntakalardan madud idi. Bizim kitabemizde buna dair kayıt bulun-muyorsa da, büyük şehir kapılarından birinin üzerinde bulunan er-menice kitabede paytaht Ani hasincu olmuştur denilmiştir. Burada incu ıstılahının arapça sıfat olan has kelimesiyle birleşmesi Ermenilere ait olmayıp, Reşidaddin de mükerreren tesadüf edilen, o zamanın resmi ıstılahatından alınmıştır. Quatremere tarafından getirilen Argon Han'ın hasincu'su hakkındaki sözlerden başka biz yine Gazan Han tarafından satın alınan ve hanın keptavul (hassa askeri)'leri ve hasincusu olan Moğol esirlerine ait sözleri ve her ordanın (yani bütün şehzade ve hatunların saraylarının) masrafına hasincusundan bir mıntakaya tayin olunduğu hakkındaki kaydı getirebiliriz. İncu'dan addedilen mıntaka ve şahısların hukuku vaziyetine dair kati malumata malik değiliz. Gazan Han'ın, Reşid ad-din tarafından nakledilen, nizamlarında incu olan arazi "divani" denilen araziye mukabil zikrolunuyor; hususi şahısların emlakinden olan arazi ise yine ayrıdır. Yukarıda naklettiğimiz cümlelerden görüldüğü veçhile incu yerlerin varidatı divan'a yani devlet hazinesine ait olmayıp, padişahın ve sülalenin diğer azalarının sarayları idaresine, ihtimal Moğol askerlerinin de iaşesine, sarfolunuyordu. İncu yerlerin idaresi için hususi divan mevcuttu; mümkündür ki XIV. asırda büyük divan ıstılahı bu divan için kullanılmış olabilir. Mamafih Reşid ad-din de büyük-divan ıstılahı incu yerleri idare eden divan için değil yalnız devlet kalemi ve devlet hazinesi daireleri için istimal edilmektedir.

İncu arazinin ve şahısların imtiyazları kanunda nasıl teyit edilmiş olursa olsun, umumiyetle gayr-i mazbut olan Moğol devletinde, şehzade ve beylerin sıksık idam edildikleri bir memlekette bu imtiyazlara her yerde ve her zaman riayet edilmiş olduğunu tasavvur etmek çok müşküldür. Çin Türkistanından elde edilen vesikalar meyanında Orta-Asya hanlarından Tuklu Timur'a (1348-1362 /3)M verilen dikkati çeker bir şikayetname vardır. Bu şikayetnameye göre Moğollardan evvelki zamanlardan beri eski hanlar zamanında klan tekalüfü incu bahçevanlarından (yahut bahçe sahiplerinden) alınmıyordu; şimdi ise, onlar için bu ağır zamanlarda, muzaaf vergi talep ediyorlar. Şüphe yoktur ki aynı hallerin diğer Moğol memleketlerinde de vaki olması lazımdı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ANİ KİTABESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:02

Bizim kitabemizde tesadüf edilen aynı klan ıstılahı şarki Türkistan vesikasında da istimal edilmiştir. Iran Moğol devletinin kitabe işlerinde bu kelime, galiba, pek nadir kullanılmıştır. Biz bu kelimeyi Reşid ad-din de iki yerde bulduk; birincisi Gazan Han tarafından kadı, ulema ve Ali ahfadının, büyük yarlığa binaen, klan ve kobcur vergilerinden muaf tutulması hakkında verdiği fermanda; ikincisi, saraydaki avcıların adedinin azaltıldığına dair söylenen hikayede bunların himayesi altında bulunanların bu andan itibaren klan vergisiyle muvazzaf olanlar sırasına geçtikleri zikrolunuyor.

Bidayette klan ile kobcur arasında ne gibi fark olduğuna dair malumatımız yoktur, Şarki Türkistan vesikasının ifadesine göre klan'm ekilen araziden ve umumen köylü ahaliden alman vergi olduğunu anlamamız icap eder. Bunun mukabili olan kobcur kelimesiyle, Quatremere'in gösterdiği gibi yaylalar ve yaylalarda beslenen davarlardan alınan % 1 vergi adlandırılıyordu. Şu suretle kobcur ıstılahın bidayetteki manasıyla, başlıca göçebelerden almıyordu. Iran Moğol devletindeki Moğolların, askeri sınıf teşkil ettikleri halde kobcur tediye ettiklerinin sebebi de bununla izah olunur. Mamafih Quatremere tarafından nakledilen Cuveyni metninden görülüyor ki daha Moğol Imparatorluğu'nun inhilaline kadar, Münkü Han'ın zamamnda bile, raiyyeden toplanan nüfuz vergisine de kobcur denilirdi. Yine Quatremere tarafından Devletşah'dan nakledilen Iran şairinin şiirinde de kobcur aynı manada istimal edilmiştir.

Vergiler hakkında 1304 senesi fermanında imtiyazlı olmayan sahalardan mutat usullere göre toplanan vergi tekalüfü üç nev'e ayrılmıştır:

1 — Kobcur ve köylü ahaliden alınan vergidir ki senede iki defa tediye edilir;
2 — kobcur ve sahravilerden (göçebelerden) alınan vergidir ki, sene başında bir defa ödenir;
3 — damga. Bunun miktarı, muvazzaf olan her mahal için hususi surette tayin edilmiş ve bir tahtaya yazılıp mezkur mahallin kapısına asılmıştır. Bu metinden anlamak mümkündür ki, bilvasıta tarhedilip gerek zürradan ve gerek göçebelerden toplanan vergilere, şehirde toplanan - bilvasıta tarhedilip ticaret mallarından damga suretiyle alman - vergilerden ayrı olarak kobcur denilmiştir.

Damga ıstılahıyla, Dohsson'un ispat etmeye çalıştığı gibi, yalnız "droits de douane et de transit" ifade edilmiş değildir. Bu manada tamga = damga Acemlerin bac ıstılahının muradifidir ki, İslamın ilk devrelerinde Arap müellifleri tarafından da istimal edilmiştir ve lügat kitaplarında bazan bu kelimeyi tamga kelimesinin aynı addetmişlerdir. Baç kelimesi bizim kitabemizde kullanılmıştır. Ermenice kitabelerden görüldüğü veçhile o kelime mahalli ahali tarafından da istimal edilmiştir. Bundan başka şehirlerdeki mastaba ve kumar-haneler de dahil olduğu halde, ticaret ve sanayi müesseselerinden alınan bütün vergilere de tamga denilirdi. Buna göre tamga mefhumuyla yalnız yol ve yol vergisi mefhumları değil, belki daha fazla şehir ve şehir vergileri mefhumu merbuttur (tamga tahsildarlarına tamgacı denilirdi). Bunun içindir ki Reşidaddin de şehir tamgası ve şehir tamgacıları hakkında söyleniyor; Celayeriler'in yarlıkları mecmuasında yeni tamga müdürü tayinine dair bir ferman vardır. Fermana göre filan şehrin tamgası, müstait müdürün yokluğundan ve bundan istifade eden küçük memurların namussuzluklarından dolayı, hazineye teslim edilmediği bu tayine sebep olarak gösterilmiştir.

Bu nevi şehir vergileri hakkında, elbette şeriatte hiçbir kayıt yoktur. Bunun içindir ki İslam hukuku mümessilleri (fakihler) nazarında bu vergiler şeriat emirlerine hilaf olan tekalüften olup, bunları ilga etmek sevaplı bir iş addolunurdu. Ölüm yahut bir felaketin vuku bulacağını hissederek günahlarından tevbe etmek zaruretini duyan padişahın, altın ve gümüşten mamul sofra takımlarını imha etmekle beraber tamgayı da ilga ettiği zikrolunuyor. Kuvvetli hükümdar Dana-Sanga ile muharebesinin arifesinde Babur da "ne şehirlerde ve ne köylerde, ne yollarda, ne geçitlerde, ne menzillerde ve ne iskelelerde bundan sonra tamga alınmamasına" dair bir ferman neşretmişti. Baburun ahfadı da Hindistan'da birkaç defa tamganın ilgası hakkında fermanlara pekaz müddet riayet edilmiştir. Zaten hazinenin en mühim varidat kaynağını teşkil eden bu vergiden imtina etmek pek müşküldü. İran Moğol devletince tamga, varidatın en mühim maddesi idi.

Bizim kitabemizin metni gösteriyor ki, Ani ahalisinden yalnız rüsumat ve tamga vergileri tahsil edilmesi emrolunup klan ve diğer vergilerin alınması suistimal addedilmişti. Mümkündür ki, Ani şehri incu olmak münasebetiyle doğrudan doğruya tarhedilen vergilerden muaf tutulmuştur; mümkündür ki hükümet diğer şehirlerde ittihaz ettiği tedbiri Ani'ye de tamim etmiş olabilir. Hamdullah Qazvini birçok şehirlerin divana karşı tekalüfü tamga ile mukarrer olduğunu söylüyor bununla beraber bu yalnız Tebriz, Sultaniye, Isfahan ve Şiraz gibi büyük şehirler hakkında değil, Fırat sahillerinde Hille ve Elcezire'deki Vasıt gibi ehemmiyeti az olan şehirler hakkında da söylüyor119. Bazı vakalarda yerine göre rakamlar da naklediyor. En ehemmiyetli tamga elbette, merkez şehir olan Tebriz'in idi ki, her sene hazineye 115 tümen (862, 500 ruble) varidat getiriyordu. Diğer şehirlerin tamgası epeyce azdı; Şiraz 450,000 dinar (337,500 ruble) m, Isfahan 35 tümen (262, 500 ruble), Sultaniye hanın karargahı orada bulunduğu zaman 30 tümen (225,000 ruble) hasılat getiriyordu. Ermenice kitabeden görülüyor ki, rüsumat müdürü bazı müesseseleri, galiba ayrı şahısları da, rüsumattan muaf hakkını haizdi. Anlaşılan tamga hükümete bir miktar meblağ teslim etmeyi iltizam eden muayyen bir şahsa, mültezime havale edilmiş, mültezim de iltizam ettiği miktardan çok fazla meblağ tahsil edebilmiş ve bunun içindir ki kendisi mutazarrır olmadan bazı mükellefleri tediyeden muaf tutmak imkanını bul-muştur. Moğollara kadar da böyle idi; bir şahsın himayesiyle haraç tediyesinden muaf tutulduğu hakkında, Firdevsi'nin bir şiiri meşhurdur. Bu hami şahıs, Nizami-i Aruzi'ye göre, Tuşta tahsildar.

A. D. Rudnef tarafından bana lütfen verilen bir izaha göre Moğolcada nemeri Aju, Golustonskiy lügatine göre ilave, ziyade, lahika manasınadır. Demek ki burada söz fevkalade vakalar münasebetiyle ahaliden ilaveten alınan vergi hakkında olması lazımdır. Filhakika, Aju kelimesinin bu manada kullanıldığını ben Vassaf'ın 1296 senesi vukuatına ait naklettiği hikayeyi bulmağa muvaffak oldum. Bir vakitlerde Orta - Asya Moğollarının çapullarını defetmek için Horasan'a çok asker gönderilmiş idi. Bu vakadan evvel sekiz ay esnasında padişahlık iki defa bir elden diğerine geçti (Vassaf'a göre üç padişah tahta çıkmıştı) ve iki defa muhtelif taraflara pek çok asker sevkedilmiştir. Bunun neticesinde hazinede para kalmadı. Binaenaleyh ekseri vilayet, bilhassa Fars ahalisine avans ve nemeri talep ederek müracaat ettiler, davar sahiplerinin onda iki davarını zaptettiler.

Reşidaddin bu sefere dair söylediği hikayede fevkalade vergi-ler hakkında birşey kaydetmiyor; diğer vakalar münasebetiyle ise, o bu nemeri kelimesini galiba, arapca müradifi olan coLj (ziyadet) kelime siyle tercüme ediyor.

O, Gazan Han tarafından prensesler ve onların saraylarının masrafını kaplamak için ayrılan tahsisattan bahsederken şu sözleri ilave ediyor:

"Her vakit ordunun ihtiyacatı için ilave etmek (yani tahsisata zam) zarureti olursa, onların hazinesinden (yani mezkur prenseslerin tahsisatından) orduya milyon dinar (yani 100 tümen yahut 750,000 ruble) verilmesini emretti". Şu suretle nemeri vergisinden hatta hükümdar sülalesi azalarının da emlaki istisna edilmiyordu. Diğer taraftan yarlıkların rusça tercümelerinde Rus ruhanilerinin diğer vergilerle beraber(OJUJ ziyadet)'ten, yani nemeriden muaf tutuldukları hakkında söyleniyor. Abu Said'in yarlığından Ani ahalisinin şimdiden sonra nemeri'den muaf tutulmaları şehir ahalisinin sefalet ve zaruret içinde bulunduklarıyla izah edilse gerek.

Tarh r-J» kelimesi altında ne gibi bir vergi kastolunduğunu izah etmek çok müşkül meseledir. Biz, Reşidaddin'de bu kelimeye çok manalarda tesadüf ediyoruz. Gazan Han tarafından tesis edilen hayrat ve dini müesseseler ve onların masarifi için verilen tahsisat hakkındaki hikayelere daima ferş ve tarh kelimeleri zikrolunuyor; ferş J-kelimesiyle, galiba para tahsisatı ifade edilse gerek. Çünkü bu kelime ayrı ayrı varidat maddelerinden başka bütün tahsisatın hepsi birden de ifade ediliyor. Tarh kelimesi ise, Gazan Han zamanında eski hanlar zamanın aksine devletin refahiyeti söylenen yerde, azçok diğer bir manayı ifade ediyor. Evvelce tahsildarlar havale mucibince hiçbir şey tediye etmiyorlar ve bununla beraber sene nihayetinde (gördükleri zarar hakkında) hükümete pusula takdim edip para alıyorlardı. Şimdi ise, mahsulata göre vergi toplanan vilayetlerde tahsildarların kendi ellerinde de bir meblağ kalıyor (yani bütün masraflarından sonra onların elinde hazineye verilecek meblağ kalıyor); toplanan zahireler hep anbarlarda kalıyor, çünkü "tarh A" tarikiyle ahaliye vermeğe lüzum olmuyor; tarlalarda mahsulat yetiştiği gibi satmağa da ihtiyaç görülmüyor. Halbuki evvelce yetişmemiş mezruati tarlada iken satarlardı, sarfederlerdi. Şimdi bütün sene müddetinde daima divanın ambarlarda zahiresi ve hazinede parası mevcut bulunuyor. Burada tarh kelimesinin ahaliye ihtiyaç vakitlerinde yapılan yardımların teveccühünü ifade ettiği görülmektedir; pek mümkündür ki aynı kelime ile ahaliye tarhedilen vergiler de ifade edilmiştir. Nitekim havale kelimesiyle fevkalade vergiler esnasında bir şahsın hissesine düşen vergi ifade edildiği gibi, padişahın sahavetinden bahsedilirken, ikram ettiği meblağdan ayrı şahısların hissesine isabet eden miktarda aynı havale kelimesiyle ifade olunur.

Şayan-ı dikkattir ki, kitabede umumi devlet nokta-i nazarından ehemmiyeti haiz olan vergiler arasında drhnagir gibi mahalli vergiler de zikrolunuyor. Bedihidir ki, bu kelime Brosset'nin tercüme ettiği ermenice kitabelerde tesadüf edilen drhnagir kelimesinin farsça transkripsiyonudur. 1320 senesine ait ermenice kitabeden görüldüğü gibi ternagir küçük ve büyük diye ikiye tefrik olunuyordu. N. Y. M ar r'ın bana verdiği izahata göre bu kelimenin iştikaki menşei şehir kapıların-dan alınan bir vergi olduğunu göstermektedir; lakin, büyük ternagir ve küçük ternagir ve umumen ternagirle baç arasındaki farkın neden ileri geldiği meselesi meçhul kalıyor. Ternagir ıstılahının eski Ermeni kıraatına göre doğru transkripsiyonu dernagir olup yeni ermenicede ise dernagirdir.

Kitabe ahali kütlesinden (UUj ,dan) şehir ve vilayet "l-y-iT" yahut "jJUJT" ları diye bir sınıf tefrik ediyor. Malumdur ki Fars lisanında "ja-iS" kelimesinin muhtelif manaları vardır (zevç, ev sahibi, köy kahyası v.s.) Bizim kitabemizde bu kelime, galiba, o zamana ait diğer fermanlarda istimal edildiği manada kullanılmıştır. Bu fermanlarda da "ürf-oT" Kethüda raiyyeden ayrı olarak, padişah tarafından tasdik edilen, şehir ve köylerde hükümeti temsil eden reislerden sonra zikrolunuyor. Reis her şehir ve köyde bir adam, "l-u-ıf" ise bizim kitabede de görüldüğü veçhiyle, birkaç adam olurdu, "l-u-if" kelimesinin yarlıklarda bu suretle istimal edilmesi evsahibi, yahut d'Ohsson'un yaptığı gibi cultivateurs yahut proprietaires kelimeleriyle tercümeye müsait olmasa gerek. Galiba burada "ürfjf" kelimesinden şehir mahallelerinin başlarında duran bir nevi patriceler irade olunsa gerektir.

Kanunuevvel 1910

İLAVE


G. le Strange'in eseri meselesi olan Mesopotamia and Persia under the Mongols in the fourteenth century A.D. From the Nuzhat al-Kulub of Hamd Allah Mustawfi, London 1903 (Asiatic Society Monographies vol. V) nam eser dikkatimi celbettiği vakit makalemin tabı ikmal edilmişti. Bu eserde Hamdullah Qazvini'nin ayrı ayrı vilayetlerin varidatına ait verdiği malumat nakledilmiştir (S. 6 - 7); tümenin 10,000 dinar, dinarın 6 dirhem olduğunu müellif bilmiştir. Mamafih dinarı ihtimal ki nominal yahut pek nadir darbedilmiş olsa bile altın addetmiştir. Bundan başka müellif dirhem kelimesini yalnız Abbasiler devrine ait dirhem addetmiştir. Bunun içindir ki onun dinarın kıymeti (dörtte bir ingiliz altını) ve tümenin 2,500 ingiliz altınına müsavi (yani 20,000 ruble) olması hakkında serdettiği fikir hakikatte mutabık değildir, ilhanın umumi varidatının yekununa ait rakam bu eserde kaydedilmiyor. Hamdullah Qazvini'nin Moğol devrinden evvelki devre ait vilayet varidatlarına dair gösterdiği rakamların itimada şayan olmadığını Le Strangede zannediyor.

(Aniyskaya Seriya külliyatının 5. kitabı olarak St. Petersburgda 1911 'de "Persidskaya nadpis na stene Aniyskoy meçeti Manuçe" -Animenu çehr mescidinin duvarındaki farisi kitabede-unvanıyla neşredilen bu eser Abdülkadir (İnan) tarafından tercüme edildi.)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön İlhanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir