Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Moğollar Çağında Azerbeycan ve Anadolu'nun Türkleşmesi

Burada İlhanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Moğollar Çağında Azerbeycan ve Anadolu'nun Türkleşmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:45

MOĞOLLAR ÇAĞINDA AZERBEYCAN YE ANADOLUNUN NİHAİ OLARAK TÜRKLEŞMESİ

CÜVEYNi'ye göre, Münke (Mengü) kaan, kardeşi Hülegü'yü İran ve Onasya'yı fethetmeğe gönderdiği zaman, kendisine bütün Moğol ülkelerinden ordunun %20 sinin verilmesini emretmişti. Bu emre göre teşkil edilen ordunun 280.000 kadar bir sayı ettiği tahmin edilebiliyor. Her nefer orta hesapla memleketin bir ailesini temsil ettiği hesaba katılacak olursa, çadırları, hayvanları ve aileleri ile birlikte Hülegü'yü takibetmiş olan kabilelerin nüfusu ceman bir buçuk ve en az bir milyon kadar sayılmak icap eder. Halbuki ayni CÜVEYNİ'ye göre daha Ögedey Kaan, ilgiday Noyanı İrana göndeririken buna Moğol Uluslarını idare eden şehzadelerin tekmil ordularından % 20 sini ayırıp vermelerini emretmişti. Bu halde İran'a ve Önasya'ya Hülegü ile beraber ve ondan evvel cem'an iki milyondan fazla Türk ve Moğol unsuru gelmiştir.

14 üncü asırda REŞİDEDDİN tarafından tasnif olunan Moğol hanları şeceresinde hanların ve şehzadelerin idareleri altında bulundurdukları ordu tümen ve ming (heza) leri sayılmıştır. Bu eserde Hülegü Han ile oğlu Abaka Hanın ordularını teşkil eden tümenlerden 50 sinin beyleri sayılmıştır.

Burada muayyen bir tarihte mevcut «tümen» (10.000 erlik birlik) lerin yekununu vermiş değilse de, bu nevi listelerden İlhanlı ordusunun büyüklüğü hakkında takribi bir malumat elde edinebilir. 50 tümen asker, İlhanlı ordusunun takriben yarım milyon kadar olduğuna delalet eder. Bu listelerde tümenleri teşkil eden uruğların adları da zikredilmiş olduğundan, bunların, tarihi vesika olmak itibarile, kıymetleri büyüktür. CÜVEYNi'nin verdiği malumatı teyid eden bu listelere bakarak, İlhanlılara dayanç olan doğu uruğlarının takriben iki buçuk milyonluk bir nüfus teşkil ettiğini iddia edebiliriz.

Moğol tarihi kaynaklarından (Reşideddin, kısmen Cüveyni, Vassaf, Hamdullah Kazvini ve Abdullah Kaşani'den) öğrendiğimize göre, İlhanlılar devrinde doğudan gelen uruğların çoğu orduda ayrı «hezare» (ming)ler, Tıatta tümen çıkarmışlardır.

Bunlar da şu Uruğlardır:

Uyrat (Uygur-at, Moğollaşmış Uygurlar, Hülegü'den önce İran valisi olan Argun Ağa bunlardandı). Bisüvüt (Hülegü'den önce İran valisi olan Baycu Noyan bunlardandı), Sunit (isim «Suunit», yani «Suun'lar» demek olsa gerektir, ki bu «suvun» yahut «suvın»lar yukarıda zikrettiğimiz gibi Kıpçak Uruğu olarak ta görülmektedir. Hülegü'den önce İran valisi olan Cormagon Noyan bunlardandı), Sulduz (birçok tümenden mürekkep olup İlhanlı ordusunun sağ cenahının ekseriyetini teşkil ediyorlardı), Calayır (Sulduzlar gibi bunlar da birkaç tümen teşkil ediyorlardı), Suganut (yani Sugan'lar), Mangıt (yahut Mangut, yani Mang'lar; bunlar da birkaç tümen teşkil ediyorlardı). Uluğnoyanlık ve hükümet reisliği ekseriya bu son dört uruğun beyleri ellerinde kalmıştır. / (Abaka zamanında ulugnoyan olan Soğuncak ile Ebu-Sa'id zamanındaki Çoban, Sulduz uruğundan; Argun zamanında uluğ noyan Muka ile Keyhatu zamanında uluğnoyan Akbuğa, Calayır'lardan; Togacar noyan Suğanut'lardan; Gazan Han zamanındaki ulug-noyan Kuüugşah da Mangut'lardan idi). Diğer büyük uruğlar da Tatar, Nayman, Kirayıt idi. (Bunlar da birkaç tümen teşkil etı>işlerdi. Tatarların başlıca kısımları, Anadolu'da, Afganistan ve Hind hududunda bulunurdu.)

Birer tümen teşkil ettikleri kayıtlı olan uruglar:

Kurulas, Kougırat ve Dürben'dir. Teşkil ettikleri kıt'aların ne gibi bir birlik olduğu tasrih edilmediği halde, kendilerinden orduya mensup «ulug beğ»ler (emiri buzurg) çıktığı kayıtlı olanlar ise Uygur, Kıyat Bayaut, Barın ve Kongıt uruğlarıdır. Bunlardan Uygur ve Bayaut uruğlarından daha ziyade «bitikçi» yani devletin divan memurları çıkmıştır, ki bunlar eski Moğol ve Türk an'anelerinin hakiki hamilleri olmuşlardır. Hülegü'den evvel bütün Horezm, Horasan ve İran'ı idare eden büyük emir Körküz'ün Uygurlardan olmasına ve Anadolu'da Ertene (Erdeneoğulları) sülalesinin bunlardan olduğuna bakılırsa, bunların çıkardığı askerin de bir ve daha fazla tümen teşkil ettiği anlaşılır. Fakat henüz buna dair bir kayıt görmedik.

İlhanlılara Coçı Ulusundan gelenler meyanında Kıpçaklar, Başkurtlar bulunuyor. Kıpçaklar'dan Bayıtmış Kıpçak ve İlbasmış Kıpçak ismindeki emirler Diyarbekir'deki bir tümenin beğleri idiler. Galiba Kıpçakların kendi tümeni olmuştur. Başkurtlar'dan Gazan Han zamanındaki Başkurt nam bir büyük emir bulunduğu yukarıda zikredilmişti. Bunlardan biri de Saraka isminde bir emir Olcaytu zamanında bu hükümdarın maiyetindeki ordu kumandanlarından biri idi. Yine Çoçı Ulusundan Bulgarlar da gelmiştir. Fakat onlardan orduya mensup kimse görünmüyor, yalnız Hülegü zamanında yaşamış ve bugün Tebriz'in Surkhab'ında medfun Hasan Bulgari, Gazan Han zamanında yaşayıp siyasi işlere karışmış Reşid Bulgari ismindeki iki şeyh ile yine Hülegü devrinde de «zamanında edviye ilmini kendisinden iyi kimsenin bilmediği Taceddin Bulgari ismindeki bir tabib, Calayırlılar devrinde mali işler memuriyetinde bulunmuş olan Hoca Cemal Bulgari ve Bulgarlı tüccarlar zikrolunuyorlar. Horasan'daki Türkmen uruğları da Moğollar zamanında kütle halinde Azerbaycan ve Anadolu'ya geldiler. Bunların büyük uruğlarından Cuvanşir'lerin Akkoyunlu'ların bir kısmı Azerbaycan'da daha eski zamanlardan kalmış olsa dahi, gerek bunların gerekse Karakoyunlular'ın esas kütleleri İlhanlılar zamanında Türkistan'dan gelmişlerdir.

Bu devirde şarktan gelen Moğol ve Türk oymakları yerleşecekleri mıntakalardaki ahaliyi bazan yerinden çıkararak arazi, mal ve mülklerini müsadere etmişlerdir. Bu nevi tedbirlerde başlıca mutazarrır olanlar Azerbaycan ve Irak-Acem'deki İranlı ahali olduğu kaynaklarımızdan öğrenilmektedir. Şöylece Hamsa-Zancan-İcrud mıntakası İlhanlılar zamanında Türk ve Moğolların yerleşme merkezlerinden biri haline geldi. Burada sonraları bina olunan Sultaniye'nin şimalinde Kağazkunan kasabasına tabi 35 kadar İranlı köyü tahrip edilip her yere Moğollar yerleştirildi, ve «Moguliye» ismi-le yeni bir şehir kuruldu. Bu şehrin etrafında teşekkül eden Moğol ve Türk köyleri 14 üncü asırda artık köylü olmuştu ve ziraatle meşgul idiler. Sultaniye'nin kurulduğu yerin cenubunda Sicas ve Şahrud şehirleri yıkılıp burada ve İcrud vilayetinde 100 e yakın Moğol - Türk köy ve kasabası tesis edildi. Sultaniye'nin şarkında 5 fersah mesafede Sarcihan'a tabi 50 kadar Tacik köyü de tamamen yıkılmış ve burada eskiden Dah-i-Kahud ismini taşıyan kasabanın yerinde Moğollar Sayın-Kala şehrini kurmuşlardır, ki burası sonradan çok mamur bir hale geldi. İcrud nehri de Türkçe Suğurluk ismini aldı. Suğurluk, bu havalide hanların çok beğendiği bir yaylanın ismidir ki, bugünkü Tahti Süleyman burada bulunuyor. Bu civar-

da Köy-Bulduk Yüz-Yığaç ve Kongur-Öleng İlhanlı tarihinde adı geçen Moğol kasabaları idi. Bunlardan Kongur-Öleng'in bulunduğu sahaya da sonradan Sultaniye şehri kuruldu. Kazvin'in şarkında Paşkil sancağı önceleri kırk kadar köyden ibaretti. Bunlar da zamanın inkdabı sayesinde Moğol köyü oldular. Selçuklulardan sonra tamamile Türk ve Moğollar tarafından iskan edilen orta Safid-Rud Türkçede Kızıl-Özen (Kızıl ırmak) ve Moğolca'da ayni manada olmak üzere Hulen-Muran adını aldı. Safid-Rud ismi, nehrin ancak İranlıların oturduğu aşağı mecrasına münhasır kaldı. Bu Kızıl-Özen üzerinde Olcaytu-Buynuk ve Kazvin'in garbinde Ak-Hoca kasabaları kuruldu. Kazvin civarındaki Kurh-Rud Moğollar zamanında Türkan-Moran ismini aldı. Hemedan taraflarında da bazı Moğol uruğları yerleşti, şimdiki Devletabat yakınındaki Tuala Gölü Moğolca Çigan Naur, yani Akgöl tesmiye edildi. Bisutun doğusu eteğinde Olcaytu Han Sultanabad Çamcamal isminde güzel bir şehir, ve yine Heme-dan yakınında Buzencir köyü kurulup orada muhteşem binalar vücude getirilmişti.

Batı ve doğu Azerbaycan'daki Moğol iskan mıntakalarından Marağa şehri ve çevresi, Urmiye Gölü civarında Sulduz oymağının ismini alan mıntaka ve muhtelif yerlerdeki padar oymağı müstamereleri dikkati çeker. Her iki kabile gelir gelmez toprağa bağlanmış görünüyor. Padar, On-Uygur oymaklarından biridir. Marağa civarında Moğolların iskan sahası olan Zerine-Rud Moğolca olarak Çığam, bu nehrin bir kolu da Nağatu ismini aldı. Mugan'da bugünkü Salyan o zaman Moğolca Dalan-Navur ismini taşıyordu. Şamahi yanındaki Aksu nehrine Moğolca olarak "Çığan-Moran da deniliyordu. Şamahi ve Şeki taraflarına Moğollardan Uyrat kabilesi yerleşmişti. Bunlar Temür zamanında da orada idiler. Bu Uyratlar tekmil Kür havzasının en kalabalık ve en kudretli Türk-Moğol uruğu idi. Moğolların toplu olarak oturdukları yerlerden biri Erdebil ile Tebriz arasında Mişkin de Deraverd mıntakası, diğeri ise Erdebil ile Sarab arasındaki Sayın-Yaylak yaylaları idi. Mahmud Gazan Han'ın Azerbaycan'ın muhtelif bölgelerinde vücuda 'getirdiği iskan sahalarında yer yer Mahmud-Abad isminde kasabalar bulunmaktadır. Bunların başında Kür nehri mansabındaki Kavbar nam yerdeki Mahmud-Abad gelmektedir, ki İlhanlılar ve Temürlüler zamanında mühim bir yerdi. Ahalisi halis Türk ve ak çehreleri andıran bir vilayet de Hoy tümeni idi. Burasına bu yüzden «İran-Türkistanı» derlerdi. Fakat bunların daha Moğollardan önce iskan edilen Türkler olacağını zannederim.

Anadolu'nun Moğollar devrindeki idaresi bahsinde şarktan gelen bir çok kabilelerin ismi geçti. Bu ülkedeki Türklerin yeni gelen Türk ve Moğol uruğları için iskan sahaları açmak yüzünden büyük tehcirlere maruz tutulduklarına ait kayalara rastlanmıyor. Zaten İlhanlılar zamanında gelen kabileler Selçuklular zamanında Türklerle iskanı hususu ihmal edilen doğu vilayetlerine yerleştirilmiştir. Azerbaycan'daki eski Türk ahaliye gelince, Moğollar onları kendiliklerinden Mugandaki yaylalarından çıkarıldıklarına dair ZEKERİYYA KAZVİNİ de bir kayıt varsa da, Şeyh Safiyeddin Erdebili'nin menakıbinden, bu ülkedeki Türkmen ve Kürtlerin yine eski yerlerinde kalmış oldukları anlaşılmaktadır. Herhalde bu Türkler, topraklarının iyi kısmını Moğollara ve doğu Türklerine terkederek kendileri ülkenin başka taraflarına çekilmiş olsalar gerektir. Diğer mıntakalarda Türk ve Türkmenler hep kendi yerlerinde kaldılar. Moğolların daha ilk gelişlerinde Ata bek'lerin büyük emirlerinden Akkuş, Azerbaycanın ova ve dağlarında oturan Türkmen ve Kürtlerin başına geçerek Moğollara iltihak etti.

Bu hadiseyi anlatan İBN AL-ATHİR:

«Bu Türkler milliyet ve cinsiyet dolayısi'e Tatarlara temayül ettiler» demiştir, Irk birliği hususunda Moğollar kendi siyasetleri yolunda istifade ettiler. Bağdad muhafızı olan Horezmli (yani Kanglı uruğundan) Sultancuk'u «sen de biz de ayni milletteniz, neye Araplar için harbedersin» diyerek kendi taraflarına çektikleri zikrediliyor.

Irak-ı-Acem ile Irak-ı-Arap arasındaki dağlık yerlerde yaşıyan Türk unsurunu İlhanlılar ve Calayırlılar zamanında eski yerlerinde yaşamakta devam ettikleri, Temür'ün fütuhatına ait kayıtlarda rastlanan sayısı pek çok Türkmen ve doğu Türk köy ve yayla isimlerinden anlaşılmaktadır. Yani burada da Türkmenlerle Doğu-Türkleri beraberce aynı yerlerde yerleşmişlerdir.

Azerbaycan'daki Türk ve Türkmenlerin Tatarlara hemen iltihak ettiklerine dair bir kait te şudur:

Moğollar Nahçıvan'da Ermenilerin ve Tiflis'te Gürcülerin üzerine yürürlerken, Azerbaycan'ın Müslüman Türk ahalisi Moğollara iltihak ederek Hıristiyan ahaliyi sindirdiler. Bu hadise, bu vak'adan 35 sene sonra buralarını ziyaret eden RUBRUK'da zikredilmiştir.

Azerbaycan ve Irak-ı Acem mıntakasında geniş mikyasta tatbik edildiği ŞEMSEDDİN DİMAŞQİ'nin ve DHEHEBİ'nin sözlerinden anlaşılan tehcir işleri, HAMDULLAH KAZVİNİ'nin ve diğerlerinin ifadelerinden anlaşıldığına göre, Farsça konuşan «Tacik» ahalinin hesabına yapılmıştır. Bu işlerin gelişi-güzel yapılmayıp, bir sistem ve plan denilebilecek muayyen tedbirlerle yapılmış olduğu görülüyor. İleride, İlhanlılar devrinde Azerbaycan ve Anadolu'nun iktisadi vaziyeti bahsinde bu devletin Irak-ı-Arap'ta büyük kanallar yaptırmış ve onları iskan etmiş olduğu görülecektir.

Azerbaycan ve Irak-ı-Acem sahasında Moğollar tarafından sıkıştırılarak dışarıya atılan ahalinin Irak-ı-Arap'ta açılan bu yeni iskan sahalarına sevkedilmiş olmaları pek mümkündür. 13-14 üncü asırda Irak-ı-Arap'ta İranlı ahalinin çoğaldığı muhakkaktır. Bu da Azerbaycan ile Irak-ı-Acem'-den vaki olan muhaceretlerle izah edilmelidir ki, buraları hakim millet olan 2 milyon göçebeye yaylak ve kışlak yerleri oldu; Memleketin ve ordunun ia"şesi için lazım olan ziraat mahsulü sahaları da Dicle ve Fırat kıyılarına intikal etmiş görünüyor.

İlhanlılar tarafından ülke ahalisinin mütecanis Türk ve Moğoldan olmasını temin yolunda alınan tedbirlerin şiddetli ve cezri olmasına rağmen, İranlı ahali 14 üncü asırda bile ötede beride barınmış olarak yaşamakta idi. Tebriz ile Marağa muharebesiz teslim olduklarından, bu şehirlerdeki İranlı ahali epeyce zaman tutunabilmişe benziyor. MARKO POLO, Tebriz'in yerli ahalisine «Tavrızi» denildiğinden bahsetmiş, fakat şehirde mukim Gürcülerle beraber «Pars» ların, yani İranilerin bulunduğunu da ayrıca kaydetmiştir. HAMDULLAH KAZVİNi de, Marağa ahalisinin dili hakkında, Araplaşmış bir «Pehlevi dili» demiştir. Bu müellif Mugan'daki Güstasefi ahalisinin dili hakkında «Gilan diline benzer bir Pehlevi şivesi» dediği gibi, o zaman Zencan şehrinde konuşulan diller hakkında da «temiz bir Pehlevi konuşuyorlar» demiştir.

Müslüman Türkler Hıristiyan kavimler arasında kendi dillerini her yerde taassupla muhafaza etmişlerse de, Müslüman kavimleri arasında ekalliyet olarak yaşayanları, hemen her yerde, 3-5 nesil sonra Türkçeyi bırakarak, yerli dilleri kabul etmişlerdir. Çin'de kuzey batı Çin ahalisi Buddist iken Müslüman Türkler dillerini pek iyi korumuşlar; fakat Çinliler İslamiyeti kabul edince onların arasında bu Müslüman Türkler de çabucak Çinlileşmişlerdir. Selçuklular zamanında da Anadolu ve Azerbaycan gibi, Türklerin toplu olarak bulundukları yerlerde Türk dili muhafaza olunuyordiyse de, güney İran, Irak-ı-Arap, Suriye ve Cibal taraflarında Arap, İranlı ve Kürd gibi Müslüman ahali arasında ekalliyet olarak oturan Türklerin dillerini kaybettiklerini anlatmıştım. İlhanlılar zamanında Türk ve Moğol ahalinin toplu olarak gelmesi ve bunların da muayyen noktalarda toplanması, İran da dahil olmak üzere, Önasya'da Türk unsurunun yerli ahali tarafından temsil edilmesine artık son vermiştir.

Rum ve Ermeni ahali de, daha 13. asrın sonuna kadar Anadolu'nun birçok yerlerinde kendi mevcudiyetini dini asabiyet ile muhafaza etmişti. CELALEDDİN RUMİ'nin (öl. 1273) kendi müridlerine hitaben söylediği bu sözleri dikkate şayandır:

«Tokat taraflarına gitmeliyiz, orası sıcaktır; Antalya sıcak memleket ise de, ahalisinin ekserisi Rum'dur, bizim sözlerimizi anlamazlar, gerçi onlar arasında da meram anlıyanlar vardır». Türkiye ve İran yoluyla Çin'e giden MARKO POLO, Orta ve Batı Anadolu'ya Türkmen İli (Turkomanie) tesmiye etmiştir. O, Müslüman olan Türkmenlerin cahil ve kaba insanlar olup hayvan beslemekle geçindiklerini, iyi meraları bulunan dağlarda yaşadıklarını, güzel atlar yetiştirdiklerini, bu Türkmenistan'ın şehirlerinde ve kalelerinde hakim Türkmenlere karışarak Ermeni ve Rumların yaşadığını, bunların ticaret ve hirfetle geçindiklerini, Sivas ve Kayseri'de piskoposlukları bulunduğunu, güzel halılar ve kumaşlar imal ettiklerini anlatmış; merkezi Erzincan olan ve kendisince Büyük Ermeniye tesmiye olunan Doğu Anadolu'yu, Erzurum ve Erciş vilayetlerini, şehirlerinde Ermeniler, ve yaylalarında Tatarlar yaşıyan bir ülke olarak tarif etmiştir. Marko Polo'nun bu sözleri, büyük seyahatına çıktığı zaman, yani 1271 senesine, aittir. Ermeni ekseriyeti Erzincan'da İbn Battuta'nın ve Sivas'ta Temür'ün zamanına kadar muhafaza edildi; fakat Avrupalıların son asırlara kadar, eski Ptolemeus'un klasik tabirine uyarak, «Büyük Armeniya» tesmiye ettikleri ülkede umumi nüfus nisbeti, daha 14 üncü asrın başlarında kat'i surette Türklük lehine değişmişti. İBN BATTUTA Erzincan ile Erzurum arasında iki rakip Türkmen zümresinin, (yani Akkoyunlu ve Karakoyunluların) yaşadığım anlattığı gibi, KLAVİÇO da, burasını Türkmenlerle meskun bir ülke olarak tavsif etmiştir. Marko Polo da «Türkmen Ülkesi» olarak tavsif olunan Batı Anadolu Klaviço'da «Türk ülkesi», Marko Polo'da «Büyük Armeniye» tesmiye olunan Doğu Anadolu da Klaviço'da Türkmenlerin ülkesi diye tavsif olunmuştur. İslam müellifleri de bu zamandan sonra Doğu Anadolu'yu «Türkmaniye» diye tesmiye eder oldular.

Doğu Anadolu ile orta ve yukarı Kür nehri havzası, bu nehrin cenubuna geçerek muhtelif devirlerde yerleşen Türk zümrelerini eritip yok eden bir kazan işini görmüştü. Miladdan önceleri gelen Sakalarla, Uti, Bulgar, Sabir ve diğer Türk kavimlerinin akıbetini yukarıda anlattım. Kür nehri havzasındaki Selçuklu iskanı, bu nehrin boyunda eski Uti ülkesinin doğusuna münhasır kaldı; Moğollar devrinde ise ırmağın bütün orta ve yukarı kısımlarının güneyi -bir Ermeni bölgesi muhafaza edilmekle beraber - bir Türk ülkesi olmak yoluna girdi.

Gürcü vakanüvisleri, daha İskender zamanında, yani M. ö. 4 üncü asırda Kür nehri boyunda Bunturki Ve Kıpçak isminde iki Türk kavminin gelip yerleştiğine dair bir rivayet nakletmişlerdir; bunlardan «Bunturki» nin «ibtidai Türk» demek olduğu ileri sürülüyor. İhtimal Sakalarla birlikte, yahut onlardan sonra «Türk» ismini taşıyan bir kavim buraya gelmiştir, Kıpçakların da o kadar eski zamanda mevcudiyeti yine imkan dahilindedir. Ortaçağda gelip orta Kür'ün güneyinde yerleşen ve Hıristiyanlığı kabul eden Kıpçaklar, daha 1208 de bir «kuvveti oturak kavim» sıfatiyle köy ve kasabalarda yaşıyorlardı. Ani'nin doğusunda Elegez dağı eteğinde bunların Kıpçak-avank isminde manastırları vardı. Abaka Han zamanında Ahıska bölgesinde sahneye çıkan Hıristiyan Türk «Çaldır Atabeğleri» ile bu Kıpçakların İslamlaşması başladı. Eski Yunan müelliflerinde Kolchi tesmiye olunan kavmin bakiyesi telakki olunan şimdiki Acar'lar ancak M.s. 7. nci asırda Gürcüleştiler. Bunlara «Acari» ismini verenler de, buraya gelip hükümranlık etmiş ve sonra aralarında erimiş olan bir Agaçeri zümresinden gelmiş olabilir; çünkü Anadolu'da, Fars vilayetinde ve Azerbaycan'da Türkmenlerin bir oymak ismi olan «Acarlu» kelimesi kaynaklarımızda Agaçerili şeklinde de yazılıyor. Çoruh havzasına İlhanlılar zamanında Tatar ve Naymanlar'ın yerleştirilmiş olduğu, bunlara mensup Samagar, Alagözlü ve Nayman gibi coğrafi isimlerden anlaşılıyor.

Orta Kür'de yerleşen Uyrat'jar ise Moğol - Doğu boylarının en kudretlisi idi. Daha önce buraya gelip yerleşmiş olan Borçalı'larla, Kazaklar da bu devirde Müslüman olmaya başlamış görünüyorlar. Eski Hunların eski Uti'de yerleşen ve dilini çoktan unutmuş olan bir kısmı Araplar geldiğinde de mevcut bulunan Khunan kasabasına kendi isimlerini vermişlerdi; Moğol devrinden sonra bu kasaba Kız-Kala ismini aldı. Doğu Anadolu'da yerleşen Salur uruğu da, İlhanlılar zamanında gelen uruğlardandır.

Batı Anadolu'da Hıristiyan unsurunun bu sahadan atılmasında, Mısır sultanı Baybars'ın istila teşebbüsü ile, Togacar. Baltu ve Sülemiş isyanları dolayısiyle bu ülkeyi tamamiyle merkeze tabi kılmak isteyip Anadolu'ya yeni yeni Moğol ve doğu Türk zümrelerinin sevkedilmesi başlıca sebep olmuş-' tur. Bizans sınırlarının Türkmenler, Doğu Anadolunun Tatarlar ve doğu Türkmenleri (Akkoyunlu ve Karakoyunlular) tarafından işgal edilmesi, Hıristiyan ahalinin bu memleketteki ehemmiyetini hiçe indirdi. Bilhassa Gazan Han'dan başlayıp İlhanlıların kat'i surette Müslüman olmaları ve Gazan'ın iktisadi tedbirleri, Müslüman Türk ve Moğol unsurunun iktisadiyatta da bilfiil hakim vaziyet almasını intaç etti.

Bizans müverrihi NİCEPHORUS GRİGORAS, Anadolu'da vukua gelen bu muazzam kavimler itişip kayması neticelerini ve Hıristiyan unsurun bu ülkeden atılmasını şu şekilde anlatmıştır:

«Türkler (Selçuklular) Skitler (Moğollar) tarafından takip olunurken, kendileri de Rumları kovarak takip ettiler. Onlar (Türkler) Moğolların önünden kadın gibi kaçtıkları halde, Rumlara karşı kendilerini o nisbette erkek gösterdiler. Böylece Moğolların bu ülkeyi istilası bir felaketin, talihsizliğin sebebi olmadı, bilakis bu istila onlara (Anadolu Türklerine) büyük bir bahtiyarlık getirdi. Böylece onlar büyük kütleler halinde Paphlagonya ve Pamphilya'ya döküldüler ve Rumların ülkelerini yağma ettiler. Çevrelerine toplanan evbaş ile birlikte yağmaya ve Bizans sınır köy ve kasabalarını tazyika başladılar».

Bu büyük hareketin Anadolu'daki Hıristiyan unsurunu silip süpürmesini, Küçükasya'da Rum .kilisesinin sukutu tarihini yazan A. WAECHTER, 14. üncü asrın ilk yarısında vaki olan bir iş olarak tarif etmektedir. Olcaytu, Hıristiyanların ilk İlhanlılar zamanında elde etmiş oldukları hukuklarını iptal ederek, bütün Hıristiyan raiyyeyi cizyeye bağladı. Ebu-Sa'id zamanında yarı deli Temürtaş Bek, mehdilik ve «qmi'-ül-kefere» (yani gavurları ortadan kaldıran) olmak davasına kalkışarak Hıristiyan tebaaya karşı Hazreti Ömer rolünü oynadı. Hıristiyanları «zelil etmek» için bunları, sarı renkte baş sargısı ve ayrı alametli libas taşımağa mecbur etti. Bu yüzden Mısır ve Suriye müelliflerinin medhü senalarına mazhar oldu. Umumiyetle Bizans latifundi sahiplerinin iktisaden iflası, Hıristiyan Rum ahalisini İslamların kucağına attı. Gazan Han'ın ikta' tedbirleriyle Türk ve Moğol askeri uruğlarını toprağa, yani köy ve kasabalara bağlaması, 1271 yılında MARKO POLO babasıyla buradan geçtiği vakit henüz yaylalarda yaşıyan Türkmen ve Tatarların da köy ve kasabada toprağa bağlanmasında müessir oldu. Rum patriklerinin bu zamana ait «akt» ları, Küçükasya'da «13. üncü asırda gül gibi parlayan Ortodoks kilisesi»nin ani olarak sukut ettiğini gösteriyor. Selçuklular devrinde Azerbaycan ve Anadolu'nun geniş ölçüde Türkleşmesi tedrici surette devam etmişti; Moğollar devrinde bu iş, bir cezri inkılap şeklini aldı. İlk Araplar geldiğinde Azerbaycan ve Ermeniye gayet az meskun bir ülke idi; Selçuklular çağında nüfus çoğaldı, Moğollar gelince de nüfus büsbütün kesafet kesbetti ve bu hal, 16. ncı asrın içinde Safavi sülalesinin devlet merkezini Tebriz'den İsfahan'a nakledip Türk unsurunun pek çoğunu Türkiye hududundan çekinceye kadar devam etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İlhanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron