Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İlhanlılar Çağında Anadolu'nun İdaresi

Burada İlhanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İlhanlılar Çağında Anadolu'nun İdaresi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:42

İLHANLILAR ÇAĞINDA ANADOLU'NUN İDARESİ

İlhanlılar devrinde tek bir siyasi varlık şeklini alan Önasya Türklüğünün doğu kısmı, yani Azerbaycan, hanların bizzat kendi idarelerinde olduğundan, ayrıca bahis mevzuu etmiyeceğiz; memleketin doğu kısmı olan Horasan ile batı kısmı olan Anadolu ise, ayrı valiler ve sultanlar tarafından idare olunduğundan, ayrıca tetkik edilmesi lazım geliyor.

Vassaf'ın anlattığına göre Horasan Beylerbeyinin hükümet teşkilatı Ulcaytu zamanında şu şekilde olmuştur:

1) Beylerbeği: Sevinç Noyan. Padişahın maiyetini teşkil eden büyük emirlerin oğulları onun hizmetinde bulunacaklar, şu sıra ile:

2) Brangar (Sağ kol) tümeninin kumandanı: Saygıtlıg, Emir Qutlugşah Mangıt'ın oğlu:

3) Cuvangar (sol kol) tümeninin kumandanı: Emir Hasan Niyanın oğlu:

4) «Yusamış Divanı»(yani vezirliği)'nın reisliğine (yani «divanbeyliği»ne) Emir İsenqutlug'un oğlu Tügel ve Emir Molay'ın oğlu Rustem.

5) «Sahib Divan» (yani başvezir): Hanın başveziri Hoca Reşideddin'in oğlu Hoca Abdullatif (ki Anadolu'da da bu vazifede bulunmuştu).

6) «Quşçı» vazifesinde nevkerler (subay): Bayetmış oğlu Muhammed ve ilbarmış oğlu Baygdav.

7) «İdaçı» sıfatiyle Nuıin Noyan'ın oğlu Nigruz.

8) «Hazaneci» (maliye veziri): Emir Çeçak (ki bu zat orta Anadolu'da vazifelerde bulunmuştur)'in oğlu Ali Padşah ve ona şerik olarak Emir Sevinç'in oğlu İlgarmış.»

9) Beğlerbeğinin bayrakdarı: Emi Mulay-i Şadi'nin oğlu Çintemür.» Yasavul «(başı)» yani polis müdürü: Sultan Yasavul'un oğlu İsen.

10) «Axtaçı» yani İstabd başı: Muhammed Odaçı'nm oğlu Mısır Hoca, muavini Emir Buğday'ın oğlu Süyürgutmış.

11) «Qaşqa Axtaçı» (yani kaşka rengindeki at cinslerinin axtaçısı): Emir İrancin'in oğlu Şeyh Ali.

12) «Boz Axtaçı» (yani boz cinsli atların axtaçısı: Runbu. Bir de bu büyük emirlerin yanma ek olarak «Qurbet İnaqı» (yani Beylerbeğinin mahram ina-qı) (müşaviri muahharen) Hanın başveziri olan Hoca Taceddin Alişah Tebrizi tayin olunmuştu, ki devlet işlerinin organizasyonu ordunun teçhiz, hazinenin sarfı işleri işlerinde bu handan (yani Ulcaytu'dan) soma gelecek yeni padişah'ı başvezirliğine hazırlanacak.

Demek Horasan beylerbeğinin maiyeti olan hükümet erkanı tam devlet merkez teşkilatına uygun bir surette kurulmakta idi. Anadolu Beğlerbeyliği de aynı şekilde olduğu kaynakların tetkikinden öğrenilmektedir. Moğollar 1243 - 1277 aralarında Rum Selçuklu sultanlarını, memleketlerinin dahili idaresi hususunda muhtar bıraktılar. Diğer vasal hükümdarlar gibi, Rum Selçuklu sultanları da Karakurum'a, yahut Aşağı Edil'deki Saray'a (Batu Hana) gidip memleketlerini temsil eylemek hakkına malik idiler. Böylece, Rükneddin Kılıç Arslan IV., veziri Muhazzibeddin Ali al-Kaşi ve bunun muahharen Moğollar nezdinde makbuliyete geçen oğlu Muineddin (Pervane), 1246 yılında Moğolistan'a gidip Güyük Kaanın cülus kurultayına iştirak ettiler. Rükneddin'in diğer veziri Şemseddin Muhammed İsfahani de Batu Han huzuruna Saraya giderek, sultan namına memleketi temsil etmişti. Mengü Kaanın cülus kurultayına iştirak etmek için Giyaseddin Keyhüsrev II. nin vefatından sonra memleketi aralarında taksim ederek idare eden üç oğlundan küçüğü Alaeddin Keykubad II. ve bunun diğer iki kardeşinden İzzeddin Keykavus II. namına emirlerinden Seyfüdden Tu-Turumtay ile Şucaeddin Reis Meliküssavahil, Rükneddin Kılıç Arslan IV. namına da veziri Şemseddin Baba Tugrai ve Çalış gitmişlerdi. Alaeddin Saray'dan geri döndü, isimleri zikredilen emirler ise, Karakorum'a kadar gidip kardeşler arasındaki nizalı meseleler hakkında Mengü Kaana maruzatta bulundular.

Hülegü geldikten soma, sultanların bizzat Karakurum'a gidip Kaana maruzatta bulunmak hakkı kaldırıldı ve sultanlar, İlhan'ın tümen beyleri «cerge» sinde Moğolların bir generali gibi mevki aldılar. Gerçi daha Giyaseddin Keyhüsrev II, 1243 te Moğol yüksek hakimiyetini kabul ederken memleketinde asayişin temini için bir Moğol «şana» sı (yani «şahna») tayin etmesini Baycu Noyan'dan istediğinden, bu memlekette bir miktar askerle bir şahna bırakılmıştı. Fakat Moğollar memleketin iç idare siste mini değiştirmediler.

Bu vaziyet Hülegü zamanında dahi muhafaza olundu:

Sultanın divan teşlalatı, beğlerbeğileri idaresinde ordusu ve vergi sistemleri de eskiden olduğu gibi muhafaza olundu. Moğol uluslarında vergi hususunda müslim ve gayrimüslim farkı yoktu; Selçuklular memleketinde ise, gayrimüslimlerden «cizye» almak usulü devam ettiği gibi, 1277 yıl kadar da «tamga» resmi alınmıyordu. Fakat Moğolistan'a gidip gelen, Moğollarla sıkı temas, hatta sihri münasebet tesis eden Muineddin Pervane, Taceddin Mu'tez, Sahib Fahreddin Ali ve Emir Seyfeddin Turumtay gibi vezirler, sultandan daha çok Moğol beylerini düşündüler. Rükneddin Kılıç Arslan IV. vefat edince yerine 6 yaşındaki oğlu Giyaseddin Keyhüsrev III geçirildi.

Bu hal, ona atabeğlik vazifesini gören Muineddin Pervane'nin nüfuzunun artmasına sebeb oldu ve sultan gölgede kaldı; hatta gürcü vakanüvisi, Rum sultanı olarak Muineddin Pervane'yi tanımaktadır:

Bütün «saltanat» 1 devrinde (1265 - 1282) vezirlerin vesayetinden kurtulamıyan Giyaseddin Keyhüsrev III., memlekette nüfuzun gittikçe MOĞOL BEYLERİ'nin eline geçtiğine şahid oldu.

Baycu Noyan, Selçuklu sultanına ancak sembolik denilecek derecede az bir vergi tarhetmişti. Kendisi de daha çok Anadolu'nun doğu kısımlarında yaşadı (1243 - 1255). Bunun zamanında sultanın, yahut-memleket, Kızıl Irmak sınır olmak üzere ikiye ayrılarak, iki sultan tarafından idare edildiği sıralarda- her iki sultanın yanında birer Moğol noyanı ve bir kısım Moğol askeri bulunmuştur. Bunlar, ya kaanlar, yahut Çoçi Ulusu ham (Batu Han) tarafından tayin edilip, Rum vergisinin istihsaline nezaret ediyorlardı. Bunlardan Güyük Han tarafından Hoca Noyan, ve Batu Han tarafından tayin olunan Engürek ve Nusal noyanlar gelmişti. 1255 te Mengü Kaan tarafından Kirayıt uruğundan Almak (yahut Alıcak) Noyan gönderildi, bu da, 1265 yılına kadar her iki sultanlığa, yani başkenti Tokat olan Rükneddin Kılıç Arslan ile başkenti Konya olan İzzeddin Keykavus Il.ye (bu sultanın 1257 de Bizansa firarına kadar) nezaret etti. Bu noyan Tokat yanındaki Kap mevkiinde yaşadı. Hülegü, Rükneddin Kılıç Arslan'a haraç ve devlet borçlan istihsali için Uygurlardan Tüklük Bahşı ile Horezmli Ta-ceddin Mu'tez'i memur ederek gönderdi (1257), 1265 te Alınak Noyan'ın yerine Calayır uruğu beyi İlka Noyan'ın Rum devlet komiseri olarak Hülegü tarafından tayin olunduğunu görüyoruz. Abaka Han zamanında 1265 -1277 yıllarında «Rum memleketleri emir-i leşker»i Küen-Tatar (Kara-Tatar) kabilesinin tümen beyi ve Hülegü'nün «akhtaçı» sı (yani «mirahur»u) Samagar Noyan idi. Bu da, Giyaseddin Keyhüsrev III.ye vesayet eden vezirlere (Fahreddin Ali ile Muineddin Pervane) ve beğlerbeğilerine, memleketi tam salahiyet ile idare etmeleri hususunda hiçbir engel çıkarmadı. Fakat 1277 de birdenbire vaziyet değişti..

Mısır Memlük sultanı Baybars «kafir Moğol»lara karşı propagandada bulunarak, bilhassa ulemanın yardımı ile Anadolu'yu Mısır'a bağlamak ve böylece memleketini teysi etmek istedi. Bunun vaadlerine inanan beğlerbeğilerinden Niğde'de Hatiroğlu ile Diyarbekir'de Baycar isyan ettiler. Baybars külliyetli ordu ile Anadolu'ya girdi, hatta Kayseri'yi bile. işgal, etti. Fakat ahalide isyan hareketinin genişlemediğini, beylerin de Mogollara sadık kalıp, kendi davetine icabet etmediklerini görünce geri çekildi. Fakat bu hadise, ilhanlılara, Anadolu'yu sıkıca idarelerine almak zaruretini ve bu husustaki gevşeklikten Memlukların her vakit istifade edebileceklerini gösterdi.

Müverrih AKSARAYİ, Baybars'ın teşebbüsü dolayısiyle:

«Rum memleketi kasrına düşen ateş, bir semavi afet oldu ve müteakip nesiller üzerinde tesiri-sezilmekte devam eden büyük sarsıntılar doğurdu», demiştir.

Abaka Han, kendi kardeşi şehzade Kongurtay'ı büyük kuvvet ve salahiyetle Rum emir-i leşkeri olarak tayin etti Ve veziri Şemseddin Cuveyni'yi de bununla beraber Ruma göndererek, bu memleketin tekmil idaresini, diğer İlhan ve Moğol ülkelerindeki sisteme göre, tensik eylemek ile tavzif etti. Kongurtay, asileri yakaladı, fakat bunlara karşı şefkatle muamele etti, hatta Hatiroğlunu bile öldürmedi. Yalnız düşmana karşı uyanık hareket etmedikterinden dolayı Muineddin Pervane ile bazı arkadaşlarını idam etti. Vergi hususunda o güne kadar muhtar kalan Anadolu'da, şeriate çok aykırı olan «tamga» usulü ve Moğol mali teşkilatı idhal edildi. Memleketin her tarafında Moğol ve Doğu Türk oymakları ve tümenleri yerleştirildi. Sultanlık, ve onun masrafları için gayrimüslimlerden «cizye» toplamak hakkı ve sultana tabi bir kısım «Tacik» ordusu muhafaza olundu ise de, Sultanın nüfuzu en çok dini müesseselere münhasır kaldı. Diğer hususların idaresi vezirlerin ve onlara tabi sivil idare teşkilatının elinde kaldı. Moğollar tarafından tayin - olunan bu «vezir» 1er, ancak Moğol beylerine tabi idiler, İlhanlılar tarafından Rum'un idare işlerine tayin olunan noyan ve beyler, buraya kendi oymağı ile geliyor, ekseriya burada kalıyor ve oymağının tümen yahut «hezare» sine (yani alayına), babadan çprda irsen intikal etmek üzere, sahip oluyordu. Bu nevi askeri uruğlann idaresi ise sivil vezir ve hakimlere değil, Moğol askeri idaresine tabi tutuldu.

Moğollar daha Hülagü gelmeden evvel gelerek Azerbaycan ve gerekse Horasan ve Anadolu'da yerli Müslümanlarla kardeşçe münasebet tesis etmek istemişlerdir. Onun için aralarından bazdan hemen Müslümanlığı kabul etti. Müslüman Türklerle evlenmek gibi hareketleri hoş karşılamışlardır. Anadolu'da Mevlana C. Rumi, Muineddin Pervane bu yolu iyi bir yol telakki etmişlerdir. Baycu Noyan ile birlikte gelen Bisuut kabilesinin beyi Çağatay Noyan'ın Kayseri'de yaşıyan oğlu Karaçın ve onun oğulları Kurmuşı ve Sübekday hemen Müslüman muhitine yanaştılar. Mui-neddin Pervane, bunların halaları ile evlenmişti. Sübekday Beyin kızı Eşben Hatun Memluk beylerinden Seyfüddin Kalavun'un zevcesi idi. Baycu Noyan'ın mensup olduğu Bisuut oymağı Konya ve Karaman taraflarında yerleşip, kendisinden sonra oğlu Üvek Noyan tarafından idare edildi; yine o taraflarda yerleşen Calayır tümenine, İlka Noyan öldükten sonra yerine oğlu Uruktu Noyan kumanda etti. Cormagun Noyan'ın mensup olduğu Sunit tümeni bazan «Rum» dan ayrı olarak bizzat İlhana tabi olan Çiyarbekir tarafında yerleşmişti; ona da Duladay yarguçı, sonra da oğulları riyaset ettiler. Samagarın idaresinde bulunan Tatar tümenleri eski Danişmend vilayetinde, Amasya ve Niksar taraflarında ve Çoruh boyunda yerleşip, sonradan Samagarın oğulları ve diğer Tatar beyleri tarafından idare olundu. Almak Noyan idaresi altında Rum'a gelen Kirayit uruğu Tokat taraflarında yerleşmişti; kendisinin vefatından sonra bir kısmı oğlu Kurımşı Noyan idaresinde Tokat tarafında, diğer kısmı öteki oğlu Çavdar'ın idaresinde olarak Ankara taraflarında yerleşti. Bu Alınak'ın Rum'da yerleşen oğullarından Arpa ve Buğday Beğler zikrolunmaktadır. Suriye sınırlarında Sunit'lerle birlikte Malatya ve Harput taraflarında Çıgan-Tatar(yani Ak-Tatar)'larla Sulduzların ve Uyratların bir kısmı yerleşmişti. Kayseri taraflarında yerleşen Uygurların beylerinden Acay, sonra oğlu Tuğrul zikrolunuyor. Kilikya ayrı bir krallık olduğundan orası için ayrı bir tümen tahsis edilmişti. Orada yerleşen uruklardan Kıyat uruğu zikredilmektedir.

Moğol idaresi, diğer illerde olduğu gibi Anadolu'da da askeri idi; sivil idare ayrı idare makinesi ile bu askeri idare'ye tabi bulunuyordu. İlhanlıların askeri idaresi muahharen Karakoyunlularla Akkoyunlularda ve Temür'ün memleketinde gördüğümüz «Tuvaçı Divanı» denilen harbiye bakanlığına benzer ayrı bir divana tabi idi. 1277 yılından soma Anadolu'da gördüğümüz «Emir-i leşker-i memalik-i Rum» da böyle kendi başına bir askeri idare müessesesi olmuş katipleri her vakit «bitikçi» tesmiye olunan bu dairelerin işleri Türkçe olarak yürütülmüştür. Rum kumandana «tümenbeğ» eri ve «yarguçı» denilen askeri hakimler ve «tagarçı» denilen iaşe memurları verilmiş olduğu görülüyor. Taküdar Ahmed Han'ın zamanına ait bir kayıttan, Rum memleketinde başlıca üç tümen olduğu anlaşılıyor,- ki Diyarbekir bölgesi ile hepsi dört tümen olmuştur. 1269 yılında ordu kumandanları Konya yanındaki Avcı-Kaya nam mahallede mali meselelerin müzakeresi için toplandıkları sırada Bisuut (ve Calayır) tümenlerinin beyi Sülemiş zikredilmediği halde, Sunit yani Diyarbekir tümeninin beyi zikredilmiş ve bununla üç tümen beyi (yani Bisuutlerle dört tümen beyi) olmuştur. Bu tümenlere müstakil «hezare» (ming = alay) teşekkülleri de ilhak edildiğinden «tümen» demekle, yalnız «onbin» değil, daha büyük askeri birlik ifade edilmiştir. «Emir-i leşker-i Rum» un karargahı en çok eski Danişmend vilayetinde bulunmuş olup, Sivas yanındaki Yabanlu - Pazar (yahut sadece Yapanlu) dahi bu noyanların pek sevdiği yazlık karargahları olarak zikrediliyor.

Sivil idare'ye gelince, bu işin başına, merkezi Aksaray olmak üzere, bir «valii umumi» («eyalet-i Rum»), yahut «sahib-i vilayet» tayin edilmiş, bazan «eyalet» işlerini de «emir-i leşker-i Rum» idare etmiştir. Fars ve Irak-ı Arap (Bağdad) valii umumüerine «Emir-i Ülka» (Ülke-beği) denilmişsede, Rum valii umumisine de bu lakabın itlak olunduğunu gösteren bir kayda tesadüf etmedim. Bilhassa iş başında şehzadeler bulunduğu vakit, bu iki vazife ayni şahısta birleştirilmiştir.

Valii umumi'ye tabi olmak üzere, memleketi bilfiil idare eden vezirlerin, umumiyetle Türklerde ve Moğollarda görülen dörtlü teşkilata uygun olarak:

1) Umum idareye bakan «vezir»,

2) Maliye işlerine bakan «müstevfi»,

3) Arazi ve ikta' işlerine bakan «pervane»,

4) Adli işlere de baktığı anlaşılan «emir» ve «na'ib» adlarile dört divan azasını teşkil ettiği göze çarpıyor. Bu vezirler İlhan tarafından tayin olunur ve iktidar sahası «Erzurum'dan Antalya'ya kadar» diye gösterilen «eyalet»e tabi olurlardı. Bilfiil bu «eyalet»e tabi ve fermanlarda-reinikri ordu mensuplarından sonra gelen «sultan» m hukuku, manen bu «eyalet»e faik sayılmıştır.

Memleket toprakları, arazi mülkiyeti ve vergi işleri itibariyle «dalay» (yani umumi) ve «inçü» (yani «has») diye ikiye ayrılmıştı. «Dalay» denilen arazinin ekseriyeti halkın hususi mülkü ve vergi itibariyle «Umumi Divan» (dalay divanı, yahut ulug divan)' a tabi olan vilayet ve bölgeler; «inçü» saydan arazinin çoğu hükümdar ailesine ve hazineye ait olan vilayet ve bölgeleri gösterirdi. Bu «dalay» ve «inçü» vilayetleri, Tebriz'deki Dalay Divanı yahut İnçü Divanı'na tabi olmaları yüzünden, mahallerindeki idarelerine ayrı müesseseler bakardı; bazan bütün memleket bir dalay eyaleti, bir inçü eyaleti yahut hakimliği diye ikiye ayrıldı. Keyhatu zamanında böyle idi. Gazan zamanında ise, bir aralık bütün Anadolu-askeri tümenlere göre olsa gerek - dört «bölük»e ayrıldı; valiiumumi tek olduğu halde bölükleri dört divan azası, kendi aralarında kur'a ile taksim ederek, her biri bir bölüğün «müstevfi» si oldu. Bunlar da, cenup (Kırşehir, Niğde), şimal (Amasya, Samsun), şark (Diyarbekir, Sivas) ve garp (Kastamonu, Konya) bölükleri idi.

İlhanlılar yarlığlarında Amuye (Amuderya) sahillerinden Şam (Suriye) sınırlarına kadar uzanan memlekette emirlerini infaz edecek başlıca memurlar sıfatiyle baskakları, melikleri, bitikçileri, na'ib ve mutasarrıfları zikrederler. Moğolların, daha onlardan önce Karahıtay ve Horezmşahların «baskak» tesmiye ettikleri idare ve maliye memurlarının, Moğol devrinde Anadolu'da yazılan tarihlerde İslami ıstılahla «amil» denilmiş; bunlar ilhanlılar memleketinin diğer- taraflarından getirilmiştir. Diyarbekir bölgesinde bu amiller dört tane olup, bunların biri Isfahanlı, diğerleri Hemedanlı ve Doğu Türkistan'dan Hotanlı idiler. «Melik»ler ise, İran'da olduğu gibi, Anadolu'da da ayrı bölüklerde mahalli ahalinin mümessili saydırdı, ki hanların fermanlarında isimleri «sultan»lardan sonra ve hemen onlarla beraber zikredilir. Bitikçi ise, yalnız katip demek olmayıp, Farsça «şumare» denilen nüfuz, emval ve arazi kayıt ve tesbitile meşgul olan memurlara dahi denirdi, ki bunlar baskakların sayım işleri ekseriya büyük bir şiddetle icra edilmişti. Anadolu'da, İlhanlıların diğer ülkelerinde de görülen jandarma teşkilatı da olmuştur, ki buna «tutkavul» denilmiştir. Büyük memurlar için yarlığ ile beraber «payza» denilen ve hanlar tarafından mühürlenmiş ağaçtan, bakırdan, gümüş ve altında mamul levha vermek adeti de Anadolu'da vardı.
«Rum memaliki» ne tayin olunan yüksek moğol memurlarından hangisinin orduya ve hangisinin sivil idareye tayin edildiği bazan vazıh olarak tasrih edilmiş, yahut her iki idarenin ayni şahsiyette birleştirildiği anlatılmış ise de, ekseriya bu hususlar müphem kalmaktadır.

Ordu kumandanlarından ve tümen beğlerinden, 1277 yılından sonra tayin olunanlarına, keza sivil valii umumilere ait bildiklerimiz şunlardır:

Abaka zamanında Şehzade Kongurtay, 1277-1282 de. Rum ülkelerinin «emir-i leşkeri» ve umumi valisi oldu. Bu zat, Giyaseddin Keyhüsrev III. ün hemşiresi ile evlenmişti, şedid ve merhametsiz bir idareci olmuştur. Bunun tümen-beğlerinden bn ilka Noyan ile onun oğlu Togu Bitikçi Calayır tümeninin; sonraları Anadolu'nun başkumandanı ve diktatörü kesilen Temürtaş bn Çoban'ın atası olan Sadun Noyan'ın oğlu Tudan Noyan, Sulduz tümeninin beyleri idi. Bunlar Kongurtay'ın başmuavinleri olarak görülüyorlar. Sonra Abaka Han bu iki mühim mevkie Tatar tümeninin beği Samagar Noyan ile Kürkey (Kühürkey) Noyan'ı, Diyarbekir'de Sunit tümenine de Durutay Noyan'ı tayin etti. Ayni zamanda Alınak oğlu Kurmışı Kirayıt, Taycı Noyan Calayır tümenlerinin beğleri olarak görüyorlar. Bir de Uygurların beği olduğu anlaşılan Sübüktey zikrediliyor. Bu zat ile Kurmuşı Küregen Müslüman olmuşlardı. Sübüktey'in kızı Mısır memlukü Melik-üz-Zahir Kilavun'un nikahında olup, moğol modasını oraya idhal eden şahsiyetlerden birisi olarak tanınmıştır. Bisuut tümenine Baycu'nın oğlu Uvek ile Kadarı ve Tukay ismindeki beylerin klimanda ettiği görülüyor. Üvek, Müslümanlığı erkence kabul eden Moğollardandır. Taküdar Ahmed (1282- 1284) çağında Tatar Samagar Noyan tekrar «emir-i leşker-i memalik-i Rum» oldu. Kayseri merkez olmak üzere Uygurlar'a Acay oğlu Toğrul, Aksaray merkez olmak üzere Tatarlara Mulay Bulargı beylik ettiler. Almak Noyan'ın oğulları ise, Rum'daki Ke-rayit'lere riyaset etmekte devam ettiler.

Argun Han (1284-1289) çağında ise, şehzade Hülecü ([192] «emir-i leşker-i memalik-i Rum» olup, Keyhatu da ona niyabet etti. sonra 12891291 yıllarında Keyhatu, Rum emir-i memaliki oldu. Bunlar, hem askeri, hem de sivil işleri idare etmiş görülüyorlar. Keyhatu'nun valii umumilik devri bereketli bir devir olarak tavsif olunur. Bu hükümdar hanlığı zamanında zikre değer bir başarı göstermemişse de Anadolu valii umumiliğinde iken bu memlekette ticaretin ve ziraatin inkişafı yolunda çalışmıştır. Bu devirde merkezi Konya olan «Rum» ülkesinde yani Keykavus-oğulları hissesinde İri Tutkavul ve merkezi Tokat olan «Danişmend» vilayetinde, Sunit'lerden Tuladay Yarguçı sivil vali oldular. Şehzadelerden bilfiil emir-i leşker-lik eden zevat sıfatiyle Hülecü zamanında İci Tutkavul, sonra 1291 de Tagacar görülmektedir. Sivil valilik işinde de Bugdı Yarguçı, sonra tekrar Tuladay Yarguçı'yı görüyoruz. Sivil umumi valilere tabi olan «dalay» ve «inçü» vilayetlerinin ayrı hakimleri ve onlara tabi Türkçe yazan «bitikçi»ler zikrolunuyor.
Diğer tümen - beğlerinden ihtiyar Samagar, kendi tümeninin beği olarak görülüyor. Uygur'lardan ise Göçebe Ilçi (yahut İleçi yani İdeçi) zikrolunuyor. Bu zamanda Bisuut'ların yerine Calayır tümen-beğleri muteber oldu.

Bisuut tümen beyi Üvek Noyan 1284 de vefat edince, onun tümeninin bir kısmı Kıyatay Buralgı beye diğer kısımlar Uryat Calayır kabilesi beyi olan Kıpçak'ın oğulları:

Gazan, İşek-Toklı ve İne-Bek'lere verildi. 1286 da şehzade Cuşkab Danişmend vilayetindeki Kara Tatarlar'a riyaset ediyor ve Calayır'lar da ona bağlanıyorlardı. Onun bir ayaklanma teşebbüsü tenkil olunduğunda, Anadolu'daki Calayırlar epeyce zarar gördüler. Hülecü üe Keyhatu, bir aralık isyan eden Karaman-oğlu ile Eşref-oğlunu tenkil ettiler.

Keyhatu hükümdar olunca Soğunut kabilesinden büyük emir Togaçan «emir-i leşker-i Rum» tayin etti, Bugdı Yarguçı'yı ve Tatarların bevi Doluday İleçi'yi de «eyalet» olarak tayin etmişti. Az sonra Doluday İleçi(Tatar)'yi azledüp yerine Hitay (Katay) kabilesinden Taştemür Beğ'i emir ve «ha-kim-i memalik-i Rum», yani sivil valii umumi, tayin etti. Calayır tümenine zikri geçen İne Bek ile Urktu bn İlkay Calayır'ın oğlu İkbal Noyan kumanda ettiler. Bu sırada Calayırlarla beraber Sunit ve Tatar tümen beyleri muteberdi, fakat bu beyler ve noyanlardan hangisinin «emir-i leşker-i Rum» olduğuna dair bir kayde tesadüf edemedim. 1294-1297 arasında, şehzadelerden Cemudar valiiumumi ve onun tarafından Akbuğa Noyan (Calayır) m emir-i leşker olduğu hakkında Amasyalı HÜSAMEDDİN'in kaydine başka bir yerde rastlamadım. Bu kayde göre. bu şehzade H. 696 yılı ortasında (yani 1297 Mart, Nisan aylarında) Amasya taraflarında vefat etmiştir. Sivil idare için Keyhatu 1293 de dalay vilayetleri için Hasan Beğ ve inçü vilayetleri için de Taycu ismindeki beylerini tayin etti. Bunların beherine her biri dörder şubeden ibaret olan divanlar kuruldu. Şehzadeliğin de Anadolu'da 8 sene yaşamış ve onu beğenmiş olan Keyhatu, Selçuklu Sultan Mes'ud'un nüfuzunu arttırmak istedi ve kendi emirlerini onun yardımına verdi. Fakat Anadolu Uc beyleri bu sultanı beğenmediler.

H. HÜSAMEDDiN Bey, Baydu Han hakkında, ihtimal benim göremediğim bir menbaadan alarak, şehzade Cemudar ile Akbuğa Noyan'ı eski yerlerinde yani Rum eyaleti idaresinde bırakmış olduğunu kaydetmiştir.

Gazan Han kendisinden önce Baydu'ya taraftarlık eden büyük emirlerden Sogunut Tagacar Noyan'ı 1295 yılında, önce de bir defa bulunduğu «memalik-i Rum emir-i leşker» liğine ve valii umumiliğine tayin ederek gönderdi. O da, Danişmend vilayetinde, Tokat ve Kırşehir taraflarında yerleşti. Diyarbekir taraflarındaki tümenlere Samagar'ın mensub olduğu Küyin Tatar kabilesinden büyük emir Mulay tayin olundu. Yine Diyarbekir vilayetinde bulunan Uyrat tümenine Turagay Küregen kumanda ediyordu. Bu Uyrat'lardan Kitbuga Noyan, Memluklarla anlaşarak Suriye'ye geçmişti. Onun iğvası sayesinde, Turagay Küregen dahi 1296 başlarında bütün Uyrat «ming»leriyle birlikte Mısır'a geçti. Calayır beğlerinden adı geçen İne-Bek ve İkbal ise bunları takip ederek harp ettiler, fakat Uyrat'lar yakayı kurtararak Mısır'a geçtiler.

Yine burada Anadolu'nun eski noyan'larından yukarıda adı geçen Hoca Noyan'ın oğlu Burula, Ulkunut uruğundan olan «ming» i (hezarcsi) ile Gazan Han'a karşı ayaklanıp, şehzadelerden Süke'nin garktaki isyan hareketine katıldı. Buna şehzade Kongurtay'ın oğlu İsen Temür ve saire de iltihak edip, isyan tenkil edilirken bunların hepsi öldürüldüler [205}. Bütün bu gibi isyan hareketleri, bu hareketlere iştirak eden kabilelerin İlhanlılar merkezinden uzakta ve Bizans hudutlarında kalmalarını intaç ediyor ve onları tenkil için de yeni yeni kuvvetler bu memlekete gelioyrdu. Calayır beğlerinin isyanına karşı hükümet tarafında iş gören Anadolu kumandanları meyamnda Üvek bn Baycu'nun oğlu Sülemiş de vardı. Gazan Han ona Calayır İne Bek'in eline verilen Bisuut hezarelerini iade edip, büyük emir yaptı. sonradan Osmanlı memleketinde gördüğümüz İne Bek ailesinin, Gazan Han'a karşı isyan eden bu Calayır beyinin nesli olması pek muhtemeldir, ki mağlup edildikten sonra Uc mıntakasına kaçmış olabilirler. Rum vilayeti emir-i leşkeri olarak tayin olunan Tugacar, Gazan Han'a karşı serbeştçe davranmış ve şehzade Süke'nin isyanına uzaktan tahrikçilik yapmıştı. Gazan Han, 1297 de onu azledip Emir Hırmancı'yı emir-i leşker ve vali tayin etti. Bu da Calayır tümeninin beyi Taycu oğlu Baltu ve Tatar tümeninin beyi Samagar oğlu Arap'ın yardımiyle Tugacar'ı ezdi, kendisini katlederek askerini tümenlere dağıttı. Bundan sonra Tatarlardan Abuşka Noyan «emir-i leşker-i Rum» ve valiiumumi tayin edildi.

Danişmend vilayetindeki Kara-Tatar tümeni, Samagar Noyan'ın ölümünde oğlu Arap küçük yaşta olduğundan, Calayır beyi Baltu'nun kumandasına verilmişti. Bu hal, Abuşka Noyan «emir-i leşkeri Rum» ve valii umumi tayin olununcaya kadar devam etti Sonraları Baltu, bu tümenleri kendi elinden çıkarmak istemeyip, Gazan Han'a karşı isyan etti. Calayır beylerinden Kerderi ile İkbal da Baltu'nun isyanına iltihak ettiler. Baltu, Uc Türkmenleri arasında pek seviliyordu. Bu yüzden Amasyalı H. Hüsameddin, onu, bir Türkmen beyi ve Anadolu vatanseveri zannetmiştir. Selçuklu Sultan Mes'ud da ister istemez bu Baltu'ya mutabaat etti. Gazan Han, Baltu'ya karşı kendi Ulusbeği, yani başkumandanı Emir Kutlukşa Mangıt'ı gönderdi. O da, 30.000 kadar askerle gelerek Baltu'nun isyanını tenkil etti. Bizans menbaları, 1299-1304 seneleri arasında Anadolu'da hep Emir Kutlukşa'yı valii umumilik etmiş gibi göstermektedirler. Kutlukşa'dan sonra Bizans hudud mıntakasında bu emirin oğlu Karancuk Noyan, daha Olcaytu Han zamanında kumandanlık vazifesinde bulunduğundan Bizanslılar bunu Kutlukşa'nın emaretinin devamı nazariyle bakmış olsalar gerektir. Baltu'nun isyanını tenkil ederken İlhanlı devletinin diğer iki büyük kumandanı olan Emir Çoban ile Emir Sutay da, Kutlukşa ile beraber bulunmuşlardır. Bu keyfiyet, Baltu'nun isyanını ne derecede ciddi ve büyük hadise olduğunu göstermek için kafidir.

Kara-Tatarların tümenine kumanda eden Arap ile Bisuut tümeninin kumandanı olan ve başta Baltu'ya taraftar olduğu halde sonra onun aleyhine dönen Sülemiş de Emir Kutlukşa'nın yanında bulundular. 1297 yılında Kırşehir yanında cereyan eden savaşlarda Baltu mağlup oldu. Ankara taraflarında yerleşen Kirayıt kabilesine mensup kuvvetlerin de Baltu'nun isyanına iltihak etmiş olduğu görülüyor. Vaktiyle Alıncak oğlu Çavdar'a tabi Kerait kuvvetleri, Ankara ile Kütahya, arasındaki sahaya savuşmuş olsalar gerektir. Sonradan Çavdar-Tatarı ismiyle tanınan ve Germeyan oğullarının dayançlarından olan Tatarların bu Kirayitlerin bu Çavdar Noyan'ın idaresinde bulunan kısımları olacağını zannederim. Baltu'nun kuvvetleri Uc taraflarına dağıldı. Bu savaşların iki büyük kahramanı olan Kara-Tatar tümen beyi Arap (Samagaroğlu) ile Bisuut tümeninin beyi olan Sülemiş (Üvek oğlu) bir çok Tatar kuvvetlerinin Eskişehir ve eski Bithniya taraflarında toplanmasına sebebiyet veren zatlardır. Emir Arap, Mevleviler muhitine mensup olmakla, ismi onlara ait edebiyatta çok geçer. Sülemiş ise, Mısır ve Suriye'de yazdan eserlerde daha Argun Han zamanındanberi maruf olan bir kumandan ve şehzade Hülecü'den sonra Anadolu'da faaliyette bulunan Moğol emiri olarak tavsif edilmiştir. Hakikatte ise Sülemiş, ancak Baltu hadisesinde yüze çıkmış bir Noyan'dır, bunu müteakip Sülemiş hakikaten «emir-i leşker-i Rum» olup, beş «ming», yahut beş hezare asker kendisine tabi bulunuyordu. Bunun has hezareleri Konya Karaman ilinde ve Uc mıntakalarında bulunuyordu. O da Baltu gibi bu Uc oymakları arasında sevilmişti. Abuşka Noyan, bu aralık ancak Arap Noyan gibi Tatar tümenleri kumandasiyle iktifa etmiş ve çoğunca hanın maiyetinde bulunmuştur.

Eyalet, yani sivil valii umumilik işinde Gazan Han tarafından kendi «il-devçi» yani «bahadır»larından Melik Bahadır isminde bir Horasanlı yüksek memur tayin olundu. Bu Melik Bahadır'ın zamanında Anadolu, yukarıda anlattığımız veçhile, dört bölüğe taksim edilerek idare olundu. Bisuut'dan başka Calayır ve Uygur tümenlerini elinde bulundurduğu anlaşılan Sülemiş hariç olmak üzere, Melik Bahadır'ın iştirakiyle Konya yanındaki Avçı-Kaya mevkiinde 1298 yılında mali işlerin müzakeresi için yapılan toplantıya tümen beyleri sıfatiyle Abaçı (Toladay yarguçunun oğlu), Baytemür (Sunit) ve Samagar oğlu Arap (Tatar) hazır bulunmuşlardı.

1298 yılı sonlarında, Gazan Han «emir-i leşker-i Rum» olarak Bayın-car, ve «eyalet» (valii umumi) olarak ta Boçukur ismindeki beylerini Anadolu'ya (Rum'a) gönderdi. Bunlar da, Baltu'ya taraftarlık etti diye Selçuklu Sultan Mes'ud'u azledip, Üçüncü Alaeddin Keykubad'ı sultan tayin ettiler. Gazan Han tarafından kendisinin «emir-i leşker-i Rum» mansabına tayin olunmasını bekliyen Sülemiş, Bayıncar ile Boçukur'un nasbına muhalefet ve hatta dayandığı kuvvetlerin çokluğuna güvenerek İlhan'a karşı isyan etti. Daha önce Keyhatu zamanında valii umumilik eden Taştemür Hıtay ile İkbal Calayır da Sülemiş'e iltihak ettiler. İleride Osmanlı devletinin teşekkülü faslında da bahis mevzuu edilecek olan bu isyanı 1299 ve 1300 senelerinde, Emir Kutlukşa Mangıt, Emir Çoban (Sulduz) ve Sutay (Sünit) tenkil ettiler. Mısır Memluklarından da yardım gören Sülemiş'in isyanı, bütün İlhanldar devrinde Anadolu'yu sarsan en büyük hadise olmuştur. İsyan esnasında emir Sutay Noyan, Kayseri'de oturarak emir'i leşker ve valii umumilik işini gördü. Fakat idare bilfiil hep Abuşka Noyan'ın elinde kalmıştır. Az sonra da o emir-i leşker ve valii umumi oldu. Sülemiş'in isyanı tenkü edildikten sonra onun kuvvetlerinin bir kısmı Gazan Han'ın valii umumisi olan Emir Buçukur'un idaresine geçti, diğer kısımları da Karaman Uinde ve Kilikya'da kaldı. Umumiyetie bu gibi isyan hareketlerinin Anadolu'nun Türk unsuru ile iskan ve Uc'un siyasi faaliyetlerinin artması bakımından ehemmiyeti hakkında yukarıda söylediklerimiz. Sülemiş'in isyanı hadisesi için de variddir. Buçukur burada çok kalmadı. Abuşka Noyan emir-i leşker olduğunda Gazan Han, Horasanlı yüksek memurlarından Nizameddin Yahya'yı valii umumilik vazifesine tayin etti. Bu münasebetle Nizameddin Yahya'nın idare edeceği memleketin hududu «Erzurum'dan Antalya'ya kadar» diye gösterilmiştir. Horasanlı olan Nizameddin Yahya'nın, Türk mü yahut Tacik mi olduğu malum değildir.

Gazan Han zamanında, Anadolu'da kumandanları sıfatiyle Başgurd Bahadır ile Körbuğa Bahadır zikredilmektedir. Bahadır lakabını taşıyan generallere daha çok ildeçi (yahut ildevci) denilmiştir. Bunlar, 1298 Mısır - Suriye seferinde kendi askerleriyle Rum'dan gelerek Diyarbekir'de Gazan Han'a iltihak eden emirler sıfatiyle zikrediliyorlar. 1302 yılında Mısıj harbi esnasında Rum ve Diyarbekir emirlerinden Sutay ile Abuşka, Almak oğlu Kurmışı ve Acay oğlu Toğrul zikrolunuyorlardı.

Olcaytu çağında 1312 yılına kadar Abuşka valii umumi olmakta devam etti. Kutlukşa Mangıt oğlu Karancuk ile Kıyat kabilesinden Emir Nurin Ağa oğlu Baydu da Rum'daki tümenleri idare ettiler. Kıpçaklardan İbasmış ve Körbuğa Noyan, Diyarbekir ile Rum'da tümen beğleri olarak zikrediliyorlar. Bunlardan başka, yine Rum ülkesindeki Uygur beylerinden, tümen beyleri sıfatiyle Tarımtaz ile Senektay ve Ertene (Ertena) kardeşler zikrediliyorlar. Bu Ertene, Ebu Sa'id Han zamanında ve ondan sonra Anadolu'nun valii umumisi olan zattır. 1312-1317 yıllarında Kirayit beyi Sarıça oğlu İrencin Noyan, Rum valii umumisi ve emir-i leşkeri bulundu. Bu Sarıça, Hülegü'nün zevcesi olan Tokuz-Hatun'un kardeşi olduğundan, oğlu İrencin de hanların sarayında çok muteber Noyan'lardan idi. Bunun oğlu olan Şeyh Ali de, bir aralık Diyarbekir'de tümen beyi oldu.

Kilikya'da ayrı bir moğol tümeni ve hakimi bulunuyordu. Bu tümenin başında bu zamanlarda Buralgı isminde bir bey bulunuyordu. Bu moğol beyi mutaassıp bir Müslüman olup, o zaman Kilikya Ermeni kırallarına tabi olan Adana'da medrese ve mescid yapılmasına razı olmıyan kral Haytun ile kardeşlerini öldürmüştür. Bu yüzden 1307-1308 (H, 707) yılında Olcaytu'nun emriyle idam edildi. ABDULLAH KaŞANi ve HAFIZ ABRU, bu kumandanı «Bularguy Gazi» diye tebcil etmekte ve onun İrencin ile birlikte Rum'a gönderilmiş olduğunu, kendisinin daha önce Togacar Noyan'ın adamlarından olduğunu «Sis ve İyas tekfurluğu»nun bunun askeri ikta'ı («yurt-i çerig») olduğunu, Ermeniler bu vilayeti Haçlı seferleri sırasında Müslümanlardan gasp yoluyla almış olduklarından, şimdi Moğollar devrinde İslamlar yine kuvvet kazanmalarından istifade ederek Bulargu'nun bu ülkede yüksek ve müzeyyen camiler bina ettiğini, Ermeni Tekfuru'nun bunu, «Mısır-Memlukları ile münasebette bulunuyor» diye İlhana jurnal ettiğini ve nihayet bu Ermeni entrikaları neticesinde Bularguy Gazi'nin idam edildiğini, mufassalan anlatmışlardır. Bularguy'dan sonra yukarıda adı geçen Nu-rin Aka oğlu Baydu Kilikya'da tümen-beği oldu. İrencin'in emir-i leşkerliği ve valii umumiliği devrinde de «dalay» ve «inçü» için ayrı hakimler tayin olundu. Irenci'nin maiyetindeki emirler meyanında Samagar oğlu İçil ile Diyarbekir valisi Sutay oğlu Banınbay zikrediliyorlar.

Ebu Sa'id Han çağında naibi olan Emir Çoban Şulduz'un oğlu Temür-taş (1317-1327), Rum vilayetleri emir-i leşkeri ve valii umumisi oldu. Tatar tümenlerinin beyi olan Abuşka Noyan bu zamanda henüz yaşıyordu. 720 yılı Sefer başında (1320 Mart) vefat etti. Kendisinden sonra Ogurbay, Temürbay ve Togay Temür ismindeki oğulları Tatarların kumandanı olmuştur. Temürtaş 1327 de, babasının katlini müteakip Ebu Said'e isyan edip Mısır'a kaçınca yerine, Uygur beyi Cafer oğlu Ertene Ebu-Sa'id tarafından valii umumi tayin olundu. Bu zat Ebu Said'den sonra 1352 de kendisinin ölümüne kadar müstakilen hükümet sürdü. Sonra oğlu Ali Beğ (1361-1380), sonra da onun oğlu Mehmed Çelebi (1380-1381) hükümet sürdü; nihayet önceleri bu sülale yanında kadılık ve diğer memuriyetlerde bulunan Salur Türkmenlerinden Kadı Burhanettin, Erteneli hükümetini ortadan kaldırdı. Ertene Beyin kardeşi oğlu olan Tahraten, Temür ve Yıldırım Beyazıt devrine kadar Erzincan valisi idi. Böylece, Anadolu'da valii umumilik, önce Bisuut, sonra Kirayıt, Tatar ve Uygur beylerinin elinde kalmıştır.

Tarihlerimizde adı geçen bu VALİİ UMUMİLERDEN BAZILARININ KARAKTERLERİ'ne ait kayıtlar da vardır. Bunlardan Yesevur Noyan oğlu Hoca Noyan ve şehzade Kongurtay, idarelerinin sertliği, zulüm ve taaddileri ile vasıflandırılmışlardır. Kongurtay'ın karısı Müslüman idiyse de, kendisi henüz Müslüman olmamıştı. Baycu Noyan Şaman olup, çok adil bir zat olarak tavsif olunmuştur.

Bunun hakkıda Aksarayi şöyle diyor:

«Baycu, askerlerden ahaliye zarar dokunmamasını temin maksadiyle Aksaray'a şahna (başkak ve daruga)lar tayin etti. Ve öyle bir adalet gösterdi ki, ahali ticareti ve pazarları tam bir kalb huzuriyle yaşatabildiler; çiftçilik ve ekincilikten de hiç geri kalmadılar ve hiçbir kimse şikayet için Baycu'nun huzuruna çıkmak ihtiyacım duymadı. Eğer arasıra birisi şikayet için kendisine müracaat etdiyse, zalimin elini mazlumdan çektirirdi.

Eğer bir kimse:

'Baycu'dan önce Müslüman olan (Selçuklu) memurlar tarafından Müslümanlara yapılan zulmün yüzdebirinin bile, bu memleketi kılıçla fethetmiş olan Baycu'nun ordusundan sadır olmamıştır' diye yemin eden, hanis olmaz». Bu münasebetle Aksarayi Farsça olarak «Biz Müslümanız amma ona (Baycu'ya) gavur deniliyor; fakat gavurluk bu ise, o halde Müslümanlık hangisidir?» beytini yazmıştır.

Kirayit Alınak Noyan, Müslümanlığı kabul eden Ahmed Takudar Han'ın damadı ve galiba kendisi de Müslüman idi. Kızını Muineddin Pervane'ye vermişti. Hanlığın bu Müslüman hanın elinden gayrimüslim Argun'un eline geçmemesi için canla başla çalıştı. Almak'ın 1327 ye kadar yaşamış olan oğlu Kurmışı da Küregen yani saltanat hanedanının damadı olduğu gibi, kuvvetli bir Müslüman idi. Bu da, gayrimüslim Baydu Han'ın yerine, Müslümanlığa temayül eden şehzade Gazan'ın geçmesi için çalıştı. Almak Noyan, Anadolu Selçuklu beyleri tarafından büyük bir ihtiram görüyordu. Sultan Rükneddin Kılıç Arslan IV. ve Muineddin Pervane onu, ordudan yani han'ın karargahından dönüşünde Erzincan'a kadar giderek istikbal ediyorlardı.

Samagar Noyan hakkında Aksarayi:

«adil emir ve kamil yarguçı» idi diyerek onun bu yolda yaptıklarından, ahaliden gasb olunan malları geri alarak onları iade etmekle halkın muhabbetini kazandığından bahsetmiştir. O da, daha Abaka Han zamanında Müslüman'olan bir Nöyandır. SULTAN VELED, ona her beytinin sonunda «Beğimiz bizi unutma» nakaratlı bir kaside ithaf etmiştir. Bunda Sultan Veled, onu akıl ve adalette cihanda emsali nadir ve «ezelden seçilmiş bir hükümdar» olarak tavsif ederek, «Samagar Ağa» diye tesmiye etmiştir. Sultan Veled bu kasidesinde, Samagar'ın zevcesi Kultak ve kızı Nuhiy (yahut Numey) ile oğlu Arap'dan da överek bahsetmiş, ve kendisini daima Peygambere ve Kur'ana uyarak iş gören hakiki bir Müslüman gibi anlatmıştır. Samagar iyi Müslüman idiyse de, Hülegü'nün Müslüman Berke Han'a karşı harbinde büyük başarı gösteren büyük kumandanlarından biri olmuş ve Ahmed Han ile Argun'un taht için mücadelelerinde de gayrimüslim Argun tarafını iltizam etmiştir; bunu biz MARKO POLO'dan öğreniyoruz. Herhalde bu davalar o zamanki moğol beylerinden çoğunu, Müslüman münevverlerinin düşündükleri gibi, hangi prensin hangi dine mensup olması bakımından değil, sırf hayati menfaatler bakımından ilgilendirmiştir.

Arap Noyan sonradan babasının tümenini idare ederken Sivas vilayetinin sahibi gibi iş görmüştür. EFLAKİ, onun bu şehirde Erzurumlu bir derviş ve müridleriyle Mevlevilerden Arif Çelebi ve müridleri arasındaki münazaaları yatıştırdığını kaydetmiştir.

Abuşka Noyan da, gerek Aksarayi, gerekse diğer müellifler tarafından, çok adil ve akıllı bir vali olarak tarif edilmektedir. Bu dahi Sultan Veled'e mürid olmuş; kendisi sünni ve samimi bir Müslüman olduğu cihetle Anadolu'yu büyük tatlılık ve adaletle idare etmiş ve sakalının seyrekliğinden dolayı halk arasında «Köse Peygamber» lakabı verilmiştir.

AKSARAYİ, onu, yeri gelince şiddet göstermesini bilen kudretli, ve temkin sahibi bir zat ve Rum ülkesinin «rükn-ü şedid-i» olarak tanıtmış ve memleketteki Türk ve Tacik'in müşterek babası gibi tavsif etmiştir. Bize malum olmıyan bazı kaynaklardan istifade ettiği anlaşılan H. HÜSAMEDDİN, Abuşka hakkında: «Akıllı, umurunda basiretli, askeri işlerde muktedir, zulümden korkar, mütedeyyin, ihsanı çok, Tatar ümerası arasında etvarı makbul ve tedbirli bir şahsiyet olarak tanınmış olduğu cihetle avaının fikirlerini ve havasın kalblerini celbetmişti» demiştir. Emir İrencin ise, zulüm ve şiddetiyle maruf olmuş; o da Mevlevilere intisap edip, Sultan Veled'in usta muamelesi neticesinde ona mürid olmuştur.

Çok uzun yıllar yaşamış olan Almak oğlu Kurmışı, arkadaşları olan Sarıça oğlu İrencin ve Sutay Noyan'lar ile birlikte Ebu Sa'id Han zamanında cereyan eden büyük hadiselerin kahramanları olmuşlar, Sulduz beği ve memlekette Hanın naibi Emir Çobanla mücadele etmiş ve gürültülü hayatları 1328'deki katledilmeleriyle sona ermiştir.

Çoban oğlu Emir Temürtaş ise, Müslümanlıkta fazla taassup gösterdi ve mehdilik davasına düştü. Aksarayi, ona ithaf ettiği kitabında, hazreti Ömer'i kendisine rehber edinmesi yolunda tavsiyelerde bulunmuştur. Onun Selçukluları öldürdüğü hakkında söylenenler, yukarıda adı geçen Calayır beyi Taycı oğlu Baltu'nun Sivrihisar'da yaşayan oğulları Sultanşah ve Melikşah'ın H. 728 Muharreminde (Kasım 1328) katli hadisesinden dolayı mübalağa edilmiş olsa gerektir. Emir Çoban'ın naiplerinin ve oğlu Temürtaş'ın 1317-1328 yıllarındaki hükümeti, Anadolu'da İlhanlılar hakimiyetinin en şevketli çağı olmuştur.

Emir Ertene (bugün mezarının bulunduğu Kayseri'deki yerlilerin telaffuzuna göre Ertana), Anadolu'daki moğol valii umumilerinin arasında en parlak bir şahsiyettir. Kendisi. Uygur olduğu gibi, etrafına da Uygurları toplamıştı.

MUHAMMED BN ALİ ŞEBANGARE onun hakkında:

«Emir Ertene, Ebu Said Han'ın yarlığıyle Rum vilayetleri idaresine memur edilmişti.

Ebu-Said Han'ın vefatından sonra dahi o, memleketi, adaletle idare edip, ma'ınur etti. Şeri'atın takviyesine, seyidlerin, ülema ve meşayihin izaz ve ikramına bütün kuvvetiyle ehemmiyet verdi. Bu hususta o kadar ileri gitti ki, Rum (Anadolu) memleketinin ahalisi ona Köse-Peygamber demiştir, ve iyi nam bırakarak Allah'ın rahmetine erişti». Meşhur seyyah İBN BATTUTA, Ertene'yi Sivas'ta ziyaret ederek, müsafiri oldu. İbn Battuta, Ertene beyin kendisiyle Arapça konuştuğundan ve faziletinden bahsetmiştir.

Muasırlarından Halepli NUREDDİN HASAN:

«Ertana adil, tebaası arasında muhterem, vakur, azim sahibi, cesur ve mükerrem olup, herkes hakkında mültefit ve mütevazı idi» diyor. Mısırlı SALAHADDİN SAFADİ de, onun mütedeyyin, hayırseven, temiz ve perhizkar. ilim ve fazilet ehilleriyle sohbetten doymaz ve fazilet sahibi olduğundan bahsetmiştir. Bu iki müellifin Ertene hakkında Arapça şürleri de vardır.

Moğollar zamanında eyalet (sivil valii umumilik) ile askeri idare birleştirildiği vakit, «emir-i leşker-i Rum» a tabi olan «divan» azaları olmak üzere, bir kısmı daha Selçuklular zamanından kalan, fakat ekserisi Moğolların kendileriyle birlikte getirdikleri Horasan İranileri ve kısmen Türkistanlı Türk ve Tacik vezirler, müstevfi, amil, ve sair memurlar bulunuyordu. O zamanların tarihine ait yazılıp bize kadar gelen eserlerin müellifleri (Reşideddin, Vassaf, Hamdullah Müstevfi, İbn Bibi, Kerimeddin Aksarayi) hep bu nevi memurlar muhitine mensup zevat olduğundan, bu gibi VEZİR VE SAİR MÜSLÜMAN MEMURLAR'ın Devlet idaresinde oynadığı rolleri pek çok izam etmişler, İlhanlılar zamanında memleketi bilfiil ancak bu vezirler idare etmiş gibi göstermişlerdir. Halbuki bunlar. moğol Ulusbeği'(Ulug Noyan)larının ve divan beylerinin hizmetinde bulunan azalar ve bitikçiler (Farsça nuvisendegan) den ibaret idiler. Türk ahalisinin işi Türk emirlerin eline verildiği halde «Tacik ra'iye» lerin işi de Tacik vezirlere havale edildiği mehazlarımızda vazıhen anlatılmıştır.

Anadolu'ya gelince, bu nevi vezir ve müstevfilerden 1277 yılından sonra tayin olunanlarından bazıları, daha önceki vezir ve müstevfi'lerin neslinden gelmişlerdir. Muineddin Pervane'nin oğlu Muhammed Pervane ve Taceddin Mu'taz'ın oğlu Mücireddin Muhammed Emirşah (vefatı 1300), o cümledendir. Bunlardan Mücireddin Muhammed, Rum inçü'lerine nezaret etmiş ve ihtimal bu yüzden olacak ki, Moğollar zamanında muteber olmuş; Selçuklu Sultanı namma olduğu gibi, İlhan'ın da «naib ve emir» unvanmı taşımıştır. Bunun büyük babası olan Mücireddin Tahir bn Ömer al-Khorezmi, Horezmşahların veziri idi. Rum'a gelerek Selçukluların hizmetine intisap etti. Bunun oğlu olan Taceddin Mu'taz da Moğolların hizmetine alınmış olup, Uygur Türklük Bahşı ile birlikte Rum Selçukluları ülkesinde Moğolların mali işlerini idare etti. Diğer bir vezir de, Kazvinli Fahreddin Müstevfi idi. Daha önceleri de, Bağdad'da Ülke emiri olan Emir Arık'ın veziri, yani serkatibi idi.

Vezirlerden biri de Moğolların Tebrizli memurlarından Ahmed Lakuşi olup, bunun babası olan Tebrizli Osman da, Anadolu'da Moğolların hizmetinde bulunan Osman Tebrizi olsa gerektir, Emir İrencin zamanında -Abaka Han'ın büyük veziri olan Şemseddin Muhammed Cüveyni'nin kardeşi oğlu Şerefeddin Müsafir ile büyük vezir Reşideddin Tabib'in oğlu Hoca Celal ve nihayet Saveli Sahib Alaeddin, Rum eyaletinde vezirlik etmişlerdir.

Bu vezirlerden başka, mali işlerle meşgul olan müstevfi'lerden Şerefeddin Tebrizi ve Abdurrahman Tebrizi tanınmışlardır. Tezelden servet toplamak hevesiyle iş gören bu nevi zevatın maiyetinin çoğu, Horasanlı oluyordu.

Moğol emirlerinin hakimiyeti devrinde yani 1277-1335 yılları arasında SELÇUKLU SULTANLAR'ın rolü, ancak şahsi meziyetleri, yahut İlhanlılar sarayına uzak ve yakın sıhri münasebetleri, akrabalıkları ile belirmekte idi. Bunların isimleri hutbelerde okunmuş ve sikkeler üzerine yazılmış ise de, devlet idaresindeki rolleri, evkaf ve cizye gibi varidatla bilhassa dini müesseselere nezaret etmekten ibaret kalmıştır. Bütün askerlerle sivil idarenin dizginleri, tamamiyle moğol emirlerinin ve onların vezirlerinin elinde idi. İzzeddin Keykavus II. 1257 de Bizans'a ve oradan da Altun-orda'ya kaçtıktan sonra, tek başına saltanat süren Rükneddin Kılıç Arslan (1257-1263) çağında saltanatın salahiyeti, yukarıda da anlattığım gibi, geniş ise de halefi Giyaseddin Keyhüsrev. (1263 - 1282) ancak altı yaşında sultan ilan edildiğinden, bütün salahiyeti, moğollara yakınlık gösteren pervanelik veziri Muineddin'in eline geçti. Bu vaziyet, ahali nazarında sultanın itibarını düşürdü. Ögeday Kaanın zamanında Pekin'den büyük vazife ile Bayan Noyan isminde büyük bir bey Tebriz'e gelmiş ve Anadolu'da vazife görmüştür. Zannedersem bu zat Müslüman olmuş, sonra Çin'e gitmiş ve Kubilay Kaan'ın büyük kumandanlarından birisi sıfatıyla büyük işler yapmıştır. Selçuklulardan Rükneddin Kılıçarslan IV., 1256 da Kaan'ın huzuruna, Karakurum'a gitmiş. Onun 28 Kasım tarihi ile İzzeddin Keykavus'a yazdığı mektubunda Kaan'ın hizmetinde bulunduğunu ve Hoten yoluyla Qmrsi ve Srgıt'a gittiğini zikretmiştir. Yani bizzat Kaan'ın maiyeti ne intisab ederek oralara kadar gitmiştir. Binadaki Qmrs. Qtnsmi, Sıgıt Sırgur, Sarıoğur'dur. Yani Güneydoğu Moğolis an'daki Qatunsını ve Kukenor tarafındaki Sarıoğur demektir. Sarı Oğurlar arasında İslamiyetin yayılmasında Rükneddin Kılıçarslan'ın tesiri olmuştur. İzzeddin Keykavus II. nin oğlu Giyaseddin Mes'ud II. (1281-1298, 1300-1307) ve yeğeni Alaeddin Keykubad III. (1298-1300) sultanlardan birincisi, Altunorda moğol hanının kızından doğmuş ve Moğollar arasında terbiye görerek yetişmiş idi. Alaeddin ise, İlhanlıların bir prensesi ile evli olduğundan, bir «küregen» yani Çengizlilerin damadı idi ve bütün nüfuzunu ancak buna borçlu idi; kendisi, ahlak ve fazilet itibariyle de bir hiçti. Bunu bilhassa AKSARAYİ tebarüz ettirmiştir.

Bu son iki sultanın saltanatı, dini müessese üzerindeki kitabelerde, mesela (sultan Giyaseddin Mes'ud bn Keykavus) Ankara'da Ahi-Şerefeddin camiindeki 689 senesine ait yazıda; «Sultan Alaeddin Keykubad Salis bn Feramuz» ismi de Kızılbey camiinde tebarüz ettirilmiştir. Bundan başka, her iki Sultan adına yazılmış bazı dini eserler ile şairlerin birtakım medhiye ve kasideleri de vardır. İlhanlılar her iki sultana «Erzurum'dan Antalya'ya ve Sivas'tan Diyarbekir'e kadar uzanan ülkelerin sultanı» diye ferman vermiş ise de, onların ahali nazarındaki itibarı bununla da yükselmiş değildir. Keyhatu Han, Sultan Mes'ud'un itibarını yükseltmek için elindeki Tacik askerlerin yanma moğol generallerinin idaresindeki askerleri vererek kuvvet ve satvetini arttırmış ise de, Uc Türkmenleri bu sultanı bir türlü sevememiş olduğunu yukarıda zikrettik. Gazan Han da, III. Alaeddin Keykubad'ı büyük iltifatlarına mazhar ederek sultan etmiş ise de bununla ahali nazarında nüfuzu artmamıştır. Esasen bunun sultanlığa nasp ve tayinleri keyfiyeti hakkında AKSARAYi, bunun han tarafmdan yapılmış olduğunu ve hatta moğol emir-i leşkeri ve valii umumisini bunun maiyeti gibi gösterdiği halde, REŞİDEDDİN, Sultan Alaeddin II.'nin ancak Anadolu'daki moğol emirleri tarafından sultan nasp ve ilan edildiğini kaydetmiştir. Celaleddin Rumi'nin oğlu SULTAN VELED, Sultan Mes'ud'a hitaben yazdığı manzum bir yazısında, bazı isteklerde bulunmakta ve «bunu yapmakta teahhür etmeyin, esasen Samagar (Noyan), altamgalı bir yarlığla bu meseleyi lehime hal etmiştir» diyerek, sultanın bu isteği is'af etmesinin bir tali mesele olduğunu kendisine bildirmektedir.

Gazan Han, Sultan Mes'ud'un oğlu Gazi Çelebi'ye babası öldükten sonra eyalet olarak Simre - Kastamonu, Samsun - İznik ve Karası'ya kadar uzanan yerlerin, yani Bizans hudud mıntıkalarının ve hatta Bizans elinde olan İznik sultanlığını bile vermişse de, Osmanlı tarihlerine ait rivayetlerde bunun adı geçmez. Demek ki, Eskişehir - İznik ve Karası taraflarındaki Uc beyleri böyle bir sultanın nüfuzu altında bulunmamış ve Gazi Çelebi, Moğolların Kastamonu hakimi olan Candarlı Süleyman Paşa'ya tabi olarak Sinop ve Samsunda gaza ile meşgul olup, sonunda orada ölmüştür, Selçuklulardan «Kılıç Arslan Selçuki» isminde birisi Kayseride bir mansab kazanmak için, Ertene-oğullarından sonuncu olan Mehmed Çelebi'nin damadı olmuştu; fakat Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin, onu kolayca ortadan kaldırabildi, bu yüzden de hiçbir kimse bu kadıya ali Selçuku sen ortadan kaldırdın diye tevbihte bulunmamıştır. Böylece Selçuk eceli tabiisiyle ölmüştü ve kimse de onları artık aramamıştır.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İlhanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir