Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şemseddin Muhammed B. Muhammed Cüveyni (?-1284)

Burada İlhanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Şemseddin Muhammed B. Muhammed Cüveyni (?-1284)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:34

ŞEMSEDDİN MUHAMMED B. MUHAMMED CÜVEYNİ (?-1284)

Alaeddin Ata Melik B. Muhammed Cüveyni'nin kardeşi olup, yalnız büyük bir idare ve siyaset adamı değil, Arap ve Acem dillerinde kudretli bir münşi ve şair ve ayrıca ilim ve sanat hamisi sıfatları ile de, İlhanlılar devrinde bütün yakın şarkta geniş bir şöhret kazanmıştır. 661 (1262/1263)'de Hulagu tarafından imparatorluğun en yüksek mevkii olan sahib-i divanlığa tayin edilerek, 1284'te İlhan Ahmed Teküder'in ölümüne kadar, üç hükümdar zamanında bu mevkii fasılasız muhafaza etti. Yaşça kardeşinden büyük veya küçük olduğu hakkında sarih bir şey bilinmemekle beraber, oğulları Bahaeddin ve Harun'un daha kendi hayatında, mühim idare mevkilerine geçecek yaşta oldukları göz önüne alınınca, Şemseddin'in daha yaşlı olduğu tahmin edilebilir.

661 (1262/1263)'de sahib-i divanlığa tayin edilinceye kadar neler yaptığına ve ne gibi idare hizmetlerinde bulunduğuna dair hemen hiçbir şey bilinmiyor. Hulagu'nun halefi Abaka zamanında vazifesinde bırakılan ve nüfuz ve kudreti büsbütün artan Şemseddin, 667 (1208)'de o sırada çok karışık bir hal almış olan Anadolu işlerini yoluna koymak için, hükümdar tarafından büyük salahiyetler ile ve maiyetine mühim bir askeri kuvvet verilerek, buraya gönderildi. Karaman-oğlu Mehmed Bey'in çıkarmış olduğu geniş isyan hareketini, Selçuklu kuvvetleri ile birlikte te'dip ve merkezi idaresin salihiyetini ekseriyetle tanımayan ve memleketlerinin itaatini temin ettikten sonra, memleketin mali idaresini ve vergi işlerini oldukça yoluna koydu ve Selçukluların İlhanlı hazinesine olan eski borçlarım tasfiye etti ve oğlu Şerefeddin Harun'u, Anadolu işlerinin idare ve murakabesi için kendi yerine naib, yani vekil, bırakarak, vazifesine döndü (İbn Bibi, el-Evamirü'l-Ala'iye fi'l-umuri'l-Ala'iye, Ayasofya yazmaları, nr. 2985, s. 701723; bu eserin Houtsma tarafından neşredilen muhtasarı, s. 329-332). Merkezi İsfahan olmak özere, Irak-ı Acem ve Yazd memleketlerini Moğolların idari teşkilatına göre tümen- idare eden oğlu Bahaeddin Muhammed'in daha 30 yaşına gelmeden ölüvermesi (Şaban 678/1297), Şemseddin için ilk felaket oldu. Gerçi bundan evvel düşmanları tarafından gerek doğrudan doğruya kendisine, gerek kardeşi Alaeddin [b. bk.]'e karşı yapılan bazı iftiralar ve tezvirler onu üzmemiş değildi; fakat nüfuzu az çok sarsılmakla beraber, mevkiini tutmağa muvaffak olmuştu. Lakin düşmanları, sahib-i divanın ilk fırsatta kendilerinden intikam alacağını bildikleri için, teşebbüslerinde ısrarla devam ediyorlardı. Bunların en korkulusu olan ve şehzade Argun b. Abaka'nın himayesi altına sığınan Mecidülmülk Yezdi'nin Cuveyni ailesini mahvetmek için yaptığı teşebbüslerden Alaeddin Ata Melik B. Muhammed Cüveyni makalesinde bahsettiğimiz için, burada yeniden izahata girişecek değiliz. Şemseddin, ince zekası ve Ulcay Hatun'un şefaati sayesinde bu büyük fırtınayı atlatmıştı. Lakin 679 (1280) baharında Mecidülmülk'ün musrif-i memalik yani devletin bütün işlerini teftiş vazifesine tayini ve sahib-i divana ait bütün salahiyetlere onun da teşriki hakkındaki yarlıg (ferman), Şemseddin'in nüfuzunu tamamiyle kırdı. Bu yarlıg hükmüne göre, Mecidülmülk tarafından tayin edilecek memurlar (yani onun naipleri, vekilleri) memleketin her tarafında, Şemseddin tarafından tayin edilmiş idare ve maliye memurlarının işlerini murakabe salahiyetine malik olacaklardı ve İlhanlı divanından -yani merkezi idareden- çıkan emirnamelerde yalnız Şemseddin'in değil, Mecidülmülk'ün mührü de bulunacaktı.

Eski vezirine karşı itimadını kaybetmiş olan Abaka, her vesile ile Mecidülmülk'e teveccüh ve itimadını gösteriyor, Şemseddin ise, ağır ve haysiyet kırıcı muamelelere maruz kalıyordu. Bunu gören herkes, hatta doğrudan doğruya kendi yetiştirmesi olan adamlar bile Şemseddin'den yüz çevirmekte idiler. Sahib-i divan, mevkiini ve unvanını şeklen de olsa muhafaza ile kanaat etmekte idi. 1282'de evvelce İslam dinini kabul etmiş olan- Ahmed'in tahta çıkışı, Şemseddin'in ve Cuveyni ailesinin mevkiini birdenbire çok kuvvetlendirdi. Şemseddin şimdi Abaka devrindeki en parlak zamanlarından daha büyük bir nüfuz kazanmıştı, Mecidülmülk'ün azil ve idamı (Reşidüddin'e göre 8, Hamdullah Mustavfi'ye göre 20 Cemaziyelewel/26 Ağustos 1282) bunu açıkça gösteriyordu. Bütün Cuveyni ailesi, bu devirde tekrar parladılar. Lakin, Ahmed'in saltanatı ile beraber, bu ikbal devresi de sona erdi. Ahmed'in İslamiyetçi siyasetine karşı Moğol an'anelerini muhafazaya çalışan şehzade Argun'un isyan hareketi iptida mağlubiyetle neticelendiği halde, büyük emir Buka'nın tertip ettiği muvaffakiyetli bir plan sayesinde, Argun, hapisten kurtularak, tahta çıktı. Ahmed'in Argun'a karşı mücadelesinde büyük yararlıklar göstermiş olan Şemseddin, vaziyetin birdenbire tersine dönmesi üzerine, İsfahan'a kaçmıştı. Kendisinin eski düşmanı Argun'un tahta çıkması, şüphesiz, büyük bir felaketti. Bundan kurtulabilmek için bir aralık Hindistan'a gitmeyi düşündü; lakin bu teşebbüsünde muvaffak olsa bile bütün ailesini ilhanın intikamına maruz bırakmış olacaktı. Bunun üzerine, doğrudan doğruya hükümdarın merhametine sığınmaya karar verdi. Esasen Argun da, Şemseddin'i yanına getirtmek için, adamlar göndermişti. Onlar ile beraber 10 Recep 683 (1284)'te ordugaha muvasalat eden eski vezir, emir Buka'ya misafir oldu ve iptida çok iyi bir muamele gördü; hatta eski vazifesine tekrar tayin edileceği bile vadedildi. Şemseddin, o aralık devletin en nüfuzlu adamı olan Buka'nın maiyetinde bir yardımcı gibi çalışarak, hayatını ve ailesini kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Lakin gerek bu Moğol emiri, gerek onun maiyetindekiler, bu büyük devlet adamının tekrar eski nüfuzunu kazanacağından korktular ve onu "Abaka'yı zehirlemek ve devlet mallarını çalmak" suçları ile itham ettiler. Şemseddin zehirlemek isnadını şiddetle red etti. Nihayet, 20 milyon dinar ödemek suretiyle, hayatını kurtarması teklif edildi. Servetinin en büyük kısmını arazi ve emlake yatırmış olan Şemseddin, verilmiş olan mühlet zarfında 400.000 dinardan fazla para tedarik edemedi. Bunun üzerine, kendisine karsı eskiden beri şiddetli bir kin besleyen Argun'un emri ile çok feci bir şekilde öldürüldü (4 Şaban Pazartesi 683/16 teşrin I. 1284). Bu facia Azerbaycan'da Ahr (veya Ahar) kasabası civarında olmuştur (Barlhold, E/'deki makalesinde, herhalde d'Ohsson'a uyarak, bu ismi Abhar olarak gösterirse de yanlıştır; Vassaf'ta ve Hamdullah Mustavfi'deki manzum ölüm tarihlerinde bu isim katiyetle tespit edilmiştir. Bu kasaba hakkında bk. Nüzhetü'l-kulub, CMS, XXIII, I, 83). Bu hadise hakkında Vassaf, Ebü'l-Ferec ve Reşidüddin uzun tafsilat vermektedirler. Çocuklarına nasihatnamesini ve bazı dostlarına veda mektuplarını yazdıktan sonra, tam bir tevekkül ve metanetle akıbetine katlanan Şemseddin'in düşmanları, şimdi izah edeceğimiz gibi, bütün Cüveyni ailesini ortadan kaldırmak suretiyle tam ve korkunç bir intikam almışlardır.

Şemseddin'in çocukları hakkında oldukça malumatımız vardır:

Galiba büyük oğlu olup, 678'de ölen Bahaeddin Muhammed'in İsfahan'daki hükümeti esnasında, çok şiddetli bir idare kurarak, en ufak vesileler ile en büyük cezalar vermekten çekinmediğini, sert ve haşin mizaçlı olup, babasının nasihatlerine rağmen, çok adam öldürdüğünü, muasır kaynaklardan öğreniyoruz. Mamafih bu sayede, eskiden beri hırsızları ve haydutları ile meşhur olan bu büyük şehirde öyle bir asayiş ve emniyet teessüs etmişti ki, rivayete göre, dükkanları geceleyin açık ve bekçisiz bırakmak kabil oluyordu (Vassaf, Tarih, Bombay, taş basması. I, 60-66). D'Ohsson (Histoire des Mongols, IV, 11 v.dd.), Bahaeddin'e ait olarak, Vassaf tarafından verilen malumatı, garip bir yanlışlıkla, kardeşi Harun'a isnat etmektedir. Bahaeddin'in oğlu Ali'nin 688 (1289)'de Kaşan'da katledilip medfeninin bir ziyaret yeri olduğunu ve bu hadiseden korkan kardeşi Mahmud'un da hafakan illetine tutularak, Keyhatu devri (1291-1295) sonlarında öldüğünü Reşidüddin bildiriyor.

Galiba ikinci oğlu olan Şerafeddin Harun'a gelince, ilme, şiire ve musikiye karşı derin bir alaka besleyen, ilim ve irfanı ile olduğu kadar, fikir ve sanat adamlarına karşı gösterdiği lutufları ve iyi ahlakı ile de temeyyüz eden bu genç, Şemseddin'in çocukları arasında en mümtazı ve devrinde en çok sevilenidir. 667 (1268 )'den sonra Anadolu'da babasının naipliği vazifesinde bulunmuş, amcasının ölümünden sonra da Bağdad ve Irak-ı Arap idaresi ona verilmişti. 670 (1271)'te Bağdad'da son halife el-Musta'sım'ın torunu Rabia Hatun'u almıştır ki, nikah mukavelesi İbn el-Fuvati'de ayniyle mevcuttur. 671 (1272)'de Nizamiye medresesinde, amcasının ve bütün Bağdad alimlerinin huzurunda ders verdiğini yine aynı kaynaktan öğreniyoruz. Babasının katlinden sonra, Bağdad'da emir Buka'nın kardeşi Aruk'un naibi sıfatı ile bir müddet daha hizmette bulunmuşsa da, düşmanlarının teşviki ile azl ve hapsedilerek Cemaziyelahir 685 (1286)'te katlolunmuştur. El-Menhel el-safi'de karısı ile kendisinin aynı günde öldükleri ve birbirlerinin ölümünden haber almadıkları zikredilmekte ise de, İbn el-Fuvati yedi gün fark ile öldüklerini söyler ki, daha doğrudur. Onun el-Me'mun Abdullah, el-Emin Ahmed ve Zübeyde adlı üç çocuğu olduğu biliniyorsa da bunların akıbetleri malum değildir.

Şemseddin'in katlinden sonra, Yahya, Ferecullah, Mesud ve Atabeg adlı diğer dört küçük oğlunun da Tebriz'de idam edildiklerini ve bunun Harun'un katlinden evvel olduğunu Vassaf yazmaktadır. Lakin İbn el-Fuvati, Masud ve Ferecullah'ın 689 (1290)'da Tebriz'de öldürüldüklerini tasrih eylemekte ve diğer iki çocuktan hiç bahsetmeyerek, yalnız o sırada Rum'da, yani Anadolu'da, bulunan Nevruz adlı diğer bir çocuğunun, oraya elçiler gönderilerek, katledildiğini ilave eylemektedir. Vassaf ve Reşidüddin'de adı geçmeyen Nevruz'un, sultan Ahmed'in cülusundan bir müddet sonra -Anadolu idaresi Selçuklu sultanları ile müştereken doğrudan doğruya kendi idaresine verilen- babasının naibi sıfatı ile Rum emaretine gönderildiğini Aksarayi kaydediyor (Müsameretii'l-Ahbar ve Müsayeretü'l-Ahyar, nşr. Osman Turan, Ankara, 1944, s. 140) ki, bu kayıt İbn el-Fuvati'nin ifadesini teyit etmektedir. Babasının katlinden sonra tabiatiyle vazifesini kaybetmiş olan Nevruz'un, 869'a kadar Anadolu'nun herhangi bir köşesinde kendisini unutturmaya çalıştığı tahmin olunabilir. Reşidüddin (I, 143), sahib-i divanın Zekeriya adlı diğer bir oğlunun Abhaz'da bulunması dolayısiyle canını kurtardığını yazmaktadır. Şemseddin'in bir de kızı vardır ki onu son zamanlarda, 688 (1289)'de katledilen Lur atabeği Yusuf Şah'a vermişti. 692(1292)'de Cuveyni ailesinin Tebriz civarında Çarandal'daki kabirlerini ziyaret eden Vassaf, burada iki kardeşi ile çocuklarından yedisinin (Alaeddin'in 1, Şemseddin'in 6 oğlu) kabirleri bulunduğunu ve isimlerinin mezar taşlarında yazılı olduğunu söyleyerek, bu muhteşem ailenin feci akıbeti hakkında söylenmiş Arapça bir mersiyeden bazı parçalar naklediyor.

661-683 (1262-1284) yılları arasında İlhanlılar imparatorluğunun en yüksek idare mevkiinde bulunan Şemseddin, bilhassa Abaka devrinde, son yılları müstesna olarak, çok büyük bir nüfuz kazanmış ve hükümdardan sonra devletin en kudretli şahsiyeti haline gelmişti. Yalnız kardeşi değil, henüz çocukluk yaşında bulunan oğulları bile en büyük vazifelerde bulunuyorlar, adeta birer küçük hükümdar hayatı sürüyorlardı. Hükümdar ailesine mensup prensler ve askeri kuvvetlerin başında bulunan büyük Moğol emirleri bile onunla ölçüşebilecek bir nüfuza malik değillerdi. Memleketin her tarafına tayin etmiş olduğu memurları vasıtası ile idare ve maliye işlerini tamamiyle kendi elinde toplayan Şemseddin'in, imparatorluğun dış siyasetine ait meselelerde Abaka üzerinde ne dereceye kadar tesir icra ettiğini bilmek müşküldür. Abaka'nın, Altın-Ordu ile müttefik bulunan Mısır ve Suriye Memluk İmparatorluğuna karşı garp Hristiyan alemini harekete getirmek hususundaki siyasetine, koyu bir Müslüman olan Şemseddin'in samimiyetle taraftar olabilmesi, kolay kolay kabul edilemez. Fakat Ahmed Teküder zamanında Memluk-İlhanlı münasebetlerini düzeltmek hususunda sarf edilen gayretlerde onun da mühim rolü olduğu muhakkaktır. Dahili idareye gelince, yerli ahalisinin en büyük kısmı Müslümanlardan mürekkep olan İlhanlı memleketlerini Şemseddin çok büyük bir zeka ve dirayetle idare etmiş, Budhist veya Samani Moğol emirlerinin ve askeri kıt'alarının zulüm ve husumetlerini kabil olduğu kadar tadile çalışmış, Hristiyan ve Yahudilerin Moğollar ile beraber Müslümanlar aleyhine çevirmek istedikleri entrikalara mani olmuş, Müslüman unsurların menfaatlerini daima korumuş ve böylece onları Moğol idaresine ısındırmaya çalışmıştır. Onun yıllarca süren vezirliği zamanında, İlhanlı memleketlerinde nizam ve emniyet kurulmuş, iktisadi vaziyet düzelmiş, halkın refah seviyesi, ilk istila devirlerine nispetle, oldukça yükselmişti Onun katlinden sonra imparatorluğun idari ve mali işlerinde yüz gösteren bozukluklar, bu büyük idare adamının yokluğunu çabucak hissettirmişti.

Takip ettikleri Müslümanlık siyaseti ve kurdukları hayır müesseseleri sayesinde, halkın büyük bir ekseriyeti tarafından sevilen Cuveyni ailesi ve Şemseddin, adeta hükümdarlar gibi, haşmetli ve debdebeli bir hayat sürüyorlardı. Bilhassa Şemseddin'in, uzun memuriyet yılları esnasında çok büyük bir servet sahibi olduğunu ve bunu en ziyade, arazi ve emlak gibi, irad getirecek yerlere yatırdığını biliyoruz. Keyhatu devrindeki mali kayıtlara göre (693 yılına ait), ondan zaptedilerek hükümdarın hassa emlakine (incü) ilave olunan arazi ve emlakin yılık varidatı 360 tümen yani günde 10.000 dinar tutuyordu (Vassaf'a göre; Reşidüddin, bunun günde 1.000 dinar olduğunu söylüyor). Şemseddin'e düşman bir aileye mensup olmakla beraber, Hamdullah Kazvini, günde bin tümen irad getiren bu muazzam servetin sırf "hüsn-i tedbir ile" toplandığını ve onun memlekette faydalı hizmetler gördüğünü itiraf ediyor (Tarih-i güzide, GMS, XIV, I, s. 584). Mamafih bu kadar ikbal ve servetin, etrafta hırs ve haset dalgalan uyandıracağı ve bu aileye bir çok düşmanlar peyda edeceği pek tabii idi. Bütün bunlara rağmen, Şemseddin'in mevki ve nüfuzunu o kadar uzun müddet devam ettirebilmesi, ince zekasının en açık bir delilidir.

Tıpkı kardeşi gibi alimleri, şairleri, sanatkarları ve sufileri himaye eden Şemseddin ve çocukları namına birtakım mühim eserler yazılmış, muasır Arap ve Acem şairleri tarafından onlara birçok kasideler söylenmiştir. Bu eserler arasında Nasır-i Tusi [b. bk.J'nin Evsafu'l-eşraf (Şemseddin namına)'ı ile Kitab-ı tercüme-i nümune-i Batlamyus (Bahaeddin Muhammed namına)'unu (Paris, Milli kütüp., yazma). Safiyüddin Abdülmü'min Urmevi [b. bk.j'nin musikiye ait meşhur Risale-i şerefiye (Harun namına)'sini, şair Humam-i Tebrizi'nin Sohbet-name (Harun namına) adlı mesnevisini, İbn el-Saykal el-Cezeri'nin Makama-i zeynebiye'sini (meydanda olmayan bu eserden yalnız Zehabi bahseder), Şia mezhebinin müdafaasına ait, Kamil-i Baha'i (Bahaüddin namına; W. İvanow, Concise deseriptive Catalogue of the Persian mss. in the Collection oftheAsiatic Society of Bengal, Calcutta, 1924, nr. 1102) adlı bir eseri zikredebiliriz. Kadı Nizameddin İsfahani'nin Şeref el-ayvan al-bayan adlı eseri (Paris, Milli kütüp., yazm.), müellifin Şemseddin ve Alaeddin ile babaları Bahaeddin Muhammed namına yazılmış kasideleri ve onların bazı eserlerini ihtiva eder. Sa'di Şirazi [b. bk.J'nin Alaeddin ve bilhassa Şemseddin namına olan eserleri ve onlar ile münasebeti maruftur. Humam Tebrizi, Bedreddin Cacarmi, Pur-i Baha' Cami ve daha birtakım Acem ve Arap şairleri, Şemseddin ve çocukları hakkında medhiyeler tanzim etmişlerdir ki, Vassaf, İbn el-Fuvati, İbn Bibi gibi o devre ait tarihi kaynaklarda bunlardan bazılarına tesadüf olunur.

Şemseddin'in çok kuvvetli bir edebi kültüre sahip olduğu ve bilhassa Arap dil ve edebiyatını kardeşinden daha iyi bildiği, gerek muasırlarının ifadelerinden ve gerek zamanımıza kadar gelmiş Arapça ve Farsça manzum ve mensur eserlerinden anlaşılıyor. Umumiyetle Cuveyni ailesine çok hayran olan Vassaf, (onun emsalsiz bir katip ve kudretli bir şair olduğuna ve Alaeddin Cuveyni'nin onun münşeatını daima lezzetle okuduğunu anlatarak, Anadolu'ya giderken, yolda irticalen söylediği Arapça bir manzumeyi kaydediyor. Mamafih, yine aynı müellifin ifadesine göre, Bağdad'daki bazı Arap edipleri ve o arada meşhur musikişinas Safiyüddin Abdülmü'min Urmevi, sahib-i divanın Arapça şiirlerinin, pek güzel olmakla beraber, bazı bazı "acemiyet" yani yabancılık sezildiğini iddia etmişlerdir (I, 56-59). Şemseddin'in bütün idari ve siyasi meşguliyetleri arasında, ilim ve sanat meseleleri ile daima alakalandığını, meclisinde daima alimler ve şairler bulundurduğunu ve başka memleketlerdeki büyük fikir ve san at adamları ile de mektuplaştığını biliyoruz. Bir gün meclisindeki bazı sanat meraklıları ile beraber, müşterek bir manzume yazarak, "Sa'di ve İmami-i Haravi ile kendisinin şiirlerinden hangisinin daha makbul olduğunu" meşhur şair Mecd-i Hamgar'den istifsar etmişti (Devletşah, Tezkire, nşr. Browne, s. 166 v.d.). Onun ve umumiyetle Cuveyni ailesinin hayranlarından olan İbn Bibi, bazı Arapça şiirleri ile, Gürcistan fütuhatı münasebetiyle yazmış olduğu Farsça mensur el-Burz fetihnamesi'ni eserine dercetmiş olduğu gibi, onunla Anadolu Selçuklularının büyük devlet adamı Şemseddin İsfahani'nin daima mektuplaştıklarını, birbirleri ile müşaarede bulunduklarını bildiriyor (mufassal nüshada). Muhtelif kaynaklarda Arapça ve Farsça şiirlerine tesadüf edilen Şemseddin'in üç mektubu son yıllarda Tahran'da çıkan Armağan mecmuasında neşredilmiştir (V, 284; XIII, 379). Münşeat'ından bazı parçalara birtakım mecmualarda rastlanır (msl. İstanbul, Üniversite kütüp., Fars. yazm, nr. 552; Mukrimin Halil Yinanç, hususi kütüp.). XIII.-XIV. asırlara ait birtakım yazma mecmualarda onun daha başka şiirlerine de tesadüf edilmektedir (Mirza Muhammed Kazvini, Bist makala, Tahran, 1313, II, 154; Bedreddin Cacarmi'nin oğlu Muhammed tarafından tertip edilmiş Munisi'l-ahrar adlı mühim mecmuada).

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İlhanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir