Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Döneminde Anadolu'da Teşekkül Eden Destanlar

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Döneminde Anadolu'da Teşekkül Eden Destanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:01

OSMANLI DÖNEMİNDE ANADOLU'DA TEŞEKKÜL EDEN DESTANLAR

Bütün insanlık alemine baktığımız zaman cemiyetlerin, fert olarak insanın geçirdiği evrelerden geçtiğini, her evrede de insanoğlunun hayata bakış tarzının topluma aynen yansıdığını görmekteyiz.

İnsanlık ise tarih çizgisinin altında kalan bilemediğimiz karanlık dönemlerden sonra çevresinde olup biteni manalandırmış, eşya ve olaylara kendi muhayyilesi nisbetinde anlam vermiş hatta onunla bütünleşmiştir. Bu dönem mitik dönemdir. İnsanoğlunun yarattığı eserler de mitolojidir. Bu tarihi tabakanın en tipik özelliği budur. İnsanlar tabiatla ve tabiat-üstü güçlerle içiçedir. Birlikte yaşamaktadır. Fert olarak insanın çocukluk dönemine karşılık olan bu dönemden günümüze pek çok değer kalmıştır.

Bu dönemden sonra da epik dönem gelmektedir. İnsanın gençlik, Anadolu tabiriyle, delikanlılık dönemi diyebileceğimiz bu dönemde destanlar yaratılır. Güç her şeye hakimdir. Açık ve geniş mekan toplumun yaşadığı mekandır. Destanlar ancak bu dönemde ortaya çıkabilir, gelişebilir. Bu dönemi geçen cemiyetler destanı yaratamazlar. Bu dönemin iyi anlaşılması, toplum tarafından yani bütün toplum fertlerinin ortak olarak kabul ettiği bir tasavvur, hatta bir iman gereklidir. Eğer bu iman teşekkül etmezse toplum ilk tehlikede dağılır, tutunabilecek, korunabilecek bir dal bir sığmak bulamaz.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE ANADOLU'DA TEŞEKKÜL EDEN DESTANLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 21:01

Bu yüzdendir ki batı medeniyeti rönesansa eski kültürleri tanıyarak başlamıştır. Bizim de yapmamız gereken ilk işin bu ortak tasavvuru, bir bütün olarak ele almaktır. Yani geçmişimizi muntazam bir silsile halinde düşünmek her dönemi bir bütünün parçası olarak algılamaktır. Bu parçalar bir yönüyle diğer parçalarla, bir yönüyle de bütünle bağlıdır. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Anadolu'da muntazam bir silsiledir. O halde bunlardan biri üzerinde konuşurken, inceleme yaparken diğerlerinden kopuk olarak düşünülemez.

Tekrar konumuza dönecek olursak bu alp tipi dönemi yani epik dönem yerleşik medeniyete geçtikçe, özellikle de İslami tesir ile alp-eren, başka bir deyişle "gazi" tipini ortaya çıkardı. Bu da epico-mystique diyebileceğimiz bir tabakadır. Toplumun yoğun bir sıkıntı yaşadığı dönemde bu mistik duyguların arttığı malumdur. Anadolu sahasında da Türklerin XV. yüzyıla gelinceye kadar yaşadığı tabaka bu tabakadır.

Başta Oğuz Destanı olmak üzere Anadolu sahası destanlarında İslami tesir epik dönemin destanlarını İslamize etti. Bu dönemin (XI. - XV. yy) anlayışında, Bizansa ve Haçlılara karşı yapılan savaşların tipleri olan Alp Arslan, Kılıç Arslan, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Sarı Saltık gibi kahramanlar silsilesi gelir ki bunların tamamı epico-mystique tiplerdir. Oğuz Kağan ve Dede Korkut'la aynı silsileden olan destanlar değildir.

XV. yüzyıldan sonra çok daha farklı yeni bir tabaka gelecektir ki tamamen epico-romanesque olan bu dönemde toplum artık yerleşmeye başlamış, gençlik yıllarının sonuna gelmiş bir ferdin dünya görüşünü kazanmıştır. Bu dönemin, yani tam bir Osmanlı döneminin anlatım türü artık epik olmaktan çıkmış, Anadolu'da "Halk Hikayesi" dediğimiz başka bir türe dönüşmüştür. Göründüğü gibi cemiyet mitik dönemde mitolojisi, epik dönemde destansı, epico-mystique dönemde din uğruna yapılan savaşların kahramanlarını anlatan epico-mistik destanları, daha sonra da epico-romanesk türleri ortaya çıkarmıştır. Başta Zeki Velidi Togan olmak üzere Abdülkadir İnan, Fuat Köprülü, Mehmet Kaplan, Pertev Naili-Boratav gibi Türk bilginleri bu tabakalara ve bu tabakaların yarattığı insan tipine şöyle isimler de vermektedirler.

Kronolojik sırayla:

Alp Tipi
Alp-eren (Gazi) Tipi Aşık Tipi Veli Tipi


Bu beşeri gelişme Türkler için de geçerlidir. Aynen diğer milletlerde olduğu gibi Türk boyları da değişik coğrafyalarda değişik zamanlarda olmakla birlikte aynı basamaklardan geçmişlerdir. Ortaya konan eserlerde de şekil olarak başlangıçta serbest bir anlatım (Mitolojide) la inançlar ve tasavvurlar ifade edilmiş, daha sonra toplumun ortaklaşa söyleyebileceği manzum şekil ile destanlar söylenmiş ve daha sonraları ise nesir ve nazım karışık kullanılmıştır.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan XV. yüzyıla gelinceye kadar ki döneme baktığımız zaman, Anadolu topraklarının vatanlaştığı yani tam olarak Türkleştiğini görüfuz. Anadolu da kurulan Türk Devletlerinden ileri olan Anadolu Selçuklukları, 1078'de İznik'i başşehir yaptıklarında Anadolu'nun Türkleşmesi sırasında, fütühatın ne kadar hızlı olduğunu göstermişlerdir. Anadolu'ya gelen göçer evli obalar, bütün maddi ve manevi varlığı ile yerleşmeye başladılar. Kurdukları kışlak, köy, kasaba vb. yerleşim birimlerine de kendi boyları ile ilgili isimler verdiler. Kayı, Bayat, Yazır, Dodurga, Bayındır, Çepni, Kınık gibi yüzlerce isim, ordu-millet ruhunun toponomik göstergesidir. Anadolu'nun fethini sağlayan kahramanların isimleri etrafında teşekkül eden destanlar artık alp tipinin değil gazi tipinin maceralarıdır. Danişmend Gazi, Battal Gazi gibi kahramanların diğer adı Alp-Erenlerdir. Alp ismi de ta Göktürklerden beri Türklerin kullandığı çok önemli bir ünvandır. Alp Arslan ve Gündüz Alp'te olduğu gibi Türk hükümdarlarının ve kahramanlarının ünvanlarıdır. Anadolu'nun Türkleşmesi sırasındaki olaylar normal bir destan mantığı içinde gelişmiş ve destan oluşumundaki sırayı takip etmiştir. Bir taraftan "Gaziyan-ı Rum" yani Anadolu Gazilerinin, bir taraftan da Aliyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum denilen (Aşıkpaşa Tarihi) zümrelerin her biri kendine düşen görevi yerine getirmiş, bunların maceralarından bazıları da destanlaşmıştır. Bu destan metinlerinin ortaya çıktığı, yazıya geçirildiği dönem ise Osmanlı dönemidir.

Destanların oluşumunda, bilindiği gibi, çekirdek olay, yani toplumu derinden sarsacak nitelikte bir tarihi olay meydana gelecek, bu olayın üzerinden yüzyıllar geçecek, olay hem sisler altına gömülecek hem de halkın muhayyilesinde genişleyip zenginleşecek, sanatçılar tarafından epizotlar işlenecek ve sonunda kuvvetli bir şahsiyet çıkacak bu işlenmiş parçaları bütün haline getirecektir.

Artık cemiyet destan dönemini geçmiştir. Bu dönemde meydana gelecek olaylar artık gazavat-name, zafer-name vb. isimlerle anılan yeni bir türdür. Ancak Anadolu'nun Türkleşmesi döneminin olaylarındaki Gazi tipi Osmanlı'nın ilk dönemlerindeki Sultanların ünvanı olacaktır. Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhangazi gibi. Bunun bir anlamı da gaza ruhunun devam ettiğidir. Artık savaşlar fizik gücün yanında etik ve estetik değerleri de birlikte sürüklemektedir. Fethedilen yerlere getirilen adalet, insani değerlerin telkini, İmar ve sanatçıyı kollama gibi epik dönemdeki geri planda kalan değerler, bu yeni gaza ruhunda yerini almıştır. Böylece destanlarda tarih denilince iki ayrı tarihi düşünmek gerekiyor. İlkinde olayların geçtiği tarih, ikincisinde ise destanın yazıya geçirildiği tarih.

Osmanlı dönemi Anadolu sahası destanları için yazıya geçirme dönemi sayılır. Danişmendname dışındaki (Bu destan Selçuklu sultanı İkinci İzzettin Keykavus'un emriyle İbn Ala tarafından halk arasından derlenerek yazılmıştır) ki aynı eser Osmanlı Sultanı Sultan İkinci Murad'ın emriyle XV. yüzyılda Tokat'ta Arif Ali tarafından yeniden yazılmıştır.
Battal-name ise, VIII. asır İslam-Bizans savaşlarının kahramanının maceralarıdır. XII. ve XIII. yüzyıllarda Danişmendliler coğrafyasında nazımla da söylenmiş, ancak yaygın bir şekilde nesirle bilinen bu destan XVIII. yüzyılda Darendeli Bakai tarafından nazma da alınmıştır.
Yine, özellikle Balkanların, Kırım'ın ve Karadeniz sahillerinin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında çok önemli rol oynayan San Saltık'ın maceraları da "Saltukname" adıyla Sultan Cem tarafından Ebu'l-Hayr-ı Rumi'ye derletilerek yazdırılmıştır.

Osmanlı döneminin destanlarının yazıya geçirilmesi konusundaki önemli rolü Dede Korkut'ta da karşımıza çıkar. Dede Korkut'un girişindeki;
"Hazret-i Resul aleyhi' s-selam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler, bir er kopdu, Oğuz'un ol kişi tamam bilicisiydi. Oğuz'un içinde tamam velayeti zahir olmuşdı, ne derse olurdu, gayibden düzlü haber söylerdi, Hak Taala anun gönlüne ilham ederdi.

Korkut Ata ayıtdı:

Ahir zamanda hanlık gerü Kayyıya dege, kimsene ellerinden almaya, ahır zaman olup kıyamet kopunca.
Bu dedüğü Osman neslidür, işek sürülüp gideyürür.
Ve dahi nice buna benzer söz söyledi.
(...)"
İfadesinden de anlaşıldığına göre Dede Korkut Kitabı da bu dönemde yazıya geçirilmiştir.
Görüldüğü gibi Osmanlı dönemi Türk tarihinin toprağa yerleşme dönemini tamamladığı dönemdir. Yerleşik medeniyetin icabı olarak da bazı yeni anlayışların hakim olduğu ve sözlü gelenekteki pek çok metnin yazıldığı ve sözlü geleneğin de yavaş yavaş bozulduğu dönemdir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir