Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Devleti ile Türk Hanlıkları Arasındaki İlişkiler

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Devleti ile Türk Hanlıkları Arasındaki İlişkiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:54

OSMANLI DEVLETİ İLE TÜRK HANLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

1. Osmanlı Devleti - Altın Ordu Kağanlığı (1236 / 1502) İlişkileri


Dünya tarihine damgasını vurmuş olan Cengiz Han güçlü bir Moğol -Türk Kağanlığı kurmuştur. Cengiz Han'ın vefatından sonra, oğlu Ögeday başa geçmiştir. Onun başkanlığında "Batı Seferine" yani Doğu Avrupa istilasına karar verilmiş, bu amaçla özellikle Türklerden oluşan bir ordu toplanmıştır. 1236'da başlayan fütuhatın başında Cengiz Han'ın torunu Batu Han (Cuci oğlu) bulunuyordu. Bu seferin sonucunda Bulgar, Rus, Kuman ve Macar memleketleri ya tamamen ya da kısmen tahrip edilmiştir. Batu Han 1241'den sonra İdil'in aşağı mecrasına dönüp, nehrin sol sahilinde "orda"sının merkezini kurmuştur. Burası sonradan Saray adını almış, önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline gelmiştir. Batu Han'dan kısa bir zaman sonra küçük kardeşi Berke Han (1255-1266)'ın İslamiyeti kabul etmesiyle, o zamana kadar Şaman olan teb'ası Müslüman olmuştur. Altın Ordu Kağanlığı Doğu Avrupa'yı elinde bulun-durduğundan dolayı, Bizansla, Mısır Memlükleri ve Osmanlılarla ilişkilerde bulunduğu gibi, özellikle Litvanya-Lehistan Devleti ile de yakın münasebet kurmuştur. Altın Ordu ile İlhaniler arasında Harezim ve Hazar Denizi'nin güney sahası yüzünden sürekli bir anlaşmazlık ve rekabetin bulunması, Altın Ordu ve Mısır Memlükleri arasında sıkı bir dostluk kurulmasına sebep olduğu gibi, Yıldırım Bayezid (1389-1402) ve Toktamış Han (1376-1391)'ın, her ikisinin de Timur tarafından büyük tehlikeye maruz kalmaları üzerine, Osmanlı Devleti ile Altın Ordu arasında yakın bir dostluk kurulmak istenmiştir. Timur istilası bu iki devlet arasındaki dostluğu pekiştirdiği gibi, II. Murad (1421-1451) ve Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) zamanında da bu dostluk devam etmiştir. Bunun en büyük delili de, Altın Ordu Hanlarından olan, sonra Kazan Hanlığını kuran Uluğ Muhammed'in, II. Murad ve sonraki Hanların Fatih Sultan Mehmed'e göndermiş oldukları bitiklerdir. Altın Ordu Hanları'ndan Canibek'in 1357'de ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları, Timur ile Toktamış arasında 1391 ve 1395'lerdeki savaşlar sonucunda zayıf düşen Altın Ordu Kağanlığı yerine Kırım, Kazan, Sibir, Astırhan ve Nogay hanlıkları kurulmuşlardır. Böylece Altın Ordu Kağanlığı fiilen sona ermiştir.

2. Osmanlı Devleti ve Kazan Hanlığı (1437-1552) İlişkileri

Kazan Hanlığı, Altın Ordu hükümdarlarından Celaleddin b. Toktamış'ın oğlu Uluğ Muhammed Han tarafından İdil veya Kama Bulgarları ülkesinde 1437'de kurulmuştur. Bu Hanlığın sınırları yaklaşık olarak bugünkü Tataristan - Başkurdistan ve Çuvaşistan Cumhuriyetleri ile Vot (Udmurt) ve Mari (Çirmiş) muhtar ülkelerini kapsıyordu. Kazan Hanlığı'nın kuzeyinde Fin kavimlerinin oturduğu ülkeler, güneyinde Astrahan Hanlığı, doğu ve güney-doğusunda Nogay Hanlığı, kuzeydoğusunda Sibir Hanlığı, batısında Moskova Beyliği ve güneybatısında Kırım Hanlığı bulunuyordu.

Kazan Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasında ilk münasebetler mücadeleci ve savaşçı bir yapıya sahip olan Uluğ Muhammed Han zamanında başlamıştır. II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed'e yazmış olduğu mektuplardan Osmanlı Devleti ile sağlam ve devamlı bir münasebet kurmak istediği anlaşılmaktadır.

Kazan Hanlığı Sahip Giray'ın Kazan tahtına çıkmasının ardından, Kırım Hanlığı ve Osmanlılarla daha yakın bir münasebet tesis edilmiştir. Bilhassa Kırım Hanlığı'nın başında bulunan Muhammed Giray'ın Nogaylar tarafından öldürülmesinden (1523) sonra, Sahip Giray Han Ruslara karşı Kazan kuvvetleri ile karşı duramayacağından, elde yazılı bir metin olmamasına rağmen, Osmanlı Elçisi Manguplu İskender'in Rus Knezi'ne, "Kazan'ın bundan böyle bir Osmanlı ülkesi olduğunu söylemesi" Osmanlı Devleti'nin Kazan ile ilgilendiğini akla getirmektedir. Dolayısıyla 1523/24'lerde Kazan Hanlığı Osmanlı Devleti'ne tabi olmasa bile, aralarındaki münasebetler oldukça iyiydi. Ancak Osmanlı Devleti'nin Kazan'a yardım vaadi sözde kaldığından, Ruslar III. İvan devrinde Kazan'a sefer için harekete geçmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu duruma kayıtsız kalması, Kazan Hanlığını yalnız bırakmış ve Hanlık Rusların egemenliği altına girmiştir.

Kazan Hanlığı'nın sükutu hem Rusya hem de Türk illeri tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Rusya'nın İdil nehrini ele geçirmesi Rusya'nın "çok milletli bir devlet" olmasına yol açmıştır. Bu sırada Osmanlı Devleti'nin Güney Kafkasya'da ilerlemekte oluşu Ruslarla Osmanlıları Kuzey ve Güney Kafkasya'da karşı karşıya getirmiştir. Kazan kalesi düşünce (1556), Ruslar İdil nehri boyunca aşağıya inerek Astrahan'ı zaptettiler ve Hazar Denizi'ne ulaştılar. Oka nehrinin İdil'e döküldüğü yerden itibaren 1000 yıl kadar Türk nehri olan "İdil suyu", artık bir Rus nehri olmuştur. Kazan Hanlığı'nın yıkılmasıyla Ruslar bölgede süratle yayılarak, Azak Kalesi çevresine kadar gelmişlerdir. Nogaylar ve Türkistan'dan gelen şikayetler üzerine, Osmanlı Devleti Rus emperyalizminin farkına varmış, Kazan ve Astrahan Hanlıklarını canlandırmaya çalışmışsa da, geç kalındığından olumlu bir sonuca ulaşılamamıştır. Ayrıca 1569 yenilgisi, 1570 Kıbrıs seferi ve 1571 İnebahtı yenilgisi Osmanlı Devletine Kazan ve Astrahan meselelerini unutturmuştur.

3. Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı (1442 , 1812) İlişkileri

Kırım Hanlığı'nın kurucusu Hacı Giray sayılır, onun adını taşıyan ilk para 1442 tarihini taşımaktadır. Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasında ilk münasebetler İstanbul'un Fatih Sultan Mehmed tarafından zaptından sonra olmuştur. Boğazlar vasıtasıyla Karadeniz'e hakim olan Osmanlılar Cenevizlilere karşı Kırım Hanlığı ile ittifak yapmıştır. 1454 yazında Osmanlı - Kırım kuvvetleri Kefe'yi kuşatmışlardır. Kefe'de bulunan Cenevizliler Osmanlı sultanına ve Kırım hanına yıllık vergi vermeyi kabul etmişlerdir.

Hacı Giray, Fatih Sultan Mehmed'in Karadeniz'i Osmanlı hakimiyetine almak istediğini anlayınca Kefe ve Azak şehirlerindeki Ceneviz kolonileri ile anlaşmalar yapmıştır. Ayrıca Menkub Beyi ve Boğdan Voyvodası ile de ittifak kurmaya çalışmıştır. 1466'da Hacı Giray'ın ölümüyle yerine Mengli Giray geçmiştir. O da Hacı Giray gibi, Osmanlılara karşı kendisine müttefik bulmaya çalışmıştır. Bunun üzerine Fatih Yakub Bey idaresindeki Osmanlı donanmasını Kırım sahillerine, gözdağı vermek amacıyla göndermiştir. Ancak asıl Kırım seferi 1475'de yapılmıştır. Bu sırada Kırım'da karışıklıklar başgöstermiş, Osmanlı taraftarı olan Mamak ölmüş, yerine kardeşi Eminek Başbey olarak geçip, Mengli Giray ile mücadeleye girişmiştir. Mengli Giray yenilip, Cenevizlilere sığınınca, Osmanlılar Kırım işlerine müdahale etmek gereğini duymuşlardır. Bu sırada Kefe'yi kuşatan Eminek Osmanlı Devleti'nden yardım istemiştir.

Fatih Sultan Mehmed Otlukbeli Savaşı'nı kazandıktan sonra, Veziriazam Gedik Ahmed Paşa Kumandasında 70.000 asker ve 300 gemiden oluşan bir donanmayı Kırım seferi için görevlendirmiştir. Haziran başında Gedik Ahmed Paşa tarafından Kefe (6 Haziran 1475), ardından Azak (Tana) Kalesi alınmış, sarp bir yerde bulunan Menkub kalesi de kuşatılarak fethedilmiştir. Bu şekilde Karadeniz'deki Ceneviz hakimiyetine son verilmiştir. Cenevizliler tarafından Suğdak'da 3 kardeşi ile birlikte esir tutulan Mengli Giray kurtarılıp, "Osmanlılara sadık kalarak dostuna dost, düşmanına düşman olmak" kaydıyla tahtına iade edilmiştir. Fakat, Altmordu Hanı Seyyid Ahmed Han ile girdiği mücadelede yenilip, Hanlığını kaybettiğinden İstanbul'a gelmiş ve Yedikule'de hapsedilmiştir. Fatih Mengli Giray'ın yerine kardeşi Nur Devlet Han'ı göndermişse de, bir süre sonra Eminek'in isteği üzerine Mengli Giray'ı Kırım'a tekrar göndermiştir (1478). Bu şekilde Mengli Giray İstanbul'dan ilk gönderilen Kırım Hanı olarak tahta çıkmıştır. Artık Kırım tahtı üzerinde Osmanlı hakimi-yeti başlamış, Karadeniz de adeta bir Türk gölü haline gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmed döneminden sonra II. Bayezid (1481 - 1512) zamanında Kırım ile ilişkiler devam etmiştir. Bayezid Eflak'tan aldığı yardımcı kuvvetlerle Boğdan'a girip, Kilya'yı fethederken bir Kırım birliği Besarabya'da Akgerman'ı alıyordu. Böylece Tuna, Dinyester deltalarıyla Batı Karadeniz kıyıları denetim altına alınmış oldu. Kırım Han'ı Osmanlılarla bu ortak sefer sayesinde bölgenin güçlü kuvvetlerinden biri haline gelmiştir. Mengli Giray üçüncü saltanatı (1478-1514) Kırım hanlığını sağlam bir şekilde kurarken, Yavuz Sultan Selim'in kayınpederi olarak, yaptığı askeri yardımla onun Osmanlı tahtına geçmesine yardım etmiştir.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DEVLETİ İLE TÜRK HANLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:54

Moskova Büyük Knezliği, batıda Litvanya-Lehistan, doğuda Altınordu gibi düşmanlarıyla mücadele ederken, Kırım Hanlığı ile müttefik olduğundan, Osmanlı Devleti de Kırım'ı desteklediğinden dolaylı olarak bu dostluktan istifade ediyordu. Ruslar IV. İvan döneminde, Astrahan ve Kazan'ı zapdederek doğuda hakim duruma gelmişler, böylece Osmanlı-Rus münasebetleri düşmanlık ve rekabet sürecine girmiştir.

1514'de Mengli Giray ölünce Kırım Hanlığı ile Moskof Knezliği arasında ittifak kırıldı. Çünkü Kırım - Moskova - İstanbul işbirliğinin mimarı Mengli Giraydı. Yeni Han Mehmed Giray (1514 - 1523) Kazan ve Astrahan'da Moskova'nın Kırım Hanlığına karşı çıktığını görmüştür. O sebeple de Lehistan - Litvanya ile dostluk siyasetine dönmüş, Moskova'ya karşı da savaşa girmiştir. O babası gibi Osmanlı tabiliğine saygı duymadığı, bağımsız hareket ettiği için, Yavuz Sultan Selim (1512-1520) de ondan memnun değildi. Kırım Hanı'nın, Kazan ve Astrahan'a hakim olarak Altın Ordu'yu canlandırmasını, Osmanlı Devleti tasvip etmiyordu. Bu sebeple de 1514-1523 döneminde Osmanlı Hükümeti, bir denge unsuru olarak Moskova ile iyi ilişkilerini sürdürmüş, Rus elçilerini daima iyi karşılamıştır. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) devrinde Osmanlı ve Rus Knezliği arasında karşılıklı elçiler gidip gelmişlerdir. Kanuni Sultan Süleyman Moskof topraklarına saldırmaması için Mehmet Giray'a uyarıda bulunmuştur. Ruslar Mehmed Giray'ı devirip, onun yerine Himmet Giray'ı hanlığa getirmesi için sultanı kışkırtmışlar-dır. Osmanlı Devleti, Moskova ile bir ittifaka girişmemekle birlikte, Moskova'yı desteklemeye devam etmiştir.

Mehmed Giray, 1521'de Belski kumandasındaki bir Rus ordusunu yenip, Moskova önüne kadar gelir fakat, Rusların yıllık haraç vaadi üzerine çekilirler. 1521'de Mehmed Giray, Kazan'a Kırım Hanzadesi Sahip Giray'ı yerleştirir, ertesi yıl da Astrahan'ı zapteder. 1523'de Moskof müttefiki Nogaylar, bir baskınla Mehmed Giray'ı katlederler. Bu sebeple Mehmed Giray'ın kurduğu devlet bir anda çökmüştür. Osmanlı Devleti de Astrahan'a Moskova yanlısı Hüseyin Han'ı yerleştirir. Osmanlı Devleti, Rusların kuzeyde Altın Ordu yerini alacak bir imparatorluk peşinde olduğunu, maalesef 1532'de farkeder, bu tarihten sonra Moskova'ya karşı daima Kırım Hanları'nın yanında yer alan politikalar izlemeye başlamışlar-dır.15 Osmanlı Devleti 1532'de Mengli Giray'ın diğer oğlu Sahip Giray'ı Kırım'a Han olarak göndermiştir.

Rusların Tatar hanları karşısında bütün Doğu-Avrupa'da egemenlik yolunu açan iki faktör bulunmaktadır. ilki ateşli silahlar ikincisi de mahir bir diplomasidir. XV. yüzyılın ikinci yarısında III. İvan zamanında Rusya'da Alman ve İskoç top ve tüfek eksperleri yardımı ile ateşli silahlarla donanmış kuvvetler oluşturmuştur. Türk-Tatar devlet geleneği, han soyundan gelenlere eşit hak tanıdığından kabileler üstün güçte bir han ortaya çıkıncaya kadar rakip hanlar etrafında kıyasıya bir savaşa girişirlerdi. Moskova, Kazan'da, Astrahan'da step Nogayları arasında ve hatta bizzat Kırım'da rakip kabileleri yanında toplayan hanzadelerin birbiriyle savaşmalarını kendi egemenliğini yaymak için ustaca kullanmıştır.

IV. İvan 1547'de "Çar" ünvanını almış, Volga havzasındaki Müslüman Hanlıklarını 1552'de Kazan, 1554-56 Astrahan'ı zabt ve ilhak ederek Kuzey Kafkasya'da Terek ırmağına kadar ilerlemiş ve Rus imparatorluğu'nun temellerini atmıştır. Çar bu bölgede Çerkezler ve Nogaylar arasında müttefikler bulmuştur. Diğer yandan Boğdan voyvodası da artık Moskova'nın himayesini aramaya başlamıştır. 1559'da Rus Kazakları ve Çer-kezler Osmanlı İmparatorluğu'nun en kuzey noktası olan Azak Kalesi'ni ilk kez zaptetmeye teşebbüs etmişlerdir. Doğu Avrupa ile Kafkaslar ve Karadeniz üzerinde Rus çarı üstünlüğünü kabul ettirdiği bir zamanda. Osmanlı Devleti kuzey meselesini ciddiyetle ele almaya başlamıştır.

III. İvan'ın Bizans prensesi Zoe ile evlenmiş olması Moskova'nın üçüncü Roma olduğu teorisinin ortaya atılmasına sebep olmuş, Moskova hükümdarları da "Tanrı tarafından dünyaya egemen olmak için" gönderilmiş oldukları görüşünü benimsemeye başlamışlardır. Bu durum ise Çarlık emperyalizmine zemin hazırlamıştır.

Rusların Astrahan'a yerleşmesinden sonra Türkistan ve Kuzey Kafkasya hacıları hacca gitmek için çok sıkıntı çekiyor veyahud da hiç gidemiyorlardı. Çerkezler, Nogaylar ve Kazan halkından Osmanlı Devleti'ne gelen şikayetler ve kendilerinin sefer açılırsa destekleyeceklerini bildirmeleri üzerine 1563'de Kırım Hanı'na, Astrahan seferi için bir ordu gönderileceği, Don-Volga arasında bir kanal açılacağı bu hususda hazır bulunması yönünde emirler gönderilmiştir. Devlet Giray ise böyle bir seferi kendisinin tertiplemesi gerektiğini, Osmanlı Devleti'nin mühimmat ve yardımcı kuvvet göndermesi gerektiğini savunuyordu. Zira Astrahan Osmanlı Devleti'nin eline geçerse, Kırım'daki durumunun tehlikeye düşeceğinden endişe ediyordu. Bu sebeple olan bitenden Rusları haberdar etmiş. 1563'de Rusya'ya bir sefer düzenlemiş ise de çapuldan ileri gitmemiştir. II. Selim (1566-1574)'den gerekli sefer için izin alan Sokollu Mehmed Paşa, Don-Volga kanalı hazırlıklarını hızlandırmış, ancak genç padişahın gözüne girmek isteyenlerin çevirdikleri entrikalar sebebiyle İstanbul'dan ayrılamamıştır. Projeyi gerçekleştirmek üzere Kefe Beylerbeyisi Kasım Paşa'yı görevlendirdi. Kasım Paşa'nın beceriksizliği Don-Volga Kanalı Projesi'nin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olmuştur. Bu kanal Sovyet Rusya tarafından 1952'de açılacaktır. Bu seferde Osmanlı Devleti'nin başarısız olması, Türkiye'yi sadece İdil boyundan mahrum bırakmamış, bu sefer üzerinden yüz yıl geçmeden, Ruslara 'Ten boyu", Azak Denizi çevreleri, Kafkaslar ve Türkistan'ı ele geçirmesi için müsait şartlar hazırlanmıştır.

Kırım Hanlığı, Mehmed Giray zamanında 1578/79 yıllarında Osmanlıların İran seferine ilk defa asker göndermişlerdir. Hatta Mehmed Giray 1579'da bizzat sefere de katılmıştır. Ancak her ikisinde de perişan olmuşlardır. 1588'de III. Murad (1574-1595), yeniden İran seferine gitmesi için Mehmed Giray Han'a name-i hümayun göndermiştir. Ancak Tatar mirzaları sefere katılmak istemeyince, Han da ısrar etmemiş, bu durum Osmanlı Devleti tarafından ihanet olarak algılanmış ve Rodos'ta rehin tutulan İslam Giray'ın gönderilmesi kararlaştırılmış, Hanlar arasında başlayan iç mücadele hanlığın sarsılmasıyla sonuçlanmıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Viyana kuşatması sırasında Kırım kuvvetleri oldukça önemli bir rol oynamışlardır. Kırım atlıları Avusturya'nın içlerine kadar girerek, bir çok kasaba ve şehri yağma ile ahali arasında dehşet yaratmışlardır. Leh kuvvetlerine karşı istenilen mukavemeti gösteremediği için Murad Giray Han azledilip, yerine Hacı Giray seçilmişse de, Viyana bozgunundan Kırım Hanı'nı sorumlu tutmak yanlıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DEVLETİ İLE TÜRK HANLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:54

1687 ve 1689'da olmak üzere Ruslar iki kez Kırım üzerine sefere çıkmışlardır. Rusların askeri alanda yaptıkları reformun bir sonucu olarak 1696'da Azak kalesini ele geçirmişlerdir. 1688'de Avusturya kuvvetlerinin Balkanlarda ilerleyerek Niş şehrini ele geçirmesiyle, Hristiyan tebaa ayaklanmış, Selim Giray Han (1684-1691) 30.000 kişilik bir orduyla yardıma yetişmiştir. Kırım kuvvetlerinin yardımıyla Osmanlı Devleti önce Niş sonra Belgrad'ı zaptetmişlerdir.

1699 Karlofça müahedesiyle Osmanlı Devleti ilk mağlubiyet anlaşmasını imzalamıştır. 1700'de imzalanan İstanbul anlaşmasıyla, Azak kalesi çevresi Ruslara bırakılmıştır. Bu şekilde Ruslar Kafkasya'yı kuzeyden çevirmişlerdir. Bundan sonra sıra Kuban mıntıkasına gelmiştir. 1711 Prut Savaşı'nda Baltacı Mehmed Paşa'nın Petro'yu yenmesiyle imzalanan anlaşmayla Azak geri alınabilmiştir. Ruslar Azak'ın intikamını almakta geçikmemişlerdir. Nitekim 1739 Belgrad anlaşmasıyla sonuçlanan Osmanlı-Avusturya-Rusya savaşı'nda Azak yine Rusların eline geçmiş ve Rusların kuzeyden Kafkasya'ya saldırmalarına imkan hazırlanmıştır. Kafkasya bu tarihten sonra Rusya, Osmanlı Devleti ve İran'ın siyasi ve fiili baskısı altında kalmıştır. Rusların Küçük Kabartay'ı ilhakı ve Büyük Kabartayı tazyike başlaması üzerine, Azak'ı alabilmek ümidiyle 17681774 Osmanlı-Rus savaşı başlamıştır. Osmanlı Devleti yenilince 21 Temmuz 1774 tarihli Küçük Kaynarca Anlaşması'nın 3. maddesine göre Kırım'a bağımsızlık verilmiştir. Kırım Hanları bu duruma itiraz edip, Osmanlı Devleti'ne heyetler göndermişlerse de bir sonuç elde edilememiştir.

Rusya Kırım'ın müstakil hale gelmesini, kendi sınırlarına dahil etme yönünde bir adım olarak yorumlarken, Osmanlı Devleti de Kırım'ın eskiden olduğu gibi kontrolü altında bulunmasını arzuluyordu. Kırım'daki Rus nüfuzu ve gizli Rus işgali Rus yanlısı Şahin Giray'ın hanlığı ile perçinlenirken, halkının Müslüman olmasından dolayı ve artık İstanbul'u Rusların doğrudan tehtit altında tutacağı için Osmanlı Devleti'nin endişeleri epeyce artmıştı. 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi Kırım hakkında, Küçük Kaynarca anlaşmasıyla öngörülen durumun onaylanmasından başka bir işe yaramamıştır.

Kırım'da Şahin Giray aleyhine çıkan bir ayaklanmayı bahane ederek gönderilen Rus kuvvetleri, Kırım'ı tamamen işgal ederek Rusya'ya ilhak etmişlerdir. Avrupa'dan destek alamayan Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmek zorunda kalmış ve 8 Ocak 1784'de verdiği bir sened ile Kırım'ın Rusya tarafından ele geçirilmiş olduğunu resmen tanımıştır.

Kırım Hanlığı Türkiye'nin kuzeyden gelecek tehlikelere karşı yüzyıllarca kalkanı olmuştur. 18 Mayıs 1944'de Stalin'in korkunç sürgün emri işte bu şeddi tamamıyle ortadan kaldırmak için yapılmıştır. Bu sebepledir ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi sorumluluğunu gözönünde bulundurarak, bilinçli politikalar üretip, izleme zorunluluğundadır.

4. Osmanlı Devleti ve Türkistan Hanlıkları İle ilişkiler

Osmanlı Devleti ile Türkistan Hanlıkları arasında ilk ilişkiler XVI. asırda başlamıştır. 1402'de Türklük alemi Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğu ve Batı Türkleri arasında yakınlaşma Türkistan'da Timurlular hakimiyetine son veren Muhammed Şeybani Han (1451-1510) önderliğindeki Özbekler tarafından geliştirilerek, siyasi alanda işbirliğine dönüştürülmüştür. Osmanlı Türkleri ve Türkistan Türkleri arasında siyasi ilişkiler bilhassa Şii İran'a karşı olmuştur.

Özbekler ile Osmanlılar arasında ilk ilişkiler Yavuz Sultan Selim'in yeni Özbek Hükümdarı Köçküncü Han (1510-1530)'a gönderdiği ve Şii İran'a karşı kazanılan 1516 Çaldıran zaferini bildiren 1516 tarihli mektup ve buna verilen cevapla başlamıştır. Bu işbirliği Kanuni Sultan Süleyman zamanında zirveye ulaşmıştır. Özbeklerden 1534'te Ubeydullah Han (1533-1539) ve 1540'ta Abdüllatif Han (1540-1552), Kanuni'ye gönderdikleri elçiler ve namelerle Şii İranlılara karşı yaptıkları mücadelelerden söz ederek Osmanlı Devleti'nden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti bu yardım talebine müsbet cevap vermesine rağmen, Abdüllatif Han'ın vefatıyla ülkesinde taht kavgaları başlamış, Osmanlı yardımı da umulan sonucu verememiştir.

1556'da Rusların Astrahan'ı işgali Türkistan Müslümanlarının Hazar Denizi'nin kuzeyinden İstanbul ve Mekke'yi ziyaretlerini imkansız hale getirince, Müslüman ahali Osmanlı Devleti'nden yardım istemiş, Osmanlı Devleti de bu istekleri karşılıksız bırakmamıştır.

Osmanlı - Özbek ittifakı 1578-1590 Osmanlı - Safevi savaşı sırasında yeniden canlanmış. Özbek Hanı II. Abdullah Han Hive'yi işgal ederek, Türkistan birliğini sağladığı gibi, Osmanlı Devleti ile birlikte hareket ederek doğudan Horasan'a girip, Meşhed ve Nişabur'u işgal etmiştir. Bu durum İran Şahı'nın Osmanlılarla anlaşarak Özbekler üzerine yürümesiyle sonuçlanmıştır. II. Abdullah Han'ın ölümüyle karışıklıklar içine düşen Hanlığın, bu durumundan istifade eden İran Şahı bütün İran'ı geri almıştır. III. Mehmed (1595-1603) döneminde Osmanlı Devleti ve Özbek Hanlığı dostluğu devam etmekle beraber, İran ile yapılan barış anlaşması sebebiyle, Han'a İran ile iyi geçinmesi tavsiye edilmiştir. IV. Murad (1623-1640) Revan ve Bağdad seferine çıkarken, Özbek Hükümdarı İmam Kulu Han (1608-1640)'a mektup yazarak, iki devlet arasındaki Şii İran'ı ortadan kaldırmak için birlikte hareket etmeyi teklif ettiyse de, Han'ın nasıl cevap verdiği bilinmemektedir.

XVIII. yüzyıl boyunca Ruslar ile Kazaklar arasındaki mücadele devam etmiş, Kazakistan'ın bir kısmı Rus egemenliği altına girmiştir. Geri kalan Kazak Türkleri, Kırgız kardeşleri ile beraber Buhara ve Hive Hanlıkları yanısıra 1700'de kurulmuş olan Hokand Hanlığı etrafında toplanmışlar ve Ruslara karşı mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Türkistan'ın siyasi ve ticari potansiyelini öğrenmek amacıyla düzenlenen Rus keşif heyetleri, bilhassa Hive Hanlığı tarafından etkisiz hale getirilmiş, bu durum Rusların Hive Hanlığına karşı düşmanca bir siyaset izlemesiyle sonuçlanmıştır. Afşar Türkmenlerinden Nadir Şah (1736-1747) devrinde Türkistan hanlıkları İran hakimiyetine girmişse de, 1747'de Şah'ın ölümüyle, Hanlıklar tekrar bağımsız olup, toparlanmışlardır. XIX. yüzyıl başlarında Hive ve Buhara Hanlıkları arasındaki rekabet tekrar düşmanlığa dönüşmüştür. İran ve özellikle Hive ile yapılan mücadeleden tedirgin olan Buhara Emiri Haydar Şah (1801-1826), Osmanlı Devleti'ne elçiler göndererek, Padişah'a biat ettiğini ve Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdiğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti Haydar Şah'a güvenemediği ve devletin başına yeni gaileler açmak istemediğinden Haydar Şah'a, Hive ve Hokand Hanlıkları ile iyi geçinmesini Rus tehlikesine karşı beraber hareket etmelerini tavsiye etmekle yetinmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DEVLETİ İLE TÜRK HANLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:54

Türkistan Hanlıkları maalesef bu tavsiyelere uymamışlar, birbirleriyle rekabeti sürdürmüşlerdir. Ruslar Türk Hanlıkları arasındaki bu rekabeti, topraklarını işgal edebilmek için kendi lehlerinde kullanmışlardır. 1866'da Ruslar Buhara Hanlığına hücum etmişler. Emir Muzaffereddin, Buhara Müftüsü Hoca Muhammed Parsa Efendi başkanlığında bir heyeti acil yardım talebiyle Osbmanlı Devleti'ne göndermiş, Osmanlı Devleti Buhara'ya yardımın Rusları memnun etmeyeceği, Osmanlı Devleti'nin bu durumdan menfi yönde etkileneceği düşüncesiyle, mesafenin uzak olduğundan Buhara'ya yardım göndermenin güçlüklerinden sözedip, Ruslarla mümkün olduğu kadar az kayıplarla bir anlaşma yapmalarını önermiştir. Elçi yola çıkmadan, Buhara Hanlığı'nın bir kısmının daha Rus işgali altında kaldığı haberi gelmiştir. Bir süre sonra Hokand Hanlığı gibi Buhara Hanlığı da Rus işgali altında kalmıştır. Buhara Hanlığı'ndan sonra sıra Hive Harilığı'na gelmiş, Rus saldırılarına karşı Hive Ham Said Muhammed Rahim Han (1864-1910), Osmanlı Devleti'ne ve Hindistan İngiliz Valiliği'ne elçiler göndererek, yardım talep etmiş, fakat bolca tavsiye ve nasihatten başka hiçbir yardım alamamıştır. 1873 Martında başlayan Rus saldırılan, Türkmenlere iyi bir ders vermek amacıyla kadın-çocuk ve ihtiyar ayırdetmeksizin binlerce Türkmeni barbarca öldürerek, Orta Asya tarihinin en büyük katliamlarından birini yapmalarıyla sonuç-lanmıştır. Böylece Hive Hanlığı 1873 yılında Rus hakimiyeti altına girmiş oldu.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin zaaf içerisinde bulunması Ruslara karşı Türkistan Hanlarının savunmasız duruma düşmelerine sebep olmuştur. Türk Hanlarının yardım taleplerine Osmanlı Devleti'nin cevabı, Ruslara karşı Türk Hanlarının birlikte hareket etmelerini tavsiye etmeden öteye gidememiştir.

5. Osmanlı Devleti ve Azerbaycan Türk Hanlıkları (Karabağ-Şuşa, Nahçıvan, Bakü, Gence, Şirvan, Şeki, Revan, Kuba, Hoy) İle İlişkiler

Azerbaycan XVI. ve XVIII. yüzyıllar arasında Safeviler ve Osmanlı Devleti arasında el değiştirip, durmuştur. 1742'de Nadir Şah'ın ölümünden sonra bölgede bağımsız hanlıklar ortaya çıkmıştır. Bu hanlıklar nüfuzlu aşiret ve kabile beyleri ya da Türkmen oymak reisleri tarafından kurulmuşlardır. Gence Hanlığı Ziyade oğulları, Şeki Hanlığı Hacıçelebi-oğulları, Şirvan Hanlığı Mustafa Hanoğulları, Karabağ Hanlığı Cevanşır Türkmen beyleri tarafından kurulmuşlardır. Bu hanlıklar XIX. yüzyılda Rus işgaline uğrayana kadar, İran ve Osmanlı Devleti'nin kontrolü altında bağımsızlıklarını sürdürmüşlerdir.

III. Murad döneminde Ferhad ve Cafer Paşa'lar Şirvan ve Bakü'yü ele geçirdikten sonra Karabağ'ı da almışlardır. III. Ahmed (1703-1730) döneminde Rusların Hazar denizi kıyılarını işgal ederek, Azerbaycan'a doğru hareket ettikleri sırada, Osmanlı Devleti de karşılık vermiş ve Karabağ Osmanlılarda kalmıştır. (1724). Nadir Şah zamanında İran tarafından işgal edilmiştir. (1735). Karabağ'daki Cevanşir Türkmenleri reisi Penah Ali Bey boyun eğmediği için, Nadir Şah tarafından Horasan'a sürülmüş, daha sonra Karabağ'a gelen Ali Bey merkez Şuşa olmak üzere Karabağ Hanlığı'nı kurmuştur. Onun ve oğlu İbrahim Halil Han'ın döneminde hem komşu Türk Hanlıkları hem de Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler kurulmuştur. Onun döneminde İran Şahı Ağa Muhammed Han Şuşa'yı kuşatıp, Karabağ'da katliamlar yapmıştır. Ardından Rus tehlikesi başgöstermiş, İbrahim Han Osmanlı Devleti'nden beklediği yardımı alamadığından, İran ile yakınlaşmak zorunda kalmış, 1805'de Gence Hanlığı'nın Rus işgaline girmesi üzerine Ruslarla anlaşmak durumunda kalmıştır. 1828'e kadar Karabağ bir müddet daha İran-Rus çekişmesine sahne olmuş, Türkmençay anlaşmasıyla da Rus egemenliği altına geçmiştir.

1538'de Safevilerin egemenliği altına giren Sünni olan Şirvan halkı, Şii yönetime karşı sürekli ayaklanmış ve Osmanlı Devleti'nden de yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti bu isteklere müspet cevap vermiş, 1578'de Şirvan ve Dağıstan fethedilmiştir. Bu fetihle Osmanlı Devleti Kafkasya'nın tamamını ele geçirerek, Rusya için büyük bir engel haline gelmiştir. Safeviler Şirvan'ın kaybını bir türlü kabullenememişler, Şirvan için Osmanlı - Safevi mücadelesi 1583'de Meşaleler Savaşı denilen savaşla neticelenene kadar devam etmiştir. 1607'de Şirvan tekrar İran hakamiyetine geçmiş, 1722'de İran'ın içinde bulunduğu karışık durumdan istifade eden Şirvanlılar ayaklanıp, Osmanlı Devleti'ne ilhak kararı almışlardır. Osmanlı Devleti de Şirvanlıların başında bulunan Hacı Davud Bey'i Şirvan ham tayin edip, burasını yurtluk ve ocaklık olarak ona vermiştir. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1724 anlaşmasıyla Şirvan ikiye ayrılmış, Şamahı merkezli iç kısım Osmanlı Devleti'ne, Bakü merkezli sahil kesimi Ruslara bırakılmıştır. 1732 anlaşması ile de Kür Nehri sınır kabul edilmiş, nehrin güneyi Osmanlılara, kuzeyi Ruslara bırakılmıştır. Nadir Şah döneminde bütün Hanlık İran yönetimine girmiş, Nadir Şah'ın ölümünden sonra da bağımsız olmuştur. Hanlık bundan sonra da İran ve Rusya arasındaki mücadelelere sahne olmuş, 1820'de Ruslar tarafından işgal edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DEVLETİ İLE TÜRK HANLIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:55

XVI. ve XVIII. yüzyıllardaki Osmanlı-Safevi savaşları Gence'yi etkilemiştir. Gence, 1588'de Serdar Ferhad Paşa tarafından alınmış, bu devirde tahriri yapılarak bir icmal defteri çıkarılmıştır. 1606'da I. Şah Abbas tarafından Gence zapt edilmiş, 1723'de tekrar Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Nadir Şah döneminde Osmanlıların elinden çıkan Gence, onun ölümüyle diğer Azerbaycan hanlıkları gibi bağımsız olmuş 1805 yılında da Rus işgaline uğramış, 1826'da Azerbaycan'daki bütün hanlıklar gibi ayaklanmış, Türkmençay antlaşmasıyla da Rusya'ya ilhak olunmuştur.

Revan'ın Osmanlı topraklarına katılması III. Murad döneminde olmuş, 1590 tarihli anlaşmayla Osmanlı Devleti'ne kalmış, IV. Murad dönemine kadar Osmanlılarla Safeviler arasında sürekli el değiştirmiş, 1634'de IV. Murad şehri Osmanlı ülkesine katmış, fakat 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşmasıyla Revan Safevilere bırakılmıştır. 1722'de tekrar Osmanlılar tarafından fethedilmiş, 1746'da Nadir Şah'a bırakılmıştır. Nadir Şah'ın ölümünden sonra müstakil bir Türk Hanlığı kurulmuş, 1827'de Rus işgaline uğramış, 1828 Türkmençay Anlaşmasıyla Ruslara bırakılmıştır.

Şeki, 1578'de Gürcü Kralı II. Aleksandr tarafından alınarak Osmanlı kuvvetlerine teslim edilmiş, daha sonra Safevilerin egemenliği altına girmiş, Nadir Şah'ın ölümünden sonra Hacı Çelebi Şeki Hanlığı'nı kurmuştur. 1813'de Rus egemenliği altına girmiştir.

Bakü 1583'de Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından fethedilmiş, 1606'da tekrar İranlılara geçmiş, 1724 anlaşması ile Ruslara bırakılmış, 1734'de İran'a bağlanmış, Nadir Şah'ın ölümüyle de bağımsız bir hanlık haline gelmiştir. Ruslara karşı oldukça sert karşılık veren Bakü Hanlığı 1828 Türkmençay anlaşmasıyla tamamen Ruslar tarafından ilhak edilmiştir. Nahçivan da III. Murad zamanında Osmanlıların eline geçmiş, 1603'te tekrar Safevilere bırakılmıştır. Nahçivan, Osmanlı-İran savaşları boyunca devamlı zarara uğramasına karşın, ayakta kalabilmiştir. Nadir Şah'ın ölümünden sonra bağımsız olmasına rağmen, diğer Azerbaycan Hanlıkları'nın aksine İran'dan tam olarak kopamamış, ilişkilerini sürdürmüştür. 1828 yılında Hanlık İran tarafından Rusya'ya bırakılmıştır. Azerbaycan XVIII. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı-İran bundan sonra da İran-Osmanlı-Rusya'nın mücadelesine sahne olmuş, XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti ve İran'ın bölgeden çekilmek zorunda kalması Azerbaycan'ın Rusya'nın eline geçmesiyle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti İran ve Rusya'ya karşı doğu sınırının güvenliğini Azerbaycan'ı elinde tutarak sağlayabileceğini bildiğinden bölgeyle sürekli ilgilenmiştir. Azerbaycan bölgesindeki gelişmeler Kar, Çıldır ve Van'da görevli yetkililerce sürekli takip edilmiştir. Bölge ile ilişkilerin iyi tutulması için hanlara ve ahalinin ileri gelenlerine sürekli hediyeler yollanmıştır. Bölgeden gelen elçilere harcırah verilmiş, Azerbaycan Rusya'nın işgali altına girdikten sonra da, bölgeden gelenlere kolaylıklar sağlanmıştır.

Azerbaycan Hanlıklarının ise genellikle temayülü Osmanlı Devleti'ne idi. Hanlıklar zaman zaman Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarını bildirmişler, dış tehditlerle karşı karşıya geldiklerinde ise Osmanlı Devleti'nden yardım istemişlerdir. Azerbaycan hanlıkları Rus hakimiyetine girince de, bazı aileler Osmanlı topraklarına yerleşmiştir. Azerbaycan'ın Rus ve İran işgaline uğramasından sonra bölgeden, Osmanlı Devleti'ne yardım talepleri olmuş, Osmanlı Devleti de imkanları ölçüsünde yardımda bulunmuştur.
Osmanlı Devleti ile Türk Hanlıkları arasındaki ilişkiler, Türkleri düşmanlarına karşı kuvvetli kılmıştır. Türk Hanlıklarının çeşitli sebeplerle kendi aralarında meydana gelen mücadeleler düşmanlarına yaramış, büyük Türk Dünyası'nın parçalanması ve acısı unutulması mümkün olmayan eziyetler ve kayıplar ile sonuçlanmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir