Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dünden Bugüne Osmanlı İktisat Düşüncesinin Temel Unsurları

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Dünden Bugüne Osmanlı İktisat Düşüncesinin Temel Unsurları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:40

DÜNDEN BUGÜNE OSMANLI İKTİSAT DÜŞÜNCESİNİN TEMEL UNSURLARINA BİR BAKIŞ

Şark- İslam devlet geleneğinde toplumların devlet yapısına kavuşabilmelerinin iki ön şartı vardır. İki yeterli şart: Buna göre Şark-İslam devlet anlayışının vücut bulmasında yeterli şart bir "bey" adına hutbe okunmasıdır. Anadolu'da Selçuklu Devleti'nin çözülmesinden sonra ortaya çıkan tevaif-i mülük anarşisi içersinde Türk Beyliklerinden biri olan Osmanoğulları bundan tam 700 yıl önce, 1299'da Söğüt'te bir Cuma namazında Dursun Fakih'in okuduğu hutbe ile "beylik"ten "devlet" sürecine geçişin ilk ve esaslı bir adımını atmış oldular. (Hemen ifade edelim ki bu hutbe 23 Nisan 1920 Cuma günü Ankara'da Hacı Bayram Camiinde zamanın Ankara Müftüsü Mehmet Rifat (Börekçi) Efendi'nin Türk Milleti adına okuduğu 'hutbe'ye kadar geçerliğini tam 620 yıl korumuştur.)

İkinci şarta gelince: Bu şart gereklilik şartıdır. Devlet olma yolunda bu süreci tamamlayacak olan bu şarta göre 'sikke kesmek' gerekmektedir. Beylikten yola çıkarak bir devlet olma sürecini önce kendi adına 'hutbe' okutmakla başlayan Osman Bey'in kendi adına hemen sikke işlemine geçmediği görülüyor. Gerçi bazı nümizmatik göstergeler Osman Bey'in sikke kestirdiğini ortaya koymaktadır. Ancak Osmanlı devlet geleneğinde sikke kesilmesi ve bunun bir iktisat politikası aletine dönüştürülmesi Osman Bey'in vefatından hemen sonradır. Sultan Orhan kardeşi Alaed-din Bey'in tavsiyeleri doğrultusunda ilk kez ihdas edildiğine inandığımız Osmanlı hukuki muhitinde alman kararlarla devletin iktisadi yapısı ile ekonomi politikaları belirlenmiş oluyordu.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DÜNDEN BUGÜNE OSMANLI İKTİSAT DÜŞÜNCESİNİN TEMEL UNSURLA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 20:40

Osmanlı politik toplumunun karar organları içinde Sultan'ın başkanlığında üst düzey yönetici taifeden oluşan bir grup ekonomik düzlemin esaslarını tesbit etmekle işe başlamış, daha sonra somut iktisadi meselelerin aşılmasında tespit ettiği normatif esaslara binaen iktisat politikaları üretmiştir. Kuruluşu, mahiyeti, terkibi ve devamlılığı hakkında doyurucu bilgilerden mahrum bulunduğumuz Osmanlı hukuku muhiti uzun soluklu bir Osmanlı ekonomik çözümlemesini gerçekleştirmiştir. Bilhassa 1450-1550 yıllan arasına yayılan dolu bir yüzyıl iktisaden Osmanlı devleti için bir altın çağ olduğu gerçeğinin altı çizilmelidir. Nitekim arşiv vesikaların tetkikine göre "Osmanlı maliyesi XV. asrın ikinci yansında bütün esaslarıyla teşekkül etmiş bulunuyordu". Bu demektir ki Osmanlı ekonomik düzlemini ayakta tutan normatif iktisat esaslarının kristalleşmeye başlaması ve tam bir terkibe kavuşması 1350-1450 yıllarına tekaddüm etmektedir. Alaeddin Bey'in Sultan Orhan'a tavsiyeleriyle başlayan bu süreç yordamlama ile tam bir asır sonra Fatih Sultan Mehmed ile klasik dönemin ihtişamlı yıllarını omuzlayacak kıvamı kazanıyordu. Çözümlemeye kavuşan Osmanlı ekonomik düzleminin ana esaslan ise toprak rejimi (miri arazi); sikke tağşişi; narh ve çeşitli vergilerden ibarettir. Bu esasların her biri üzerinde akan zamanda farklı dönemler için Osmanlı iktisat tarihçilerinin çalışmalarına başvurulabilir.

Takriben 1450-1550 arasına sıkışan Osmanlı klasik çağının ihtişamlı yıllarını mümkün kılan ekonomik düzlemin temel normatif boyutları uygulamada sağlıklı neticeler vermişti. Miri arazi rejimi şaşırtıcı bir başarı grafiği veriyor, Osmanlı fütühatının önünü açıyordu. Fiyatlarda istikrar narh yoluyla gerçekleşiyor, Kanuni öncesi 175 yıl buğday fiyatlarında ciddi bir oynamaya rastlanmıyordu. Parada yapılan makul devalüasyonlar yoluyla acil kaynak ihtiyacı sağlanıyordu. Fatih Sultan Mehmed ile başlayan sistemli ve sürekli sikke ayarındaki nisbi düşüşler bu zaman aralığında hukuki muhit için henüz onu tehlikeli bir iktisat politikası aletine dönüştürmemişti. Vergi yükünün getirdiği bir şikayet eeayadan yine bu dönem için sadır olmamıştı.
1550'ler ve sonrasında gözlemlenen dış şoklar söz konusu Osmanlı normatif esaslarını sarsmaya, dengeleri yerinden oynatmaya başladı. Dengelerin yeniden inşaası karşısında hukuki muhitin uygulamaya koyduğu tedbirlerin başında klasik miri arazi rejimini tefessüh ettiren bir uygulamaya, iltizama geçildi. Para ayarı ile sıkça ve yüksek oranlarda oynanmaya başladı. Narh yoluyla sağlanan fiyat istikrarı ise sürekli kadıları yeni sabit fiyatlar sistemini bulmaya itti. Vergiler ağırlaştırıldı, ayrıca yeni vergi kalemlerinin ihdasına gidildi. Dış şokları politik ve ekonomik iç şoklar besledi. Hülasa yerinden oynayan dengelerin yeniden inşa-ası karşısında hukuki muhitin uygulamaya koyduğu tedbirler şifa olmamıştı. Artık Osmanlı ekonomisi, satvetli günlerini geride bırakıyor, içe kapanmayı, bir direnme mekanizması tesis ederek, başlatıyordu.

Diğer taraftan, söz konusu hukuki muhitin dışında objektif bilgi verilerinin üretildiği eğitim kurumlarının olmayışı Osmanlı iktisat kafasının kilitlenmesinin bir başka sebebiydi. Dolayısıyla bizatihi hukuki muhit içersinde somut gerçekteki problemlerin aşılmasını gerçekleştirecek fikri bir dalgalanma olmadığından normatif dünyayı oluşturan esaslardan birinin veya tamamının değiştirilmesi düşünülmeksizin sadece mevcut esaslar içinde kalaraktan uygulamada değişikliklere gidildi. Nitekim çözümsüzlüğün fasit dairesine sıkışan Osmanlı hukuki muhiti 1550-1650 arası gelişen dışsal şokların aslını sual edemediği gibi yine bu dönemde fütühat kapısının kapanması, harp maliyetinin giderek artışı karşısında çıkış yolunu eski tedbirlerle oynamakta buldu. Sikke ayarının sık ve yüksek oranlarda düşürülmesi hukuki muhit içersinde bakır para kesilmesinin teklifini dahi gündeme getirmişti. Toprakta başlayan iltizama dönük uygulama 'çiftlik' modeline geçişe kapı açtı. Vergilerde keyfilik ve usulsüzlük yanında 'ınüsadere'ye de çok sık başvuruldu. Normatif yapıda görülen bu sathi kaymalar 'gün'ü kurtaran çözümler olarak kaldı ve bu çözümler hukuki muhit içersinde örfi sultaninin hakimiyet alanının genişlemesiyle gerçekleştirildi. Sadece narh uygulaması yerine ulemanın fiyatların esnekliğini savunan görüşleri ise sağlıklı bir piyasa mekanizmasının kurulmasını amaçlamaktan çok örfi sultaninin karşısına konulan İslami bir tedbir olarak vaz edilmişti. Ancak alt yapısı olmayan bu önerinin hukuki muhit üzerinde herhangi bir tesiri olmadı.

Bu meyanda, kilitlenen hukuki muhit karşısında bunalımın aşılması için padişaha sunulan layihalar yanında telif edilen risalalere de rastlanılmaktadır. Bu risale ve layihaların çoğunlukla Osmanlı yönetiminde görev alanlar tarafından kaleme alındığına işaret edelim. Ancak layiha sahipleri ile risale telif edenlerin ortak bir paydaya sahip oldukları görülüyor. Klasik dönemin normatif esaslarına dönmek! Bu layiha ve risalelerin objektif iktisat verilerine dayalı tahliller olmak yerine sağ duyu iktisat bilgileriyle yazıldıkları bir gerçektir. Bunların hepsi şartların zorlanmasıyla uygulama imkanına kavuşmadan hasır altı edilmişlerdir.

Osmanlı kadim iktisat politikalarının somut iktisadi gerçek karşısında çözülüşü ve etkisiz kalışında bir dizi etkenin değişen paylardaki tesirinden söz açmak gerekiyor. Amerika'dan Avrupa'ya akan kıymetli madenlerin 16. asrın ortaları itibariyle Osmanlı mali sistemine ciddi bir dışsal şok vermesinin dengeler üzerindeki bozucu tesiri mutlaka düşünülmelidir. Fütühat kapısının kapanması, ganimet malının tükenişi bilhassa sikke ayarının sürekli bozulmasına sebep oldu. Artık ortada masraf varidat dengesizliği gibi esaslı bir problem vardı. Bu arada, 16. yüzyılın sonlarına doğru Akdeniz dünyanın iktisadi merkezi olma vasfını kaybetmeye başladı. Fakat çok daha önemlisi, söz konusu iktisadi merkezin Hollanda-İngiltere eksenine oturması gerçeğini mümkün kılan dinamiklerin irdelenmesi ise başlı başına bir yazı konusudur. Batı dünyasının ekonomik düzlemde alım-satımı sağlıklı bir iş organizasyonuna kavuşturmasıyla, kısaca kapitalizmin doğuşuyla neticelenen bu olgu önce Osmanlı ekonomisinin Ortaçağlaşmasına, daha sonraki asırlarda da onu merkez karşısında sınırlı bağımlı hale getiren periferleşmesini sağlayacaktır. Batı Avrupa'da 17. yüzyılın ilk çeyreği itibarıyla söz konusu eksende doğumu gerçekleşen kapitalizm sağlıklı firma anlayışını üretmişti. Kapitalizm, önce ticaret alanında sağladığı rasyonelleşmeyi daha sonra yordamlama ile sanayileşme sürecine taşıdı ve bu sahadaki ihtilaline de ilk kıvılcımlarını çaktı.

Batı insanı aktif bir tipoloji ile kapitalizmi üretirken, belli bir coğrafyada belli bir zaman dilimi içersinde, kısaca Osmanlı asırları içerisinde biz Türklere ait ekonomik bir hayatın durağanlığını nasıl açıklayabileceğiz? Batı Avrupa için kapitalizmin ruhunu ateşleyen aktif -riyazi tipoloji gücünü protestan ahlakından alırken pasif- zühd kümesine çakılan Osmanlı-Türk insanı ile tam bir tezat teşkil etmekteydi. Bizim insanımız dünyaya meyletmeden, madde (iktisat) ile arasına uzun ve kırılmaz bir mesafe bırakıyordu. Onun sergilediği bu atıl ve hantal zihniyet dünyasını İslami tasavvuf değil, Müslümanın tarihin sürüklenişi içinde kırıp büktüğü batini tasavvufun beslediğini rahmetli Sabri F. Ülgener'in araştırmalarına borçluyuz.
Gerçi Osmanlı-Türk insanının dünyevi iktisadi ataletinin gerisinde belirleyici unsur olarak ruhi-manevi amiller bulunmasına karşılık söz konusu ferdi ataleti bir koruyucu kemerle besleyen devletin rolünden bahsetmeden zühd kümesine çakılmanın önemi herhalde gerçek çizgileriyle resmedilmeyecektir. Hiç olmadı Tanzimat'a kadar Osmanlı asırlarını etki ve itaati altına alan devlet müdahalesi ekonomiyi şekillendirmekteydi.

Dolayısıyla Osmanlı ekonomisinde bireyin katılımını özel mülkiyet, bireysel girişim ve piyasa mekanizmasının hakim kıldığı ekonomik bir toplumdan değil de ekonomik düzlemde bütünüyle devletin politik kararlarının yön ve hedeflerini tespit ettiği bir anlayış miri araziden, ihtisap kanunlarına, sikke tağşiş oranlarından çeşitli vergilerin ihdasına kadar normatif yapıyı belirleyen esasların Osmanlı hukuki muhitince belirlendiğini yukarıda dile getirmiştik.

Şimdi sözlerimizi toparlayalım:

Osmanlı ekonomik yapısı söz konusu esaslarıyla dışa boşalırken verdiği görüntü aslında, bu görüntünün altında, ya da aysbergin görünmeyen tarafıyla, bireysel ataletin kırılıp aktif-riyazetçi küreye geçişle dünyevileşmesine engel bir devlet müdahale ve anlayışı ekonomiye egemendi. Kaldı ki batini tasavvufun çekip çevirdiği ağır ve hantal bir dünya anlayışında servet hem emek-değer temeline oturmadığından kuşkulu idi, hem de müsaderenin varlığı ferdi servetleri iğreti kılıyordu.

Osmanlı-Türk insanını iktisat dünyasına iade edecek ferdi kıpırdanmaları ya da pasif-zühd küresinin içsel dinamiklerini kullanarak onu harekete geçirecek atılımı beklemek aşırı bir iyimserlik olacaktı. Bizim insanımızı aktif-riyazetçi küreye taşıyacak yolculuğun ilk bileti dışsal zorlamalarla 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşmasıyla kesildi. Tanzimat bu olguyu tasdik eden sürecin resmen onaylanmasıdır. Bu tarihlerden 1990'lara kadar uzanan tam 150 yıl içersinde çalkantılı ekonomik hayatımızın sağlıklı bir firma düzenine kavuşması kolay olmamıştır. 18381876 arasının karmaşa ve anarşi dolu ortamından Sultan II. Abdühamid ve İttihatçıların uygulamaya koydukları iktisadi korumacı politikalarla karmaşa ve anarşi yerini sağlan bir zemin arayışına bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kabul ettiği devletçilik ideolojisi batini tasavvufun ekonomide yarattığı asırlık tesirleri tasviye ederken, bir yandan da hem ferdi servetlerin oluşmasına zemin hazırladı, hem de kendi şemsiyesi altında çalışanları uyuşukluğa itti. Politikacıların elinde reflekslerini yitiren devletçilik 1980'lerle hayatiyetini kaybetti. İki binli yılların arifesinde Türk ekonomisi rasyonellik yolunda 150 yıllık savaşınını geride bırakırken bu defa da önüne dikilen irrasyonel kayıtsız ekonominin pençesinde daha uzun yıllar kıvranacağını ileri sürmek herhalde kehanet olmasa gerekir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir