Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuruluştan Tanzimat'a Osmanlı

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kuruluştan Tanzimat'a Osmanlı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:05

KURULUŞTAN TANZİMAT'A OSMANLI

Anadolu Selçuklu Devleti'nin kültürü, töresi, adeti, kısacası tüm mirası üzerine kurulan Osmanlı Devleti üç esas temel üzerine oturtulmuştur.

1- Güçlü ve inanca dayanan bir adalet sistemi
2- Her alanı kapsayan güçlü adalet sistemi
3- Ana üretim aracı olan ve askeri sistemin dayanağı miri toprak sistemidir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun varoluş nedenlerinden Ordu, miri toprak düzeni tarafından şekillendirilmiştir.
Fethedilen yerler hemen memurlar tarafından ölçülüp, kaydedilmekte; Eyalet yahut idare birimi olarak kendi içinde küçük bölümlere ayrıl-
maktadır.

Bu topraklar kısaca vergi gelirlerinin önemine göre üçe ayrılmaktadır:

1- Has (Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan),
2- Zeamet (Yıllık geliri 20.000-100.000 akçe arası),
3- Tımar (Yıllık geliri 1.000-20.000 akçe arası).

Has; genellikle, Vezirlere, Beylerbeyine, Sancak beylerine; Zeamet,
Tımarlı Sipahilerin en büyük zabitleri olan Alaybeylerine ve merkezdeki yüksek memurlara bırakılmaktadır. Tımarın geliri ise sipahilere ve yararlılık gösteren askerlere verilmektedir.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KURULUŞTAN TANZİMAT'A OSMANLI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:05

Has ve Zeamet sahipleri, topraklarında oturmaya mecbur değildir. Ordunun belkemiği Sipahilfer ise kendi tımarlarında yerleşmek ve aldıkları 2-3 bin akçe karşılığında bir atlı asker "Cebeli" yetiştirmek, donatmak devlet emrinde Cebeliler ile beraber savaşa katılmak zorundadır.

Bu topraklarda devlet adına vergileri, Miri Toprak Sahipleri i toplamaktadır. Devlet görevlileri hizmet karşılığını nakit para olarak değil, belirli bir vergi toplayarak alıyorlardı.
Bu sistem devleti ordu besleme külfetinden kurtarıyordu. Bazı vergiler devlete değil bu sorumlu memur-askerlere veriliyordu.
Kesin olarak söylenebilir ki toprak düzeni benliğini koruduğu sürece; ordu güçlü kalmış, bu düzenin bozulmasıyla eski büyük zaferler tarihe karışmıştır.
Osmanlılarda devlete ve ekonomik düzene şekil veren husus ise ADALET ve ona bağlı olarak EŞİTLİKTİ. Osmanlı, ekonomik düzeninin varolması ve işlemesi için devlet önemli düzenlemeler yapmıştı. Halkın; güvenliğini, eşitliğini ve adaleti sağlamak amacı ile başıboş davranışları sınırlamış, toprak mülkiyetini elinde tutarak üretim düzenini korumuştu. Derebeylerinin filizlenmelerini önleyerek, imalat ve zanaatı denetlemiş; esnafı örgütleyerek, iç ve dış ticareti düzenlemişti. Büyük şehirlerin iaşesini emniyete alarak kıtlık ve karaborsaya imkan tanımamış; narh sistemleri, ortak ambarlar ve piyasa denetlemeleriyle halkın aldatılmasını engelleyerek güçlü bir vakıf sistemiyle kamu hizmetlerini; sosyal yardım ve dayanışmayı sağlamıştır.

Tarımda mülk sahipliği, ticarette düzenleyicilik şeklinde beliren Osmanlı devletçiliği daha çok zanaat niteliğindeki üretiminde güçlü bir denetime dönüşmüştür.
Bu denetimin büyük aracısı olan LONCA teşkilatlarıdır. Askerler ve memurlar, hükümet ve saray görevlileri yabancı uyruklular ve işsizler dışında kalan erkek nüfusun tümü bu örgütlerden birine mutlaka dahil edilmiştir.

Devlet nizamı o kadar mükemmel kurulmuştur ki "Saatın bir parçasının görevini yapmayarak saati durdurmasına" Osmanli devlet sistemi kesinlikle müsaade etmemiştir.

Osmanlı devletinde hırsa yer yoktur:

Halkın ekmeği talih rüzgarlarının esişine, açıkgözlerin kazanma hırsına terk edilmemiştir.
Devleti bu kadar güçlü kılan sebep yüksek İslam inancıydı. Bu imanda Mülk ALLAH'ın; emek çalışanların; korumak, kollamak, adalet ise devletindi. İslam toplum yapısında çimento Din'se tuğlalar da Lonca teşkilatıdır.

Kısaca, Osmanlı yönetimini büyük yapan çağın ve toplumun temel ihtiyaçlarını en yüksek bir seviyede çözümleyebilmiş olması ve halkını huzur ve güven içerisinde yaşatmayı başarabilmesidir.

Osman Gazi'nin kurduğu devlet 29 Mayıs 1453 tarihinde 21 yaşındaki genç padişah Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'u fethi ile bir çağı açıp kapatıyor, tarihe altın bir sayfa açtırıyordu.
İstanbul bir ilim-irfan, kültür şehri oluyordu. Akli ilimlere gösterilen ilgi en yüksek bir seviyede seyrediyordu. Zaferler birbirini takip ediyor, İmparatorluk genişleyerek topraklarına toprak katıyordu. Bu zaferler Kanuni Sultan Süleyman devrinde zirveye ulaşmış ve Osmanlı dünyanın bir numaralı devleti olmuştu.
Osmanlı İmparatorluğu, genişledikçe kendi felsefelerine uymayan yıkıcı düzenleri de bünyelerine dahil etmekteydi. Devlet fethettiği yerlerde yeni bir sosyal düzenle uğraşmak zorunda kalmaktaydı. Bundan dolayı devlette aksaklıklar da başgöstermeye başlamıştı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü ile büyük fetih ve zaferler tarihe karışmıştı. İlerleyen yıllarda ekonomik düzen de bozulmaya başladı. 1556 yılında 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilirken; 1598'de 800; 1600'de 950; A18'de 1.000 akçe kesilmeye başlandı. Altın ve gümüş darlığı devleti darboğaza sürüklemişti. Kapitülasyonlar nedeni ile memlekete gelen batı tüccarları kendi ülkelerinin altın bolluğu oranında para ödüyor; hammaddelere yerli esnafın verdiği fiyatın çok üstünde bir miktar ödeyip, malı Avrupa'ya gönderiyordu. Bu durum fiyatların yükselmesine ve yerli esnafın hammadde darlığına yol açmak iç sanayiyi sarsmaktaydı. Hindistan, Rusya, İran ve Çin'den alınan mallara ödenen altın ve gümüş ülkeyi para darlığına sürüklüyordu.

Haksız mal edinmeler devletin tepesindeki insanların servet iştahlarını kabartıyor, Paşalar, Vezirler ve benzerleri eskiden sadece görevleri karşılığında para alırken; hu şekilde devleti kullanarak çiftliklere büyük arazi ve vakıflara el atıp üzerlerine geçiriyorlardı.

Kanuni'nin damadı Rüstem Paşa'nın servetini saymak mümkün değil. Yine Sokullu Mehmet Paşa'nın serveti, yıllık geliri 1983 rakamı ile 135 milyar TL., öldüğünde serveti 2 trilyon TL. dır.
Bunun sonucu olarak buhranlı bir şekil almış olan işsizlik ve iktisadi darlık devletin varlığını tehdit etmeye başladı. 1597'de devletin gideri gelirinin üç katına ulaştı.
Kanuni'den sonra sırasıyla tahta çıkan II. Selim (1566—1574) III. Murat (1574-1595) ve III. Mehmet (1595-1603) saltanatları zamanında görülmemiş isyan dalgası (Celali İsyanları) hızlı bir çürümeyi de başlatmış oldu.

Gihan Devletinde, bütün haşmet ve şevketine rağmen, kötülük filizleri yeşermeye başlamış; Saray'a kadınlar hükmeder olmuş (Hurrem Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan, Hatice Terhan Sultan), devlet erkanının liyakatla atanmaları yerlerini rüşvet ve hatır karşılığı atamalara bırakmış, ordu bozulmuş, yeniçeriler firsat buldukça kazan kaldırıp baş almaya başlamışlardır.
Fatih zamanında ilimde zirvede olan medreseler akli ilimleri (Matematik, astronomi vs.) ihmal edip nakli ilimlerin (Fıkıh, Kelam) itibarını artırmıştır. Osmanlı aydın çevrelerinde dogmatizmin yayıldığı bu zamanda; Batı'da Rönesans ve bilim inkılabı vukubuluyordu. Osmanlı uleması batı'daki bu değişimden haberdar değildi.
1578'de Galata çevresinde kurulmasına karar verilen Rasathane için ulemanın ALLAH'ın yıldızlarıyla uğraşmanın millete zarar vereceğim söylemeleri, rasathanenin bir gecede, içerisindeki aletlerle birlikte yıkılmasına sebep olmuştu.

II. Osman (1618-1622) ekonominin, bürokrasinin, devlet düzeninin ve bilhassa ordunun bozulduğunu fark eden hükümdardı. Köklü reformlar yapmayı düşünüyordu. Genç ve tecrübesiz oluşunu hayatıyla ödedi.

Yapmak istediği reformlar arasında:

1) Ordunun yeniden yapılanması,
2) Köklü ailelerden evlenilmesi,
3) Bürokrasinin düzeltilmesi vardı.

Çark bir kere bozulmaya görsün, tamiri çok zor olmaktadır. Bu bozulma inancı da zaafa uğratmıştır. III. Murat döneminde ulemanın başı olan şeyh-ül İslam sıradan bir memur gibi azledilmeye başlamış, bu makamın önemi ve görevi 1634'de Şeyh-ül İslam Ahizade Hüseyin Efendi'nin idamı ile oldukça zayıflamıştır.

Genç Osman gibi ıslahatın gerektiğine inananlardan biri de III. Selim (1789-1808)'dir. Fıransa'yı örnek alarak harekete geçmiştir. 1792 yılında Avrupa yakasında Levent Çiftliğinde özel üniformalı subay ve erleri talime başlatarak bir ordu kurdu. Bu orduya "Nizam-ı Cedid" adını verdi. Yeni nizama göre kurulan ordunun teknik sınıfa ihtiyacı vardı. Topçu ve istihkam subayları yetiştirmek üzere 1793 yazında Hasköy'de "Mühendis-hane-i Berri-i Hümayın" kuruldu. 1773'den itibaren Osmanlı Donanması'na deniz subayı yetiştiren "Mühendishane-i Bahri-i Hümaym" ve 1796 yılında gemi inşaat bölümü açıldı. Avrupa tipi ordu ve teknik eleman yetiştirmek için 600 kadar yabancı teknik elemanı ülkesine getirtti.

Nizam-i Cedid ilk başarısını 10 Mart 1799'da Akka Kalesi'nde gösterdi. Napolyon Bonapart kumandasındaki Fransız Ordusu Kaleyi kuşattı. Kale kumandam Cezzar Ahmet Paşa kaleye 3.000 kişilik Nizam-ı Cedid askerlerini aldı ve kaleyi 2 ay 3 gün savundu, Fransızlar geri çekilmek zorunda kaldı.

Yeni nizamdan memnun olmayanlar da vardı ve fırsat kolluyorlardı. Devlet İngiltere ve Rusya ile savaşta iken, İstanbul'da Kabakçı Mustafa diye bir serserinin öncülüğünde ayaklanma oldu (1807). Osmanlı tarihinde en aşağılık ihtilallerden biri, tam bir irtica hareketidir. İsyancılar, ulemanın ve yeniçerilerin desteği ile yeni ordunun gerek askeri, gerek idari olarak ilgasını istediler. Nizam-ı Cedid elbisesi giyenlerin dinden çıkacağını ve kafir olacağını halk arasında yayıp dini istismar ettiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KURULUŞTAN TANZİMAT'A OSMANLI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:05

İsyan, yeni düzenin mucidi Padişah'ın tahttan indirilmesine sebeb oldu.
III. Selim'in bir kaç saatte isyanı bastırması çok kolayken Nizam-ı Cedid alaylarına kan dökmemek için kışlalarında kalma emri verdiği ve tahttan çekildiğini bildirdiği görüldü. Bu gibi hareketlerin; merhamet sahibi halim-selim liderlerce değil, çok radikal şekilde davranarak yürütülebileceği hususunda II. Mahmud'a ders teşkil etti.
II. Mahmut (1808-1839) tahta çıktığı zaman; 300 sene dünyanın en mükemmel düzen ve teşkilatı olarak işlemiş olan Osmanlı teşkilat ve müesseseleri, iyice bozulmuştu. Devletin maliyesi sarsılmış, askeri gücü zayıflamış, merkezi otorite etkisini yitirmiş, adalet teşkilatı çürümüştü. Devlet'in her kademesinde rüşvet, irtikab, suistimal almış yürümüştü. Avrupa hergün Osmanlı Devletini paylaşmanın; bu devlet aleyhine iktisadi, askeri, siyasi imkan ve imtiyaz elde etmenin planlarını yapıyordu. 1815 Viyana Kongresinde "Şark meselesi" diye Türkleri Avrupa'dan atma ve Osmanlı Devletini yıkıp paylaşma hesabı içerisindeydiler.

II. Mahmut ilk olarak III. Selim'in yarım kalan işini tamamlamak ve ilga edilen "Nizam-ı Cedid"in yerine "Segban-ı Cedid" isimli yeni bir ordu kurdu. Padişah iki kışını Rami kışlasında mütevazı bir albay gibi taş odasında geçirerek kar ve çamur içerisinde askerleriyle talime çıktı ve 1826 yılında Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırdı. Bir olaya "Vaka-ı Hayriye" hayırlı düzenlemeler denildi. Böylece batıya dönüş kesin olarak başlatılmış oldu.

Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını müteakip; Mehter takımının yerini Batı Musikisi aldı. Saray'da Avrupa piyesleri oynayan tiyatro kuruldu. Padişah ve memur zümresi eski kıyafetlerini bırakarak fes, redingot ve setre pantolon giymeye başladı. Sofralarda çatal ve bıçak kullanıldı ve yemekler masalarda yenilmeye başlandı. Tekkelerin birkaçı hariç pek çokları kapatıldı. Teknik batılılaşmanın yanında; adet ve ananelerde Avrupalı gibi yaşamanın da yolunu açtı.
Kaldırılan Yeniçerilerin yerine "Asakir-i Mansûre-i Muhammediye" isimli yeni ordu kuruldu.
II. Mahmut'un ölümü ile yerine oğlu 1. Abdülmecid geçti (1839-1861).

Genç padişah batılılaşmak için atılan adımlara bir yenisini ekledi. O esnada Londra'da bulunan Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa sadarazamlığa getirildi. Reşit Paşa (3 kasım 1839) pazar günü Topkapı Sarayı'nın Gülhane Köşkü önünde "Tanzimat-ı Hayriye" fermanı veya okunduğu yer itibariyle "Gülhane Hatt-ı Hümayunu" fermanını tarihe geçirdi.
Bu fermana neden gerek duyuldu ve Ülke'ye neler kazandırdı, neler kaybettirdi, kısaca izaha çalışalım.
1789 Fransız ihtilali, Osmanlı tebasını özellikle Hıristiyan azınlıkları şiddetle etkilemişti; bu etkiden Fransa Katoliklerin, Rusya Ortadoksların, İngiltere Prostestanların koruyucusu rolünde azınlıkları tahrik ettiler.

Devlet dışta harpler, içte isyanlar, ihtilal ve entrikalarla perişandı. Kendi valilerine söz geçiremeyen bir vilayetin ordusu önünde yenilen devletin durumu içler açışıydı.
Rönesansla başlayan gelişmelerin büyük Avrupa Devletlerine temin ettiği ilmi ve teknik seviye, iktisadi güç ve imkanlar, siyasi ve sosyal organizasyon şekilleri bize bariz üstünlük sağlamış ve sonuçta Osmanlı için askeri mağlubiyetler ve toprak kayıpları şeklinde tecelli etmiştir. Devlet erkanı "Avrupayı örnek alan bir ıslahat" yapılmasını ısrarla telaffuz ediyorlardı. 1839 Ferman'ından 17 yıl sonra 1856 Islahat fermanını yayınladılar. Aynı yıl Paris Konferansı'nda Hasta Adam Avrupa'da reçete aradı.

Yeni fermanla bazı kanunların yapılmasının ve yürürlüğe konmasının lüzumu görülür. Devleti güçlendirmek için yapılacak şey hukukidir. Esas maddeler can, ırz-namus ve mal emniyeti, vergi toplama, askere alma işlerinin düzenlenmesi olarak ifade edilir.

Ayrıca ulema ve vükela için özel bir ceza kanunu hazırlanarak kanunlara riayet etmeyenler hatır-gönül ve rütbeye bakılmaksızın cezalandırılacaktır. Memurların maaşı yeterli seviyeye yükseltilecek ve devletin yıkılmasının en büyük sebebi olan rüşvet belasının önlenmesi için kuvvetli bir kanun çıkarılacaktır. (Avrupa bankerleri bu acemi borçluyu adeta para almaya zorlamışlar, devrin paşalarına bol rüşvet yedirerek onları kullanmışlardır).

Tanzimat bir yenilik olarak aşağıdan yukarı doğru milli bir reaksiyonun neticesi olmayıp, aksine yukarıdan aşağı doğru verilen, hatta zorlanan bir inkılap niteliğindedir.
Tanzimat demek; adeta kanun ve yönetmenlik bolluğu oldu. Bir kaç yıl içerisinde o kadar çok kanun çıktı ki uygulanması bir yana, bunları öğrenmek ihtisas işi oldu. Tanzimatın aydın bir kadrosu yoktu. Bunun için çıkarılan kanun ve nizamnamelerin bir çoğu halk ve aydınlar tarafından beğenilmedi ve benimsenmedi.

Fermanda öngörülen vergi meselesinde başlanan, vazgeçilen, geri dönülen, sonunda hiç bir neticeye ulaşamadan karmakarışık edilen mevzuat ve uygulamanın hikayesini iktisatçılar sütunlara sığdıramaz durumdaydı. Bütün bunlara rağmen buhran önlenememiş, rüşvet suistimal ve israf eskisinden daha beter artmış ve yayılmıştı. Saray'dan itibaren devletin ileri gelenleri sefahat içindeydiler. Vükela konaklan bir saray yavrusu idi. Devlet adamlarının ahlak sükûtu önlenememişti. Memleketin iktisadi kaynakları ve ticareti tamamına yakın bir şekilde emperyalist Avrupa Devletlerinin kontrolü altına girmişti.

Bu karışıklıktan yararlanmak isteyen Hıristiyan teba, devlete itaatsiz ve hıyanet içinde idi. Hakim millete karşı eşitlik davası yürüten Hıristiyanlar kendi bölgelerinde Türklere yaşama hakkı bile tanımıyordu. 1856-1863 arasında 4 milyona yakın Türk ve Müslüman göçmene bakmak zorunda kalmıştır.

Tanzimat'ın gerek kültür tesirleri, gerek siyasi, idari, hukuki, mali, iktisadi ve sosyal yönleri ile bir Avrupa Taklitçiliği şeklinde görülmesi yersiz değil doğru bir görüştür.
Devleti yönetenler; düzeni, toplumu, kültürü kendi gelenekleri, kendi iman ve ilkeleri temelinde yenileyebilecek bir fikir hamlesi yapamayınca bu taklitçiliği bir kurtuluş yolu gördüler.
3 Aralık 1839 yılında Avusturya başvekili Prens Metrerich'ın Bab-ı Ali'ye gönderdiği bir tavsiye mektubundan söz etmeden geçemeyeceğim.

Başbakan mektubunda şu tavsiyelerde bulunuyor. Osmanlıların iç idare düzen ve gelişme unsurlarını kendi öz varlığının esaslarından araması gerektiğini, yıkılan ordunun yerine yenisini kuramadığını, kuvvetli olmak isteyen bir devletin her şeyden önce kendisine benzemesi gerektiğini, taklitle bir yere yanlamayacağını, Avrupa'dan Osmanlı kanun ve nizamlarına uymayan mevzuat'ın alınmamasını; Osmanlılar'ın Türk kalıp şeriate uymasını ve ıslahatı bu şartlar içerisinde düşünmesini tavsiye etmiştir.

Tanzimat Cumhuriyet'e zemin hazırlamış ve Cumhuriyetle birlikte Medeni Kanun gelmiş, hilafet kaldırılmış, kıyafet değişmiş, harfler değişmiş, fakat sosyal ve ekonomik düzen temelde aynı kalmıştır. İnkılaplar bu temeli değiştirmemiş, hala kalkınmakta olan devletler arasından kurtulamamış, Türk Devletini çağdaş medeniyet seviyesinin en üst noktasına getirecek;
İktidar ise hala gelmemiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir