Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Şehirleri

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Şehirleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:57

OSMANLI ŞEHİRLERİ

İslam Şehirleri hakkında yapılmış çalışmaların oldukça sınırlı olması I yanında yalnız İslam şehirlerinin değil, genellikle şehirler için yazılan ve yayınlananlar da sınırlı olup bunlar da çok defa şehir için sahip olunan bir dizi "anlama şekli"nin çerçevesi içinde girişilmiş araştırma ve açıklamalardan ibarettir.
Sanat eserlerinin, mimarinin, şehirlerin, incelenen herhangi bir konunun incelemeye değer bulunan veçhesi onun farkedilen özellikleri ile tabii olarak sınırlıdır.
Şehirler ile ilgili incelemelerde onların farkedilen özellikleri etrafında yoğunlaşmıştır.

Lamartine XIX. asrın ilk yarısında Osmanlı şehirlerinin temizliğini, Le Corbusier Kuzey Afrika ve Osmanlı şehirlerinde mimarinin bir dizi asli özelliği ile (XIX. asır Batı Avrupa şehirlerindeki koridor sokak çözümüne tepkisini başlatan) Osmanlı şehirlerindeki evin ve sokağın birbirinden bağımsızlığını farketmiş ve bütün XX. asır yeni şehir oluşumlarını etkileyen yaklaşıma dönmüştür.

XIX. asırda konut sefaleti İngiltere'de asrın ikinci yarısında başlayıp bir asırdan fazla devam eden sosyal konut programlarının, bahçeli evler projelerinin yaygınlaşmasına; bahçeli ev programlarının az yoğunluğu insanlar arasında ilişkilerin zorlanmasına sebep olmuştur. Bu da, yoğun şehir dokuları lehine görüşlerin gelişmesine; İslam aleminde inancın sosyal ve hukûki sorunları düzenleyici yaklaşımının ve gelişen sosyolojinin etkisi ile de şehirlerin sosyal veçheleri ile idari yapının sorunlarının gündeme gelmesinde ve İslam şehirlerinin incelenmesinde asli konu haline gelmesine yol açmıştır.

Şehir yöneticileri açısından ise, ülkemizde Ziya Paşa'nın XIX. asır Osmanlı aydınının ezikliği içinde Batı şehirlerine hakim olan büyük ölçüler karşısındaki hayranlığı günümüze kadar Türk yöneticilerinde devam etmiş; motorlu taşıtların, otomobilin şehirleri işgal ettiği günümüzde otomobil trafiği ve genellikle büyük ölçüde ulaşım meseleleri şehrin ilgi ve imajının odak noktası olmuştur.

Varlığın bütünlüğünün ve bütünlüğün:

yapısının yaradılıştan gelen hiyerarşileri gözönünde tutulmadan girişilen mevzii, parçacı tahlil ve değerlendirmeler yerine bütüncül bir yaklaşım Osmanlı şehirlerini anlamak için bir ihtiyaç haline gelmiş bulunmaktadır.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI ŞEHİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:57

Şehirler, insanların vücûda getirdikleri, inşa ettikleri, içinde yaşadıkları yapılardan, evlerden, mahallelerden, çalışma yerlerinden, alışveriş alanlarından, eğitim, kültür ve sağlık yapılarından, bunların gerektirdiği ulaşım v.s. altyapı tesislerinden oluşur. Şehirlerin, mahallelerin, evlerin ve insanların dünya ile ilişki, yaşama ve davranış biçimini belirleyen çevreler olarak şekillendirilmesi ile de bu birimler insanın kendisini ve gelecek nesillerin yaşama biçimini belirleyen inançlarının tam bir tezahür alanı olmaktadır.
Böylece bütünü kapsayan bir yaklaşım içinde şehirlerin mimari için olduğu gibi maddi-ekonomik, biososyal, psişik ve manevi varlık alanlarına ait bütün sorunların, zaman-mekan boyutları içinde insanların, toplumların vücuda getirdikleri ve yaşama biçimlerinin belirlendiği, düzenlendiği ürünleridir.

Mimari düzeyde her yapı, her ev aile tarafından tanımlanan amaca yöneltilmiş tasarım ve inşa işleriyle sınırlı bir süreçtir, oysa mahalle ve şehir çok sayıda aile ve insan topluluğunun amaçlarını gerçekleştirecek yapı, yatırım ve işletme programlarını uygulamaya koydukları çok daha yaygın teknik, ekonomik, sosyal ve idari meseleler ile çok daha bilinçli ortak değer yargıları ve kültürel-manevi tercihlerin varlığını gerektiren bir toplumsal üründür.

Şehrin varlık özelliklerinin en üst amacı, kuşkusuz yaşayan neslin olduğu kadar gelecek nesillerin de manevi-kültürel hayatının, idrak ve davranış tercihlerinin en üst düzeyde gelişmesini sağlamak ve düzenlemektir. Bu amacı gerçekleştirmek üzere gerekli yapısal özelliklere sahip, sosyal, hukuki ve ekonomik müesseseleri ve çerçeveleri geliştirmek, eğitim, sağlık, vs. insani ihtiyaçlan karşılamak için gerekli teknik altyapı ve hizmetleri sağlamak gerekir.
İnsanın ve toplumların takip edebileceği en gelişmiş ve karmaşık amaçlar bütünlüğünü içeren şehir, aynı zamanda tam bir süreçtir. Birbirine eklenen parçaların bir bütünlüğü olduğu kadar içinde oluştuğu, geliştiği zaman dilimlerinin farklılaşan ihtiyaçları ve değişen amaçlan tarihi miras karşısında alınacak tavır dolayısıyla da bir kültürler birikimi ve zaman içinde birbiri ile hesaplaşarak şekillenen davranışlar bütünlüğüdür.

Her nesil böylece kendi inancı ve idrak sorumlulukları açısından kendi tercihlerini geliştirirken geçmiş ve gelecek nesillerin tercihleri karşısında davranışlarını belirlemek zorundadır.
Süreç olarak şehrin önemli bir diğer veçhesi ise, bir ev veya herhangi bir başka yapıya göre çok daha belirgin olan yaşama zarûretidir. Ulaşım, beslenme, temizlik, sağlık, asayiş ve emniyet, eğitim, kültürel ve manevi hayat, sosyal ilişkiler açısından hukûki ve idari yapıların ekonomik faaliyetleri ve yapısal oluşum süreçlerini amaçlarına yönelten kurumların işleyişini sağlamak da şehrin varlığının temel şartlarıdır.

Osmanlı Şehirlerini Oluşturan Asli Amiller ve Amaçlar

Osmanlı şehirleri İslam şehirleridirler. Çeşitli maddi ve kültürel sebepler ile diğer İslam şehirlerinden farklılaşan, ancak İslami temelde onlar ile bütünleşen özelliklere sahiptirler. Bu şehirlerin asli özellikleri XIX. asır başına kadar zedelenmeden devam etmiş, XIX. asır başından itibaren esas itibariyle İstanbul'da ve İstanbul'un etkisi ile de diğer şehirlerde Batı'nın gösterişçi ve merkeziyetçi yönetim felsefesi ve Batıya hakim olan Helenistik kültür kaynaklarının üstünlüğü inancı Osmanlı-İslam kültür temellerinin adım adım terk ve tahrip edilmesine yol açmıştır.

Bugün Osmanlı Şehirleri ile ilgili her türlü araştırma, tanıtma ve açıklama girişiminin en azından zaman zaman hala Osmanlı şehirlerinin bugün arta kalmış şu veya bu köşesindeki çözümlerinden veya 30 ila 50 yıl geride kalmış izler ve bilgilerden yararlanılarak yapılması gerekmektedir.
Bu çalışmanın özel bir çaba gerektirdiği, ancak çeşitli açılardan dünya ölçeğinde gelişmekte olan yeni çevre, toplum ve bireyin yüceliği ile ilgili görüşlerin çok ötesinde tamamlanmış ve 3 asırlık Osmanlı Sulhü döneminde insanlık tarihinin en istisnai şehir hayatı örneğini tanıtma imkanını verdiği için de özel bir önemi olacağı aşikardır.

Osmanlı Şehirlerinde Tabiat ve Mimari

Osmanlı şehirleri, diğer İslam kültürlerinin Kuzey Afrika, İran, Hindistan gibi büyük kültür çağlarının şehir ananelerinden farklılaşan özellikleri ile İslam kültürleri ve insanlık tarihinin çok özel bir tecrübesi ve şehir sorununun çözümü için önemli bir yaklaşımlar bütünlüğüdür.
Osmanlı şehirleri, tabiat ile insanın beraberce inşa ettiği alemin, mimarinin bir bütünlüğüdür.

Bu temel özelliği anlamak için Kuzey Afrika'nın tabiata çok az yer bırakan yoğun şehir dokularına bakmak yeterlidir. Osmanlı şehirlerinin tabiatı, ev bahçesi ile bahçedeki havuz, çeşme vs. ile bütünleştiren bir yaklaşıma sahip olduğu görülür. Osmanlı şehir tasarımı, insan ürünü olması sebebi ile kaçınılmaz olan sun'iliğin tabii özelliği olan inşa edilmiş geometrik, vakur ve sade mimarinin farklılaşma ve bir arada bulunmasını temin ederek aşmakta, "artifacı'ların tabiatın güzelliğini yüceltmesini, insanın dünyayı güzelleştirmesini sağlamaktadır. Toplumun ilk ve asli birikimi ailenin çevresi olan evler, böylece çiçeği, bahçeyi, ağacı yücelten yapıları ile Uzakdoğu kültürlerinin temel tavrını, diğer İslam şehir ananelerine göre daha açık-seçik bir şekilde paylaşır görünmektedir.

Ancak, Osmanlı şehirlerinde aynı zamanda yapı stokunun % 80-85'ini teşkil eden evler, genellikle şehrin üzerinde yer aldığı yamaçların her noktası farklı topografyasında, bu topoğrafyanın icaplarına göre ve esas itibariyle şehirliye tercih için idrak etme ve karar vermeyi zarûri kılan üç yol ağızlı meyilli yol şebekesinin tercih edilmesi ile oluşan doku ve değişen yönler düzeninden evlerin bağımsız olarak yöneltilmesi kuralı ile de, her ev kendi başına kendi yöneliş ve yer alış tercihlerine göre komşu hakkına saygı ile yerleşme imkanı sağlanmıştır.
Varlığın iki etkileme sisteminin, topoğrafyanın ve yol dokusunun kendi icaplarına göre yönelmesi suretiyle varlığın, yaradılışın, gerçeklerin, icaplarının her birine uymak imkanı böylece insanlık tarihi boyunca benzeri az olan bir düzeyde, Osmanlı şehirlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çözümleme yaklaşımı çerçevesinde üç yol ağızlarında, mahalle ve şehir meydanlarında tabiat abidesi olacak nitelikte ağaçlar ve onları tamamlayan mescidler, camiler, hamamlar vs. sosyal-kültürel-manevi değerlere sahip mimari şaheserler veya şehrin yamaçlarında yer aldığı dağların ve ovaların etkileyici görünüşleri, şehrin orta mekanlarını ve yolların nihayetlerini tamamlarken evlerin yollara bahçe duvarlarının üzerinden uzanan meyva ağaçları ve çiçekler evlerin avlularından toplumsal mekanlara taşan zenginlikleri ve güzellikleri ile bereketin ve tabiatın lütfü güzellikler ile mimarinin vakar ve zerafetinin; kısaca gerçeklik ve tezyiniliğin bütünleşmesi Osmanlı şehirlerinin biçim ve üslup özelliğini belirler.

Bu çözümlemenin tamlığım ve yüceliğini anlamak için insanların, ailelerin oluşumuna hiçbir şekilde katılmadıkları 6-8 katlı birbirine yapışık sıralar ve aralarında koridor yollar var ise, ağaçları eş mesafeler ile herhangi bir var olan gerçeğe uymadan teknokratça alınmış bir karara göre dikilmiş, XIX. ve XX. asır Türk aydınlarının hayran olduğu Batı Avrupa şehirleri ile bütün yollan yanyana sıra evlerden oluşan, tabiata hiçbir yer bırakmayan Hristiyan Ortaçağ şehirleri ile derin bir tabiat ve mimari kültür ile gerçekleştirilmiş, ancak bütünü birbirine paralel yollar ile düzenlenmiş Pekin'de evlere yöneliş ve farklılaşma imkam vermeyen, böylece kişinin, ailenin, şehrin fiziki mimari mesafeler düzenini, yani sosyal yapıyı belirleyen, sosyal mesafeler düzeninin oluşmasına toplum içinde kendi yerini bütün boyutları ile belirleme imkanını ortadan kaldıran, merkezi otoritenin emredici yapısı ile karşılaştırmak yeterlidir.

Konut Mimarisi: Farklılaşma ve Değişme

Osmanlı konut mimarisinin, yoldan bağımsız kendi varlık ekseni etrafında tektonikler düzeni ile içtimai yapının temel birimini oluşturan ai-leye ait fiziki ve kültürel çerçeveyi oluşturması bir tesadüf değildir.

Osmanlı şehirlerinde Otağ'dan türediği bilinen odaların bir araya getirilmesi ile oluşan evler, odaların bağımsız varlıkları ile tektonikler olarak bütünlüğe tezyini bir düzen ile yol ve bahçe arasında diziler halinde katılırlar ve, bunların iç ve dış arasında sonsuz mekan içinde inşai sistemleri, pencere düzenleri ile her birine ait özel tavan vs. mimari unsurlar ile farklılaşan özel kimliğe sahip varlıkların topluluğu olarak var olurlar.

Böylece bu evler, tabiatın yapısındaki sınırsız bütünleşmeyi tekrar gerçekleştirmek gibi insanın sınırlarını aşan gurur verici iddialı yaklaşımların yanılgısından arınmış insanın imkanlarının ve ölçeğinin idraki ile oluşan; kendini ve dünyada yaradılış içinde yerini bilen, erdemli kişiliğin tevazuu ile bu sınırlan aşmamayı bilen insanın ürünüdür.
Evlerin küçük ölçüsü, tabiatı, ağaçlan, toplum inancının timsali olan camileri ve şehrin önemli yapılarını, ufku dağlan ve insanları yüceltir.

Evler genellikle tek katlıdır. Zemin seviyesi iç avlunun devamı olarak boş bırakılmış olup, ev birinci katta yer alır. Ancak düşük gelirliler zemin kattan ibaret evlerde, yüksek gelir grubuna mensup az sayıda aile ise zemin, birinci ve ikinci kattan oluşan evlerde otururlar. Üç katlı evler, kondular şehir topografyasının hakim noktalarında, konut dokusunun odak noktalarını mescidler, camiler, büyük ağaçlar, diğer toplumsal yapılar ise, şehrin ve mahallelerin odak noktalarını belirler.

Bu küçük, genellikle de müstakil evlerin vücuda getirdiği' diziler arasındaki yaya yolları, çocukların toplumsal ortama katılmalarını başlatan oyun alanları olarak da özel bir değere sahiptirler.

İnsanları, sağladığı gölge ile güneşten ve yağmurdan koruyan cumbalar, kadınların sokakta oynayan çocukları gözlemelerine imkan verecek şekilde evlerin bir uzantısı olarak ev ölçeğinde açık mekanlardır.

Şehrin yekpare bir yapı olması yerine mescid, cami, mektep, tekke, kitaplık ve hamam etrafında odaklaşmış, kendi kendini yöneten idari birimler, mahalleler olarak teşkilatlanmış bulunması da insan ölçeğinde, insanın çevresinin bilincine ulaşabileceği ve bu çevrenin her türlü sorumluluğuna katılabileceği uygun ölçünün teşhis edilmesi ve korunması Osmanlı şehrinin değişmez bir kuralıdır.

Büyük aile için ve çok maksatlı kullanışa imkan veren odaların oturma, yemek ve yatma gibi değişik biçimlerine imkan verecek şekilde düzenlenmesi, odalardan oluşan Osmanlı evi aile yapısında meydana gelen değişmelere uymak bakımından özel üstünlüğe sahiptir.

Buna ilaveten evin bütünlük olarak tasarlanmış özelliğine ilaveten yan ve arka bahçelerin varlığı eve, aile yapısında oluşan değişmelere göre ilaveler ve tadilat yapmak imkanını verdiği gibi pek çok defa evin gerektiğinde bölünmesine de imkan verir. Buna imkan veren çok önemli bir unsur ise, evlerin inşa sistemleridir. Yerel ve aktüel gerçeklerin evlere bu yansımaları onların farklılaşmalarını, ferdiyetlerini ve kimliklerini oluşturur.

Bu özellikleri ile Osmanlı şehrinin yerlerini, çevrelerini terketmeden ailelerin oluşan değişmelerini takip etmeleri için geliştirilmiş bütün konut dokuları, şehirlerin değişmeyen odak noktaları ve bunların maşeri vicdanın, inançların yansımaları olan ve ilahi, ebedi gerçeğin seri halleri olan dini abidelerin kalıcılığı ile tezat halinde bu kalıcılığı yücelten bir geçicilik ve tevazu alemini oluştururlar.

Kalıcı İlahi-Mutlak gerçeğin çevresinde ve ışığı altında tarihi ve aktüel zarûretlerin oluşan ve değişen yapısının değişmemesi ve yukarıda sözü edilen asli özelliklerinin devamı bunlara inanan, İslami değerler ve davranışlarının meziyetlerinin idraki içinde insanların mütevazi, vakur, gerçek ve tezyini çevrelerini oluşturmak ve bunu toplumun ortak tercihleri olarak yaşatmak için oluşturulmuş standartlar, mimarinin bir gösterişçilik, sahte sanatkarlık, nefsani arzuların tezahür alanı olmasına ve ortaya konulmasına da imkan bırakmadığı gibi şehrin şahsiyet bütünlüğünün oluşmasını ve devamını da teminat altına alır.

Osmanlı şehirlerinde inanç ve bu inançlardan kaynaklanarak oluşan davranış biçimleri, bunların ayrılmaz parçası olan ruh halleri, ifade biçimleri, bunlara tekabül eden üslûbu oluşturan manevi-kültürel standartlar, mimari eleman standartları ve teknik standartlar, Osmanlı şehirlerinin temel, değişmez ve ortak özelliklerini oluşturmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI ŞEHİRLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:58

Böylece standartlar düzeninin, genel üslûp çözümü ile bütünleşmiş malzemesinin kullanılması ile ev tasarımının ilgi odağı bu malzemeyi tasarlamak yerine, bu malzemeyi var olan şartlara, ev sahiplerinin ihtiyacı, komşuluk münasebetleri, sokağın ve bahçenin mimarisi, evin yönelişi vs. gibi dış faktörler yanında evin tavan, yerli dolaplar vs. gibi özel değeri ve mevkii olan meselelerinin çözümüne yöneltilmesi de sağlanmış olmaktadır.

Evi tasarlayan ile inşa edenin aynı kültür ve inancın mensupları olması ise bugün bu konuda var olan ve çağımızın kültürel kirliliğinin ve şehirlerin tutarsızlıktan oluşan kargaşanın bertaraf edilmesini sağlayan önemli bir etken olduğu da aşikardır.

Şehrin % 80'ini kapsayan konut-ikamet alanlarının ve şehir nüfusunun % 70'ini teşkil eden kadınların, yaşlıların, çocukların ve bunlara mahalle ölçeğinde hizmet veren nüfusun ve ailelerinin yaşadıkları, zamanlarının % 90'ını geçirdikleri bu alanların şair şehir fonksiyonları ile bugün olduğu gibi rahatsız edilmemesi gerektiği en az 50 yıldır. (M. Wagner ve W. Gropius'un 1938 şehir şemasını hazırladıkları 1939 yılından beri) bütün dünyanın paylaştığı ve gerçekleştirmeye çalıştıkları bir amaç olmuştur.
1928-33 yılları arasında Bursa'da, hanımların bir araya geldiklerinde en çok konuştukları mevzu, bu kendilerine ait ortamın, evlerin ve sokakların renkleri idi. Bursa'da konut mimarisinin yüce zengin geometrisinin koyu kahverengi ahşapların çerçevesi içindeki geniş satıhların yeniden renklendirilmesinin nasıl bir çevre duyarlılığı olduğu ve seyircisi olunmayan, yaşanan bir sanatın, mimarinin varlığının herkesin idrakine ve oluşumuna katıldığı bir kültürün yüksek değeri ile aşikardır.

İnsanların çevre karşısında duyarsızlık ve sorumsuzluklarının bugün insanlığı karşı karşıya bıraktığı derin kültürel kirlenmenin ve kültürün seyircisi bile olmayan geniş kitlelerin bugün mahkûm edildikleri durumu aşabilmek için ise, insanlık tarihinin bu düzeye yaklaşan pek fazla örneği mevcut olmadığı düşünülür ise, Osmanlı şehir çözümünün büyük önemi açıkça görülür.

Osmanlı şehirlerinde mahalleli, mahallenin yönetiminden, emniyetinden, sokakların bakımından, temizliğinden, çöpün toplanması ve yok edilmesinden, çocukların gözetilmesinden, yeni yapıların vb çevre ilişkileri ile ilgili nihai kararlan vermekten sorumludurlar.

Bu mahalli yönetim iradesinin yukarıda sözünü ettiğimiz iskan-ika-met alanına ait temel kurallar, standartlar çerçevesinde hareket etmesi fukaranın, kimsesiz çocukların, yaşlıların korunması, mahallelinin yarışarak gerçekleştirdiği görevler olarak zevkle ve adeta dini bir vecd ile ifa edilir idi.

Osmanlı şehirleri, mahalle yapısı ile iktisadi yatırım ve kullanım safhalarında ciddi tasarruflar sağlayan bir düzenlemeye sahipti.
Yalnızca 1, 2 ve 3 katı geçmeyen evlerden oluşan mahallelerde, hafif, önceden imal edilmiş mimari veya inşaat elemanlarının kullanılmasına, her ev kendi parseli içinde toprak taşımayı gerektirmeyen küçük kazı ve toprak tesviye işleri elle yapıldığından, mahalle merkezlerinde mescid, mektep vs. tesisler ise, mahallenin kuruluşu sırasında en başta işgal edildiği için, mahalle içlerine ağır vasıtaların girmesi söz konusu olmadığından yolların esas itibariyle insan ölçeğinde hafif yükler için inşa edilmesi, evlerin, mahallenin çok maksatlı kullanışa imkan vermesi ve evin büyük aile için planlanmış olması, yatırım safhasında olduğu gibi, kullanış ve işletme safhasında da ısıtma ve bakım harcamalarında önemli tasarruflara imkan veriyordu.
Şehir inşa ve işletme ekonomisi açısından önemli bir hususun aile fertlerinin, yaşlıların ve çocukların tabiat ile yoğun temasını sağlayan evlerin arka ve yan bahçelerinin bir arada meydana getirdiği yeşil kümelerin ev sahipleri tarafından en yoğun şekilde kullanılan şehrin evleri ile tabiatın bütünleşmesi, evlerin mahrem bölgelerini oluşturan arka bahçelerin bir araya gelmesi ile vücud bulan ve her türlü bakımı ev sahipleri tarafından sağlanan, aynı zamanda ev halkına meyve ağaçları ve çiçek vs. yetiştirme imkanı vermesi bugün Batılı şehir planlamasında adına "pasif yeşil alan" denen bu yerlerin, "aktif yeşil alan" denilen yerlerden kat kat daha fazla kullanıcısına hizmet verdiği ve aynı zamanda belediyelere şehrin yeşil alan yatırım ve bakım harcamalarında çok önemli tasarruflar sağladığı da bilinmektedir.

Osmanlı şehirlerinde evlerin arka bahçeleri ile oluşan yeşil potansiyelinin nisbeten küçük ölçülü meyva ağaçlan ve çiçeklerden oluşan dokusuna karşılık mahalli meydanlar ve şehir merkez alanlarında camilerin çevrelerinde ulu çınarların abidevi etkileri ile camiler civarında önemli kişilerin defnedildiği hazirelerdeki iklimin müsaade ettiği her yerde selvilerin farklı şakûli koyu renkleri üçüncü bir ifade ile peyzajı tamamlar.

Şehirlerin çevrelerinde, şehrin beslenmesini sağlayan kıymetli tarım alanları, bostanlar, bağlar ve zengin mer'alar, hayvancılık alanları tesis edilmesi Okmeydanı ve bayram yerleri pek çok defa şehre özellik katan, şehrin çeşitli bölümlerini birbirinden ayıran dere boylan, mesire yerleri Osmanlı şehirlerinin ayrılmaz parçalarını oluştururlar.
Şehirde ve çevresinde tabiatın korunması ve geliştirilmesi için Osmanlıların sarfettiği gayret ve gösterdiği itinayı anlamak için İstanbul Okmeydam'nda ve Boğaziçi, kağıthane vs. mesire yerlerinde çeşitli otların birarada varlığını kullanarak geliştirilen çayırların korunması için çayır bekçileri, toprak erozyonunu önlemek için funda dikmek ve yetiştirmekle sorumlu fundacı takınılan olduğunu hatırlamak yeterli olacaktır.

Ulu çınarların yanında yer aldığı önemli abideler, özel mimari değerleri ve kalıcı nitelikleri ile şehrin ta uzaklardan farkedilen odak noktalarını belirlerler. Bu asli odak noktalan her firsatta şehrin ana yollarının ve mahalle içi yolların verdiği imkanlar ile şehirlinin ilgi alam haline gelirler.
Bu şekilde şehrin her noktasında bir tepe, bir ağaç grubu, bir mescid veya minare veya önemli bir abidenin yakınınızda bulunan mütevazı ve vakur, sakin ve çok defa renkleri ile coşkulu ev gruplarının arasından farkedilerek şehiri yaşayan herkesin her an nerede olduğunu anlamak fırsatını verir.
Böylece şehirli ve mahalleli hiçbir an kendilerini özellikle Amerika şehirlerindeki şahsiyetsiz yapı yığınları ve şehir mekanları arasında ve kalabalık içinde kaybolmuş olarak, nerede ve kimlerin arasında olduğunu farkedememenin yalnızlığına terkedilmiş olmaz.

Osmanlı şehirleri, özellikle İstanbul, Batı Ortaçağ şehirlerine kıyas edilir ise, çok daha gelişmiş ve zengin şehirler idiler.
Ancak şehirler, XIX. asrın ikinci yarısında 1840 İngiliz-Türk Ticaret Anlaşması'ndan dolayı ithal edilen malları destekleyen Osmanlı Devleti, sınırları içinde yapılan her türlü imalatı vergilendiren tahripkar hükümlerinin tesiri altında kıymetli ipek vs. kumaş üretimi çökünce, bu imalat merkezi şehirler boşalırken liman şehirleri hızla kalabalıklaştılar. Buna rağmen şehirler asır başına kadar İstanbul hariç, herhangi bir taşıt aracına ihtiyaç olmadan yayaların ulaşabileceği ölçülerde idiler.

Bu insan ölçeğinde yayalar için şehir yapısını gerçekleştirmek amacıyla dericilik, bakırcılık, demir işleri vs. gibi kirlilik yaratan ve gürültülü imalat kollan için esnaf çarşıları bugün dahi birçok Anadolu kasabasında varlıklarını sürdürmekte olup, bunların civarındaki iskan alanlan da genellikle bu iş yerlerinde çalışan esnafın ikametine tahsis edilmiş bulunmakta idi.
İstanbul başta olmak üzere, daha büyük ölçekli şehirler ise imalat, ticaret, kültür, tarım amaçlı çok sayıda merkez etrafında teşekkül etmiş birimlerin, yerleşmelerin oluşturduğu örnek şehirlerdi.

En belirgin örnek olarak idari ve kültür merkezi İstanbul yanmada-sı, dini ziyaretgah olarak Eyüp, ticaret merkezi olarak Galata ve imalat yöresi olarak Üsküdar ile Boğaz köyleri, Kadıköy, Bostancı, Kartal vs. Yedikule, Bakırköy, Yeşilköy gibi tarımsal faaliyet merkezi olan köylerin bir araya gelerek oluşturduğu İstanbul yerleşmeler bütünlüğü Modern Orta Avrupa'nın galaksi biçimindeki metropollerinin eski bir örneğini teşkil ediyordu.

Bursa'da, Edirne'de, Kütahya'da, aşağı yukarı bütün Osmanlı şehirlerinde mahalle ölçeğinin ötesinde, mahalle gruplarının oluşturulması, bunların özel faaliyet türleri etrafında odaklanması ve şehrin bu şekilde oluşan yerleşme gruplarının değişik düzeyde topografya üzerinde bağımsız birimler olarak yerleşmesiyle Osmanlı şehirlerinin çok-merkezli yapısı teşekkül etmekte ve çok-merkezlilik Osmanlı şehirlerinin bariz bir vasfını teşkil etmektedir.

Tarihi Sürecin Bilinci

Osmanlı şehirleri, tarihi şehirler üzerinde gelişmişlerdir. İznik, Bursa, Edirne, İstanbul, Amasya, Konya, Sivas, Tokat vs. bunların açık örnekleridirler.
Bu şehirlerde tarihi miras saygı ile korunmuş ve Osmanlı dünyasının yaşanan ve hayata boyut kazandıran şehirlinin tarih bilincinin oluşmasını destekleyen varlıklar olarak günlük hayata katılmışlardır. Tarihi Bizans ve Roma kaleleri, antik yapı kalıntıları veya Anadolu Selçuklularının yaptıkları gibi Bizans yapılarının temelleri, yeni yapıların mesela İstanbul Fatih Camii'nde olduğu gibi caminin temelleri olarak kullanılmış veya bazı tadiller ile yapının adı değiştirilmeden -en önemli örnek Ayasofya olmak üzere- Türk-İslam kullanış şekillerine intibak ettirilmişlerdir.

Yapının İslami kullanışa intibak ettirilmesi sırasında ortaya konulan tavır şaşırtıcı ve insanlık tarihi boyunca benzer olmayan nitelikle olup, Ayasofya içine yerleştirilen vaaz kürsüleri ve diğer Osmanlı ilaveleri, normal ölçülerden daha küçük boyda imal edilmiş olup, cami iç hacmini olduğundan büyük ve yüce göstermektedir. Ayasofya minareleri, türbeler ve çevredeki diğer yapılar, yapının çevrelenmesini Osmanlı dünyasının hayatın bir ziyneti haline dönüştürülmesini, ölü bir kalıntı olmaktan çok ötede yapının saygı ile yaşanmasını sağlamaktadırlar. Osmanlı şehrinde, tarih ile bütünleşmenin eski ile yeni arasında bu derece yoğun bir ilişki kurarak gerçekleştirilmesi bir amaç olmakla beraber tarihi sürecin belirginleşmesi ve tarihi varlığın korunması amaçlarına ilaveten, varlığın birbirlerine eklenen eylemlerin, oluşumların yan yana gelişi ile oluştuğu, her eklenen parçanın kendi varlık ve tarih bilinci, gelecek sorumluluğu ile kişiliğini kazanacağı, ancak böyle bir faaliyetin yüceliğinin oluşabileceği hususundaki bilgi varlığa ve geleceğe karşı sorumluluğun yollarım tıkamamak için gerekli tedbirleri almayı ve ne yapılıyorsa onun geçmişe bir ilave ve geleceğe bir hazırlık teşkil etmesi gerektiği bilinci Osmanlı şehir kurma ananesinin esasını teşkil etmiş, Osmanlı şehrinin üslup özelliğini oluşturmuştur

Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda evvela işçilerin temizliği için hamamın, bilginin oluşması için hamamı takiben medresenin ve daha sonra da imanın merkezi olarak caminin inşa edildiği, çarşıların, evlerin, cami, medrese ve hamamdan oluşan merkezden dışa doğru uzanan yollar üzerinde geliştirilmesi ile ilgili olarak 40-50 yıl evveline kadar halk içinde yaşamış bulunan bilgi, şehrin bir süreç oluşunun zaman ve mekan içinde var olduğu ve birbirine eklenen ferdiyete sahip parçaların kümülatif ve açık bütünlüğünden teşekkül ettiğini, bu çizgisel oluşumun çok-merkezli farklılaşmış yapısının üst kurallarını, bu üst kuralların objektif aleme yansıması ile oluşan tezyini, dünyayı süsleyen düzenin mahiyeti özet olarak sembolik bir anlatımla ortaya konuluyordu.

Osmanlı şehirlerinin iskan-konut alanları dışındaki şehir merkezi camiler, medreseler, imaretler, şifahaneler, hanlar ve çarşılardan oluşurdu. Hanlar hem ticaret hem de İstanbul'da Simkeşhane gibi imalat amacı ile kullanılıyordu.
Bu alanlar, şehir toplam arazisinin % 15 ile 20'si kadar bir alan kaplıyor ve şehrin iktisadi faaliyetlerinin en büyük bölümü bu yörede yer aldığı için de şehir arazisinin en büyük değer taşıyan ve hatta şehir iskan alanlarının toplam değerinden daha yüksek bir değere sahip bulunuyordu.
İslami inanca göre herşey Allah'a ait olup, insanlara bunlardan faydalanma imkanı verildiği cihetle, toprak esasen Allah'a ait olup insanların topraktan dünyayı güzelleştirmek şartı ile sınırlı yararlanma haklan var idi.

Helal kazancın bir hizmet, çalışma karşılığı oluştuğu inancı spekülatif kazançların haram sayılması, Osmanlı şehirlerinde spekülatif amaçlı yapı faaliyetine imkan bırakmıyor, şehir yönetiminin, şehir yapısının, topraktan yararlanmanın temel kuralları da insanların herhangi bir türden spekülasyona özenmelerini önleyecek şekilde tesis edilmiş bulunuyordu.
Şehrin % 80'ini oluşturan iskan alanlan evlerin, mahallelerin, mahalli merkezlerin o yörede yaşayan ailelerin ikametine, dayanışmasına, ortak şehir kesimini, mahalleyi beraberce yönetmelerine, oluşabilecek her türlü sorunu beraberce çözmelerine, imkan verecek bir büyüklük ve yapıda gerçekleştirilmesi esas idi. Helenistik Anadolu küçük şehir yapılarına uzanan bir kökeni olabileceği ihtimalinden çok X. asırda Anadolu şehir ve köy hayatı tamamen yıkılma noktasına gelmiş olduğu cihetle bu sosyal ve idari yapının yüksek düzeyde idari ve ahlaki kurallara sahip Asya göçebelerinin İslami inanç temelleri üzerinde gelişmiş olduğu gereken Osmanlı mahalle teşkilatının şehrin çok önemli idari ve hukûki hizmet fonksiyonlarını bilfiil ilgililerin sorumluluğuna bırakan yapışım bugün katılımcı demokrasinin erişilmeyen, çok uzaklarda olan bir amacının Osmanlı şehirlerinin temelini asırlarca yaşamış bir işleyişini oluşturduğunu görüyoruz. Evlerin, nüfusun yapısına göre farklı iktisadi imkana sahip ailelerin ihtiyacını karşılamak üzere vücuda getirilmiş, özünde Allah'a ait olmakla müşterek toprağın bağımsız bölümleri üzerinde hiçbir spekülasyon amacının oluşmasına imkan vermeyecek şekilde müstakil evlerin inşasına tahsis edilmesi ve yalnızca bu amaçla kullanılabilmesi bütün bu iskan alanlarını haksız kazanç hırsı ve sorumlulukların vücud bulmasına, şehrin bu bölümünün kirletilmesine sebep olacak ve bugün bütün dünya şehirlerini kirleten yapı spekülasyonu ve adaletsizliğine düşmekten korumuş bulunuyordu.

Mahalle düzeyinde her türlü spekülatif gayri ahlaki yaklaşımı imkansızlaştıran Osmanlı mahallelerinin iç yapılaşma kurallarının başarısı yanında gelişen, var olan her iskan alanının ihtiyacı olan iş yerleri, mescid, hamam, mektep, mahalle çarşısı gibi küçük merkez alanlarında, şehrin ana ticaret ve iş merkezlerindeki çarşı, han, iş merkezi vs. gibi yapıların vakıf yapıları olması yoluyla da bu yapıların sağlayacağı arazi değer artışlarının yansıması şeklindeki yüksek gelirler de Osmanlı şehirlerinde, şehirlerin sosyal tesislerinin, alt yapılarının geliştirilmesine tahsis edilerek tekrar topluma aktarılmakta idi.

Vahşi Amerika'nın vahşi spekülatif ortamının gökdelenler ve tahripkar şehir merkezi yoğunluklarının kişi ve zümrelere haksız kazanç transferi şeklindeki ahlaki çöküntü de bu yol ile bertaraf edilmiş bulunuyor idi.

Bu açıdan incelendiğinde bütün şehir arazisini, kamu malı haline getirerek çözüm arayan XX. asır sosyalist ve devletçi yaklaşımların da büyüyen halkın katılımlarına imkan bırakmayan merkeziyetçi, şeffaflıktan yoksun ve murakabesi imkansız, gerçekleştirmek istedikleri şehir türünün faydasız farklı arazi kullanış yoğunlukları ile insanların ve grupların davranış biçimlerini ahlaki açıdan bazen kısıtlayıcı ve bizzat kamu idarelerinin çöküntüsünü aşmak için Osmanlı şehir biçiminin şehir hukukunun ne kadar önemli bir örnek teşkil ettiği açıkça görülmektedir.

Bütün bu özellikleri ile bir taraftan dünyayı kirleten, tüketim ve gösteriş için yapılan harcamaların sebep olduğu, diğer taraftan dünya nüfusunun çok önemli bir kısmının açlığa, evsizliğe ve cehennemi bir kargaşaya sürüklenmişlere, fakir ülkelerin sefaletine, insanların teknokratik, despotik yönetim kararlan altında çevrelerini ve hayatlarını düzenleme hakkını yok eden, insanın çevre idrakinin ve sorumsuzluğunun yok olmasına yol açan XX. asrın dengesizlik ve tutarsızlıklarının aşılması için Osmanlı Şehirleri tarih boyunca vücuda getirilmiş çok önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir