Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Cemiyetine Toplu bir Bakış

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Cemiyetine Toplu bir Bakış

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 03:34

Osmanlı Cemiyetine Toplu bir Bakış:

Osmanlı cemiyetini genel olarak üç kısımda incelemek mümkündür. Bunlardan birincisi, ulema, esnaf v.s. gibi çeşitli grupları içinde toplayan Eşrafdır. Osmanlı devletinde iç politika hemen hemen bunların elinde bulunmaktaydı. Bu sebeple askeri idareci sınıf, kendi bölgelerinin birer temsilcisi durumunda olan tanınmış kişilerin teveccühünü kazanmaya dikkat etmiştir. Şehirlerde ulema, tüccarlar ve lonca yetkilileri, şehir halkını temsil etme görevini üzerlerine almışlardı. Mesela, hükümet temsilcilerinden şikayet için kadının huzuruna çıkan, gayr-ı meşrü verginin lağvını isteyen ve İstanbul'da Divan-ı Hümayün'a delege gönderme yetkisini ellerinde tutan bunlardı. XVI. yüzyıldan sonraki devrede merkezi idarenin zayıflamasiyle, şehrin menfaatlerini müştereken temsil eden bu tanınmış kişiler son derece tesirli oldular. Valiler onların tasvibini almadan görev yapamazdı. Kayseri ve Saray-Bosna gibi bazı şehirler, bunlar sayesinde belli vergilerden muafiyet ve orduların şehre uğramaması v.s. imtiyazlar elde etmiştir. Bununla beraber, şehirlerde loncaların asıl iş gücünü çıraklar, ücretli işçiler ve köleler (kul) meydana getirmekteydi. Bu bakımdan loncalar siyasi hayatta büyük bir yere sahipti. Mesela, askeri ayaklanmalar esnasında Padişah, daima loncaların desteğini aramıştır. Ancak XVI. asırdan itibaren bir çok yeniçerinin bu teşkilata girmesiyle askeri ayaklanmalardaki bu karakterini aksi yönde kaybetmiştir. Böylece şehirlerin iktisadi faaliyeti işçi ve esnafın eline geçmiştir.

Eşrafın siyasi ve iktisadi faaliyetleri ile nüfuzlarının artmasında vakıflar, malikaneler ve çeşitli görevler rol oynamıştır. Bu şekilde, şehirlerdeki emlaki ellerine geçirmişler, köylerde de çiftlikler kurmuşlardır. Yüksek devlet memurlarından azledilenlerin veya tekaüd olanların da şehirlere yerleşerek bu zümreye dahil olmalarıyla tüketici oranı artmıştır. Bu durum bütün vergi yükünün, ayrıca çiftlik sahiplerinin tazyikinde bulunan köylü sınıfına yüklenmesine ve sonuç olarak da yerlerini terketmelerine yol açmıştır.

Yakın-doğunun geleneksel cemiyet düşüncesi, çiftçileri, tüccarı ve sanat erbabını üç istihsalci grup olarak görmüştür, işte, Osmanlı cemiyetinde ikinci kısmı, bu grupdan Çiftçi yani köylüler meydana getirmekteydi. Köylüler, imparatorluğun kuruluşundan itibaren konar-göçer geleneğinin devam etmesine rağmen, cemiyetin yerleşik vasfını haiz bölümündeki yerini almıştır. Fetihlerin başlamasiyle birlikte ortaya çıkan nüfus nakli keyfiyeti, şehir hayatının da buralara başarı ile götürülmesine zemin hazırlarken, bir köylü topluluğu ortaya çıkarma faaliyeti yaygın görülmemektedir. Rumeli tarafına nakledilen halk, çoğunlukla konar-göçer zümrelerden teşekkül etmiştir. Bunun yanısıra, timar sahipleri ve ümera, dirlikleri nisbetinde götürmek zorunda oldukları cebelli askerini Anadolu köylerinden tedarik etmişlerdir. Bu bakımdan köylüler, hukuken bir dirlik sahibinin raiyyeti idiler. Üret-tikleri mallar nisbetinde dirlik sahibine vergi verirler, toprağı boş bırakmaları halinde ise Çiftbozan resmi ile cezalandırılırlardı. Köyün idaresi, köy kethüdası ve kadı'nın temsilcisi olan naib tarafından yürütülürdü.

Üçüncü kısmı ise, Ehli örf denen ve devletin çiftçi üzerindeki salahiyetini fiilen kullanan memurlar teşkil etmektedir. Halk ile devletin münasebetlerini temin eden ehl-i örf zümresi, bu hizmeti karşılığında halktan resim, hizmet akçası ve harç gibi isimler altında çeşitli vergiler almaktaydı. Bu vergiler, yapacağı hizmet mukabilinde olduğundan, hemen hemen her vakit gelecek kara göre hareket etmek itiyadında idiler. Bu durum, bazı vakitler büyük istismarların meydana gelmesine sebep olmuştur. Mesela hiç bir hadise olmaması halinde alınmaması gereken cürm-i cinayet resmi, çoğu defa istismara uğramıştır.

Tabi oldukları nizama göre halk, raiyyet ve askeri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Padişah beratiyle devlet hizmeti yapan asker! sınıf, raiyyet resimlerinden muaf tutulmuştur ki, bu durum onları reayadan ayırt eden bir husustur. Raiyyet rüsümunu ise şehirliler, köylüler veya çiftçi sınıfı ile konar göçer unsurlar eda etmek durumundaydılar. Bunlardan, vergi yükü en çok çiftçi sınıfı üzerine binmiştir. Osmanlı Devleti'nin ilk devirlerinde önemli zümreler askerlik hizmetiyle vazifelendirilmişler, bu şekilde raiyyet rüsümlarından da muaf addedilmişlerdi. Bunlar Konar-göçerlerden Yörükler ve Tatarlar, çiftçilerden yayalar ve müsellemlerdi. Doğancı, Yuvacı, Atçeken gibi husüsi hizmet erbabını meydana getiren zümreler ise, padişah beratiyle vergiden muaf tutulmuştur.

Timarlı sipahiler, devlet erkanı, kapı-kulu gibi zümreler, ümera ismi altında askeri nizama dahil olurken, kadılar, medrese talebeleri ve mezunları ile bunların yanlarında çalışanlar ve akrabaları da ilmiye ismi altında mütalaa edilmişlerdir. Fakat, bunların iş hayatına girmeleriyle bu husüsiyetleri kalkarak raiyyet sınıfına dahil oldukları görülmektedir. Askeri sınıfdan da padişah beratiyle bu sınıfa geçildiği gibi, reayadan herhangi bir kişi de berat alarak askeri sıfatını kazanabilirdi.

İmparatorlukta geri hizmeti olarak telakki edilen görevler ise ayrı bir zümre tarafından temsil edilmekteydi. Bunlar, devlet kontrolü altında çalışanlar ile, derbendci, köprücü, suyolcu, menzilci, iskele hizmetçisi v.s. den müteşekkil olmak üzere iki kısımda mütalaa edilebilir. Bunlardan ikinci gruba tabi olanlar padişah beratiyle bir takım vergilerden veya tümünden muaf tutulmuştur. Berat sahibi olan bu reaya, askeri ile raiyyet arasında muaf ve müsellem reaya adiyle bir bakıma serbest bir zümre teşkil etmişlerdir. Aslında riayyet olan bu grup, devlet tarafından istenildiği zaman muafiyetleri kaldırılarak tam raiyyet durumuna getirilebilirlerdi. Ticaret ve seyahat bakımından pek önemli yolların korunması ve devletin mükelleflerinin refahının sağlanması, gelir kaynaklarının sağlama alınması demektir. Bu yüzden, bu vazifeyi ifa eden derbendlere gereken önem verilmiştir. Şehir ve kasabalarda ise asayişi koruma ve sağlama görevi, Subaşı tarafından yürütülmüştür. Her teşekkül, yapmakla mükellef olduğu vazifeyi, tabi olduğu nizam dahilinde yerine getirmek zorundaydı.

Osmanlı cemiyetinde önemli bir mevkie sahip konar-göçer grupların ise, iskan siyasetinde oynadıkları önemli rolden dolayı ayrı bir statü dahilinde incelenmesi yerinde olacaktır.

Kaynakça
Kitap: XVIII YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN İSKaN SİYASETİ VE AŞİRETLERİN YERLEŞTİRİLMESİ
Yazar: Yusuf Halaçoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Osmanlı Cemiyetine Toplu bir Bakış

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 05:02

XVIII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun iskan politikası, boş ve ha-rab yerlerin şenlendirilmesi ve ziraate açılması istikametinde yürütülmüştür. Bu hedefe varmak için ortaya çıkan problemlerin başında, yerleşik ahali üzerinde büyük bir baskı unsuru olan konar-göçerlerin şakavet meselesi gelmektedir ki, bunun için de, özellikle şakavet unsurlarının ortadan kaldırılarak güvenli bir ortam hazırlanması, devletin politikasının gerçekleşmesinde önemli bir merhale olacaktı. Nitekim bu hususun önemi anlaşılmış olmalıdır ki, bu kabil grupların, Anadolu'daki iskan mahallerinden uzak tutulması için, Rakka ve Kıbrıs bir sürgün bölgesi olarak seçilmiştir. Bu sürgünde ikinci bir gaye ise, Arap aşiretlerine karşı bir set teşkili düşüncesi olmuştur. Şakavet yapan topluluklar , buraya sürülmekle tehdid edilirken, diğer taraftan da onların yerleşmeleri için Anadolu'da yerler gösterilmiştir. Bununla beraber, bazı aşiretler yerleşmeyi kabul etmedikleri gibi, Rakka'ya iskanlarını da reddetmişlerdir. Devlet, bu durum karşısında stratejik önemi haiz yerleri, yani derbend vasfını taşıyan mahalleri takviye ederek, eşkıyayı kontrol etmeyi düşünmüştür. Bunun için, 1720 yılından itibaren, harab ve boş bir halde bulunan derbendleri imar ve yeniden tanzim etmiş ; bazı yerleri de yeni derbend noktaları olarak seçmiştir. Ayrıca bu bölgeler, diğer yerlere göre da-ha emniyetli olduğundan, bazı konar-göçerlerin yerleşmelerinde büyük faydalar sağlamıştır. Derbend çevresinde, bu kabilden olmak üzere kasabalar ve köyler kurulmuş, yerleşmeyi cazip hale getirmek için de, bazı vergilerden muafıyet sağlanmıştır. Bütün bu çalışmalardaki düşünce, uzun savaşların getirdiği mali külfet yanında, vergi nizamının bozulmasından v.s. doğan, ahalinin yerlerini terketmesi ve zirai gelirdeki düşmenin telafi edilmesiydi. Bunun yanısıra, memleketin içine düştüğü karışıklıkların önlenmesi ve ayrıca ha-rab yerlerin şen ve abadan edilmesi de, belirtilmelidir. Fakat yapılan iskan çalışmalarında çoğu defa coğrafi alanların iyi seçilememesi, yani, konar-göçerlerin hayvanlarına gerekli otun ve suyun sağlanamaması, aynca ziraat için yerleştirilenlere tahsis edilen arazinin verimsiz olması, onların yeniden konar-göçer hayata başlamalarına veya başka bir mahalle firar etmelerine sebep olmuştur. Bu şekildeki hareketin, emirlere muhalefet olarak tefsiri, bahis konusu konar-göçerlerin eşkıya telakkisine yol açmış, böylece devlet yeni problemlerle karşı karşıya kalmıştır.

Bütün bu meselelere rağmen, yapılan icraat, bütünüyle olmasa bile, başarılı sayılabilir. Nitekim o zaman kurulan beldeler, bugün bile ehemmiyetini muhafaza eden iskan merkezleridir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir