Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emperyalistler Süryanileri I. Dünya Savaşında Nasıl Kandırdı

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Emperyalistler Süryanileri I. Dünya Savaşında Nasıl Kandırdı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:27

TÜRKİYE'DEKİ SÜRYANİLER, I. DÜNYA SAVAŞI GÜNLERİNDE GÜÇLÜ DEVLETLERCE NASIL ALDATILDILAR

SALAHİ R. SONYEL


Doğu Hıristiyan Kilisesi'ne bağlı bulunan ve Güney-Doğu Anadolu'nun, İran ve Irak hudutlarına dek uzanan dağlık bölgelerinde yaşayan Türkiye'deki Süryaniler, XIII. yüzyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu'nda, aşiret sistemi altında özerk bir yaşam sürüyorlardı. Onlara 1844'te verilen bir beratla 'millet' statüsüne yükseltiliyor ve patrikleri, Süryani toplumun ruhani ve dünyevi önderi olarak tanınıyordu. Bu bildiride, Süryanilerin kökeni, dini, nüfusu ve toplum örgütü incelenmeyeceği için, bu konulara değinen kaynaklar hakkında dipnotta geniş bilgi verilmektedir.

I. Dünya Savaşı çıkmadan önce, Osmanlı sınırları içinde yaşayan Süryanilerin hükümete karşı ayaklanmalarına bir neden yoktu; oysaki kimi yabancı devletler, misyoner ve konsolosları aracılığıyla, onlar arasında 1840'lardan beri düzen çeviriyorlardı. Rahip John B. Panfil'e bakılacak olursa, Süryaniler, savaştan önce, Türkiye'nin Güneydoğu'daki dağlık bölgesinde 'tümüyle mutlu' bir yaşam sürüyorlardı. Onların, 200 yıldan beri hiçbir önemli sorunu yoktu; dahası, birçok Müslüman aşi-retlerce çevrilmiş olmalarına karşın, Avrupalılar o yörelerde belirmeden önce, Müslümanlar, Süryanilere karşı oldukça dostane davranıyorlardı.

Süryani önderlerden Ağa Petros bile şunu kabullenir:

'1914 yılı başlarında herşey sakindi ve biz mutluyduk'. Ancak, Süryaniler de, Ermeniler gibi, I. Dünya Savaşı'nda Ruslarla birleşerek yurdarı Türkiye ve hükümedne ihanet edince felakete uğruyorlardı.

Rusların, Nesturi Süryaniler arasında düzen çevirdiğini iyi bilen Osmanlı yönetimi, 1914 yılı Ağustosu'nda Dünya Savaşı başlayınca, Süryani Patriği Mar Shimoun'a Van ili Valisi Tahin Paşa aracılığıyla, Türkiye savaşa girerse, Süryanilerin, en azından yansız kalmaları önerisinde bulunuyor; buna karşılık olarak Süryanilerin yakınmış oldukları tüm konuların, ayrıca, mali, idari ve dini sorunlarının ele alınarak çözümleneceği yolunda söz veriyordu. Patrik, Türkler Süryanilere kötü işlem yapmamaya söz verirlerse, Süryanilerin yansız kalacağı yanıtını veriyordu.

Başka bir kaynağa göre, bu gelişmeler şöyle anlatılır:

Rus askeri güçleri İran'a girdikten sonra, Patrik Mar Shimoun, daha önce kendisine başvurarak 25.000 tüfek sağlamak önerisinde bulunmuş olan Urmiye (Rezaiye)'deki Rus askeri kadarına elçiler göndererek, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaş ilan etmek kararını almış olduğunu onlara bildiriyordu. Anlaşılan, Musul'daki Alman konsolosu da, Mar Shimoun'a göndermiş olduğu ajanlar aracılığıyla, ona yansız kalırsa, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tüm Süryanilerin 'kesin güvenliğinin güvence altına alınacağını' bildiriyor, ama patrik bu öneriye karşılık vermiyordu.

1914 yılı Kasım ayında Osmanlı İmparatorluğu savaşa girdikten sonra, Türk ordusunun Doğu'da harekete geçtiği haberi üzerine, kendi askeri güçlerinin Türklere karşı koyamayacağına inanan Rus askeri kadarı, Türkiyeli Süryanileri ivedilikle asker kaydetmeye başlıyor; Süryanilerden oluşan bir alay oluşturuyor ve onları eğiterek silahlandırıyordu. Bu alay birçok çarpışmalara katılarak başarı sağlıyor ve Rusların hayranlığını kazanıyordu.

1914 yılı Aralık ayında, Türkler, Sarıkamış savaş kesiminde ilerlemeye başlayınca; Ruslar, 2 Ocak 1915'te, Süryanilere bilgi vermeden, Urmiye ve Selmas'ı ani olarak boşaltıyor; Süryanileri oldukça güç bir durumda bırakıyorlardı. Adan olanlar, pek kısa bir zaman süresi içinde Kafkaslara kaçmayı başarıyor, ama 10.000 Süryani geride bırakılıyordu. Bunların birçoğu, A.B.D ve Fransa misyonlarının binalarına sığınıyor; geriye kalanlardan kimileri çarpışmalarda ölüyor, kimileri de çeşitli hastalıklardan yaşamlarını yitiriyorlardı. Ruslara ajanlık etmiş veya Türklere karşı savaşmış olan kimi Süryaniler yargılanıyor; ölüme mahküm edilerek idam ediliyordu. İngilizlerin tahminlerine göre, 4.000 kadar Süryani yaşamlarını yitiriyordu, ama İngiliz rakamları, aynı savaş nedenlerinden ötürü yaşamlarını yitirmiş olan Türk ve öteki Müslümanların sayılarını göstermiyordu. Sarıkamış felaketi ve Ermeni-Süryani eylemleri yüzünden 100.000'in üstünde Türk ve öteki Müslümanların yaşamlarını yitirmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, Amerikalı misyoner Dr. Shedd, 800 Süryani'nin kırımdan geçirildiği iddiasında bulununca, Tebriz'deki İngiliz konsolosu, Tahran'daki İngiliz diplomatik temsilcisi Sir W. Townley'e 1915 yılı Mart ortasında gönderdiği gizli telyazısında, Dr. Shedd'in iddiasını yalanlıyordu.

Kendi ülkelerine ihanet ederek Kafkasya'ya kaçan kimi Ermeniler gibi, aynı yolu izleyen bazı Süryaniler de yoksunluk ve soğuktan çok sıkıntı çekiyor; yüzlercesi yolda düşüp ölüyordu. 1915 yılının kışı yalnız Süryaniler için değil, Türkler için de oldukça uğursuz ve sıkıntılı geçiyordu. Hem Süryanilerin hem de Türklerin uğramış oldukları felaketten sorumlu Ruslardı. Ruslar, Süryanileri, Ermenileri ve Kürtleri, kendi ülkelerine karşı ayaklanmaya kışkırtmış ve sonra da onları yalnız bırakarak ihanette bulunmuşlardı. Bu olaydan onaltı yıl sonra, İran'daki İngiliz diplomatik temsilcisi Sir Francis Humphrys, Canterbury Başpiskoposuyla 12 Haziran 1931'de görüşürken, bu Rus düzenlerini doğruluyor; Rusların, Süryanileri, Türklere karşı ayaklanmaya kışkırttıklarını ve daha sonra, onları, Urmiye Gölü yakınlarında savunmasız bırakarak ihanette bulunduklarını açıklıyordu.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı gizli belgelerine göre, Süryaniler yansız kalabilirlerdi ve bu da onların yararına olabilirdi; ama, kendilerine, Hıristiyan oldukları için olaylara karışmak zorunda kalacakları ve nasıl olsa zulme uğrayacakları, dolayısıyla, İtilaf Güçleri'nden (İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya) yana savaşa girmeleri bildirilmiş; onlara kimi sözler verilmiş:

Rusya'dan Türkiye'ye gizlice sokulan silah ve mermi sağlanmıştı. Ancak, şimdi büyük bir kayba uğramışlardı. Dolayısıyla, Süryanilerin Türklerce kırımdan geçirildikleri iddiaları kesinlikle asılsızdır ve işbirliği yaptıkları Ermeni militanları taklit eden birkaç Süryani militanın icadıdır.

Bu arada, Enver Paşa'nın komutasındaki Türk ordusunun Sarıkamış'ta uğramış olduğu felaketten sonra, Ruslar, Urmiye'yi yeniden işgal ediyor ve Doğu Anadolu'nun içerilerine ilerlemeye başlıyordu. Bunun üzerine, Mar Shimoun'un başkanlığı altındaki Süryaniler, kendilerine silah yardımında bulunmaya ve 'özerk, ulusal bir ülke' sağlamaya söz vermiş olan Ruslarca da kışkırtılarak, çevrelerindeki ücra Türk yerleşim yerleri ve mevzilerine saldırıyor; Türklere ve öteki Müslümanlara birçok kötülükler yapıyorlardı. Süryaniler bu gaddarlıkları yaparken Rusları taklit ediyorlardı, çünkü bir İngiliz raporuna göre, 'Rus orduları nereye gitmişse, orada onları, cinayetler, yağmalar ve açlık izlemiştir'. Bunların sonucu olarak Ruslar ve onları izleyen karma Hıristiyan milisler, 1915-6 yıllan arasında, Revandız ve çevresindeki ilçeleri tümüyle tahrip etmişlerdir.

Ruslann, Ermeni ve Süryani işbirlikçileriyle birlikte, I. Dünya Savaşı günlerinde, Doğu Anadolu'yu nasıl yakıp yıktıkları pek iyi bilinmemektedir. Irak'taki İngiliz diplomatik temsilcisi Sir Arnold Wilson'a göre, Ruslar, Türk ve öteki İslam ülkelerini yeniden işgal edince, bu ülkeleri yağmalamış; su tesislerini tahrip etmiş; meyve bahçelerini yakmış ve daha birçok kötülüklerde bulunmuşlardı.

O sıralarda, o yörede İngiliz siyasi yetkilisi bulunan, İngiltere İstihbarat Servisi mensubu Binbaşı Edward W. C. Noel, kaleme aldığı bir raporda şöyle diyordu:

'Rus ordusunca ve bu orduya eşlik eden Hıristiyan Öç Ordusu'nca, 1916 yılı ilkbaharı ve yazında işgal edilerek, yakılıp yıkılan bölgede yapmış olduğum üç aylık tur sonunda, Türklerin, kendi düşmanlarına karşı iyi bir savlan olduğunu kanıtlayabileceklerini söylemeye hiç çekinmiyorum.

Yerel sakinlerin ve tanıkların genel ifadelerine göre, Ruslar, kendilerine eşlik eden Nesturilerle Ermenilerin öğüt ve kışkırtmaları üzerine -ki onlar arasında en tanınmış kişi görünürde Ağa Petros'tu- sivil halktan ellerine düşen herhangi bir Müslüman'ı hiç ayrım yapmadan öldürmüş, katletmişlerdir. Bunun tipik bir örneği, Revandız kentinin imhası ve kent halkının toptan kırıma tabi tutulmuş olmasıdır. Albay Petros, Türklerin de tek tük kötülükler yapmış olduklarını söyleyebilir, ama, Revandız ve Neri ilçelerini gezen bir gezgin, oralarda, Hıristiyanların, Müslümanlara karşı yapmış oldukları geniş kapsamlı ve toplu canavarlıkların belirtilerini görür. Bu canavarlıklardan daha titizlikle ve topluca yapılmış kötülükler düşlemek güçtür...'

O sıralarda Ruslar, Türklere karşı girişecekleri askeri eylemlerde Süryani aşiretlerin silahlı yardımını pek önemli görüyorlardı. Anlaşılan, Süryani ileri gelenleri, 1915 yılı Mayıs ayında Dez'de yaptıkları bir topiantıda Rus vaadlerini görüşüyor ve söz verilen Rus desteğini dikkate alarak, Süryani halkın, İtilaf Devletleri'ne katılması kararını alıyor; Türkiye'ye 10 Mayıs'ta savaş ilan ediyor ve kendi halklarını silah altına çağırıyorlardı. Arap yazar Hasan Arfa'ya göre, Türkler, Süryanilerle olan iyi ilişkilerini sürdürmek için ellerinden geleni yapmışlardı, ama, henüz A.B.D. savaşa girmeden önce dahi Türklere karşı aşırı düşman olan Amerikalı misyonerler aracılığıyla yapılan Amerikan ve Rus propagandası, Süryanileri, Ruslardan yana savaşa girmeye inandırmıştı.

Süryanilerin askeri yardımı, ilkin Ruslarca, daha sonra da İngilizlerce çok değerlendiriliyordu. Gelibolu çıkarmaları başarısızlığa uğrayan İngilizler, Türkiye'ye başka yerde bir darbe indirmeyi düşünüyorlardı.

İngiliz orduları başkomutanı Lord Kitchener, İngiltere başbakanına 11 Kasım 1915'te şu öneride bulunuyordu:

'Gelibolu'dan çekilerek İskenderun'a çıkarma yapılmalıdır. Bu davranış, Müslümanların ve Arapların üzerinde iyi bir izlenim yaratacaktır' (İngilizler, o sırada, Arapları Türklere karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı).

Kitchener şöyle devam ediyordu:

'Bu çıkarma, aynı zamanda, hala Türklere karşı direnmekte olan Ermeni kalıntılarını harekete geçirmek ve bize karşı girişilen eylemlerde düşmanımızın güçlüklerini artıracaktır. Aynı zamanda, Süryaniler de Türk ulaştırma hatlarını hırpalamaya yüreklendirileceklerdir'. Ama Kitchener'in bu önerileri sözden öteye gitmiyordu. Buna karşın, Ruslarla İngilizler, Süryanilerle Ermenileri pek yararlı görüyor ve onları Kafkaslarda Türklere karşı kullanıyorlardı.

Çarlık Rusya, 1917 yılı Kasım ayında çökünce, İngiltere öne gelerek, Kafkasları Türklere karşı korumada Süryani ve Ermenileri istismarı sürdürüyordu. Hindistan'ın İngiliz Kral Naibi, Mezopotamya (Irak)'daki İngiliz ulaştırma ve gereç hatlarının hırpalanmasından kaygılanıyordu. Dolayısıyla, İngiltere, Kafkasya'da dost bir askeri güç kurmayı tasarlıyor; Ermenilerle Süryanileri bu amaç için kullanıyor; Ermenilere belirsiz yardım sözleri veriyor; ama bunu, İngiliz İmparatorluğu'nun Asya'daki siyasi amaçlarını ve güvenliğini hesaba katarak yapıyordu.

Bu sırada, İngiliz İstihbarat Servisi'ne mensup Yüzbaşı George F. Gracey sahnede beliriyor; Tiflis'teki Bağlaşık Genel Kurmayı, onu, İngiltere'nin temsilcisi olarak karşılıyordu. Yüzbaşı Gracey'in eylemleri, daha sonra, Süryaniler arasında hala sürmekte olan bir tartışmaya neden oluyordu. Süryanilere göre, Yüzbaşı Gracey, Türklerin Musul'dan ilerlemelerini engellemek amacıyla bir ordu kurmak için, Kafkasya'dan gelerek çalışmaya başlıyordu.

Onun görüşü şuydu:

Ermenileri, Sür-yanileri ve İsmail Ağa (Simko)'nın önderliği altındaki Kürtleri az çok birlik halinde davranmaya ve her toplumu, İngiliz yönetiminin kurmayı dilediği Karadeniz-Bağdat hattının bir bölüğünü korumaya inandırmak. Bu projeye göre, Süryani güçlerini örgütlemek için 250 Rus subayı gönderilecekti. Anlaşılan, İngiltere veya Rusya, bu amaç için para ve silah sağlayacaktı. Bu sözlere inanan Süryaniler, silah altında kalmayı ve hatun kendilerine ayrılan kesimini korumayı üsdeniyorlardı.
Yüzbaşı Gracey, Süryanilerin önderleriyle birkaç görüşme yaparak, onlara bu proje hakkında ayrıntılı bilgi veriyor; tartışmalarda bulunuyordu.

Patrik Mar Shimoun'un yokluğunda onun evinde yapılan son toplantıda, Yüzbaşı Gracey'in şu açıklamada bulunduğuna inanılıyordu:

'Bağlaşıklar üstün gelirlerse, küçük ve zulme uğramış halklara söz vermiş oldukları tüm ayrıcalıkları da kapsamak üzere, Süryanilere, sürekli ve temelli koruma sağlayacaklardır.' Yüzbaşı Gracey'in bu demecinin 'olumlu ve açık' olduğuna inanan Süryaniler, o anda, oy birliğiyle, Bağlaşıklardan yana geçmek kararını alıyorlardı. Gelişmeleri bu biçimde yorumlayan Süryanileri destekleyen benzer görüşler belirtilmiştir.

Savaş sonunda Süryaniler, İngiliz yönetimini, kendilerine vermiş olduğu sözü yerine getirmemiş olmakla eleştirmeye başlayınca; 1931 yılı Mayıs ayında, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, kendi yetkililerinden W. J. Childs'ı Süryanilere bu denli bir söz verilip verilmediğini saptamak için bakanlık arşivinde araştırma yapmaya görevlendiriyordu. Yapılan aramada, hem Yüzbaşı Gracey ve hem de yardımcısı Teğmen McDowell'in, Süryanilerle yapmış oldukları görüşmelerle ilgili herhangi bir belge bulunamıyor; yalnız Yüzbaşı Gracey'in, 5 Ağustos 1919'da kaleme almış olduğu bir yazı bulunuyordu. Gracey, bu yazısında, Bolşeviklerce tutsak edilmeden önce, birçok raporlarını yok etmek zorunda kaldığını anlatıyordu. Bu açıklamaya karşın, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın kimi yetkilileri, Yüzbaşı Gracey'in Süryanilere bir şeyler söylemiş olduğuna inanıyor; İngiltere Savaş (savunma) Bakanlığı arşivinde de araştırma yapılmasını öneriyor; ama bu arşivde ve ayrıca İmparatorluk Savunma Komitesi arşivinde yapılan araştırmalar da bir sonuç vermiyordu.

O sırada bu konuyla ilgili tartışma sürerken, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Stephen Gaselee, Yüzbaşı Gracey'le ilişki kurarak, ondan, 1917 yılı Kasım ayı sonlarına doğru Urmiye'ye yapmış olduğu gezi sırasında olup bitenlerin bir özetini yazmasını diliyordu.

Yüzbaşı Gracey, bu konuda bir özet hazırlamayı kabulleniyor, ama bunun kolay bir iş olmayacağı, çünkü büyük ölçüde hafızasına dayanmak zorunda kalacağı özürünü öne sürüyor; hazırladığı özette, kendisine isnat edilmiş olan demeci tümüyle yalanlıyor, şöyle diyordu:

'Onlara (Süryanilere), geleceklerinin, Bağlaşık savının başarısına dayandığını söyledim ve ülkülerini (ideallerini) sağlamada onlara yardımcı olmak için tüm kişisel etki ve desteğimi, kullanmaya söz verdim, Ama hiçbir zaman, hiçbir yerde, onlara, ingiliz yönetimi adına bağımsızlık sözü vermedim ingiltere Dışişleri Bakanlığı, Yüzbaşı Gracey'in bu sözlerine inanıyor ve onun, o sırada, ingiliz üniforması içinde Urmiye'de bulunuşunun, Süryanilerin umut ve emellerini şişirmelerine neden olduğunu sanıyordu.

Açık olan şudur:

Çarlık Rusya'nın çöküşü üzerine, İngiltere, Türkiye'nin Doğu illerindeki Hıristiyan azınlıklarla ve özellikle Süryani ve Ermenilerle düzen çevirmeye başlıyordu. Gerçekte, İngiliz İstihbarat Servisi mensubu Teğmen McDowell' in, Yüzbaşı Gracey'e 25 Nisan 1918'de Gümrü'den göndermiş olduğu gizli yazıda da belirttiği gibi, İngilizler, Antranik'in önderliği altındaki Ermeni milislerle, bizzat kendilerinin Kafkasya'da kurmuş oldukları Süryani güçleri birleştirmeye çalışıyorlardı. Bu ve buna benzer gizli yazılar, İngilizlerin, ilerlemekte olan Türk ordusuna karşı kullanmayı tasarladıkları yerel toplumlar arasında ne denli düzenler çevirdiklerini oldukça kanıtlayıcı niteliktedir. Bu düzenlere İngiliz generali L. C. Dunsterville'in de adı karıştırılmıştır.

Çok geçmeden, Türk ordusunun Urmiye'nin güneyinden ilerlemekte olduğu bildiriliyordu. Bu ordu, Ermenileri Van'dan çıkarmış; Hoy'a dek ilerleyerek, Tebriz'i de kapsamak üzere kuzey kesimi işgal etmiş ve Süryanilerin Kafkasya ile Tebriz arasındaki ulaşım hatlarını kesmişti. Yüzbaşı Gracey çoktan ayrılmış; vaatlerini de birlikte götürmüştü. Süryaniler, Türklere karşı direnmek için arkada bırakılmışlardı. Türkler durumu biliyor ve Süryanilerle suç ortaklarını her yandan sıkıştırıyorlardı. Her iki yan da birçok çarpışmalarda yer alıyor; Süryaniler, Türk ordusunu yenerek, yaklaşık olarak 1.000 Türk'ü öldürdüklerine, 300 Türk'ü tutsak ettiklerine ve çok miktarda silah ve mermi ele geçirdiklerine dair daha sonra öğünüyorlardı. Ancak, birkaç gün sonra, Türk komutan General Ali İhsan Paşa Selmas'a saldırıyor ve üç gün süren çarpışmalardan sonra, Süryaniler, bu kenti boşaltarak Urmiye'ye çekiliyorlardı.

Bu bunalımlı dönemde, Süryanileri, İngiliz hava gücüne mensup, K. M. Pennington adlı yeni bir İngiliz ajan ziyaret ediyordu. 1918 yılı Temmuz ayında gelen Pennington, Yüzbaşı Gracey'in daha önceki üstlenmelerini kendi yönetimi adına doğruluyor ve Süryanilerden, tehdit altında olan mevzilerini, onlara silah ve mermi sağlanıncaya dek korumalarını diliyordu". Pennington, ayrıca, İran'daki İngiliz askeri başkomutanı adına Tuğgeneral J.J. Bray'den bir mektup getiriyordu. Bu mektupta, 'mert ve yurtsever' Süryani ve Ermeniler, 'kendilerinden daha çok olan düşmana karşı' sağlamış oldukları 'görkemli utkulardan' ötürü kutlanıyorlardı. Tuğgeneral Bray, ayrıca, İngiliz yönetiminin onların yardımına gitmek için, olanak içinde her davranışta bulunacağına dair söz veriyor ve onları, ülkelerini, düşmanın 'kötülük ve insafına bırakmamaya' kışkırtıyor; ülkelerini terk ederlerse, tüm halkın 'kırımdan geçirilmesi olasılığına' değiniyordu.

Tuğgeneral Bray, onların, kendi evlerini 'mertçe savunacaklarına' güveni olduğunu belirtiyor, şöyle diyordu:

'...İngiliz askeri güçleri ivedilikle yardımınıza geliyor; İngiliz erleri, Süryani savaşçı Celularla yan yana, Türklere karşı savaşmak için yola çıkmış bulunuyorlar ve bu da, yalnız Urmiye'nin değil, Tebriz'in de Türklerden kurtarılmasına yardımcı olacak ve çok geçmeden, İngilizler, Kafkaslardaki Ermenilerle el ele ilişki kuracaklardır'.
Pennington misyonu ayrıldıktan sonra, Patrik Mar Shimoun'un kızkardeşi Surma Hanım'ın da bilgisi dahilinde, Zeialı ve Ağa Petros başkanlığında 1.200 kişilik bir müfreze kuruluyor; Süryanilere silah ve mermi sağlamaya söz vermiş olan İngilizlerle buluşmak üzere Sain Kale doğrultusunda yola çıkıyordu. Bu müfreze, Türk askeri hadan arasından geçmek zorundaydı ve bunu yaparken, kimi Türk mevzilerini susturdukları yolunda daha sonra yüksekten atıp tutuyorlardı. Ancak, Sain Kale'ye ulaşınca, İngilizlerin daha önce oraya gelerek, üç gün bekledikten sonra Bicar'a döndüklerini öğreniyor; İngiliz savaş uçaklarının havadan atacakları silah ve mermileri böylece kaçırmış olan Süryani müfrezesi, düşüncesizce davranarak Güney'e dönüyor ve çarpışarak İngiliz askeri hatlarına ulaşıyordu.

Süryaniler, Türklerle yapmış oldukları bu çarpışmalarda, aralarında 25 subay bulunan 450 Türk'ü tutsak ettiklerini; 23 mitralyöz ve 3 top ele geçirmiş olduklarını öğünerek söylüyorlardı. Ancak, Süryanilerin durumu sür'atle kötüye gidiyordu. Türk ordusu, Urmiye'ye 15 kilometre uzakta idi ve ivedilikle ilerliyordu. Süryani müfrezesi Sain Kale'de iken, Türklerin Urmiye'ye Kuzeyden saldırmalarını önlemek amacıyla Selmas Ovası'na gönderilmiş olan Süryaniler Urmiye'ye çekiliyor ve Ağa Petros'la Süryani müfrezesinin Güney'e hareket ettiğini öğrenince, yalnız bırakılmış olduklarını sanıyorlardı.

31 Temmuz 1918 tarihinde, gece yarısı, Türklerin, üzerlerine çullanmak üzere olduğu haberini alan Süryaniler paniğe tutuluyor; eşleri, çocukları ve sürüleriyle birlikte kentin dışına kaçıyor; Mahabat bölgesindeki Kürt aşiretlerini yarmayı başarıyor; ama Miyandoab'da (?) bir İran müfrezesinin saldırısına uğruyorlardı. Bu müfreze, General Ali İhsan Paşa'nın atamış olduğu İranlı Vali Macd-es-Sultaneh tarafından Tebriz'e gönderilmişti. Çıkan çarpışmalarda 10.000'e yakın Süryani yaşamını yitiriyor veya tutsak ediliyordu. Aralarında eski düşmanlık duyguları bulunan Süryanilerle Kürtler, bu çarpışmalarda birbirlerine hiç insaf göstermiyorlardı. 50.000 kadar Süryani, Sain Kale'ye ulaşarak Hamadan'a götürülüyor ve orada, İngiliz koruyuculuğu altına alınarak, daha sonra Irak'a gönderiliyordu. Böylece, Süryaniler, Hamadan'da İngilizlere sığınmak için geri çekilirken Kürtlerin ve yolları üzerindeki öteki aşiretlerin saldırılarına uğrayarak büyük bir felakete maruz kalıyorlardı.

Batılı yazarlardan William Eagleton şu iddiada bulunur:

'O sırada farkına varılmamıştı, ama Süryani ulusu ortadan kaldırılmıştı'.

Süryanilerin tahminlerine göre, Urmiye'den kaçan 75.000 kişiden, yaklaşık olarak 35.000'i, Bağdat yakınlarındaki Bakuba kampına yerleştirilmişti; 5.000 kadarı, yol üzerindeki işçi kamlarında bulunuyordu; 6.000 kadarı Hamadan, Kazvin ve öteki yerlerdeydi; geriye kalan 29.000 kişi de ya kayıptı, ya tutsak edilmişti veya yaşamını yitirmişti. Süryaniler, daha sonra, bu sonucu, 'küçük bir halkın büyük bir özverisi' olarak nitelendirmişlerdir. Rahip Dr. W. A. Wigram, 20.000 kadar Süryani'nin yolda öldüğünü kaydeder; ama binlerce Türk'ün ve öteki Müslümanların da yaşamlarını yitirmiş olmalarından hiç söz etmez.

Yazar Perley'e göre, Osmanlı uyruğu Süryaniler, kendi eylemleri nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu'ndan kaçmadan önce, o imparatorluktaki yurtlarını, 'İsa'nın, yeryüzündeki krallığı' olarak nitelendiriyorlardı. Onların başına gelen felaket, bir ihanetin öyküsüdür. Osmanlı İmparatorluğu'nda, İslam toleransı ve 'millet' sisteminden yararlanarak, özerk koşullar içinde, göreli güvenlik, barış ve kısmen gönenç içinde yaşayan bu Hıristiyan azınlık, ilkin Çarlık Rusya ve daha sonra da ingiltere'ce, dıştan esinlenen emellerinin gerçekleşmesine yardımcı olunacağına dair verilen sahte sözlerle çelinerek, bizzat kendi ülkesine ve yönetimine karşı ayaklanmaya kışkırtılmıştı.

Süryanilerin bizzat kendileri, ruhani ve dünyevi önderlerinin bu konudaki aptallıklarını kabullenirler. Bu önderler, Süryanileri, Doğu Hıristiyan Kilisesi'nin üyeleri olarak inançlarına ters düşen ihanet, isyan, kırım ve her türlü kötülüğe sevk etmişlerdir. Belki de, yanlış yola saptırılmış ve 'günah işlemiş' olmaları yüzünden, sonuçta, 'İsa'nın yeryüzündeki Krallığı'ndan yoksun kalmış ve 'yabancı bir ülkede' göçmen seviyesine düşmüşlerdi. I. Dünya Savaşı'nda Rusya ile İngiltere'ye yardımda bulunmalarına gerek yoktu. Onların kesinlikle yansız kalması, kendi çıkarları yararınaydı; çünkü, sonuçta, kazanan yan, onlara kötülük etmeyecekti. Ancak, kendi hükümetlerine karşı ayaklanmışlar; dağlık bölgelerinden ayrılmışlar ve eli silah tutan her adamı Bağlaşıkların ordularına yerleştirmişlerdi. Bu denli bir özveride bulunurken, Ruslarla İngilizleri sevindirerek, onları kendilerine borçlu bir duruma getirebileceklerini ve utku sağlanınca, bu borcun yerine getirileceğini sanmışlardı.

Binbaşı Douglas V. Duff şöyle der:

'Bir zamanlar güvenmiş olduğunuz dostlarınızın, yandaşlarınıza ihanet etmesi, tarihte en büyük alçaklıktır! Ekonomik güce olan ihtiras, ilke ve sözü (vaadi) çiğnemiş ve Süryanileri, tampon bir bölgede, acayip ve düşman Arap aşiretlerin insafına bırakmıştır. Onlar (Süryaniler), şimdi yalnız bırakılmış, yıkılmış, kanayan bir halktır ve ölüyorlar!'

Perley'e göre, I. Dünya Savaşı'nda, Süryaniler, salt Osmanlı yönetimi kötü olduğu için değil, yabancı güçlerin kışkırtmalarıyla bağımsızlık isteminde bulundukları için Türklere karşı isyan etmişlerdir. Onlar, Rusya ile İngiltere'nin, Süryani emellerini gerçekleştirmek için vermiş oldukları sözü yerine getirecek onurlu uluslar olduklarına inanmışlardı; ama Süryanilerin ödülü, 'kandırma, ihanet ve ıstırap' olmuştur.

Irak'taki İngiliz siyasi yetkilisi R.J. Jardine bile, 1921 yılı Ekimi'nde kaleme aldığı raporda şöyle der:

'Süryaniler, Rus kışkırtmasıyla Türkiye yönetimine karşı ayaklandılar. Kişi, onların davranışını anlayabilir ve onlara sempati besleyebilir; ancak, kişi Türkiye yönetiminin de ne pahasına olursa olsun, bu tehlikeyle uğraşmak kararlılığını anlayabilir... Buna karşın, Nesturiler (Süryaniler) ezilmiş kölelerden oluşan bir sınıf değildi'.

Yazar Perley şu ilginç yorumda bulunur:

'Ahlaki adalet adına şu soruyu soralım: "küçümsenen Türk, gerçekten, korkunç bir zulüm mü yapıyordu?"

13. yüzyıldan beri Türkiye'de özerk bir yaşam süren ve yaşadığı yerlerde Türk buyruğu geçersiz kalan Süryaniler bu sorunun yanı Um kuşkusuz biliyorlar. Kendi ulus ve kiliselerinin sürgüne uğrayarak dağıldığı bu günlerde, Osmanlı İmparatorluğu'nun geçmiş iyi günlerini, kuşkusuz, özlemle anımsamaktadırlar'.
Bu üzücü son söze ben ne ekleyebilirim?

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir