Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nasreddin Hoca Fıkraları

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Re: Nasreddin Hoca Fıkraları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 23:12

Ters Binmenin Bahanesi

Nasreddin Hocanın huyudur, eşeğe ters biner, bilirsiniz; bir gün öğrencileriyle şehir dışına ders yapmaya giderken, içlerinden biri:


— Yahu Hoca'm, demiş, sen neden ters binersin bu hayvana?
— Böylesi iyi, demiş, Hoca, doğru binsem ardımda kalırdınız, siz öne geçseniz ben sizin ardınızda kalırdım!

Ters Oğul

Hoca'nın oğlu ile başı dertteymiş. Ne söylerse, o tam tersini yapıyormuş. Evlat bu atsan atılmaz, satsan satılmaz hesabı, Hoca da çaresiz katlanıyormuş.
Bir gün, baba oğul un çuvalını eşeğe yükletip değir-menden gelirken, Hoca, şu yoldan gidelim deyince, oğul tam tersi yola eşeği dehlemiş. Önlerine çay çıkmış. Hoca bakmış ki çuval sol yana ağmış; suya düştü düşecek.

Ne söylese oğlu aksini yapıyor ya:

— Aman oğlum, demiş, çuval sağa kayıyor, düzeltiver!
Aksi oğlun o gün söz dinleyeceği tutmuş; babasının tam dediğini yapmaz mı... Çayda hamur bayramı!

Hoca ne dese haklı:

— Bre ters! Kırk yılda bir düzlüğün tuttu, undan eyle-din bizi!

Timur'un Rüyası

Aksak Timur bir gün Akşehir'in ileri gelenlerinden bir adamı huzuruna istemiş.

Hiçbir şeyden haberi olmayan adamcağız huzura çıkınca, Timur:

— Bana bak, demiş, sen kim oluyorsun da bana hakaret ediyorsun.
— Aman Hünkar'ım, demiş adam, buna nasıl dilim varır?

Timur'un öfkeli sesi yeri göğü inletmiş:

— Utanmaz, bir de yalan söylüyorsun, gece rüyamda gördüm, hakaret ediyordun. Tez götürün bu adamı, gereği yapıla, diyerek adamın ölüm fermanını imzalamış.
Akşehir dediğin ne ki, olay anında duyulmuş. Duyulur duyulmaz da bizim Nasreddin Hoca tası tarağı topladığı gibi Akşehir'den hicret etmek istemiş.

Ahali Hoca'nın kapısında toplanıp:

— Aman Hoca'm, demişler, nereye gidiyorsun, bizi Timur'dan sen koruyordun, sahipsiz kalacağız.
— Bundan sonra değil sizi, Nasreddin Hoca'yı da koruyamam, demiş. Adamın dünyasına karıştım ama, rüyasına karışamam!

Utancımdan Saklandım

Nasreddin Hoca'nın evine hırsız girmiş. Girmiş girmesine de ev tam takır, kuru bakır. ilaç için çalacak bir şey yok. Eyvah, hırsıza mahcup olacağım diye düşündüğünden midir nedir; Hoca bir dolaba saklanmış. Hırsız, oraya bakarken buraya bakarken, dolabı açınca Hoca'yı karşısında görmez mi!
— Sen... demeye kalmadan Hoca sözü hırsızın ağzından almış:
— Korkma ahbap, demiş, çalacak bir şeyler bulamayacağın için utancımdan saklandım!

Uyku İlacı

Bizim Hoca talebeleriyle Kuduri adlı kitabı okurken bir kadıncağız:

— Hoca'm, demiş, ocağına düştüm, bizim ufaklığı geceleri uyku tutmuyor, bir muskacık yazsan da uyuşa!
Hoca, önündeki kitabı kapayıp al bunu demiş, yastığının altına koy!
— Böyle muska olur mu, diyecek olmuş kadın.
— Muska değil ama, demiş, Hoca, ondan daha etkili. Kitaba başlayınca mollalarım hemen esnemeye başlıyor!

Uykum Kaçtı

Nasreddin Hoca, gece kuşu olmamış ama biraz da ona benzemiş. Anlayacağınız sevgili Hoca'mızı uyku tutmaz olmuş. Bu kadarı iyi de Akşehir'in o daracık sokaklarında bir o yana bir bu yana hayalet gibi dolaşmasına ne demeli?
Yine böyle bir gün, gecenin bir yarısı sokakta subaşıyla burun buruna gelmezler mi?

Subaşı meraklı gözlerle Hoca'yı iyice tanıyana kadar süzdükten sonra:

— Hoca demiş, bu saatte ne arıyorsun?

Hoca ne güzel söylemiş:

— Uykum kaçtı da onu!

Uzar mı Uzamaz mı?

Nasreddin Hoca bir gün Akşehir pazarında gezerken, ahalinin kılıç satan bir adamın çevresinde toplandığını görmüş.

Adam, kılıçları için demediğini bırakmıyormuş:

— Ey Müslümanlar, bu elimdeki kılıç düşmana sallayınca 5 arşın uzar.
Hoca bakmış, herkes kapış kapış kılıç alıyor.

Ertesi gün evdeki maşayı kapıp pazara gelmiş ve bağırmaya başlamış:

— Bu elimdeki maşa, düşman karşısında 10 arşın uzar.
— İlahi Hoca, demişler, Allah'ın maşası hiç uzar mı? Hoca fırsatı buldu ya şimdi taşı gediğine koymaz mı?
— Kılıcın uzadığına inanırsınız da maşanın uzadığına neden inanmazsınız? Bu maşa kadının eline geçsin de görün uzuyor mu, uzamıyor mu?

Vakit Varken Ağlamak Lazım

Hoca'nın karısı hastalanmış; yatağa düşmüş. Hoca her gün karısının baş ucuna oturur, Yunus Emre'nin dediği gibi yaşın yaşın ağlarmış.

Konu komşu Hoca'ya:

— İnşallah iyileşir, demişler, ne diye çocuklar gibi ağlayıp duruyorsun?
— Olmaz, demiş, Hoca, bilirsiniz ben meşgul bir adamım, yarın bir şey olur, ağlamaya fırsat bulunmaz, bırakın da vakit varken doyasıya ağlayayım!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Nasreddin Hoca Fıkraları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 23:13

Ver Cüppemi Al Semerini

Nasreddin Hoca, yaz günü tarladan gelirken terlemiş. Cüppesini çıkanp eşeğin üstüne atmış. Karşıdan gelen bir ahbabıyla halleşirken, bir de bakmış ki eşek alıp başını gitmiş. Yetiştiğinde ne görsün; cüppenin yerinde yeller esiyor.

Eşeğin semerini çıkardığı gibi kendi sırtına geçirdikten sonra, Karakaçana:

— Öyle bakıp durma, demiş, ver cüppemi, al semerini!

Ya Ayva Getirseydim!

Hoca, Timur'a hediye etmek için bahçesindeki ağaç-tan, en güzel ayvaları bir sepete koyup düşmüş yola.

Hoca'yı üstünde bayramlık kıyafeti, kolunda sepetle görenler, merakla sormuşlar:

— Hayırdır, Hoca, nereye gidiyorsun?

Hoca böbürlene böbürlene cevaplamış:

— Hünkar'a hediye götürüyorum. Bakın mübarekler ay parçası gibi.

Muzibin birisi:

— Aman Hoca'm sen ne yapıyorsun, demiş, Timur'a hiç ayva götürülür mü? Her şeyden nem kapan bir adam. Al Hünkar'ım, ayvayı ye mi diyeceksin?

Hoca'nın canı sıkılmış, hak vermiş. Peki, demiş:

— Ne götüreyim o zaman?

Timur'un aşçısını tanıyan birisi:

— İncir götür, demiş.

Hoca sepetteki ayvaları sokaktakilere dağıtıp incir almış, Timur'un huzuruna çıkmış:

— Akşehir'in en güzel incirlerini getirdim, sıhhatinize iyi gelir, deyince,

Aksak Timur Hazretleri:

— Getir bakalım şu sepeti önüme koy, geç karşıma dikil demiş.
Hoca, memnun karşısına dikilince Timur, incirleri Hoca'nın kafasına kafasına fırlatmaya başlamış.

Bir yandan da bağırıyormuş:

— Hiç kimse sana incirden nefret ettiğimi söylemedi mi?

İncirler kafasına geldikçe Hoca da:

— Çok şükür Allah'ım, deyip duruyormuş.

Timur şaşırmış:

— Adama bak, demiş, üzüleceğine şükrediyor!

Hoca şükretmeye devam ederek söylenmiş:


— Ya ayva getirseydim!

Ya Bal Kabağı Ağacı Olsaydı!

Bir gün Hoca, köyüne dönerken ulu bir ceviz ağacının altına soluklanmak için oturmuş. Ağacın yanında bal kabağı tarlası varmış.

Hoca:

— Hey güzel Allah'ım, demiş, kavuğum kadar bal kabağının serçe parmağım kadar sapı var. Şu boylu poslu ağacın meyveleri eşeğin gözü kadar bile değil. O böyle tefekkür ededursun, bir ceviz pat diye alnına düşmez mi? Alnı ceviz gibi şişmiş.

Hoca bir cevize, bir kabaklara bakıp:

— Güzel Allah'ım, demiş, sözümü geri aldım. Altında oturduğum ağacı ya bal kabağı ağacı yapsaydın!

Ya Hiç Sopa Yeme din Ya Saymayı Bilmiyorsun

Akşehirliler biricik Hocalarını, yine bir Timurluk iş için huzura göndermişler. Nasreddin Hoca bu hayırlı işe hayır der mi? Timur'un huzuruna çıkmış ama, Hünkar'ın da huzuru büsbütün bozulmuş. Nasıl bozulmasın, Akşehirliyi korudu, her dediğini yaptırdı, üstüne üstlük hiçbir zaman sözünü esirgemedi.

Ben şimdi yapacağımı biliyorum, diyerek, hemen iki kişi çağırmış:

— Tez Hoca'yı yatınn, üç yüz kırbaç şaklatın!

Hoca, ölümle burun buruna geldiğini anlayıp:

— Hünkar'ım, demiş, ya saymayı bilmiyorsun ya hiç sopa yemedin!

Ya İçinde Ben Olsaydım?

Hoca bakmış ki hava rüzgarlı. Hemen kurusun diye gömleğini yıkayıp bahçeye asmış. Akşamüzeri bir de ne görsün; gömlek ipten kopmuş, rüzgarın önünde bir o yana bir bu yana savruluyor.
— Hatun! diye ünlemiş. Vallahi bize kurban kesmek şart oldu.

Kadıncağız:

— Hayırdır Hoca, yine ne oldu, deyince, Hoca gömleği göstererek:
— Baksana, demiş, Ya içinde ben olsaydım!

Ya Sen Ya Ben

Nasreddin Hoca, Timur'un Akşehir'de halka yaptığı eziyeti bir türlü içine sindiremiyormuş. Kendine ne değen ne dokunan varmış amma, iş bununla bitmiyor ki.
Nasıl olsa o yalnızca kendinin değil, yalnızca Akşehir'in de değil, yedi düvelin Hoca'sı! Haksızlık var ve dur de-mek lazım. Hoca'nın bunları düşünmesiyle soluğu Timur'un karşısında alması bir olmuş.
— Yetti artık, demiş, buradan gidecek misin, gitmeyecek misin?

Aksak Timur bütün aksaklığını ve aksiliğini suratında toplayıp Hoca'ya, öfkeyle:

— Haddini bil Hoca, demiş, sen kimi nereden kovmaya cüret ediyorsun?

Hoca gayet sakin:

— Uyarmadı deme, demiş, ben yapacağımı bilirim!

Timur, küçümser bir edayla gürlemiş:

— Sen kimsin ki, ne yapacaksın?
— Ne mi yapacağım, demiş Hoca, eğer sen gitmez-sen, Akşehirlileri toplayıp ben buradan gideceğim. Bunu söyler, bunu bilirim!

Ya Şimdi Minarede Olsaydım!

Hoca eşeğe binmiş, Akşehir'den Konya'ya giderken, öyle şiddetli bir yer sarsıntısı olmuş ki Hoca hemen eşekten indiği gibi secdeye kapanmış.

Sebebini soran yol arkadaşına, Allah'a şükrederek karşılık vermiş:

— Ya şimdi minarede olsaydım!

Ya Tutarsa!

Hoca, Akşehir Gölü'nün kıyısına oturmuş. Çevresin-dekiler bir de bakmışlar ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu?

Şaşkınlıkla sormuşlar:

— Hoca'm, ne yapıyorsun öyle?
— Göle yoğurt çalıyorum!
— Göl hiç yoğurt tutar mı?
— Ya tutarsa?

Ya üstünde Ben Olsaydım!

Nasreddin Hoca bir gün eşeğini kaybetmiş. Yitiğini arıyor ama şükrederek arıyormuş.
— Hoca'm, demişler, insan eşeği kayboldu diye Allah'a şükreder mi?
— Eder, demiş, Hoca, ya üstünde ben de olsaydım!

Ya üstünde Peştamal Olmasaydı!

Bir gün Hoca, Timur'la hamamda yıkanırken Timur, sonu:

Pazar olsa, köle diye satılsam, Kaça akçe verirler, ederim nedir? diye biten bir dörtlük okuyup,
— Hoca demiş, sahi, ben kaç akçe ederim?

Hoca, ilk defa görüyormuş gibi Hünkar'ı süzdükten sonra:

— Elli akçeden fazla değil, demiş.
— Ne diyorsun demiş, Timur, üstümdeki peştamal elli akçe eder!

Hoca ne cesaretle cevap verdiyse vermiş:

— İyi ki üstünde o elli akçelik peştamal var, ya olmasaydı!

Yalana Şahidin Eşeği

Hoca her zaman kadı olacak değil ya bu sefer de kadının arkadaşı olmuş. Bir gün ziyaret ettiğinde kadı bir yalancı şahidin davasına bakıyormuş. Yalancı şahide, eşeğe ters bindirilip şehirde dolaştırılma cezası verilmiş. Ceza verilmiş ama o sırada eşek bulunamamış. Çaresiz Hoca'dan rica etmişler. O gün akşama kadar Hoca eşeğini beklemiş.

Bir hafta sonra Hoca bir şey danışmak için kadıya vardığında, ne görsün, aynı yalancı şahit için yine eşek aranıyor. Hoca, anlamış ki kendinden yine eşek istenecek.

Bu gedikli yalancıya dönüp:

— Bana bak hemşehrim, demiş, ya yalancı şahitliği bırak ya kendine bir eşek al!

Karanlık

Nasreddin Hoca evde tespihini kaybetmiş. Bakmış ki ev zifiri karanlık, tespihini sokakta aramaya başlamış.

Hoca'nın yerde bir şey aradığını görenler:

— Hayırdır Hoca, ne arıyorsun?
— Evde tespihimi kaybettim, onu arıyorum.
— İlahi Hoca, evde neden aramıyorsun?
— Ne yapayım? Orası karanlık!

Yanlışın Büyüğü

Bir zamanlar Akşehir'de ahalinin silah taşıması yasaklanmış. Subaşı ve adamları kimde bir silah yakalasalar hesabını sorar olmuşlar. Hikaye bu ya, bizim Nasreddin Hoca da şöyle sağlam bir yatağanla yakalanmasın mı?
— Hoca, demiş subaşı, bilmiyor musun silah taşımak yasak. Bu kılıç da neyin nesi?
— Ne silahı, demiş, Hoca, ben bunu kitaplardaki yanlışları düzeltmek için kullanıyorum.

Öfkeden deliye dönen subaşı:

— Yahu Hoca, demiş, hiç kılıçla kitap yanlışının düzeltildiği görülmüş mü?
— Sen bilmezsin, demiş, Hoca, kitaplarda öyle büyük yanlışlar var ki kazıyıp düzeltmek için kılıç bile az gelir!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Nasreddin Hoca Fıkraları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Ara 2010, 23:14

Yas Nedeni

Bizim Hoca'nın kansı hakkın rahmetine kavuşmuş. Hoca birkaç gün yas tuttuktan sonra karalan çıkarmış; herkes gibi gülmeye, konuşmaya başlamış. Bu sırada eşeği ölmüş. Her gittiği yerde eşek de eşek... Aylar geçtiği halde eşeğin ölümünden duyduğu acıyı anlatıp duruyormuş.
— Yahu Hoca, demişler, ne biçim adamsın, eşeğe üzüldüğünün onda biri kadar karına üzülmedin, yas tutmadın.
— Olur mu, demiş, Hoca, karım vefat edince, siz demediniz mi üzüldüğün yeter, sana daha iyisini alırız diye. Eşeği kim alacak? Ben yas tutmayayım da kimler yas tutsun!


Ye Kürküm Ye

Akşehir'in beyleri Hoca'yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca'yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca'nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da "Ye kürküm ye, ye kürküm ye!" demeye başlamış.
— İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

— Kürksüz adamdan sayılmadık... İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Yeni Çarık

Nasreddin Hoca bir çift yeni çarık almış. Kıtlık zamanı ya, düğünde bayramda, okuntuda çokuntuda bu çarıkları giyermiş; çiftte çubukta eski çarıkları.
Bir gün çift sürerken, çakır dikeni sağ ayağına batma-sın mı?
— Aklımı seveyim, demiş, Allah'ıma şükür ki yeni çarıkları giymemişim.

Yerimi Beğenmedim

Bağ bozumu nasıl Hocasız olmazsa bağ dikimi Hoca'sız olur mu; Akşehir'in bağcıları çubuk dikerken Hoca da yanlarından ayrılmamış.

Hatta:

— Çocuklar, demiş, beni de dikin bakalım, görelim ne meyve vereceğiz!
Hoca'yı beline kadar toprağa gömüp sulamışlar. Hoca'nın canı mı sıkılmış, yoksa ayaklan mı buz tutmuş bilinmez; kendi kendini topraktan söküp çıkarmış.
— Hayırdır Hoca'm, demişler, köklerin ayaklanmış!
— Öyle, demiş Hoca, yerimi beğenmedim!

Yıldız

Hoca'ya sormuşlar:


— Yeni ay girince eskisini ne yaparlar?
— Ne cahilsiniz, demiş, Hoca, elbette kırpıp kırpıp yıldız yaparlar!

Yok Devenin Başı

Nasreddin Hoca, hanımının eğirdiği iplikleri pazarda satmaya başlamış. Lakin, esnaflık bu, sanıldığı kadar kolay değil. Nasip kısmet mi, Hoca'nın acemiliği mi ne zaman pazara gitse, astarı yüzünden pahalıya mal oluyormuş. Elinde avucunda ne varsa yok pahasına veriyormuş.
Bir gün, kurnaz iplikçiye bir ders vermek istemiş. İplikleri deve başına sarıp kocaman bir yumak yapmış. İplik-çi işkillenmiş.

Hoca'ya:

— Yumak da pek ağır, içinden başka bir şey çıkmasın, deyince,

Hoca ne dese beğenirsiniz:

— Yok devenin başı! demiş.

Ertesi gün pazarda iplikçi Hoca'nın yakasından tutup:

— Sakalından utan, diye azarlayacak olmuş. Hoca bu, hiç altta kalır mı?
— Ne diyorsun birader, demiş, sen yumağın içini sordun ben de "Yok devenin başı." dedim.

Yorgan Kavgası

Bir gece sabaha karşı Hoca'nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışarı fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca'nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş.

Tir tir titreyen Hoca'ya karısı uykulu bir sesle sormuş:

— Kavga ne oldu?
— Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti!

Zaten Yoktu

Hoca, uzun bir süre Bursa'da kalıp Akşehir'e dönerken, yolda konu komşu:

— Ah Hoca'm, karın aklını kaybetti, demişler. Hoca, hiç oralı olmamış. Ah, vah bile dememiş.

Bu sefer:

— Hoca'm, anlamadın herhalde, diye, şaşırmışlar.

Nasreddin Hoca:

— Anladım, anladım da. Anlamadığım; zaten yoktu ki olmayan bir şeyi nasıl kaybetti!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir