Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yavuz Sultan Selim Ve Şah İsmail

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Yavuz Sultan Selim Ve Şah İsmail

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 18:13

YAVUZ SULTAN SELİM VE ŞAH İSMAİL

Yavuz Sultan Selim'in Anadolu'daki Aleviler'e veya İran'daki Şiiler'e karşı olan katı, sert ve acımasız davranışının temeli Şehzadeliği dönemine dayanmaktadır. Yavuz Sultan Selim doğuya doğru büyük bir sefer niyeti içerisindeydi. Safeviler'in gün geçtikçe Anadolu'da artan etkilerinden duyduğu rahatsızlık ve Şehzadeliği döneminde planladığı büyük devlet olma isteği nedeni ile doğuya ve güneye doğru yönelerek hedefini gerçekleştirmek istiyordu. Ticaret yollarına yakınlığı, Halifelik makamı gibi etmenler olay üzerinde etken olmuştur. Ancak onun için önünde Şah İsmail engeli vardı. Yavuz Sultan Selim sefere çıkmadan Anadolu'daki Alevi nüfusunu sayıma girişmiş ve kaynaklara göre değişse de 40.000 ile 80.000 arası insan güvenlik açısından ve Şah İsmail ile aynı inanca sahip olmalarından dolayı kılıçtan geçirilmiştir. Anadolu'da Osmanlı'nın Aleviler'e karşı tutumu ve Ankara Savaşı'nın ardından gelişen süreçte Erdebil'e yerleşen binlerce insan Erdebil Şeyhi Ali'nin etkisiyle Aleviliği zaman içinde kabul ettiler. Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasındaki gerginlik karşılıklı elçi ve mektuplarla üst düzeye ulaştı.

Hoca Sadettin Efendi, Sultan Selim döneminden bahsederken Kızılbaşlar'la ilgili aşağılamalarını, onun döneminde yapılan katliamları adeta kutsayarak onun kişiliğinde yapılanları yüceltmiştir. "Kan dökücü kılıcı pis bir kalabalık olan Kızılbaşlar'ı nice kez perişan ve şaşkın eylemiş, bu amansızların elinden Bayburt ve Erzincan'ı alıp zaferle bezeli sancaklarını bu illere dikmişti.

Olmadın Şehzade şeh-i mülk-i Rum Eyledi mülk-i Kızılbaş'a hücum Vardı Erzincan'a ol koşar atlı Kızılbaş dürüntüsünü sındırıp savdı"

Başka bir yerde yine Sultan Selim döneminden bahsederken:

Fitneci fesatçı bir kuru kalabalık
Sıfatı mühid olandan Allah'a sığındık
Hallerini bu dizeyle tanıttığımız

Kızılbaş eşkiyasının belleğinde, onun kan dökücü kılıcından yediği sille ve dehşet saçan savaşçı tutumu, nakış gibi kaç kez işlenmişti." Sultan Selim Han'ın atandığı sancağa gitmek üzere olduğunu bildirip dediler ki, "Padişah Hazretleri ile amacı zafer olan ordunun küçük ve büyük rütbeli bütün komutanları eski andlarında dayatıp direnmektedirler. Rumeli Beyleri'ne de yeniden istimaletler verilmekle hepsi birleşerek tek bir gönül gibi aynı yönde toplanmışlar, söz ve and vermişlerdir. Şimdi Şehzade Hazreti'ne düşen en önemli iş, tehlikeli bir durum alan Kızılbaş fitnesinin çıkardığı yangını kanlar saçan kılıcın suyuyla söndürüp, onların kirli varlıklarını ortadan kaldırmaktır. Böylece sizinle ilgili sorunun çözümlenmesi de kuşku edilmeyecek ölçüde kolaylaşmış olacaktır. Umut edilir ki, eğlenmeyip ol dinsiz topluluğu, sapık töreli kalabalığı dağıtmakla, fesat yapılarını yıkmakla bu köhne cihanı yeniden abad ve gam çekmiş gönülleri de şad eyleyesiniz. Ta ki halk ve önde gelenler nefeslenmeye yol bula. Umut gonceleri açıla. Sararan yüzleri ve kararan bahtları yüzü parıldaya."

Şehzade'nin yine başka bir görevlendirmeye karşı Kızılbaşlar'ı temel sorun göstererek bu fermana karşı babasına gönderdiği cevap:

"Bakımlı ülkelerde gittikçe yayılan ve tutuşan Kızılbaş fesadını yok etmek ve Müslümanlar'a ettikleri zararları ortadan kaldırmak bizim sancağa gidişimizden daha az mı önemlidir? Bu konuda savsaklanma o denli değersiz midir? Bunca asker ol lanetlenesiceleri tepelemek için toplanmışken ve Anadolu yakası ol aşağılıkların fitne ve zulmüyle dolmuşken, buradan dönüp uzaklaşmak doğru bir önlem olmaz. Gereği oldur ki, ol yakaya geçen ve amacı zafer olan askerin, sonu kötü olan düşmana neler ettiği öğrenilinceye değin bu yakada bekleyevüz. Tutuşan fitne ateşi anların çabalarıyla sönüş bulmaz ise şanlı buyruklarıyla ol görevi yerine getirmek için yanımdaki askerin tümüyle gidevüz. Eğer sözü edilen sorun buna gerek kalmadan sonuçlanır ise bizim sancağa yönelmemiz konu değildir. Fermanlarına boyun eğmemizden de kayguları olmamak gerekir."

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Belgelerinde KIZILBAŞLAR HAKKINDA İDAM ve SÜRGÜN FERMANLARI
Yazar: Cemal CANPOLAT
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: YAVUZ SULTAN SELİM VE ŞAH İSMAİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 18:13

Hoca Sadettin Efendi'nin Tacü't-Tevarih adlı eserinde Selim-name başlığı altında yazdığı yazılarda Kızılbaşlar'a karşı Osmanlı'nın takındığı tutumu daha iyi anlıyoruz. "...Padişahın güçlü kolu devleti koruyucu olsa, doğuyu da, batıyı da fethitsek, aşağılık Kızılbaş'ın yığınların darmadağın idüb pislik içindeki kafirlerin vücudların zamanın sayfalarından kazısak."

Padişah Selim, temel ve öncelikli hedef ve düşman olarak Kızılbaşlar'ı belirlemişti. Onun dönemi için Hoca Sadettin Efendi "Gerçekte baş kaldıran Kızılbaş ayaklanması ateşini söndürmek işine öncelik vermek önemli ve ol hasarlar meydana getiren fitnenin zararları daha yaygın olmağın, temel çalışmalarını ol yana döndermek gerekliydi. Sonuçları zaferlerle dolan günlerinde lanetlik küffarın baş kaldırmayacağı, savaş ve uğraşa güçleri yetmeyeceği cihanı saran bilgilerinde bulunduğundan, üstünlük taslamakla zamanı boşa geçirmeğe rıza göstermedi.

Bugünün işini yarına bırakma
Nerden bileceksin yarın zaman ney'ler
Anlamı gereğince fırsat dizginin elden virmedi."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: YAVUZ SULTAN SELİM VE ŞAH İSMAİL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 18:13

"Sultan Selim'in Yürüyüşü, Tepelenesice Kızılbaş'ı Yola Getirişi"

"Dervişlikten tat alır ve temiz varlığı şehvetin lezzetli oyunlarından sakınırken, saltanat tahtına istekli olduğu, hemen dünya ahvaline düzen vermek ve Osmanlı soyunun şerefini korumak için idiğü anlatılan sözlerinin ve beğenilen davranışının tanıklığıyla saptanmış, devletle dinin düşmanlarıyla çatışma filizleri isabetli görüşleri ağacında yeşermişti. Bu yüce amacın gerçekler kıyısına ulaşması, işi sapkınlık olan Kapusuz Hayder-i Erdebil'i türemesi Şah İsmail'in yok olmasına bağlı olmağın beldedeki, çevredeki bilginlerle, bilge kişiler ve şanı ulularla bu konuda, zorunlar üzerinde 'onlarla danış (Al-i İmran. III. 159)' buyruğuna uyarak danışır ve doğru görüşleri algılayanlar katından sürekli oluşlar eyler idi. Çün ol sapkınlar topluğu baş ve buğunun fesatlık ve yaramazlığı, dinsizlik ve zındıklık gösterileri öyle bir dereceye ulaşmıştı ki, sözde dinini de korumak yoluna gitmezdi. Uluğ sahabeleri, büyüklükle tanıyan temiz inanç sahiplerini kafirlik töhmetinden de kaçınmazdı. Bu nedenle din bilginleri ve tek Tanrı'ya inanan olgun kişiler, ol sakınılması gereken namus yerlerini helal sayan, değerli kişilerin kanlarını dökmekten sakınmayan, mescit ve tapınakları yıkan, türbe ve kabirleri yakan, uluğ sahabelerin temiz torunlarına hezeyan kazanlarına benzeyen mağra gibi ağzıyla küfürler saçan, fıska sevgi gösteren, dostlara dil uzatan bu zındığa dal kılıçla saldırıp gereksiz varlığını yok etmek ve fesat kapularını kapamak işinin vacibi düğüne inanmış, yaygın kötülüklerin kaynakları olan yandaşlarıyla adamlarının kanlarının dökülmesinin helal, köle ve cariyelerinin yağmalanmasının mubah olduğuna fetva virdiler. Padişah'ın aydın fikrinde dolaşıp duran sorunun gerçekliğini huccetlerindeki kesin kanıtları ve fetvalarındaki gerçek hükümleri, açık seçik en iyi biçimde sayfalara yazıp geçirdiler. Hiç kuşkusuz ol gailenin ortadan kaldırılmasına ve ol tehlikeli gelişmenin durdurulmasına Padişah'ın kesin kararı olup, kötü inançlı düşmanın belini ve gücünü kırmak sayıya gelmez fesatçıların kanlarını akıtmak yolundaydı."

"Sevinç duyduğumuz başımızın tacı cevheri köklü dinin, devamını sağlamak ve açık şeriat yolunda yürümek olup, Tanrı'nın desteğiyle gücümüz en yüksek derecede, cihanı tutan kılıcımız İslam'ın nuruyla parıldamakta iken, ol ayıpların kaynağı Şi'a topluluğu bağını paralamak, ad ve şanlarını varlık dünyasından gidermek işini üstlenmek akıl ve din kuralları gereğince boynumuza borç olmuştur. Mademki ol ayıplı mezheb ve geniş meşrep ıssılarının değersiz baş ve huğlarının vardıkça gücü artması, zararının da bizlere dokunması gün konusu olmuştur. Zira Anadolu illerinde yaşayan kavrama gücünden yoksun Türkler, ol karalanmışlarla bağlantılar kurarak, tanımadan, bilmeden ol sapkınlık örneğine uymuşlar, çoluk çocuklarını, mal ve varlıklarını anın yoluna feda ider olmuşlardır. Gücü olanlar ölçüsüz adak ve armağanlarla anı ziyarete giderler. Sapkınlıkta pişkin halifeleriyle her yıl sayısız adaklar gönderip, ol yasaklara öğünç duyan mubahinin yıkılasıca dergahı gölgesini haşa hacet kapısı ve dilek kabesi bilürler ve ergin kızların, belki kızkardeşlerini tepelenesice adamlarına peşkeş çeküb, adın işitseler secde ederler. Hayvanları andıran bu denli aşağılık insanların boyunlarını bağlılık halkasına alub sapkınlık yoluna koymakla İran diyarının viran ve Peygamber'in sünnetini ol iman sahiplerinin durağı olan onarılmış ülkeden iz bırakmamacasına silip süpürdü. Din bilginlerini tepeleyip batıl töreleriyle ol toprakları kirletip pisletti."

"Bundan önce ayağı uğurlu Padişah, Rum diyarında yerleşmiş bulunan Kızılbaş tutkunlarını ve Alevi tavşanlarını araştırmak için ülke yöneticilerine uyulması gerekli buyruklar gönderüb, yediden yetmişe varınca ol yaramazlardan idüğü saptanan eşkıyanın adları defter olunub mutlu kapuya bildirilmesine Ferman-ı Hümayûn çıkmıştı. Cihanda geçerli bu buyruk gereğince yöneticilerin araştırma ve taramalarıyla sayıları kırk bini bulan bunların kimi ortadan kaldırılıp, kimi de hapse attırıldı."

Acem Darasına yollanan bir mektupta:

"... Allah cümlesinden hoşnut olsun, dinimizin imamları ve bizlere rehber olan bilginler senin ve seninle olanların, sana uyanların dinden çıktığına, küfre düştüğüne ki, bunların her biri bir öldürme gerekçesidir, bildirmişler ve başlarına yeminle bir biri ardına sözle yazıyla fetva vermişlerdir. Böylece bize düşen dini savunmak, zulme uğrayanlara yardım etmek, tehlikede olanları kurtarmak, Tanrı'nın buyruklarına boyun eğdirmek ve padişahlık şanını yerine getirmek olmuştur."

"Hem gerçektir ki, anlarda şeriat nikahı olmaz. Nikahları mit'adır. Çoğu kez nikahsız yaşarlar. Özellikle kendini bilmez Şah'ın büyük küçük herkesin evine dalıp mahremlerine çirkince sataşmayı başlıca alışkanlık yaptığı da yaygın söylentilerdendir. Ayrıca ol hatun, beylerinden birinin eşi iken beğenip kendisine almıştır. Çoğu kadınları da buna benzer yollardan haremine toplanmıştır. Öyleyse has haremi neye göre oluşmuştur ki, başkasına eş olarak verilmesi töreye aykırı düşe."

Hoca Sadettin Efendi, Sultan Selim'in Tebriz'e girişini de anlatırken yine Kızılbaşlar'a iftira, yalan atmaktan ve öldürülmelerinden bahsetmekten büyük bir haz almıştır. "Yıldızlar gibi sayısız meşalelerle ol karanlık geceyi gün aydınlığına ve uğraş alanını Kızılbaşlar'ın taclarıyla ilkyazın açan lale bahçelerine benzetti...
Sürdü Kızılbaş'ın kırımı giceden güne dek Cihanı aydın iden kılıç parıldadı niceye dek.

Sultan Selim dönemindeki diğer önemli konu ise Doğu Anadolu'da hakim olan Şah İsmail egemenliği ve bunun sona erdirilmesi için Kürt Beyleri'nin Molla İdris-i Bitlisi önderliğinde ve Osmanlı Devleti'nin maddi ve manevi desteği ile Kızılbaşlar'a karşı birlik oluşturmaları ve Sultan Selim'in politikalarına uygun biçimde Kızılbaşlar'ın katledilmesidir. Padişahın emri ile Molla İdris Kürt beyleri arasındaki bölünmüşlüğü giderip onları bölgede var olan Kızılbaş hakimiyetini ortadan kaldırmak ile görevlendirdi. Bölgedeki birçok kalenin yönetimi Kızılbaşlar'ın kontrolündeydi. Birçok yerde Kızılbaşlar adına para ve hutbe okunuyordu. Urmi Beyi, Eşni Beyi, İmadiye Emiri, Bohti Beyleri, Hısnıkif (Hasankeyf), Siirt, Bitlis, Hizan Meliki, Sason Hakimi gibi önde gelen beylerin liderliğinde Kızılbaşlar'a karşı Osmanlı merkezli ve destekli saldırı ve kıyım başladı. Diyarbakır kalesinin alınması sırasında büyük çatışmalar oldu ve şehrin kuşatılması bir yıldan fazla devam etti. Osmanlı Devleti'nin önderliği ve yönlendirmesinde Molla İdris'in beyleri örgütlemesi ve onlara Padişah tarafından gönderilen hediyeleri dağıtarak, mezhepsel ortaklıklarının da güçlendirmesi ile Kızılbaşlar'ı bölgeden çıkarmak için işe koyuldu. Bu süreçte bu anlayışa karşı çıkan Kürt beyleri de oldu. Bu beyler Osmanlı tarafından şiddetli biçimde cezalandırıldı. "Bunun en güzel örneklerinden biri de Osmanlı'nın Hınıs bölgesi hakimiyetini elinde tutan beyidir ve bin kişi kılıçtan geçirerek öldürdü. Bu işi de Bitlis Meliki Şeref Bey'e verdiler. Kadın ve oğulları yağmacı Kürtler'e oğlan ve cariye oldu. Eşya ve mallarıyla Şerefiler ordası doldu. Böylece bol toyumla girü Bitlis'e döndüler.

Yavuz Sultan Selim özellikle Doğu Anadolu bölgesinde mevcut olan Kürtler'in Sünni-Şafii olanlarını İdrisi Bitlisi önderliğinde 25 Kürt Beyi'ni bir araya getirerek Aleviler'i yok etmek için kullandı. İdrisi Bitlisi bunun karşılığında büyük servetler edindi. Bu ittifakta Hacı Rüstem ve Halid gibi Kürt Beyleri yer almadı. Bu beyler de birçok adamları ile beraber yok edildiler. Burada önemli olan diğer önemli nokta ise şu ki birçok Kürt-Alevi köyü zamanla gelişen bu yapılanma içinde Sünnileşti.

Ardından gelişen süreçte Osmanlılar ve Safeviler 1514'te Çaldıran Savaşı'nda karşı karşıya geldiler. Bu savaşı Yavuz Sultan Selim kazandı ve Tebriz'in içlerine kadar girerek Şah'ın sarayına giderek sarayındaki değerli eşyalara el koydu. Tebriz'de bulunan birçok bilim adamını da İstanbul'a getirtti. Ayrıca Şah'ın eşini esir edip İstanbul'a getirmesi ve bir başkası ile evlendirmesi nedeniyle Tarihçi Von Joseph Hammer'a göre milletlerarası hukuk çiğnenmiştir.

Bu olay sonucunda iki taraf arasında yaşananlar günümüzde halen etkisini sürdürmektedir ve Aleviler'in tarihsel olarak kendilerini konumlandırmalarında ve Osmanlı'ya karşı tutumlarında belirleyici olaylardan birisi olmuştur. Bu olay sonrasında Aleviler ve Sünniler arasında ayrılıklar, farklılıklar körüklendi ve devletin onlara yaklaşım biçimi tamamen Aleviler aleyhine değişti. Aleviler daha çok kendi içlerine ve kırsal alana doğru çekilmeye başladılar. Bunun neticesinde ayrılıklar derinleşti ve önyargılar da buna paralel arttı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir