Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1550-1720 arası Orta Anadolu'nun Umumi Durumu ve Ayanlar

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

1550-1720 arası Orta Anadolu'nun Umumi Durumu ve Ayanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:03

1550'lerden 1720'lere Kadar Orta Anadolu'nun Umumi Durumu Ve Ayanlar

Osmanlı İmparatorluğu, XVI. yüzyıl ortalarında sınırlarım doğuda İran içlerine, batıda Adriyatik Denizi ne, kuzeyde Viyana yakınlarına ve Rus steplerine, güneyde ise Habeşistan ile Umman Denizi'ne kadar genişletmiş bulunuyordu. Üç kıt'aya yayılan imparatorluk, düşmanlarına karşı askeri güç ve harp tekniği yönünden karada mutlak bir üstünlüğe sahipti. Denizcilikte Portekizlilere karşı Hint seferlerinde (1538-1553) bir başarı sağlanamadığı halde Karadeniz ve Akdeniz adeta birer Türk gölü haline gelmişti. Osmanlılar. Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan'a ulaşan (1498) Avrupalılara Hint seferlerinde yenilmelerine rağmen, doğu ülkelerinin ipek ve baharat ticareti yollarım ellerinde tuttuklarından ve ihracata yönelik üretim faaliyetlerini sürdürdüklerinden iktisaden de güçlü durumdaydılar. Askeri ve iktisadi kudreti sayesinde devrinin en büyük ve kuvvetli devleti olan Osmanlı İmparatorluğunda şartlar, edebiyat ve güzel sanatlar alanında en usta sanatkarların yetişmesine ve en mükemmel eserlerin meydana getirilmesine de imkan vermekteydi.

Osmanlı toplumu, askeri ve reaya olmak üzere iki içtimai tabakadan ibaretti. Askeri tabaka; Osmanlı saraylarında vazife gören saray halkı kapıkullarını ve timarlı sipahileri içinde bulunduran ehl-i seyf, memleketin ilim, eğitim, adalet ve din hayatını idare eden müesseselerdeki vazifeliler ile Hazreti Muhammed soyundan gelen seyyit ve şeriflerin dahil olduğu eh'-i şer0 ve padişahın icra otoritesini temsil eden vergi vb. işlerle uğraşan bütün memurlardan ibaret olan ehl-i örf içtimai zümrelerine giren kimseler ile akrabalarından mey-dana gelmekteydi . Reaya tabakası ise çoğu miri ve pek azı da mülkleri olan öşri ve haraci arazilerde tarım yapan çiftçiler, el emeği ile geçinen esnaf ve memleketteki ticari faaliyeti yürüten tüccar zümrelerinden ibaretti.

Askeri ve reaya tabakalarını birbirinden ayıran en önemli ve belirli fark, birinciye dahil kimselere bir hizmete tayinleri ile ilgili olarak padişah tarafından verilen berattı. Berat sahibi olan askerler raiyyet rüsümu ödemez, berata sahip olmayan reaya ise verirdi. Askeri tabakadan bir kimse uzun süre yeni vazifeye tayin edilmezse ve başka bir işle uğraşırsa askeriliği sona erdiği gibi raiyyet rüsümu da öderdi.

1520-1580 yıllarında bütün Akdeniz ülkelerinde meydana gelen nüfus artışı Osmanlı toplumunda da görüldü. Bu artış topraklan fazla verimli olmayan orta Anadolu'da reaya arasında arazi yetersizliğine ve dolayısıyla göçlere yol açtı. Göç sebepleri; reayanın faizcilere borçlanması sonucu tarlasını satması, iktisadi durumları bozulan timarlı sipahilerle vakıf mütevellilerinin baskılarına maruz kalması ve askeri sınıfa geçme yollarından biri olan medreseyi bitirmek için buralara çok sayıda öğrenci adayının girmesidir. Toprağını terk eden ve kendilerine çiftbozan adı verilen reaya şehirlerde iş arama-ya başladılar, önceleri garip yiğitler olarak seferlere çağırılan bu kimseler, sayılan devamlı olarak arttıkça vezir, beylerbeyi ve sancakbeyi kapılarına sekban adıyla cebeli yazıldılar. Boşta kalanlara da levent dendi. Medreseye girebilenler ise suhte oldular.

Kaynakça
Kitap: XVIII. ve XIX. YÜZYILLARDA ÇAPANOĞULLARI
Yazar: Özcan Mert
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 1550-1720 arası Orta Anadolu'nun Umumi Durumu ve Ayanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:05

XVI. yüzyıl ortalarında çift bozanların çoğu şehzade, beylerbeyi ve sancakbeyilerinin hizmetçi ve muhafızı olarak vazife aldılar. 1553'te ordu, ulema ve çiftbozanların taraftan oldukları ve saray halkının ise istemedikleri Amasya sancakbeyi Şehzade Mustafa'nın, Konya civarındaki katlinden sonra 1554'te Kanuni Sultan Süleyman yirmibin akçeden fazla dirlikleri timarlı sipahiler yerine kendisine sadık olan kapıkullarına verdi. Bu durum timarlı sipahiler arasında memnuniyetsizlik yarattı. Nitekim daha Kanuni hayatta iken 1558'de taht kavgasına tutuşan Şehzade Selim ile Bayezit arasındaki mücadelede padişahın Selim'i desteklemesine karşı timarlı sipahiler diğerinin yanında yer aldılar. Ayrıca leventler, aşiretler, eşkıya grupları ve gayr-ı memnun topluluklar da Bayezit tarafını tuttular. Adıgeçen şehzadenin yenilmesi ve öldürülmesinden sonra taraftarları takibata uğradı. Bazı sipahilerin dirlikleri ellerinden alındı; bir kısmı da ölüm cezasına çarptırıldı. Bunun sonunda Anadolu'da bilhassa iç kısımlarında işsiz-güçsüz ve idareden memnun olmayan kişi ve toplulukların sayısı arttı. Merkezi hükümet, asayişsizliğe meydan vermemek üzere daha önceleri sınırlarda bulundurduğu kapıkulu askerlerini 1559'dan itibaren üç yıllığına Anadolu içlerine gönderdi.

Ehl-i şer kadrolarının medreselerde okuyan suhtelere nazaran azlığı, bunların geleceklerine olein güvenlerini sarstı. Geçimlerini sağlama imkanlarının sınırlı olması suhteleri eşkıyalık hareketlerine yöneltti. Kanuni'nin son yıllarından itibaren görülen bu türlü hareketler, II. Selim devrinde (1566-1574) en şiddetli noktaya ulaştı ve tedip edilmeleri yüzünden 1590'larda oldukça zayıfladı.

Osmanlı İmparatorluğunda iç karışıklıkların devam ettiği bir sırada beklenmedik bir vakıa memleketin iktisadi ve içtimai hayatını derinden sarstı- Bu, Amerika kıt'asının keşfinden (1492) sonra Avrupa'ya taşınan Peru ve Meksika gümüşlerinin Osmanlı piyasalarına 1584'e doğru girmesidir. Elinde bol miktarda gümüş sikke bulunan Avrupalı tüccar, Osmanlı İmparatorluğunda üretilen zahire ve hammaddelere yerli meslektaş ve esnaftan daha yüksek fiyat vererek bu maddelerin memleket içinde pahalılaşmasına yol açtı. Hammadde bulmakta güçlük çeken esnafın durumu oldukça bozuldu.

Diğer yandan 1578'de başlayan Osmanlı-İran savaşlarının uzun yıllar devam etmesi ve masraflı olması-miri arazinin vakıf arazi haline getirilmesinin hız kazanması ve buralardan vergi alınamaması, saray hizmetlileri ile kapıkulu askerlerinin sayıca çoğalmaları ve fiyat artışlarının ulüfelere zam yapılmasını gerektirmesi devleti mali güçlük içine soktu. Osmanlı maliyesi hazine açığını kapatmak üzere 1584'ten itibaren akçeler-deki gümüş miktarını azaltarak devalüasyon yapmaya ve halktan yeni vergiler toplamaya başladı. Bu durum toplumda değişiklikler ve mücadeleler yarattı.

Ehl-i seyften kapıkulları, geçimlerini ulüfe ile sağlardı. İstanbul'daki kapıkulları, içindeki kıymetli maden oranı düşürülmüş akçelerin maaş olarak kendilerine verilmesi ve esnafın bu çeşit paralan almak istememesi karşısında zaman zaman ayaklandılar. Anadolu'da bulunan kapıkulları ise daha önce timarlı sipahilerin yapmakla yükümlü oldukları gelir sağlayan bazı asayiş, idare ve adalet ile ilgili işleri tekellerine geçirmek, faizcilik yapmak ve halktan fazla vergi toplamak suretiyle zenginleştiklerinden Amerikan gümüşünün yarattığı men-fi tesiri nispeten az hissettiler.

Bir kısım vazifelerini ve gelirlerini kapıkullarına kaptırdıkları için onlarla menfaat çatışması içinde bulunan ehl-i seyfin timarlı sipahiler kesimi Amerikan gümüşünün sebebiyet verdiği buhrandan fazlasıyla müteessir oldular. Piyasayı züyüf akçenin kaplaması ve timarlara dahil olan vergilerin sabit tutulması bu sipahileri mali sıkıntı içine soktu. Öte yandan Avrupa'da olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da değişen harp teknik ve taktikleri ile piyade askeri ön plana geçince timarlı sipahilerin önem ve sayıları azalmaya başladı. Ayrıca kapıkullarının itibar ve mevcutlarının artması ile piyade askerine gelir sağlamak amacıyla boş timarların iltizama verilmesi ve vakıf topraklarının miri arazi aleyhine çoğalması timarlı sipahilerin arka plana itilmesini hızlandırdı. Yeni durumlar karşısında timarlı sipahiler, mali güçlükleri yenebilmek için reayadan kanundışı vergiler toplamaya giriştiler. Bundan en çok zararı reaya gördü.

Reayanın askeriler tarafından uğradığı baskıların sürdüğü sıralarda 1593'te çıkan Osmanlı-Avusturya savaşları da devam etmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu, bu savaşlarda tüfekli piyade olarak Anadolu'da ücretle yazdırdığı çok sayıdaki sekban askerini cepheye sürdü. Bu askerler kendilerine ihtiyaç duyulmadığı zamanlarda ücretsiz ve başıboş kalınca gruplar halinde Anadolu halkına saldırıp haraç topladılar. Tim arlan geçinmeye kari gelmeyen veya ellerinden alınan sipahilerin biralara katılması ile celali grupları teşekkül etti. Celalilerin ortaya çıkış sebepleri arasında leventlerin sekban adıyla kapılarında toplandıkları sancakbeyi ve beylerbeyinin azli yahut ölümü halinde işsiz ve parasız kalarak eşkıyalığa girişmeleri, onlarla anlaşmazlığa düşüp maiyyetlerinden ayrılmaları sonucu topluluklar halinde başıboş dolaşarak halka zarar vermeleri de vardır. Ayrıca 1596'da Eğri seferine gitmeyen timarlı sipahiler hakkında takibata geçilince bunların çoğu Celalilere katıldı. Celali toplulukları arasında Alevilere de rastlanmaktadır. Bunlar içinde diğer isyan sebeplerine aleviliğin de ilavesiyle ayaklananların bulunduğu belirtilmelidir.

1596-1609 yılları arası, celali gruplarının ve isyanlarının en yoğun olduğu devredir. XVII. yüzyıl boyunca devam eden celali isyanlarının merkezi orta Anadolu oldu. Bu isyanlar sırasında reayanın bir kısmı can ve mal güvenliği kalmadığından köy ve tarlasını terk etti. Değişen durum, tarım hayatım felce uğrattığı gibi köylüden topladığı vergi ile geçimini sağlayan timarlı sipahilerin gelir kaynaklarını zayıflattı ve hatta kuruttu. Köylü ve timarlı sipahilerin içtimai ve iktisadi durumlarının kötüleşmesine karşılık kapıkulu sipahilerinin isyanların bastırılmasında yeniçerilerden daha faal davranmaları onları taşrada ön plana geçirdi. Yeniçerilerin Anadolu'daki gücü, ocakları 1622'de II. Osman'ın öldürülmesine sebep olduğu için 1622-1624'teki Abaza Mehmet Paşa isyanı sırasında çok sayıda yeniçerinin asiler tarafından öldürülmesi üzerine epeyce zayıfladı. Ancak bu zayıflama daha çok askeri ve idari sahadadır; iktisadi bakımdan kudretleri devam etmiştir.

Merkezi idare, celali isyanlarım umumiyetle zor kullanarak bastırdı. Bu hususta Kuyucu Murat Paşa'nın faaliyetleri kayda değer. Bir kısım isyanlara da asileri af ve taltif ederek son verildi. Ehl-i seyf mensubu olan asi ve eşkıya reislerinden Karayazıcı'ya 1600-1602'de Ayın tap, Amasya ve Çorum sancakbeyilikleri, kardeşi Deli Hasan'a 1602'ae Bosna ve sonra Temeşvar beylerbeyilikleri, Kalenderoğlu'na 1600 civarında Ankara sancakbeyiliği ve Katırcıoğlu'na da 1649-1668'de Beyşehir ve Isparta sancakbeyilikleri ile Karaman ve Anadolu beylerbeyilikleri tevcih edildi. Bu, Osmanlı idari nizamında önemli bir değişiklikti. Çünkü yalnız Enderunlulara açık olan sancakbeyilik ve beylerbeyilik gibi vazifeler, böylece bu grup dışında kalan ehl-i seyf mensuplarına da açıldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 1550-1720 arası Orta Anadolu'nun Umumi Durumu ve Ayanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:05

1687'de asi Yeğen Osman'a Karahisar-ı Sahip sancakbeyliğinin verilmesi yukarıdaki tevcihlerden daha da anlamlıdır. Zira Osmanlı Devletinde ilk defa ehl-i seyf dışından bir kimse sancakbeyiliğine getirilmekteydi. Bunu Yeğen Osman Paşa'nın dayısı ite diğer eşkıya reislerine Anadolu'nun çeşitli sancaklarının verilmesi takip etti. Ancak 1689'da Yeğen Osman Paşa ile ehl-i örfe dahil olmuş reayadan kimseler azil ve idam edildiler.

Görüldüğü gibi büyük bir kısmı orta Anadolu'da cereyan eden Şehzade Mustafa ve Bayezit isyanları ile suhte ve celali olayları taşrada timarlı sipahiler ile kapı-kullarının nüfuzunu azalttı. Bunun yanmda ehl-i örfe Enderun dışından tayinler yapıldı. Bütün bunlar sonunda taşrada nüfuzu azalan içtimai zümrelerin yerini dolduracak yeni bir zümre ortaya çıktı: Bunlar ayanlardır.

Ayan, Osmanlı İmparatorluğu'nda bir yerin ileri gelen, itibarlı, nüfuzlu kimse ve ailelerini ifade eden bir kelime olmakla beraber eşraf, vücüh ve hanedan kelimeleri de aynı anlama gelir. Ayrıca derebeyi ve kaptanlar da bir çeşit ayan sayılabilirler.

Osmanlı İmparatorluğu'nun klasik çağında müesseseler vazifelerini layıkıyla yaptıkları için ayanın toplum içindeki nüfuzu, oturduğu yerleşim merkezinin dışına taşmazdı. XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren memleketin idaresinde ve nizamında aksaklıkların belirmesi ile önem kazanan ayanlar, bu devrede halk ile devlet teşkilatı arasındaki işlerde aracı ve iş takipçisi olarak faaliyet gösterdiler. 1559'dan itibaren Anadolu'ya yayılan kapıkulları ile diğer askerilerin ve emeklilerin murabaha ve iltizam yoluyla iktisadi yönden güçlenerek ayan araşma katılması bu zümreye bir hareketlilik getirdi. Böylece ayanlar, bir taraftan iltizama katılarak ve köylüye faizle para vererek servet ve toprak kazanırlarken diğer yandan suhte ve levent isyanlarında ehl-i örfe karşı asileri destekleyerek içtimai nüfuzlarını da arttırdılar.

XVII. yüzyıl başlanndan itibaren celali isyanları ve timarlı sipahiliğin ihmali ile çoğalan boş timarların iltizama verilmesi hız kazandı. ayanlar, mültezimlik yoluyla bu topraklara ve üzerinde tanm yapan köylüye adeta hakim oldular. Böylece ayanların gücü, geniş sahalar ve kalabalık insan topluluğu üzerinde gittikçe arttı. Aynı yüzyılın ikinci yansından itibaren toprağım terk eden çiftçi ve leventlerin mültezimlik yapan ayanlara sığınması karşısında bunlar, kendilerine bağlı nüfus bakımından da kuvvetlendiler.

Merkezi idare, XVII. yüzyılda iç karışıklıklar ve dış harpler yüzünden zayıfladı ve bazı vezirlere bir kısım sancaklar arpalık biçiminde verildi. Bu gibi yerlere umumiyetle yerli ayanların mütesellim ve voyvoda olarak tayin edilmeleri, söz konusu kimselerin idari yönden güç kazanmalarına yol açtı. Böylece ayanlar, içtimai, iktisadi ve askeri güçlerine idari yetkilerin de katılması ile bölgelerinin merkezle münasebetlerinde en kuvvetli temsilcileri oldular.

Bu arada Osmanlı maliyesinde meydana gelen gelişmeler ayanlara yeni imkanlar yarattı. İltizam usülünde mültezim yüksek oranda kar kazanmayı kendisine gaye edindiğinden gelir kaynağı olan halkı korumamaktaydı. Merkezi hükümet halkın ezilmesini önlemek üzere 1695'ten itibaren bazı mukataaları askeri tabaka mensuplarına hayatları boyunca iltizama vermek suretiyle yeni bir uygulamaya girişti. Malikane adı verilen bu sistem bir bakıma iltizam ve timar usüllerinin terkibiydi. Malikaneye konu olan mukataa yıllık karın 2-10 katı arasında değişen asgari bir bedelle açık arttırmaya çıkarılır ve en yüksek muacceleyi veren kimsenin üzerinde kalırdı. Malikane sahibinin ölmesi halinde oğlu en yüksek muacceleyi verenler arasında bulunursa mukataa kendisine verilirdi. Malikane sahibi her yıl «mal» adı verilen vergi ile bunun % 5-20'si oramnda harç öderdi. Bu kimseler zamanla mukataanın bulunduğu yere gitmeyip, İstanbul'da kalmaya ve vergileri mültezimler vasıtasıyla toplamaya başladılar. Malikaneyi en iyi vergilendirebilen mül-tezimler mahallin zengin ve nüfuzlu kimseleri yani ayanlar idi. Yeni sistemin sağladığı yetkilerle donanmış ayanlar suistimallere yönelerek kendilerine mali menfaatlar sağladılar. Devlet bunun önüne geçmekte umumiyetle aciz
kaldı.

Malikane sisteminden yararlanarak nüfuz ve kuvvetlerini iyice arttırıp sağlamlaştıran ayanlar, bu arada devletin 1683'ten 1718'e kadar uğradığı askeri başarısızlıklar ve mali buhranlardan dolayı vergi tahsil etmek ve devlete borç para vermek suretiyle daha da önem kazandılar. Bunlar ayrıca XVIII. yüzyıl başından itibaren savaşlarda da hizmet ettiler. Taşra idaresi yanında savaşlar için de önemi ve değeri anlaşılan ayanlar, 1726'dan itibaren Bab-ıali tarafından beylerbeyilik ve sancakbeyilik gibi vazifelere tayin edildiler. Bu, ayan! arın ve ayanlığm devlet tarafından resmen tanınması demekti.

Burada ayan-ı vilayet ile reis-i ayanı birbirinden ayırmak gerekir. Bir beldenin bütün ileri gelenleri ayan-ı vilayettir. Bunlardan sadece biri reis-i ayan yani devletle muhatap olan resmi ayandır. Vilayet işlerinde önemi büyük olan bu kimse bir seçim sonunda diğer adayları geride bıraktıktan sonra validen aldığı buyruldu ile vazifesine başlayabilirdi. ayan seçimlerinin 1719'dan itibaren yapıldığı kesindir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda gayr-i müslim teb'a arasında ayanların benzeri sayılabilen gruplar vardı. Bunlar içinde kocabaşılar Tesalya'daki çiftlik ve köy sahibi Hıristiyan beyler ve Bulgaristan'daki çorbacılar bulunuyordu. Kocabaşı ve çorbacıların ayanlar gibi seçildikleri, halkla adli ve idari makamlar arasındaki işlerde yardımcı oldukları bilinmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir