Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Destan-ı Nesl-i Çengiz Han Kitabı Hakkında

Burada Cengiz Han İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Destan-ı Nesl-i Çengiz Han Kitabı Hakkında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:49

DESTAN-I NESL-İ ÇENGİZ HAN KİTABI HAKKINDA

Azerbaycan Yurt Bilgisi yıl 3. Nr. 25, 1934.

Orta Türk kavimlerinde bu nam altında maruf olan "Çengizname"ler Türkiye ilim alemince malumdur. Üstat Köprülüzade Mehmet Fuat Bey "Türk Edebiyatı Tarihi,, nam kıymetli eserinde (S. 278 - 280; on birinci meplıas § 12, 13) bu destanın mevzuunu ve teşekkülünü izah ederek "mevzua (motif)"leri, üslubunun bedii hususiyetleri ve diğer Türk destanlarıyla münasebetlerine dair fikirlerini söylemiştir. Garp ilim alemince de bu eser çoktan malum olup, muhtelif eserlerde bundan istifade ve hatta nüshalarından biri rusçaya aynen tercüme de edilmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen "Çengiz-name"nin muhtelif nüshaları, tesbit mahalli ve zamanı ve halis Moğol rivayetlerde Yuan-çao-bi-şi, Sanang Seçen, Altan Topçi) ve İslam-Moğol (Reşideddin, Ebülgazi ve saire) rivayetlerde olan münasebati bugüne kadar kat'iyen mevzuu bahsedilmemiştir. Halbuki, orta Türk halk edebi mahsulü olmakla beraber, Türk sülalelerine ait eski efsaneleri, Çin menbalarında olduğu gibi, ihtiva eden bu destanda tetkike değer noktalar da budur.

"Çengizname"lerin nüshaları:

I—Matbu nüshalar (metin):


a) Halfin tarafından 1822'de Kazan'da;
b) Cihanşin tarafından 1882'de;
c) Radloff külliyatında (Proben III, 63 - 68) tesbit edilen Kazak-Kırgız rivayeti 1870'te, neşredilmiştir. Çok kısa bir rivayettir. Sadık Remiy tarafından hediye edilen Kazak-Kırgızca bir nüshası Vasilyef ve Balgambayoğlu tarafından rusçaya tercüme edilerek 1907 - 8'de Orenburg'da neşredilmiştir (T. A. U. A. K., Oeuvres de la comission scientifique des arehives d'Orenburg, tom, XIX). Profesör Barthold bu tercümeye yazdığı mukaddemede bu nüshaya nedense "Çağatayca" demiştir. Halbuki, tercümede nakledilen parçalara ve bütün şahsi ve coğrafi isimlere nazaran, nüshanın Kazak - Kırgız lehçesinde yazıldığında şüphe yoktur. Fakat, münderecat itibarile Halfin nüshasının aynıdır.

II — Elyazısı nüshalardan biri de Paris milli kütüphanesinde bulunur (suppl. Turc No. 143). Bu nüsha Halfin neşrinin aynıdır.
Yalnız, şu fark vardır ki, Halfin nüshasında bulunan bazı Osmanlı tesirleri burada yoktur, istinsah tarihi malum değildir.

III — Berlin nüshası (Devlet kütüphanesi, Diez 137).

Bu nüsha Halfin nüshasından epeyce farklıdır. Harekeli olarak yazılmıştır. Burada Halfin nüshasında zikredilen Bürcan, Yurmatı, Tamyan gibi yalnız Başkurtlara mahsus olan kabileler zikredilmiyor ve Tura-tav gibi coğrafi isim de yoktur. Her halde, bu nüshanın daha sonra Kırım-Nogayları arasında tesbit edilmiş olması ihtimali vardır. "Giray Sülalesinin menşeine dair nakledilen rivayet (17 a-18 a) da bunu gösterir. Bu nüshada Halfin, Cihanşin ve Mehmet Sadık Remiy nushalarındaki mukaddeme yoktur. Hikaye doğrudan doğruya "Ülemalik" hikayesinden başlıyor.

IV — British Museum nüshası.

Rieu katalogunda tavsif edilmiştir. (Catalogue of the Türk Manuscr.in the British Mus., 281).

V — A. Rahim ve A. Aziz beylerin eserleri olan "Tatar Edebiyatı Tarihi" (feodalizm devri, s. 89 - 97) nde tavsif edilen üç nüsha.

Bunlardan alimcan il-Barudi nüshası mühimdir. Bu nüsha 'Han Kirman' da 1635'te yazılmış olup bugüne kadar malum olan nüshaların en eskisidir. Teessüfe şayandır ki bizim mevzuumuz için çok mühim olan bu nüshanın Halfin nushasıyla farkı gösterilmemiştir.

VI — Katanoff ve Pokrovski'nin müşterek eserlerinde1 zikredilen nüshalar:

a) Pantusof Kazak-Kırgız lehçesinde olup Almata'da istinsah edilmiştir,
b) Simbirli Bahaaddin nüshası.

Bunlardan başka R. İgnatyeff Orenburg vilayeti islamları arasında gördüğü matbu ve gayri matbu eserlerden bahsederken "pek eski bir Timuçin hikayesi"ni zikretmektedir. İgnatyeff'e göre, bu nüsha matbu "Çengizname"den az farklıdır. Eğer, bu "matbu nüsha" dediği Halfin neşri ise, İgnatyef'in bu mukayesesi itimada şayan olamaz.

Çünkü, bu yazma nüshadan rusçaya tercüme ederek naklettiği parçalar bizim "Çengizname"lerin hiç birinde tesadüf edilmiyen cümlelerdir:

"Timuçin padişahlığa Tanrı tarafından intihap edilmiştir. Bunun doğacağım kahinler haber vermişlerdi. Timuçin doğduğu vakit babası Tatarlardan Timuçin adında birini mağlup etmişti. Onun adını oğluna verdi. Timuçin on yedi yaşına kadar, Davut gibi çoban olmuştu. Babasının ölümünden sonra halk gelip han olmasını rica ettiler. Han "Yenuci"ye haraç vermek lazımdı. Kırk bin çadır aile isyan etti. Timuçin bunları tenkil ederek reislerini yetmiş kazanda pişirdi. Bir evliya "abız" geldi. Çengiz adı ile tesmiye olunmasını ve bütün dünyayı fethedeceğini söyledi. Alay ettiler. Bir kuş geldi. "Çengiz, Çengiz,, diye öttü".

Bu cümlelere nazaran bu rivayet, bizim nüshalara nispeten, daha tarihi olsa gerektir. Burada gösterilen "Evliya Abız" Reşideddin'de zikredilen "But Tenri Kökçe" Şaman olduğundan şüphe yoktur. Dikkate şayandır ki Ignatiyeff'in tavsif ettiği bu "Çengizname"lerde Çengiz İslam dini için muharebe eden bir mücahit olarak tasvir olunuyormuş.

"Çengizname,, nerede ve ne zaman tesbit edilmiştir? Biz bu makalemizde "Çengizname" olarak bu isimle maruf olan "Çengizname"ler mecmuasının yalnız Çengiz'e ait kısmım alıyoruz (Halfin ve Cihanşin neşirlerinden "fasl-ı fi beyan-ı dastan-ı Aksak Temir" babına kadar; Berlin nüshası varakia; rusça tercüme 118- 139. Ona ilave edilen "Aksak Temir" diğer hikaye ve vekayinameler ise mevzuumuza dahil değildir.

"Çengizname"nin nerde tesbit olunduğu meselesi A. Aziz ve -A. Rahim Beylerin mezkur "Tatar Edebiyatı Tarihi" nam eserlerinde mevzuu bahsedilmiştir. Bunların faraziyelerine göre eserin lisanı ve zikredilen coğrafi isimler Kazan ilinde tesbit olunduğuna delil teşkil etmektedir (S. 90). Fakat edebiyat müverrihlerinin bu delilleri sağlam esaslara müstenit değildir. Evvela, eserin lisanı, bütün orta Türk kavimlerinde umumi edebi lisan olan Çağatayca tesirindeki umumi halk edebiyatım tesbit için kullanılan lisandır. "Çengizname" lisan ve üslup cihetinden Ebülgazi ve Ötemiş Hacı lisanındadır. 19 uncu asır ortalarına kadar Kazan ilinde de halk içinde bu "edebi lisan" hakim olduğu gibi, Başkurtistan'da, Siberya ve Kazakistan sahralarında da bu lisan hakim olmuştur, ikinci olarak "Çengizname" kısmında "Kazan ili"ni andıran bir kelime bile yoktur. Bilakis, coğrafi isimlerden "Turatav", kabile isimlerinden "Yurmatı" "Bürcan", ve "Tamyan" kabileleri de başka Türk kavimlerinde bulunmıyan Başkurt kabilelerinin isimleridir. Destanın en mühim kısmım teşkil eden Çengiz Han tarafından her kabileye mahsus damga, ağaç ve kuş verilmesi gibi, anane ise son zamanlara kadar, yalnız Başkurt kabilelerinde pek canlı bir surette muhafaza edilmiştir. Kazak - Kırgız ve Nogay gibi eski kabile teşkilatı ananelerini bütün kuvvetle muhafaza etmekte bulunan Türk kavimlerinde bile bu ananenin izine tesadüf olunuyor.

"Çengizname", bize malum olduğuna göre, Rus ilmi edebiyatında ilk defa olarak "Lepehin seyahatnamesi"nde zikrolunuyor:

"Ak İdil sahilinden 11 verst mesafede "Tura Tav" denilen bir yüksek dağ vardır. Başkurtlar bu dağa kudsiyet atfederler. Rivayetlerine göre burada eski Nogay hanlarının ordası (karargahı) bulunmuştur. Sonra veliler ve azizlere melce olmuştur. Yine burada "Kızlar Tav" denilen bir höyük vardır. Burada eski hanların umumi ziyafetleri olurmuş. Baş-kurtlar "Tura Tav"a çıkmaktan içtinap ederler. "Çengiz kitabı"nda bu dağ hakkında çok şeyler yazılmıştır, diyorlar".

Lepehin Başkurdistan'da "Tura Tav" havalisinde 1769 yılında bulunmuştur. Bunun sözlerine göre Başkurtlarda "Çengizname" destanı pek maruf olup "dini bir kitap" gibi telakki edilmiş olduğu anlaşılıyor.

Filhakika, Çengizname'de "Tura Tav" zikredilmektedir. Bu eser her halde Başkurdistan'ın merkezinde, eski hanların ananevi karargahları olan "Tura Tav" havalisinde yazılmış olduğu anlaşılıyor. "Tura Tav" adı, ve bu dağın etrafında bulunan Burcan, Yurmatı ve Tamyan gibi kabilelerin zikredilmesi buna delildir. Yazma nüshaların en çok bulunan yeri de şarki ve cenubi Başkurdistan olup 'Çengiz ananeleri" de onlarda maruftur. "Çengiz", budist Moğol ananelerinde "sarı din" mücahidi ve azizi telakki olunduğu gibi, Başkurt ananelerinde "İslam mücahidi" ve bir evliya gibi telakki edilmiştir. Bu meselenin "Çengizname"nin tesbit mahalli meselesini halletmek için ehemmiyeti vardır.

Kazanlı İslamlar, Bulgar - İslam ananelerini muhafaza etmiş olduklarından olmalıdır ki, Çengiz'e bir mecusi ve İslam düşmanı diye bakmışlardır. Yirminci asrın ilk on yıllarında kuvvetli bir cereyan haline gelen "milli harekat" mefkuresine rağmen Çengiz'e ve Timur'e olan ananevi nefret hissi, Osmanlı Türklerinde olduğu gibi devam etmiştir. Binaenaleyh, bir Kazanlı molla "Cebrail gibi körklü, yağrısında mihirlü" Çengiz'e dair bir menkıbeyi yazamazdı. Kazan'da hükümet süren gerek Altın Ordu ve gerek Kırım hanlarının sülale ananeleri de bu ülkede iz bırakmamıştır. Çünkü bu sülaleler Bulgar - Çuvaş medeniyeti ananelerini değil, Orhon havzalarından getirdikleri "Gök Türk" ananelerini yaşatan kütlelere istinat etmişlerdir. Mahalli ahali ise, lisan itibariyle Kıpçaklaştıkları halde, milli anane cihetinden daima Çuvaş - Bulgar kalmışlar ve sonra Moğollar devrinde gelen Türk unsurlarına müstevli diye bakmışlardır. Bu müstevlilerin taşıdıkları "Tatar", "Moğol" ve "Türk" isimlerinden hiç birini kabul etmeyerek kendilerine "Müslüman" ve bazen de "Bulgar" demişlerdi. Eski Türk - Uygur ananelerine sadık olan unsurların bir kısmı Kırım -Nogay ordularına ve bir kısmı da Başkurt ülkeisne hicret etmişler ve üçüncü bir kısmı ise, doğrudan doğruya Rus çarlarının ordularına asker olarak gitmişler ve orada çoktan teşekkül etmeye başlıyan Kasım Hanlığını kuvvetlendirmişlerdir. Tarihen sabit olan bir hakikattir ki, Rus istilasından sonra Kazan ülkesindeki mahalli ahalinin kahir ekseriyetini teşkil eden unsur, eski yerli Bulgar - Türk unsurundan ibaret olarak kalmıştır, işte bu Bulgar İslam - medeniyeti ananelerini yaşatan Kazan ülkesinde "Çengizname" gibi bir menkıbenin tesbitine imkan yoktu.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DESTAN-I NESL-İ ÇENGİZ HAN KİTABI HAKKINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:49

Bütün bunlar nazar-ı dikkate alınırsa elimizdeki maruf "Çengizname" nin (Berlin nüshası müstesna) Başkurdistanda Nogay hanlarının bulunduğu yerde tesbit olunduğunu kat'i surette söyliyebiliriz.

"Çengizname"nin tesbiti zamanı meselesine gelince, bunun maruf nushalarının mukaddemesinde Çengiz sülalesinin son mümessili olarak Siberya şehzadelerinden Sultan Burhan ve onun da vaftiz olunduğu zikrolunmasına nazaran Rieu, bu eserin XVII'nci asra (1653) ait olacağını söylüyor. Profesör Barthold ise (T. Or. Uç. A. K. XIX, 118) Çengizname mecmuasının son kısmında 1735 yılı vukuatı zikrolunduğunu nazar-ı dikkate alarak, daha son devre ait olacağım ileri sürüyor. "Rieu" nün tahmini, zikrettiğimiz veçhile, Çengizname mukaddemesindeki "Burhan Sultan'ın vaftiz edilmesi"nin zikrine ve Barthold'un tahmini ise "Çengizname" mecmuasının (dastan'ı Aksak Timur ve diğer vekayinamelerle beraber) bir kül halinde tek müellif eseri olduğu fikrine müstenittir. Çengiznamenin 1635'te istinsah edilen bir nüshasının bulunması bu tahminlerin yanlış olduğunu göstermiştir.

Bizim fikrimize göre "Çengizname" nin tesbit olunduğu zaman hakkında iki ihtimal vardır:

1 — İran İlhanilerinin sarayında "Altun defter" Çin Çengizileri'nin sarayında "Topçen" gibi sülale tarihi bulunuyordu. Altun Ordu Çengizilerinin sarayında da böyle bir eserin bulunmamasına imkan yoktur, işte bizim "Çengizname" bu gibi bir eserin halk ananelerine daha uygun bir şekilde Türkçeleştirilen nüshası olabilir. Altun Ordu Türk unsurlarının çok kuvvetli bulunduğu yerde bu eserin asıl nüshası da Uygurca yazılmış olacağı muhtemeldir. Aşağıda görüleceği veçhile "Çengizname" de ancak eski klasik uygurcada görülen tabirlerin bulunması, diğer cihetten "Çengizname"nin tarihi Çengiz'in hayatından ziyade eski Türk sülalelerine dair efsanevi hikayeleri ihtiva etmesi, bu ihtimali takviye ediyor. Bütün bunlar nazarı dikkate alınırsa elimizdeki Çengizname'nin Altun Ordu devletinin inkazından ibaret olan "Tura hanları"(Sibirya - Başkurdistan'da hükümet süren sülale)'nın hakimiyeti devrinde tesbit edilmiş olduğunu kabul etmek lazımdır. Her halde bu eserin yazılışı 1500'den sonra olamaz.

2 — İkinci bir ihtimal: Bu eserin aslı Uygurca olup Kalmuk istilası devrinde şarki Türkistan ve Cungarya'dan gelmiş ve İslamiyeti kabul edip Başkurtlar içinde hanlık tesis etmek istiyen Kalmuk prenslerinin yardımı ile yerli edebi Türkçeye çevrilmiş olabilir. Altun Ordu sülalesi hakkında da böyle rivayetler ve an'aneler yaşadığından bu eserin halk içinde "Kur'an" gibi maruf olması şayanı taaccüp değildir. Eğer bu eser dediğimiz gibi Kalmuk istilası devrinde şarktan gelen bir eserden muktebes ise, bunun tesbit zamanı da XVI'ncı asırdan muahher olamaz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DESTAN-I NESL-İ ÇENGİZ HAN KİTABI HAKKINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 18:50

"Çengizname" eski Oğuz ve Uygur hükümdarlarının sülalelerine dair Türk kavimleri arasında söylenen menkıbeleri, Moğol fütuhatından sonra Çengiz adı etrafında toplayan bir eserdir. Menkıbeyi tesbit eden meçhul müellif de Çengiz'in Oğuz Han oğlu Kök Han sülalesine mensup olduğuna inanmıştır. Bunu, menkıbeye mukaddeme olarak derettiği şecere'den anlıyoruz.

"Çengizname"nin kaynağı Reşideddin'nin "Cami-üt-tevarih"i, yahut ondan muktebes olan Türkçe "Cami'üt tevarih" (Ali - Celayir). "Şibaniname"1 ve "Çengizname-i Ötemiş Hacı" gibi eserlerde değildir. Ebülgazi Han, "Cami üt-tevarih"i çok iyi bilen bir müverrih olduğu halde, kendisine mehaz olan "on yedi nüsha Çengizname" den bahsediyor.

"Çengizname"nin münderecatı "Cami üt tevarih"in babiyle karşılaştırılırsa görülür ki Çengizname'deki bazı motifler Reşideddin tarafından alınmamıştır. Bunlardan şayanı dikkat olanları "Ülemalik Kürüklü'nün kuleye kapatılıp kimseye gösterilmemesi" ve "Alankua'nın Dobon Bayan'ın ölümünden sonra semavi kurtla münasebette bulunup Çengizi doğurması" unsurlarıdır.

"Güzel prensin kaleye kapatılması" unsuru bize malum olan diğer İslam eserlerinde görülmüyor. Bu unsur Çin vekayi'namelerinde Uygur sülalesine dair nakledilen bir menkıbede vardır. Bu menkıbeye göre "Hun Hakanı bir güzel kızını üç yıl kadar bir müddet kaleye kapamıştı. Oraya bir kurt girip kızla münasebette bulundu. Uygur Hakanlarının ceddi alası bu kurttan türemiş olan çocuktu".

Reşideddinin "Cami-üt-teravih" inde ve diğer İslam müverrihlerinin eserinde bulunmıyan bu motifin "Çengizname"de bulunması gösteriyor ki bu menkıbenin kaynağı İslam tesirinde bulunmıyan eski Türk rivayetleri ve ihtimal ki eski Türk yazılı eserleridir. Bizim "Çengizname" deki bu motif Moğol rivayetleri olan "Yuan-Çao-Bi-şi", "Altan Topçi" ve "Sanang Seçen"lerde de yoktur. Türk Cengiznamesini Moğol Çengiznamelerinden ayıran mühim nokta, işte bu "kaleye kapatılan prenses" motifidir.

- "Çengizname"de "Çengiz Han'ın on iki kabileye damga, uran, kuş, ağaç ve zırh (kübe) verdiği" söyleniyor ki bu rivayet gerek Reşideddin'de ve gerek Moğol eserlerinde yoktur. Oğuznamelere göre "damga" Oğuz Han tarafından verilmiş ve kabileler de adlarını Oğuz Han'dan almışlardır.

- "Çengizname"deki bu rivayet şüphesizdir ki eski Oğuzname'lerden alınmıştır.

- "Çengizname"nin "kaleye kapatılan prenses" ve "Çengiz'in kabilelere damga, ağaç, uran... vermesi" hakkındaki kısımları ayrılırsa kalan münderecatı "Yuan-Çao-Bi-şi", "Altan Topçi" ve "Sanang Seçen"lerin münderecatının ayni denilebilir. Reşideddinde bulunmayıp da "Cengizname"de ve mezkur Moğolca eserlerde müşterek olan hikaye "Doa Sokur" [Türkçe Çengiznamelerde "Şıba Sokur"] hikayesidir.

Bu hikayenin "Çengizname"deki sureti şudur:

- "Turumtay Çeçe'nin oğlu Tumavul Mergen ava çıkmıştı. Yanında Şıba Sokur adlı türkmen bekçisi vardı. Alnında tek bir gözü vardı.

Bir gün Şıba Sokur, Tumavul Mergen'e:

"Uzaklarda bir karartı görüyorum. Bu bir altun gemidir. O gemide bir karadağ vardır. Ben bu gemiyi o karadağın ötesinde görüyorum, benim senden ricam budur: sen o gemiye bir ok at! içinde ne varsa sana, dışarısında ne varsa bana olsun!" dedi. "Ertesi gün gemi yakına geldi. Tumavul Mergen nişan alup ok attı... Geminin içinden bir güzel kız çıktı. Bu Ülemalik Kürüklü idi... "

Moğol rivayetlerine göre:

"Turu Hol Çıjın iki oğlu vardı: Dubun Mergen, Dova Sohor. Dova Sohor'un alnında tek bir gözü vardı. Bu tek göziyle üç menzil (göç) yerden görürdü. Bir gün iki kardeş ava çıkıp bir dağa geldiler.

Dova Sohor Tingelik (bazı nüshalarda Tingeli) ırmağının sahilinde göç - kafile gördü. Bu kafilede bir siyah çadırda gayet güzel kız bulunuyordu. Bu kız Alankua idi. Dova Sohur bu kızı beğendi ve kardeşi Dubun Mergene bu kızı alıverdi...".

Bizim "Çengizname"lerde Çengiz'e atfedilen hikayeler Moğol rivayetlerinde Buduncar'a atfolunuyor. "Çengizname" ile Moğol rivayetlerini mukayese ederken şahsi adlarının farkına bakmazsak motiflerde hiç bir fark kalmıyor.

- "Çengizname"ye göre Dubun Bayan'ın vefatından sonra, Alankua semavi bozkurttan gebe oldu. Bu kurt gökten nur-ışık olup girmedi. Dubun Bayan'dan olan oğullan Alankua'yı oynaşlıkla itham ediyorlar.

- "Kocasız gebe olan kadın olur mu!? sakalun denilen hayvan-mısın, ki su içip gebe kalasın; mina (bazı nüshalarda mani) denilen kuş musun, ki güneş sıcağından gebe olasın; kavun karpuz musun ki kocasız çekirdek yetiştiresin; tavukmusun ki, küle yuvarlanup yumurt-layasın; kır anası (bazı nüshalarda Kur ana) mısın ki köpük yeyip hamile olasın!?... " dediler.

Bu motif Reşideddin'de ve Moğol rivayetlerinde vardır. Çengiz Hamn (Moğol rivayetlerine göre Buduncar'ın) kardeşlerde avcı olarak dağlara gitmesi ve orada kuşu avlamakla geçinmesi, onu aramaya giden kabile beylerinin nehir etrafında pek çok kuş tüyleri bulmaları "Çengizname" de Moğol rivayetlerinde olduğu gibi mevcuttur. Bu motif Reşideddin'de bulunmuyor.
Alankua'nın oğullarına nasihatları Moğol rivayetlerinde de tıpkı "Çengizname"lerdeki gibi yazılmıştır.

- "Çengizname"nin başında "Akdeniz"in zikredilmesi yeni bir unsur olsa gerektir. "Yuan-Çao-Bi-şi"de "semavi bozkurt ile maral tingiş nehirine geldiler" diye başlıyor. "Cengizname"nin Ülemalik dediği "govasa maral"ın mahzeni olduğunda şüphe yoktur.

- "Çengizname"nin bir nüshasında ışık ve kurttan doğan çocuğa ( Çengize) anasının "Mani" diye ad vermesi4 çok calibi dikkattir. Bu ihtimaldir ki Oğuznamenin yahut diğer bir sülale menkıbesinin manihaist Türkler tarafından söylenen rivayetin tesiri olabilir.
Gelecek makalemizde "Çengizname"nin metinlerinden parçalarla bu mevzua ait bibliyografi malumatı yazacağız.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Cengiz Han İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir