Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Moğol Hakimiyetindeki Türkmenler

Burada Cengiz Han İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Moğol Hakimiyetindeki Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:31

Moğol İstilası

Moğollar'ın Orta Asya'ya ve buradan da 'Eski Medeni Dünya'nın tamamını işgal etmelerinin bir tesadüf mi, planlı bir istila mı ve karşılanndakilerin beceriksizliği mi olduğu hala tartışılmaktadır. Zira istila öncesi bölgedeki durum içler acısıdır. Hanedanlar, emirler, boylar ve aşiretler birbirlerini kemirmekle kalmamakta, durup kendi kendilerini de sokmaktaydılar. Hakikat, bölgedeki olayların gerçek kahramanlarının da Oğuz-Türkmen beylerinin olmasıydı. Kendi soydaşları tarafından kurulan Selçuklu İmparatorluğu'nu kendi elleriyle mezara gömen Oğuzlar perakende, başlarına buyruk bir yaşamı tercih etmişlerdi. Horasan, İran, Mangışlak'ın aşağılarına doğru Doğu Hazar bölgesi bunların kontrolünde bulunmakta, gücüne ve ihtişamına rağmen Harezmşahlar dahi onları durdurmamaktaydı. Oğuz ve Türkmenlerin bu idaresizliğinin en önemli sorumluları yine de Selçuklular ve özellikle de Sencer olmuştu. İmparatorluk döneminde zaman zaman dışlandıkları bir gerçektir. Haksızlıklara uğradıkları hiçbir biçimde gizletilemez. Belli ki, şimdi bunun acısını çıkartmaktaydılar. Oğuz-Türkmenler'in yaptıklarının bir yere kadar mazereti bulunmaktaysa da, Harezmşahlar'ın böyle bir şansı dahi yoktu. Çünkü, gerçekten de "Doğunun en büyük gücüydüler". Cengiz Han'ın deyimiyle "Batı'nın Efendisi'ydiler. Ama Moğolar dişlerini daha göstermeden çözülüp gittiler. Bu Moğollar için yüz yıllık bir moral olacaktı, yenilmez olduklarına inanacak ve yüz yıl boyunca Asya'yı diledikleri gibi yöneteceklerdi.

1217/18 yıllarında Doğu'da dolaşan söylenti bir çoklarının ürkmesine neden olduğu halde Bağdat Hilafet sarayında sevince neden olmuştu. İranlı müverrih Mirhond'a göre, Halife içinde bulunduğu mişkil durumdan kurtulmak için Moğol hükümdarına müracaatla 'müziç komşularına karşı' yardım isteğinde bulundu491. Bu sırada belirmekte olan korkuyu ensesinde hisseden Harezmşahlar'ın tavrında hiçbir ciddiyet gözlemlenmemektedir. Oysa, Doğu'nun gelmiş geçmiş bu en acımasız fatihi Çin'i, adından da Uygurları ve Kara Hitayları yerle bir etmiş, Naymanları da hezeyana uğrattıktan sonra aniden Otrar önlerinde belirmişti. Otrar'da gerçekleşen her iki taraf adına yakışıksız olay, Cengiz Han'ın Harezmşah Muhammed'e 'oğlum' diye küçük düşürücü hitapta bulunmasına ve bunun muhattabının aşırı kızgınlığına yol açarak Otrar'da yakalanan Moğol tüccarlarına görülmemiş bir vahşetin uygulanmasına, sadece birsinin Cengiz Han'a gitmesine müsaide edilerek olayları anlatmasına ve neticede hiç yoktan iki devlet arasında sinirlerin gerilmesine neden oldu. Korkunç olan Harezmşah'ın tavırlarıydı. Çünkü sultan bütün İslam dünyasını temsil ettiğinin farkında ya değildi, ya da cidden de umursamazdı. Harezmşah'ın sırtına yığılmış Türkmen ve Oğuzlar'ın ise Horasan'da gayri-ciddi idareleri ve ardı arkası kesilmeyen savaşları bütün hızıyla sürmekteydi.

Moğollar eskiye dayalı büyük geçmişi olmayan bir sürü kavimden müteşekkil göçebe bir topluluktu. Cengiz Han'a kadar kayda-değer pek bir varlık göstermedikleri doğru olmasa da yanlış da değildir. Tunguz, Ju-juan, Shih-wei gibi boy düzeninde teşkilatlanmış devletler ortaya çıkarmışlarsa da, gerçek bir devlet geleneğine sahip olmamışlardır. İlginç olan aynı geleneğin içinden gelen Timurçin'in Moğollar'a mal edilen bu profili yıkması ve bir dünya imparatorluğunun temellerini atacak zekayı göstermesidir. Onun adı yüzyıllar boyunca bilinen dünyayı dehşete ve korkuya düşürmüştü. Ona kadar 'yarı hayvan, yan insan' varlıklara olan inancını sürdüren Avrupalıların göğsünde sönmekte olan mit, onunla tekrar canlanmıştı. Örneğini ilk kez Mou-tun'la tespit ettiğimiz disiplinli bir ordu kuran Cengiz, emrindeki bütün toplumları kendisine mal edilen 'Yasa'yla idare etmekteydi.

R. Marshall'ın yorumu çok daha açıklayıcıdır:

"Cengiz Han'ın kurduğu ve düzene soktuğu ordu ise çok daha etkili bir kurumdu. Moğolların yaşam biçimini o belirli-yordu. On dört yaşına basmış tüm erkeklerin askerlik yapması zorunluluğu getirilmişti. Yalnız doktorlar, ölü gömücüler ve rahipler bunun dışında kalmıştı. Çağrı yapıldığı zaman, erkeklerin sürülerini bırakıp yanlarına dört-beş at alarak bağlı oldukları bölüğün bulunduğu yere gitmeleri gerekiyordu. Karılarının ve çocuklarının da onlan izlemesi beklenen bir durumdu ve eğer ordu uzaklara giderse, aileler sürülerini yanlarına alıyorlardı. Orduya katılanlar askeri kampın belirli standartlara göre düzenlendiğini görüyor ve böylece, doktorun çadırını ya da kendilerini bekleyen silahlarını alacakları cephaneliklerin yerini hiçbir zaman şaşırmıyorlardı. Silahlarını teslim alınca, ait oldukları birliğe gidiyorlardı. Orduda en küçük birim on kişiden oluşan arbandı. On arban ya da 100 kişiden cagun, on cagun ya da 1000 askerden mingan, on mingandan, yani 10.000 kişiden ise tümen oluşmaktaydı. Ordunun düzenini yurtçu adı verilen karargah subayları sağlıyordu".

Bu örgütlenme muazzam bir teşkilatlanma güdüsünün sonucu olarak görülüyorsa da bozkır kavimlerinin toplumsal yaşam biçimi adına pek abartılacak bir olgu değildi. Böylece, diyor Monghol-un Niuça Tobça'an'da "çadırlarda yaşayan halk itaat altına alındıktan sonra, onlar Pars yılında (1206) Onon nehrinin menbaında toplandılar ve dokuz parçalı tuğralarını dikerek, Çinggis-hahan'ı "Han" ilan ettiler. Muhali'ye "Guo-ong" (Çince prens) unvanı verildi. Cebe ise Nayman hükümdarı Guçuluk Han'ı takip etmek için gönderildi. Mongholcin ulusu orada teşkilatlandırıldı.

Çinggiz hahan:

"Şimdi binlikleri tanzim ederken, ulusun kuruluşunda birlikte çalışmış olanları Binbaşı yapıp teşekkürümü ifade etmek istiyorum!" diye buyurdu ve şu kimselere Binbaşı unvanını verdi. ... Orman halkları müstesna, bu suretle Çinggis hahan tarafından Monghol ulusu içersinden nasbedilen Binbaşıların sayısı doksan beşi buldu". Moğolların Gizli Tarihi yazarının sözlerine güvenilecek olursa 1206 yılında Cengiz Han'ın emrinde 95-100 bine arasında bir ordu bulunuyordu. Bu sayı, kaynağın belirttiği gibi çok iyi bir disiplin anlayışı çerçevesinde örgütlendiği vakit Moğollar'ın askeri başarısı kendiliğinden anlaşılmaktadır. Zira karşılarında durabilecek tek askeri güç olan Harezmşahlar'ın ordusu çok abartılı rakamlara göre 200 bin ise de bunların yarısını paralı askerler teşkil etmekte ve Moğollar gibi güçlü bir teşkilatlanmadan yoksun sayılmaktaydılar. Ancak, Moğol - Harezmşah hesaplaşmasını ne yazık ki askeri çarpışmalar tayin etmedi. Belirleyici rolü Sultan Muhammed Alaeddin'in "zekası" üstlendi. A. Yakubovskiy'in sözleri büyük anlam yüklüdür. Ona göre, "Orta Asya'nın ele geçirilmesi gibi kesin bir teşebbüsün gerçekleşmesini Harezmşah Devleti oldukça kolaylaştırmıştı. Askerin çokluğuna, hazinenin zenginliğine, sarayın debdebesine, şehirlerin kültürüne, sanayi ve ticaretin gelişmesine rağmen, hakim sınıf arasında hüküm süren fikir ayrılıkları karşısında ciddi bir mukavemet gösterilemezdi.

Harezmşah Muhammed (12001220) büyük askeri kuvvetleri bir yere toplamaktan çekiniyordu. Çünkü askeri şeflerine güvenemiyordu. Esasen, şeflerin ayaklanmasından korkması da sebepsiz değildi. Bu sebeple Cengiz Han'ın esas kuvvetlerine karşı hiçbir yerde ciddi bir mukavemet gösteremezdi. Cengiz'in hasmını parça parça yenerek, askerlerini en uygun gördüğü şekilde sevk ediyordu. Esasen, Orta Asya'nın ele geçirilmesi bu şekilde gerçekleşmişti". Üç yıl kadar (1219-1221) kısa sürede Orta Asya Moğollar'a teslim edilmişti. Ancak bu üç yılın sonuçlan birkaç yüzyıl içinde bile aşılması güç tahrip ve felaketlere yol açmıştı. Yine Yakubovskiy'in sözleriyle devam edersek, "Moğol istilası Orta Asya'yı bir kasırga felaket gibi tahrip etmiş, maddi değerler yanında yüz binlerce insanın hayatını da mahvetmişti. Moğol işgalini takip eden ilk yıllarda şehir ve köyler, yıkıntı yığını halinde bulunuyordu. Bunların yeniden kurulmasına Moğolların yerleşmesinden birkaç yıl sonra başlandı. Mamafih Merv ve Merv vahası gibi birkaç bölgede medeni hayat hemen hemen Moğol devrinin sonuna kadar canlanamadı". Gerçekten de felaketin tek sorumlusu Harezmşah kabul edilebilir. Ancak o, başarısızlığında yalnız değildi. Horasan'da Sancar'ı ortadan kaldırdıktan sonra cirit atan Türkmen beyleri de onunlaydılar.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Moğol Hakimiyetindeki Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:32

Cengiz Han hareket öncesi ordusunu ikiye ayırmış bir kısmını oğlu Cuci liderliğinde güneye sevk ederken, bir diğer kısmını da diğer çocukları Ögecley ve Çağatay idaresinde 'nifağın kaynağı' Otrar'a göndermişti. Sonbahar 1219 yılında Kaşgar ve Balasagun düştü, Moğollar istikametlerini Buhara'ya çevirdiler. Buhara'nın savunması ancak 12 gün devam etmiş 19 Şubat 1220 yılında işgalçilere teslim olmuştu. Cüzcani'ye göre, Buhara'da eli silah tutanlar toplatılıp götürüldüler, gelmekte güçlük çıkaranlara ise acımadılar. 17 Mart günü Samerkand, öte tarafta ise Otrar tarihe gömüldüler. Cengiz Han, Tanrının cezası olduğunu her yerde haykır-maktaydı. Hocent, Harezm, Merv ve Tus ardı ardına Moğolların eline geçti. Bunlardan Harezm'de ölen ve öldürülenlerin haddi hesabı bulunmuyordu, der İbnü'l-Esir.

Harezmşahlar'ın çöküşü bir felaketti. Yangın çok geçmeden Türkmen yurtlarına da sıçradı. Bu sırada Türkmenler Cent, Sırderya üzerinde, Gürgen taraflarında, Harezm'in yakın çevresinde, Hazar sahili boylarında, Merv ve Horasan'da yoğunluktaydılar. Bazı büyük Türkmen aşiret reisleri, felaketin ilk haberlerini duyunca çadırlarını toplatmışlardı. Türkistan taraflarında kopan göçler Anadolu'ya kadar uzanan yolculuğa çıkmışlardı. Cengiz Han'ın birlikleri bu sırada Cent'i ele geçirdiler. Bölgeden 10 bin kadar Türkmen toplatılıp Taynal Noyon'un idarsesine verildi. Amaç Moğol uslsuna yeni askeri kıtalar kazandırmaktı. Bu amaçla 10 bin Türkmeni yanına alan Taynal Noyon Harezm'e doğru yola çıktı. Ancak yolda Türkmenler ayaklanarak Moğollari son neferine kadar öldürdüler, ardında da Merv ve Amul tarafına kaçtılar. Cent ve Yengikeut çevresinde oturan Türkmenler ise Moğol istilasını kabullenmek zorunda kaldılar.

Harezmşah ordusunun dağılmasıyla burada hizmet eden Türkmen komutanlar çeşitli yönlere dağılmış ve kendilerine sığınacak yer aramaktaydılar. Bunlardan Buğa Merv'de ortaya çıkarak Cent'ten kaçan Türkmenleri kendi safına alarak Moğollar'a karşı hazırlıklara başladı. Murgab bölgesinde barınan Türkmenler de ona katıldılar. Kısa süre sonra onlara Mücir el-Mülk adlı bir diğer Harezmşah komutanı da katıldı. Cüveyni'nin aktardıklarına göre, Merv'de 70 bin civarında asker bulunuyordu. Bu sayı Moğollar'ın önüne geçecek kadar ciddi bir ordunun varlığını ele vermekteyse de, durum hiç de öyle değildi.

Her şeyden önce taraflar arasında bir kargaşa söz konusuydu. Merv şeyhü'l-İslamının başını çektiği bir grup Moğollar'la anlaşmaktan yanaydılar. Muhalifleri direncini kırmak için Mücir el-Mülk önce şeyhü'l-İslamı, ardından da Serahs kadısını ortadan kaldırdı. Bu durum Moğollar'a karşı Türkmenler'in savaşmaya istekli olduğunu gösterse de, Mücir el-Mülk ve diğer komutanlar zafer sarhoşluğuna erken tutulunca yeni bir tartışma daha baş gösterdi. Bu sırada Moğollar Amul'u işgal edip Merv'e yönelmişlerdi. Merv önlerinde yapılan savaşta Türkmenler bütün cesaret ve hünerlerini sergilediler. Şiddetli karşı koymalar üzerine Moğollar geri çekilmek zorunda kaldılar. Ancak Müci el-Mülk'ün davranışlarından hoşlanmayan Türkmenler isyan bayraklarını çekip, Amul'dan kaçan bir diğer Harezmşah komutanı İhtiyarüddin'i kendilerine lider olarak seçtiler. Muhtemelen bu anlaşmazlık Türkmenlerin ayrılarak Murgab taraflarına çekilmesine neden olmuştu. Nitekim, Tuluy Han liderliğindeki Moğollarla Murgab'ta çarpışan Türkmenler tam bir hezimete uğradılar. Moğollar'ın eline büyük bir ganimet geçmişti. Ardından Moğollar Merv üzerine yöneldiler. Anlaşmazlık yüzünden zayıf konumda bulunan Merv fazla dayanmayarak Moğollar'ın eline geçmişti. 1221 yılında Yazırlar'ın oturdukları Durun, Tak ve Şehr-i İslam bölgesi de Moğollar'ın eline geçti. Ancak, kalabalık Yazır boylarının yerlerini terk etmeyerek Moğol hakimiyetini kabul ettikleri ve de meydana gelen felaketleri atlatıp XIV. yüzyıldan itibaren gelişmeye başladıkları bilinmektedir. XV-XVI. Yüzyılda nüfus bakımından artan Yazırlar birkaç boya ayrılacaklardır. Yazırlar Karataşlı olarak anılırken, diğer grupları Nohurlu, Murçeli, Sürçeli adlarıyla Türkmen tarihinde rol oynamışlardı.

Moğollar daha sonra Dehistan ve Horasan bölgelerini de ellerine geçirdiler. Özellikle, Horasan'da oturan çok sayıda Türkmen boy ve aşiretleri kitleler halinde Azerbaycan, buradan da Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldılar. Hülakü Han'ın İran ve Azerbaycan'da gelip yerleşmesi ve İlhanlı Ulusu'nun ortaya çıkması üzerine Horasan'la Orta Asya arasında Selçuklularla kurulan irtibat kesilmiş oldu. Horasan bundan sonra İran'ın bir parçası olarak kabul edilmeye başlandı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Moğol Hakimiyetindeki Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:33

Moğol Hakimiyetindeki Türkmenler

Moğol istilası Türkmenler'in Orta Asya'daki siyasi varlığına büyük bir darbe indirdi. Mangışlak dışında bölgede varlığını sürdüren bütün Türkmen boylan Moğol hakimiyeti altına girmişlerdi. Büyük göç dalgaları onların nüfusunu neredeyse eritmişti. Afganistan, Pakistan, İran, Azerbaycan, Irak ve Anadolu'ya yapılan göçler bu bölgelerin Türkleşmesinde önemli rol oynamışsa da Orta Asya'daki Türk nüfusu yarıya inmesine ve hatta azalmasına neden olmuştu.

Moğol hakimiyetini kabul eden Türkmenler, ağır mükellefiyetlere ve vergilere tabi tutulmuşlardı. Moğollar, onlardan 'kupçur' denilen vergi almaktaydılar. Nitekim, S. Agacanov'un yorumuna göre, "Vergi memurları, son derece acımasız ve katıydılar. Ulufatın ödenmemesi halinde mükellefin oğul ve kızlarinı elinden alıyorlardı. Türkmenler için ağır mükellefiyetlerden biri de Moğol ordusunda askeri hizmet yapmaktı. Nitekim, Cent Türkmen gönüllülerinin silaha sarılmaları, işgalciye karşı girişilmiş tesadüfi bir davranış değildi". Bu durum yeni göç hareketlerini gerçekleşmesine neden olmaktaydı.

Moğol hakimiyetinin oluşması on yıllar ve hatta daha fazla zaman almıştı. İlk istila girişimleri kısa sürmüş, hemen hemen bütün büyük şehir ve kasabaları ve yollan üzerinde bulunan ülkelerin işgali tamamlandıkları sonra Moğol orduları geri dönmüşlerdir. Çünkü, Moğolların kafasında henüz aldıkları ülkelerin idaresine dair bir fikir belirlemişti. Nitekim, bunu hayata geçirecek güçleri de bulunmuyordu. Cengiz Han ölümünden önce işgal ettiği topraklan oğullan ve torunları arasında paylaşılmasını ve yanlarına aldıkları askeri birlik ve aileleriyle kendilerine verilen ülkelerde oturmalarını emretmişse de onları 'Büyük Hakan'a bağlanmak konusunda da ikna etmiştir. Ancak onların elinde bulunan askeri imkanlar kısıtlıydı. Bundan dolayı Moğol Uluslarının komutanları tabi ettikleri toplulukların insan gücünden yararlanmaya başladılar. Kendilerine en yakın ulus ise Türkler'di. Zaten Türkler'den Uygur ve Karluk gibi boylar daha önce Moğol hakimiyetini kabul ettikleri için Cengiz Han'ın nazarında büyük saygıyla karşılanmış ve önemli mevkilere getirilmişlerdi. Bunlardan Uygurlar Moğollar'a yazılarını verecek kadar ileri gitmişlerdi. Bu yüzden Moğol istilası üzerinden bir yüzyıl bile geçmeden Moğol Uluslarının Türkleşmesi ve hatta Müslümanlaşması süreci gerçekleşmişti. Cengiz Han 1227 yılında öldüğünde, büyük kurultay tahta ortanca oğlu Ögedey'i çıkardı. Orta Asya Çağatay Ulusuna ayrılmıştı. İran ise 1258 yılında Cengiz'in torunlarından Hülakü'ye taksim edildi. Böylece, Türkmenler'in bulunduğu sahalar Çağatay Ulusu ise İlhanlı Ulusu arasında paylaşıldı. Ara sıra yukarıdan Altın, Ak ve Nogay Ordası da Türkmen arazilerine müdahale etmekteydiler.

Moğol hakimiyeti altına giren Türkmenlere ait Sırderya ve Cent bölgeleri, Amuderya boyları, Murgab, Merv, Horasan bölgeleri yüz yıl kadar sürecek buhranı üzerlerinden atamayacaklardı. Buralar büsbütün yıkılmış ve tahrip olmuştu. Amuderya ve Murgab bendlerinin yıkılması yerleşik yaşamın çökmesine neden olmuş, buradaki nüfus büyük ölçüde dağılmıştı. Sağlam kalan ve Moğollar'ın uğramadıkları tek Türkmen ülkesi Mangışlak'tı. Burada Salurlar kendi hakimiyetliklerini muhafaza etmeyi başararak bir çok Türkmen boy ve aşiretinin göçlerine kucak açmışlardı. Ancak bölge daha fazla insan gücünü kaldıracak kaynakdan yoksundu. Moğol tahribatına daha az uğramış Kopet Dağı etekleri, Sumbat ve Etrek vadileri ile Güney ve Kuzey Türkmenistan sahasında Türkmenler kendi varlıklarını sürdürmekteydiler.

Moğol hakimiyetini kabul etmeyen Türkmen grupların önemli kısmı Mangışlak bölgesini kendilerine sığınak olarak bellemişlerse de, bazı aşiretler çöl şartlarından yararlanarak istilacılardan korunma yolunu seçmişlerdi. Karakum Çölü'nün hayvan beslenmesi için yararlı olabilecek kısımlarında Türkmenlerin konargöçer yaşam sürdükleri söylenilebilir. Bunun gibi Üst Yun ve Balhan etekleri de Türkmen boylarının meskun oldukları bölgelerdi. Daha yukarıda barınan Türkmenler Altın Ordu hanlarının hakimiyetini kabul ederek Deşt-i Kıpçak sahasında gezinmekteydiler.

XIV. Yüzyılda bölgede değişim gösteren doğa koşullan Türkmenler için yeni yerleşim merkezlerini ortaya çıkarmıştı. Amuderya nehrinin mecrasını değiştirmesi Uzboyu, Deryalık ve Sarıkamış çevresinin göçebe yaşam için verimli hale gelmesine neden oldu. Türkmen aşiretleri anında buralara göç edip mesken edinmişlerdi. Onların buradaki hakimiyeti Hive Hanlarının yükselişine kadar sürecektir.

F. Sümer'e göre, "Türkmenler Moğol istilasından sonrada eskisi gibi, yakın Doğu'nun en büyük siyasi kuvveti olmakta devam ettiler. Moğol istilası yüzünden Türkmenler'in pek çoğu Anadolu'da toplanmıştı. Onlar XV. asırdan itibaren İran'ın siyasi kaderini de ellerine aldılar ve bunu XX. asrın ilk yarısının ortalarına kadar sürdürdüler. Moğol istilası üzerine Maveraünnehr, Horasan ve Azerbaycan'da yaşayan Türkmenler'in pek çoğu Anadolu'ya geldiler. Bunlar istilanın önünden kaçmışlardı. Mangışlak'ta X. yüzyıldan beri yaşamakta olan Oğuzlar bu istiladan pek müteessir olmadılar. Çünkü, yurtları istila sahası üzerinde olmayıp kenarda kalıyordu. Bunlarla beraber, onlar ilk önce Altın Orda hanlarına, sonra da Hive'de oturan hanlara tabi oldular. Mangışlak'taki, Türkmenler'in mühim kısmı Salur boyundan idi". Anlaşılacağı gibi, Moğol istilası Türkmen boylarının birbirlerine olan etnik bağlarını çözmüş ve onların Orta Asya, Iran ve Azerbaycan ile Anadolu'da bağımsız siyasal varlıklarını sürdürmelerinin önünü açmıştır. Moğol istilasıyla Mangışlak, Üst Yurt, Balhan, Uzboyu çevrelerine çekilen Türkmenler ise ciddi biçimde XVI. yüzyıldan sonra yeniden kalabalık biçimde Türkmenistan sahasında görülmeye başladılar. Bu dönem ise Türkmen tarihinin en karanlık devresini oluşturmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Cengiz Han İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir