Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cengizname ve Cengiz Han'ın Defteri

Burada Cengiz Han İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Cengizname ve Cengiz Han'ın Defteri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:05

Cengizname

Fi Şecere-i Çingiz Han
Şecere-i Cengiz Han Hakkında
Dastan nesli Çingiz

Hazreti Nuh Peygamber (as)'in dört oğlu ve dört kızı vardı. Biri Ham, biri Sam, biri Kinfen, dördüncüsü Yefet idi.

Kızlarının adları ise:

İlki Röheb, ikincisi Zöheb, üçüncüsü Röhet ve dördüncüsü Zöhet idi.

Bunlardan Röheb kendi öz kızı olup, Zöheb, Röhet ve Zöhet, Nuh (as)'un dua nesli Köpek'ten, Eşek'ten ve Kedi'den olmuşlardır. Ham'ın nesli Arap; Şam'ın nesli Acem'dir. Kinfen'in nesli tufanda yok olduğundan nesli kesilmiştir. Yefet'in nesli de Rum halkıdır. Yefet'i "Ebu'l Cihan" diye de anarlar.
Ebu'l Cihan'ın oğlu Yakır Han (Bakır Han), onun oğlu Ujan Han, onun oğlu Avaz Han, onun oğlu Kük Han, onun oğlu Kötöm Han (Könöm Han), onun oğlu Röhem Han, onun oğlu Sem-sevji, onun oğlu Seler-sevji, onun oğlu Sike-boron, onun oğlu Küçü Mergen, onun oğlu Kıçu-Men, onun oğlu Karad-Men, onun oğlu Ozan Toromtay, onun oğlu Tumavıl Mergen, onun oğlu Duyın Bayan, onun oğlu Cengiz Han, onun oğlu Çuçi Han (Yuçi Han), onun oğlu Şeyin Han (onun oğlu Sar-tak Han), onun oğlu Burtak Han, onun oğlu Tugali Han (onun oğlu Tuktagi Han), onun oğlu Üzbek Han, onun oğlu Canıbek Han, onun oğlu Birdibek Han, onun oğlu Sıpak Han (Şıbak Han), onun oğlu Mereygü Han (Mur-taza Han), onun oğlu Küçüm Han, onun oğlu Arslan Han, onun oğlu Burhan Sultandır. Fakat Burhan Sultan, Rus'un eline esir düşerek dinden çıkmıştır.

Şimdi Cengiz Han'ın Defteri

Evvelce söyle. İlk önce kardeş çocuklarından bahset.

Eski zamanda Ak deniz içinde Melte denilen şehir vardı. O şehrin hanının adı Altun Han idi. Han hanımının adına Kürleviç denilirdi. O iki padişahtan bir kız doğdu. Kızın adını Gölemelik Kürikli koydular. Aya ve güneşe göstermediler. Kırk arşınlık taş camide bıraktılar.

Fakat Kürikli öyle idi ki; gülse, kuru ağaçta yaprak çıkar idi; tükürse, altın dökülür idi. Fakat dünyada bir han doğmuş idi, önünde bakıcıları var idi. Kendine yakın bakıcısının adına Urda Han denilir idi.

Günlerden bir gün büyüdükten sonra der ki:

"Ey Urda Han! Sen saraydan çıkarsın ve ne görürsün?" dedi. "Dünya denilen bu saray mıdır? Bu saraydan başka yer var mıdır? Yoksa bu sarayın içi midir?" dedi.

Urda Han söyledi:

"Dünya denilen geniş bir cihandır." dedi. "Fakat 'gün' denilen iki nesne vardır. Dünyanın parlaklığı onunladır." dedi.

Ondan sonra Gölemelik Kürikli söyledi:

"Ey Urda Han! Sen bana o nesneleri göster." dedi.

Urda Han söyledi:

"Sen görsen ölürsün." dedi.

Yine Gölemelik Kürikli söyledi:

"Ölürsem öleyim, göster." dediğinde, pencereyi açtığında, güneş ışığı saraya girdi. Göle-melik Kürikli onu gördü, bayıldı.

Bakıcıları söylediler:

"Hana gidip ne diyelim?" diye ağlaşıp oturdular.
Bir gün geçtikten sonra aklını toplayabildi. Bakıcıları hasret giderip oturdular.

Ve söylediler:


"Ne gördün?" dediler.

Orada Gölemelik Kürikli söyledi:

"İlk gördüğüm günden sonra karnımda bir çocuk oldu. Şimdi babama ne söyleyeceksiniz?" dedi.
Altun Han kendisi zaman zaman gelir, kızını görür idi. Bir gün Altun Han kızını görmeye geldiğinde görür ki, hamile kalmış.

Kızına söyledi:

"Ay kızım! Yüzüne sıkıntı çökmüş. Ne bela geldi başına?" dedi.

Kızı ile eve geldi. Söyledi:

"Ah Kürleviç, hatunum! Bu zamana kadar böyle utanç görmemiş idik. Kızımıza bir kötülük olmuş. Ne yapmalıyız?" dedi.

Orada Kürleviç söyledi:

"Şimdi bunu bu yere, bu yurtta tutmak olmaz. Çünkü insanoğlu şeytan ile aynıdır. Çok sözler, çok laflar çıkar." dedi. "Şimdi güzeli gemi ile Tön denizine yollayalım." dedi.
Ondan sonra gemi hazırladılar. Kırk kız yardımcısı ile yeşil güvercini ile altın közü ile tuti kuşu ile sönmeyen ışığı ile tükenmeyen yiyeceği ile Tora dağından Tön denizine altın gemiye koyup gönderdiler.

Tekrar söylediler:

"Hayırlısı olsun" diye.
Ondan sonra birkaç gün geçtiğinde, o zaman Ozan Toromtay'ın oğlu Tumavıl babasına kızdı, idil'in başına çıkıp yatar idi. Önünde kırk kişi var idi. İçinde bir hizmetçisi vardı. Şıpa Sukır denilen bir Türkmen idi. Anlında bir gözü vardı.

Bir gün söyledi:

"Ey, Tumavıl! Uzaktan bir karartı görünür." dedi.

O Şıpa Sukır söyledi:

"Bir altın gemidir." dedi. "Bir kara dağ gibi kümbet durur, ötede görürüm." dedi. "Senden sevinç isterim. İçi senin olsun, dışı benim olsun. O gemi tan vaktinde geldiği zaman." dedi.

Ondan sonra Tumavıl söyledi:

"İyi, öyle olsun!" dedi.
Ondan sonra, dağıtmak için yolunu ve yönünü bilemediler.

Orada Şıpa Sukır Türkmen söyledi:

"Ey, devletlim! Atıp dağıtma!" dedi.

Sonra Tumavıl söyledi:

"Düz mü atayım, birden yön değiştirip atayım mı?" dedi.

Şıpa Sukır Türkmen söyledi:

"Düz atarsan, içinde han eşyaları olsa, vurulacak. Birden yön değiştirip atıp, dağıt!" dedi. "İyi o zaman birden atayım." diye okunu gerip öyle attı ki, geminin tahtasını parçalayıp dağıttı.
Şimdi gemiyi dağıttığı için "Kıyat Tumavıl" diye adlandırırlar. Şimdiki Kıyat halkının aslı bunlardır.
O gemiyi dağıttıktan sonra Gölemelik Kürikli çıktı. Kırk kız hizmetçisi ile yeşil güvercini ile altın kuşağı ile tuti kuşu ile hepsini Tumavıl aldı. Geminin dışını Şıpa Sukır Türkmen aldı.
Ondan sonra Tumavıl Bey, o akşam çadır kurup, kızı alıp yattı.

Gölemelik Kürikli söyledi:

"Ey, beyim! Bizi sana Tanrı vermiştir. Ne vakit olursa olsun ben seninim. Birkaç gün sabretsen olur. Karnımda bir çocuk vardır. Fakat bu karnımdaki çocuk insandan değildir, nurdan, güneşten olmuştur." dedi.

O vakit Tumavıl Bey:

"Ben o karnında olan çocuğa bakmam, alıp yatarım." dedi.

O zaman Gölemelik Kürikli söyledi:

"Hey, sen beyim! Her tarafa gökte uçan ak atmaca idim şimdi. Senin karga gibi boynuna konarım. Siz er kişisiniz. Size çok karşılık vermek olmaz." dedi. "Fakat hatırımı kırmasan olur" dedi.

Ondan sonra Tumavıl Bey söyledi:

"Peki, senin hatırını kırmam." dedi.
Ondan sonra o akşam çadır kurup yattılar. Muratlarını buldular.

Sonra Tumavıl Bey söyledi:

"Ey, Gölemelik Kürikli! Bu karnındaki çocuğun güneşten olduğu doğru imiş. İnsandan olsa idi, kız olmaz idin." dedi. Sevgisi arttı.

Sonra Gölemelik Kürikli söyledi:

"Ömrümde erkek yüzü gördüğüm yoktur. Bu gece seni gördüm." dedi.

Ondan sonra Tumavıl Bey söyledi:

"kendisi hamile ve kendisi kız! Mutluluk sabah düş oldu." dedi. "Acelem o idi." dedi.

Sonra Gölemelik Kürikli söyledi:

"Benim kıymetimi iyi bil." dedi.

Daha sonra Tumavıl Bey söyledi:

"Ey Gölemelik Kürikli! Benim sevgimin nişanı, benim ağacım karakayın, atmaca kuşum saçını dağıtacak, damgam açama olsun." dedi.
Bu sebepten dolayı "kıyat açamay damga" diye söylenir.

Şekli budur:

Daha sonra birçok gün geçtikten sonra karnındaki çocuk doğdu. Onun adını, Tanrı'nın verdiği emanettir diye, Duyın Bayan koydular.
Birçok günlerden sonra Tumavıl Bey'in babası Ozan Toromtay öldü. Tumavıl Bey babasının yurduna dönüp oturdu. Han oldu.
Hanlığa oturduktan sonra Gölemelik Kürikli'den iki oğlu doğdu. Birincisi Büdenetey, ikincisine Bilgü-tey adını koydular. O iki oğul doğduktan sonra Göle-melik Kürikli üzüldü.

O zaman Tumavıl Bey söyledi:

"Ey Gölemelik Kürikli! Halk oğul bulsa sevinir. Sen niye oğul bulup üzüldün?" dedi.

O zaman Gölemelik Kürikli söyledi:

"Ben ilk oğlum Duyın Bayan için endişelenirim." dedi. "Çayıra giden çiçekle oyalanır, domuza giden balçıkla oyalanır. 'Sen han oğlu değilsin, yurda layık değilsin.' derler, kendi hallerini bilmeyenler,gözleri mala doymayanlar. Büdenetey, Bilgütey hükmeder. Benim nurdan, güneşten doğurduğum Duyın Bayan için endişelenirim." dedi. "Şimdi bu iki oğlumuz Büdenetey, Bilgütey'i bırakma gönder!" dedi.
Ondan sonra Tumavıl Bey, iki oğlu Büdenetey ve Bilgütey'i gönderdi. İkisine de beşer nöker verip kuş avlamaya gidip yurt tuttular. Bir yerde yaşadılar.
Şimdiki Kalmak beylerinin soyu Büdenetey ve Bilgütey'dendir.

O ikisi gittikten sonra bu Duyın Bayan'a kız aldılar. Altun Han neslinden yedi sultan var idi. Onların küçüğü Törlökli idi. Onun kızı Alangu'yu, Duyın Bayan'a aldılar.

O Duyın Bayan'dan üç oğul doğdu. Birincisinin adı Büdenjer, ikincisinin adı Keginjer, üçüncüsünün adı Saljut idi. Şimdiki Kıyat nesli Büdenjer'den gelmektedir. Hıtay halkının soyu Keginjer'den gelir, Saljut halkının soyu, Saljut'dan gelir.
Tumavıl Bey yirmi yıl hanlık yaptı. Ondan sonra Duyın Bayan on dokuz yıl hanlık yaptı.
Duyın Bayan öldü.

Ölümünden üç gün önce halkın beylerini toplayıp söyledi:

"Ah, ey büyük halk evlatları! Bilin: Ölümden kurtulamazmışız. Ecel ulaşıp gelse, ilaç, derman olmaz imiş. Ben: 'Aldığım hatunum Alangum ile birlikte ölürüm.' demiş idik. Şimdi ecel geldi. Ben ölürüm, sizler kalırsınız. Şimdi sizlere ey halk evlatları, vasiyetim olsun." dedi. "Bu benden doğan üç oğul Büdenjer, Keginjer, Saljut bunlar yurdu idare etmek için yeterli değildirler. Ben, ey halk evlatları, öldükten sonra Alangu'ya döl olup gelirim. O zaman yurda layık iyi bir oğlan doğar." dedi. "Ey, halk evlatları! Hepiniz onu bekleyeceksiniz" dedi.

Yine:

"Bilgim odur ki; ben öldükten sonra güneş olup yanarım, kurt olup çıkarım. Beni böyle bilin!" dedi.
Bu sözü halka vasiyet ettikten sonra, Duyın Bayan dünyadan göçtü.

Fakat Duyın Bayan dünyadan göçtükten sonra, dışarıdaki iki kardeşi Büdenetey, Bilgütey işitip:

"Ağamız Duyın Bayan öldü, yengemiz Alangu dul kaldı." diye barışmaya geldiler. Otuz Özbek askerleri ile yer aldılar.

Büdenetey, Bilgütey söylediler:

"Yengemiz Alangu'nun sıkıla sıkıla ağamızın ölümünden gönlü sıkılmıştır." diye güzel atlarına binip, av avlamaya çıktılar. Bayır dağına vardılar, geyik avladılar. Bir geyiği canlı tutup alıp döndüler.
Onlar tutup gelirken ormandan bir grup insan çıktı.

Gidip, karşıladılar, sordular:

"Hey, nereden gelirsiniz? Kimsiniz?"

Onlar söylediler:

"Bizleri sorarsan, Hıtay şehrinden geldik." dediler.

Onlar sordular:

"Sizler kimsiniz?" dediler.

Bunlar söylediler:

"Biz Kalmak halkının liderleri Büdenetey ve Bilgüteyiz." dediler.

Onlar sordular:

"Bizler üç aydır durmadan geliriz." dediler. "Yiyeceğimiz tükendi, açız." dediler.

Kaynakça
Kitap: CENGİZ HAN
Yazar: Mehmet F. Tufan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:06

"Bize acıyıp bir şeyler verin veya bu geyiği verin, ne olur?" dediler.

Onlar söylediler:

"Törenizden neden ayrıldınız? Daha çok aç kaldınız?" dediler.

Onlar söylediler:

"Liderlerimiz zorbalık ettiler, zalim oldular, dayanamadık, kaçtık." dediler.

Bunlar söylediler:

"Peki! Öyle olsa da bu canlı geyiği size vermeyiz." dediler. "Dul kalan yengemiz ağamız öldükten sonra çok üzülüyor. Ona eğlenmesi için bunu alıp gidiyoruz. Gönlü açılsın!" dediler.

Onlar söylediler:

"Dostlar yoksa bizim bir oğlumuzu alın. Bize bu geyiği verin. Biz aç ölmeyelim." dediler.
Bunlar onlara koyunun bir budunu verip, oğlanı aldılar.

Büdenetey, Bilgütey söylediler:

"Yengemizin eğlenmesi için bu iyidir." dediler. Sevindiler.
O alınan oğlanın adı Yalın imiş. Onun babasının adı Minketey Bey idi. Açlıktan, susuzluktan bey oğlunu bir buda verdi. Büdenetey, Bilgütey o oğlanı alıp geldiler. "Yengemizin at sürüsüne bakıp, kımızını tutmak için bu iyidir." dediler.
Yalın'ı getirip yengeleri Alangu'ya verdiler. Alangu onun soyunu ve aslını bilip, iyi baktı.

Ondan sonra Büdenetey, Bilgütey söylediler:

"Ey yenge! Bize izin ver. Bizler dönelim. Biz buraya geldikten sonra Tangut'tan elçi gelmiş. Kötü haberi varmış. Biz döneriz." dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Ey kayınbiraderlerim Büdenetey, Bilgütey! Birkaç gün sabredin.

Çünkü benim üç oğlum:

Büdenjer, Keginjer, Saljut halkını bilmez oldular. Zulmederler, sözümü dinlemezler. Bunlara akıl, öğüt verin." dedi.

Büdenetey, Bilgütey söylediler:

"Ey yenge! Bizim akıl, nasihat ve öğütlerimiz ile bu yeğenlerimiz beylerine, memleket büyüklerine kötü olurlar. İyi tutar.

Şimdi bilin:

Ona yurdun nişanı, izi budur:


Savaş ile memleketini büyütür, şehir kurar, penceresini, tepesini genişletir; düşman iline, yabancı askere sırrını söylemezler. Büyüklerini başköşeye geçirir, küçüklerini hizmet ettirir.

Yine bilin ki:

Sağlam yurdun nişanı budur. Kendi yurdunu kötüler, insan yurdunu yüceltir; kendi ağasını kötüler, insan ağasını yüceltir, kendi soyunu kötüler, insan soyunu yüceltir, büyüğüdür, küçüğü söyler, babasıdır oğlu söyler, nasihatçi olur. Alnı beyaz ata binmiş, kızıl yüzlü oğlandan özür dileyen, o insan, insan olup yurt beklemez, il kurmayan il kursa, o il, il olmaz; hayvan gütmeyen hayvan gütse, deveye boş ot yedirir; kuş atmayan kuş atsa, 'Karga ile kaz alırım!' der. Deri görmeyen deri görse, 'Deri elbise giyerim.' der. Mal bulmayan mal bulsa, "İnsan bakarım." der. Onun gibi hayvan güdüp, malsızlar mallı olup, bizim bu yeğenlerimizi böyle kişiler yoldan çıkarır." derler. "Kimsenin bilmediklerini bilirler, öğrenmediklerini öğrenirler." dediler. "Binlerce delil ister ve bilirler. Ekmekçiden özür diledim, demirciden özür diledim, kasaptan özür diledim. Gören gördüğünü söyler, götürdüğü ekmeğini satar. Şimdi Allah'a tövbe etsinler! Büyüklerinden, beylerinden özür dilesinler! Şimdi vasiyetim, öğüdüm, söyleyecek sözüm bunlardan başka yoktur." dediler.
Bu sözleri söyledikten sonra Büdenetey, Bilgütey yurtlarına döndüler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:06

Onlar döndükten sonra bu üç oğul:

Büdenjer, Keginjer, Saljut amcalarının öğüt ve nasihatlerini tutmadılar. Annelerini dinlemediler. Uslanmaz oldular. Günden güne beylere, halkın oğluna ve kızına zulmetmeye başladılar. Zenginlerin farklı hörgüçlü devesini, ayağı hızlı atını, boynu uzun küheylanını, kahraman yiğitlerin giydiği zırhı, iyi beylerin kızlarını aldılar.

Bu işe halk dayanamaz oldu. Toplanıp gelip Alangu'ya söylediler:

"Ah, Alangu! Bizim etimiz bitip, kemiğimiz kaldı. Şimdi sabrımız kalmadı." dediler.

Orada Alangu söyledi:

"Ah, ey halk! Onlar benim sözümü dinlemezler, sizlerin kıymetini bilmezler." dedi.

Alangu söyledi:

"Ah, ey halk! Benim kocam Duyın Bayan size söylemedi mi: 'Ben öldükten sonra, tohum olup gelirim.' demedi mi? Şimdi vakit gelmiştir. Rızanız olursa, erkek oğul olacak." dedi. Orada Alangu'nun bu sözünü işitip, halk sevindi, mutlu oldu.
Ondan sonra Alangu'nun bu sözü halk arasında yayıldı. "Dünyaya ne zaman gelir?" diye onu bekler idiler. Orada Alangu'nun üç oğlu: Büdenjer, Keginjer, Saljut halktan işittiler, öfkelenip, toplanıp analarına geldiler.

O zaman Alangu söyledi:

"Çocuklarım! Nereye gidersiniz?" dedi.

Onlar söylediler:

"Senin bu yalan sözünü işitip geldik." dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Ey edepsizler! Benim sözüm neden yalan olsun?!" dedi.

Onlar söylediler:

"Yalan olmaz de ne olur? Karnımda bir çocuk var diye halka söyleyip, sen bizi oğul saymazsın, karnındaki çocuğu bekletirsin. Yalan olmaz da ne olur?!" dediler. "Turgay kuşu musun, su içip gebe kalasın?! Mani denilen kuş musun, güneş sıcaklığına gebe kalasın?! Kavun karpuz musun, ersiz zahmet çekmeye? Tavuk musun, küle oturup yumurta koymak için?! Kurt anası mısın, köpek yiyip gebe kalmaya? Senin kocan ölmüştür. Karnımda çocuk var diye halkı azdırırsın." dediler. "Yoksa sen önceki gün bir buda satın alınan Yalın ile eğlenip gebe mi olacaksın?" dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Ah, ey halk! Bu söz, bunların sözü müdür yoksa sizin midir?" dedi. Halk öfkelenip, gürüldeşip söyledi. "Bu söz oğullarının sözüdür." dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Ah, ey halk! Şimdi inanmayın, sözüm budur: Bir-iki-üç kişi anladınız. Bildiğim şu ki; gün olur döner, kurt olup çıkar." dedi.
Ondan sonra Alangu'ya haber vermeden üç kişi geldi.

Bu üç kişinin adı şudur:

Birisine Kıbçak denilirdi, ikincisi Kolmöhemed idi, üçüncüsü Oroç denilen er idi. Bu kişiyi çağırdılar. Tan vakti olmuş idi. Havadan bir ışıklı güneş indi. Gördüklerinde akılları gitti.

Bunlar biraz sonra, akıllarını topladıklarında, birbirlerinden sordular:

"Önceki gün inen ne idi?" dediler. "Gelin, biz sarhoş olmuş gibi oturana kadar aşlarımızı dağıtıp çıkalım. Kurt ise çıkar." dediler. Ondan sonra, bırakıp aşlarını dağıtıp çıktılar. Gördüler ki, at yelesi gibi tüylü gök kurt çıka geldi.

Arkasından bakıp:

"Çinkiz! Çinkiz!" diye bağırdı. Gidip orman içine girdi.

Bu üç kişi:

"Açıkça gördüler." dediler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:08

Bunlar gidip bu olayı Büdenjer, Keginjer, Saljut'a söylediler:

"Olacağı olur, olmaz kalmaz, bizim payımızı almaz." dediler.
Ondan sonra Alangu'nun gözü parladı. Bir erkek oğlan doğdu. Altun renkli bağrında, mühürlü mühründe Cebrail meleğin adı hep durur idi. Kendisi kurt gövdeli, erkek yüzlü, güzel soylu.

Yüzünü gören kişi:

"Arkasından öleyim." der idi. Önünde oturanlar yağ gibi erirdiler.

Ayrıca:

"Atım, elbisem senin olsun!" derlerdi.
Ondan sonra Cengiz gelişti, büyüdü, halka adil padişahlık edip, faydalı oldu. Halk bunu sevip, övüp, Cengiz'in ardından gitmeye başladılar. Cengiz'i "çok iyi han" diye, "hanın oğlu diye övdüler.
Ağaları Büdenjer, Keginjer, Saljut bu Cengiz'i göremediler, kıskandılar.

Ve söylediler:

"Görün, şimdi askerlerimiz, halkımız oynaştan doğan oğlana sarılmaya başladı." dediler. "Onu öldürelim! Yoksa rahat edemeyiz." dediler.

Ondan sonra bu üç oğul, bir araya gelip, toplanıp, bir gün geldiler, halka ferman bıraktılar:

"Cengiz'i öldürürüz!" dediler.

O zaman halk söyledi:

"Hay, Cengiz sizin üçünüzden yurda daha layığa benziyor. Halka faydalıdır. Bu Cengiz'i size öldürmeniz için vermeyiz!" dediler. "Eğer mal paylaşıp alırsanız, ananızın malını paylaşın!" dediler. "Yoksa onun için biz ölürüz." dediler.
O zaman üçü halktan bu sözü işittikten sonra, korkup hiçbir şey yapamadılar.

Fakat içlerinden söylediler:

"Halk bu Cengiz'e düşkündür. Bunu açıkça öldürmek olmaz. Halka belirtmeden öldürürüz." dediler. "Peki, böyle olursa, babamızın malını paylaşıp alırız." diye babalarının bütün malını paylaşıp aldılar. Fakat Duyın Bayan'ın bir altın mücevherli okluğu vardı. Değerini bulamadılar. Paylaşmadan bıraktılar. "Şimdi anamız kime uygun görürse bu okluğu o alsın!" dediler.
Paylaşılan malları aldıktan sonra, okluğu alıp analarının önüne geldiler.

Ve söylediler:

"Ey, anamız! Siz kime bağışlayıp hanlık verirseniz, bu altın okluğu o oğlun alsın!" dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Ah, ey çocuklarım! Kendi yurdunu kötü hale koyar, başka yurtta savaş olur. Anasını kötüleyen yabancı düşmana esir olur. Kendi insanını kötüleyen yabancı düşmana rezil olur. Siz, edepsizler benim sözümü tutar mısınız?" dedi.

O üçü birlikte söylediler:

"Elbette iyi tutarız." dediler. Şimdi sizler söz tutar olsanız, pencereden inen güne mendilinizi koyun!" Hanginizin mendili ona dönüp durursa, o oğlum han olsun ve bu altın mücevherli okluğu o alsın!" dediğinde, Alangu'nun bu sözünü onlar iyi gördüler.
Bellerinden altınlı mendillerini koyup, baktılar. Üçünün de mendili dönmedi. Meğer Cengiz'in ipek mendili var idi. O bıraktı. Onun mendili dönüp durdu. Onlar bunu görüp şaşırdılar.

Ve öfkelendiler, söylediler:

"Bu anamız Alangu çok cadı imiş. Gözümüzü bağladı." dediler. Gönüllerine kötülük alıp gittiler. Fakat her zaman Cengiz'i öldürme maksatlarını güderler idi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:09

Ondan sonra bu genç oğul Cengiz:

"Bu ağabeylerim benim düşmanım oldular. Beni öldürürler." diye konuşup, birkaç yiğidi kendine bağlayıp, anası Alangu'ya geldi.

Söyledi:

"Ey anam! Ben şimdi bu yerden, bu yurttan giderim. Bu Tikelik suyunun başında Kürlen denilen kara dağ vardır. O dağda yurt tutarım, kuş-kurt avlarım. O avladığım kuşu tüyünü yolarım, suya bırakırım. Bizim yaşadığımızı buradan anlarsınız! Ayı bağırtırım, arslan koştururum, kim beni arar, sorar olursa bundan anlasınlar." dedi. Kendileri gittiler, anası ağlayarak kaldı.
Sabah halk geldiğinde, Cengiz'i görmediler.

Ve sordular:

"Cengiz Hanımız nerede?" dediler. Arayıp bulamadılar. Üzülüp ağlaştılar. Ondan sonra Alangu'ya geldiler. Ondan sordular. O söylemedi.
Cengiz Han yurdun dışına çıkıp gittikten sonra ağabeyleri Büdenjer, Kigenjer, Saljut halka zulmettiler.

Halk dayanamayıp, Alangu'ya gelip söyledi:

"Ah, Alangu! O oğlun Cengiz'i bize göstermeden canımızı alsaydın. Şimdi ne için gösterip canımızı aldın?" dediler, tekrar ağlaşıp.

O zaman Alangu söyledi:

"Ah, ey halk! Böyle oluyorsanız, Cengiz'i seviyorsanız, sabahleyin beş altı boyun iyi insanları gelin! Onlara yolunu, izini göstereyim." dedi. Ondan sonra sabah vakti altı boyun iyi insanları geldiler.

Sordular:

"Yolu nerededir?" dediler.

O zaman Alangu söyledi:

"Peki, şimdi gidip şu Tikelik suyuna yakın durun! Haberi gelir." dedi. Bunlar bu suyun kenarına gidip bakıp durdular. Hiçbir şey görmediler. Bir miktar kuş tüyü gördüler.

Dönüp geldiler. O zaman Alangu sordu. "Ne gördünüz?" dedi.

Onlar söylediler:

"Hiçbir şey görmedik. Sadece bir miktar kuş tüyü gördük." dediler.

O vakit Alangu söyledi:

"İyi, gel. Şimdi benim oğlum Cengiz'in haberi bu sizin gördüğünüz kuş tüyüdür." dedi. "Sizler bu Tikelik suyunu gezip arayın! Kürlen denilen kara dağın başında beş-altı ağaç olur. 'Bu yerde yurt tutarım, kuş avlarım, tüyünü yolup, suya atarım' demiş idi. Şimdi bu tüyü takip edip gidin!" dedi. "

Fakat Tikelik suyunun eski töresi odur ki:

Gündüz taşıp yatağını aşar, gece iner." dedi.

O zaman Alangu onlara söyledi:

"Şimdi sizler o yere gidip ulaşıp arasanız, görseniz, 'Sizler kimsiniz?' diye sorduğunda, 'Duyın! Duyın!' diyeceksiniz. Benim oğlum Cengiz'in tanınması için nişanı; ak elbiseli, gök atlı, altın yüzüklü, yüzü çok güzel, altın okluklu, erkek yüzlü, Cebrail gibi doğru olmasıdır. Atını kamçılayıp, kaybolmuş gibidir. Bundan onu tanırsınız." dedi.

Cengiz Han'ı aramaya giden hanların isimleri şunlardır:

Önce Maykı Bey, ikinci, Kaldar Bey, üçüncüsü Urdaj Bey; dördüncüsü Kıpçak Bey; beşincisi Tanıyan Bey; altıncısı Kireyet Bey; yedincisi Yurkıta Bey; sekizincisi Timur Kotlık Bey; dokuzuncusu Muyten Bey; onuncusu Telengut idi. Bu on bey, meclis kurup, Cengiz Han'ı sevip onu aramaya karar verdiler. Dört-bey bunu aramaya razı olmadı. "Elimizdeki hanımızı bırakıp, uzaktan arayamayız." dediler. Onlardan birisi Kungrat Bey, ikincisi Katay Bey, üçüncüsü Saljut Bey, dördüncüsü Kıyat Bey idi. Bu Katay, Saljut, Kıyat Beylerin üçü de halkı idare ederlerdi. Kungrat Bey onların güvenli danışmanı idi. Kungrat Han, Cengiz Han'ı armaya gitmedi.

Bu söylenen on kişi o Kungrat'a bakmadılar, gittiler. Uyşın Maykı Bey, diğer beylere göstermeden Alangu'dan bir mühürlü yüzüğünü aldı. Ondan sonra Tikelik suyunu dolanıp gittiler. Üç ayda ulaştılar. Üçü kaya dağına çıkıp baktılar. Arkalarında bir ak saray, bir gök saray gördüler.

Tekrar dönüp, biraz geldiler. O saraylara girmediler. Orada bir dağ vardı. O dağın önünde yattılar. Bir hafta kaldılar. Hiçbir iz görmediler. Bir haftadan sonra bir ses geldi. Karga bağırmış gibi insan konuşmuş gibi. Yürüyüp baktılar. Birkaç kişi gelmiş yolda yatar. "Bu dağın önünden biri gelmemişe benziyor." dediler. Bunlar hiç ses çıkarmadılar. O üç gün ne olduğunu anlamadılar.

Sabah vakti ayı bağırdı, arslan kükredi. Bildiler ki, "Cengiz Han avlanmaya çıktı." dediler. Bunlar o sesi işitip, koşup gittiler. Gördüler ki, "bir gök atlı, ak elbiseli, altın börklü, altın okluklu, erkek yüzlü, Cebrail gibi güzel gövdeli Cengiz'i tanıdılar.

Cengiz gelip söyledi:

"Kimsiniz, izleyip yürürsünüz? Kimsiniz?" dedi.

Bunlar söylediler:

"Duyın!, Duyın!" diye. Bunlardan bu sözü işittikten sonra, gözlerinin önünden kayboldu. Bunlar yine ağlaşıp döndüler. O akşam endişelenip yattılar.
Ondan sonra sabah olduğunda, yerlerinden bağırdılar. "Ey, kardeş, tutıyak, tutıyak, ak tilakü" diye bağırdılar. Hiçbir ses gelmedi. Ondan sonra yine iki üç gün yattılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:09

Yine bir gün ayı bağırdı, arslan kükredi. Anladılar ki, "Cengiz'dir! Avlanmaya çıktı." diye sevindiler. Gidip gördüler. Bu insanın sesidir.

Orada bunlara Cengiz Han söyledi:

"Sizler kimsiniz? Daima bizi izleyip durursunuz!" dedi.

Bunlar söylediler:

"Duyın! Duyın!" diye bağrışıp durdular. Bunlar ağladığı için Cengiz Han da ağladı.

Tekrar:

"Siz neden buraya geldiniz?" diye sordu.

Bunlar söylediler:

"Senin ardından takip edip yürürüz." dediler.

O vakit Cengiz Han konuştu:

"Size buraya nasıl gelebileceğinizi kim söyledi?" dedi.

Bunlar söylediler:

"Bizlere merhamet edip buyuran ananız Alangu söyledi." dediler.

O zaman Cengiz Han söyledi:

"İyi! Öyleyse, hani bana anamın bir nişanı var mı? dediğinde, diğer beyler durdular. Fakat Uyşın Maykı Bey elinden Alangu'dan aldığı mühürlü yüzüğü çıkarıp, verdi. P zaman Cengiz Han yüzüğü alıp baktığında, Alangu'nun mühürlü yüzüğünü tanıdı.

Ve gülüp söyledi:

"Ey, Maykı! Eğer ben han olursam, beylik senin olsun!" dedi. "Eğer sen bu mühürlü yüzüğü alıp gelmesen, bana anamın bir nişanını getirmesen, ben sizi yok ederdim. Ve siz bana dost, yoldaş olmazdınız." dedi. "Bu sözden sonra, diğer beylerim, sizler gönlünüze kötülük koymayın! Siz hepiniz benim camınsınız." dedi. "Gelin, şimdi hepimiz dönelim! Orada oturalım!" dedi.
Saraya gittiler. Bir az yatıp yemek yediler. Çeşitli şaraplar içtiler. Durmadan, tükenmeyen yemek yediler.

Ondan sonra yine Cengiz Han söyledi:

"Gelin, şimdi meclis kurup oturalım!" dedi. "Sizler bizi arayıp gelmişsiniz? Hangi soydansınız?" dedi.

Bunlara ayakta durup, arz ettiler ve söylediler:

"Ey, ulumuz, hanımız! Bizlerden sorarsanız, biz buraya sizi aramak için on kişiyiz, dokuz boydan." dediler. "Sadece Kaldar Bey ayrıdır. Ananız bize emredip söyledi." dediler. "Kungrat sizi aramaya razı olmadı. O kendisi, boyu ağabeylerinin önündedir." dediler. "Biz sizin mübarek yüzünüzü arzulayıp, arkanızdan takip ederek geldik. Size dahil olduk kendimiz ve bütün boyumuz. Bizler senin kulunuz." dediler.

O zaman Cengiz Han onlardan bu sözü işittiğinde, sevinip söyledi:

"Beylerim, ulularım! Şimdi bu günden sonra siz benimsiniz, ben sizinim." dedi. Bunlar Cengiz Han'dan bu sözü işitip çok sevindiler. "Şimdi seni bizlere Tanrı verdi. Onun şükrü için bu binip geldiğimiz atlarımızı azad ederiz." dediler. Binip gittikleri atlarını Cengiz Han'ı buldukları için azad ettiler.

Ondan sonra Cengiz Han, bunlara söyledi:

"Beni ne ile götürürsünüz?" dedi. Onlar ne ile alıp gideceklerini bilemediler.

Kaldar Bey söyledi:

"Ben bir iş yapayım." dedi.

Bunlar söylediler:

"Göster!" dediler. Hiç kimse bilmedi. Kendi ustalığından bir araba yaptı.

Araba kullanıcısını sorsalar:

"Yalın Bey oğlu Kaldar Bey." demek gerek.
O zaman arabayı hazırlayıp tamamladıktan sonra, Cengiz Han'ı arabaya oturması için çağırdılar. Cengiz Han gelip arabaya baktı. "Güzel yapmışsın." diye Kaldar Bey'i övdü.
Ondan sonra Cengiz Han'ı oturttular. Bu giden beyler kendileri arabayı sürdüler, çektiler.

O zaman Uyşin Maykı Bey söyledi:

"Ey, beyler! Ben sizin hakkınızı veremem. Ayağım kısadır." dedi.

O zaman beyler söylediler:

"Şimdi ne yapacaksın?"

Maykı Bey söyledi:

"Ben handan rica edeyim. İzin verirse, han ile oturayım. Hanginiz arabayı çekmezse ben onu dayak ile arkasına vurayım." dedi. Bunlar söyledi. "İyi, öyle yap!" dediler. Ondan sonra Maykı Bey, Cengiz Han'dan rica etti.

Ve söyledi:

"Ey hanım! Benim ayağım kısadır. Arabayı çekemem. Müsaade edersen ben senin ile arabaya oturayım." dedi.

O zaman han söyledi:

"İyi, otur." dedi.
Ondan sonra bu beyler birçok gün gele gele Cengiz Han'ı alıp Alangu'nun şehrine ulaştılar. Alangu'ya haber vererek saraya ulaştılar. Orada Cengiz Han'ın arkasından hangisinin ineceğini bilemediler.

O zaman Maykı Han söyledi:

"Ey hanım! Sizden sonra arabayı çeken öküz mü iner yoksa öküzü koşan sahibi mi iner?" dediğinde, han söyledi: "Sahibi inmeden, öküz iner mi?" dediğinde, Maykı Bey koşup girdi. Hanın sağ yanında yer aldı. Diğerleri de oturdu.
Sabah Cengiz Han o boy ve memleketin insanına büyük bir kırgın yaptılar. Bu büyük kırgında Bü-denjer, Keginjer, Saljut'u ve Kongrat Bey'i hepsini kırdılar, öldürdüler, aman vermediler.
O vakitte Kungrat Bey'in bir kız kardeşi vardı. Bürte Kuçin adında idi.

O Bürte Kuçin:

"Büyük kırgında ölmesin." diye, dört oğlanı aldı. Gizleyip büyütürdü. Birisi Büdenjer'in oğlu idi, ikincisi Keginjer'in oğlu, üçüncüsü Saljut'un oğlu ve dördüncüsü Kungrat'ın oğlu idi. Halktan hiç kimseye belirtmedi.
0 zaman halk meydana çıkardı.

Cengiz Han'a gidip söylediklerinde, Cengiz Han öfkelenip söyledi:

"İnsanları gizleyen kimdir?" dedi.

Orada bulunan beyler söylediler:

"Ey hanım! Kungrat Bey'in kız kardeşi Bürte Kuçin gizlemiş." dediler.

Han söyledi:

"Gidin, onu buraya çabuk getirin!" dediğinde, hemen gittiler.

Bürte Kuçin'e söylediler:

"Kalk! Çabuk ol! Seni Cengiz Han çağırır!" dediler.

O zaman Bürte Kuçin bu sözü işittiğinde:

"İyi, geleyim!" diye kalkıp ata elbisesini örtünmüş ve bir ipek örtü vardı. Onu giydi. Bir kara tilki başlığı vardı. Onu başına giydi. Ve gizlediği dört oğlanı kendisi ile birlikte götürdü. O oğlanların birisi on yaşında; birisi on bir yaşında; birisi on üç yaşında ve birisi on dört yaşındaydı. Bu oğlanlar çok güzel idiler. Bürte Kuçin'in kendisi de onlardan beş yaş büyük idi. Öyle güzel insanı o zamana kadar kimse görmemişti. Tanrı kudreti ile yaratılmıştı. Kırk arşın saçı vardı. Ardından hizmetçisi altın tabağa saçını koyup yürürdü.

O zaman halk söyledi:

"Ey Bürte Kuçin! Sen bu kadar güzel bir insansın. Neden böyle bir iş yaptın, bu oğlanları gizledin, hırsız oldun?" dediler.

Orada Bürte Kuçin söyledi:

"Ah, ey halk! Ben size ne yaptım?! Hırsız olduysam, hana karşı hırsız oldum." diye cevap verdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Cengizname

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 21:09

Ondan sonra Bürte Kuçin'i oğlanları ile Cengiz Han'a götürdüler. Han, bunun güzelliğini görüp, uzun saçını görüp, şaşırdı.

Ve söyledi:

"Ey Bürte! Ne için hırsız oldun? Bu oğlanları gizledin?" dedi.

O vakit Bürte Kuçin söyledi:

"Ey hanım! Ben seni korumak için hırsız oldum, gizledim." dedi.

Cengiz Han söyledi:

"Neden beni korudun?" dediğinde, Bürte Kuçin söyledi: "Ey hanım! Senin canına sıkıntı olur dedim." dedi.

Han söyledi:

"Benim canıma niçin sıkıntı olsun?" dedi.

Bürte Kuçin söyledi:

"Ey hanım! Şunun için; Nuh Aleyhisselam zamanında Tanrı kafirleri lanetleyip, tufan suyunu gönderdi. Kafirleri tufan suyuna gömdü, yok etti. Ve o tufanda her hanlığın erkeği ve dişisini, soyu ve tohumu kesilmesin diye Nuh Peygamber Aleyhisselam'ın gemisinde sakladı, azat etti. Sen, han olursan, Tanrı'nın eli değil misin?! Arslan geyiği yeyip, arkasındakini dönüp almaz, azat eder. Ey hanım! Sen insansın. Beni ve bu oğlanları azat edersin. O öfkeli kötülük kırgınında halk bunların kıymetini bilmez. Öldürürler. Bunların tohumu, nesli, soyu kesilmesin diye alıp sakladım." dedi.

O zaman Cengiz Han söyledi:

"Şimdi senin bu güzel delilli sözün için ve de senin deniz gibi gönlün için yüz binlerce ölümden azat olsunlar!" dedi. "Gel! Şimdi, ey Bürte Kuçin! Benim katı gönlümü kaldırmaya. Kendini benden ayırma!" dedi.

O zaman Bürte Kuçin söyledi:

"Peki, siz beni severseniz, ben sizinim!" dedi.
Ondan sonra Cengiz Han'ın gönlü eridi. İkisi birbirini kabul edip, evlendiler. Halka büyük şenlik yaptılar. Bu dünyayı geçirdiler.
Gizli kalmasın, Cengiz Han'ın Bürte Kuçin'den dört oğlu oldu. Büyük oğlunun adı Çuçi Han; ikincisi Caday Han; üçüncüsü Kirey Han; dördüncüsü Tuli Han idi. Ondan sonra Cengiz Han güzel huyu ile yedi nesli ile askeri ile yürüyüp savaşıp, çok hanları, sarayları kendine tabi kılmış idi. Ve onun adı dünyaya yayılmıştı.
Ondan sonra Cengiz Han kendini arayan beylere ve diğer beylerin her birisine makam verip, memleket ve halk verdi, bağışladı. Ondan sonra Cengiz Han bu beylerin hepsine damga, kuş, ağaç, yer verip halk kıldı.

Önce Büdenjer oğlu Kıyat'a söyledi:

"Senin ağacın kara kayın olsun, kuşun atmaca olsun, yerin 'Arujan', damgan açamay olsun." dedi.

Şekli şudur: Ondan sonra Cengiz Han Kungrat Bey oğlu Sinikle'ye söyledi:

"Senin ağacın elma ağacı olsun, kuşun şahin olsun, yerin 'Kungrat' olsun, damgan ay damga olsun!" dedi.

Şekli budur: Ondan sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey, Uyşı May-kı Bey! Senin ağacın karaağaç olsun, kuşun karakuş olsun, yerin 'Salavat' olsun, damgan süpürge olsun!" dedi.

Şekli şudur: Cengiz Han Daha sonra Cengiz Han Urdaj Bey'e söyledi:

"Ey bin okluklu Urdaj!" "Üç bin" tütünlük oradan kaldı. Urdaj çok zengindi. Savaşa çıktığında bin ok-luklu kişi ile çıkar idi.

Cengiz Han Urdaj'a söyledi:

"Senin ağacın kayın olsun, kuşun baykuş olsun, yerin 'Alaç' olsun, damgan kuş kaburgası olsun!" dedi.

Şekli şudur: Ondan sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey, Tamyan Bey! Senin ağacın kavak olsun, kuşun karga olsun, yerin 'Tutıya' olsun, damgan çengel olsun!"

Şekli budur: Ondan sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey Kıpçak Bey! Senin ağacın karaağaç olsun, kuşun kartal olsun, yerin 'Tuksaba' olsun, damgan tarak olsun!"

Şekli budur: Daha sonra yine Cengiz Han söyledi:

"Ey Jurmatı Bey! Senin ağacın dişbudak olsun, kuşun kartal olsun, yerin Aktilak' olsun damgan yaba olsun!"

Şekli budur: Daha sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey, Kireyet Bey! Senin ağacın ıhlamur ağacı olsun, kuşun kaz olsun, yerin 'Büri' olsun, damgan göz damga olsun!" dedi.

Şekli şudur: Ondan sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey Meyten Bey! Senin ağacın üvez ağacı olsun, kuşun turna olsun, yerin 'Baygun' olsun, damgan kemer olsun!" dedi.

Şekli budur: Daha sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey Börjen Bey! Senin ağacın meşe olsun, kuşun serçe olsun, yerin Aktu-gan' olsun, damgan çifalbay olsun!" dedi.

Şekli budur: Daha sonra yine Cengiz Han söyledi:

"Ey, Burkat Bey! Senin ağacın akça ağaç olsun, kuşun hüdhüd olsun, yerin 'Boroj' olsun, damgan kardelen olsun!" dedi.

Şekli budur: Ondan sonra tekrar Cengiz Han söyledi:

"Ey Ke-ginjer oğlu Katay Bey! Senin ağacın ardıç olsun, kuşun kavı d olsun, yerin 'Tilak' olsun, damgan seperev olsun!" dedi.

Şekli budur: Daha sonra yine Cengiz Han söyledi:

"Ey Kaldar Bey! Senin ağacın sandal olsun, kuşun güvercin olsun, yerin Arnav' olsun!" dedi. "Damgan kepçe olsun!" dedi.

Şekli budur: Ondan sonra Cengiz Han söyledi:

"Ey, Saljut! Senin ağacın akçaağaç olsun, kuşun su çulluğu olsun, yerin 'Barlas' olsun, damga ay damga olsun!"

Şekli budur: Daha sonra tekrar Han söyledi:

"Et Timur Kotlı Bey! Halktan zenginliğin ile çok mal vermen ile beylik buldun. Senin ağacın jirük olsun, kuşun saksağan olsun, yerin 'Taban' olsun, damgan yarım tarak olsun!" dedi.

Şekli budur:

Cengiz Han'ın kendi yeri "Janbaba" idi.
Cengiz Han bu söylediği beylerin her birisini komutan yapıp, saraylar almaya gönderirdi. 0, büyük güçlü yerlerde halk birbirini kendi yeri ile bulurdu.

Şimdi bütün yerlerin adları şudur:

"Önce han yeri, "Janbaba", ondan sonra bütün beylerin yerleri bunlardır: "Arujan", "Kungrat", "Salavat", "Alaç", "Tu-tıyak", "Saba", "Aktilak", "Arbur", "Baygun", "Boroj", "Tıyak", "Arnav", "Barlas", "Kayan".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Cengiz Han İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir