Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cengiz Han Türk'tür, Moğollar Bir Türk Boyudur

Cengiz Han Türk Kökenlidir,Moğollar Bir Türk Boyudur ve Moğol Kelimesi bir Türk Federasyonun İsmidir

Burada Cengiz Han İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Cengiz Han Türk'tür, Moğollar Bir Türk Boyudur

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Tem 2015, 18:26

Cengiz Han Türk Kökenlidir, Moğollar Bir Türk Boyudur ve Moğol Kelimesi Türk Kökenli bir Federasyonun(Türk Aşiretler Birliği'dir) İsmidir

Genghis Khan is of Turk Ethnic Origin, the Mongols are a Turk Tribe, and the Word Mongol is the Name of a Turk Federation(Union of Turk Tribes)


Eski Göktürk Türklerinin garbi kısımlarında «Çu yu» şubesi Çinlilere Şa-to ismile maruf idi. Çu-yu yine bir çok şubelerden müteşekkil kabileler yığınından ibaret idi. Bunların başında da Göktürk sülalesine mensup hanedanın bir kısmı bulunuyordu. Bunlar Uyguristan'ın Barköl (Bars-Köl) civarında yaşıyorlardı.

Tokuzoğuz - Uygurlar Moğolistan'ı terkedip ekseriyeti şarki Tiyanşan'-da yerleştiği sıralarda Şarki Türkistan'ın cenubu şarki kısımlarında (670 - 861 senelerinde) Tibet'liler hüküm sürüyorlardı. Bu Çu-yu (Şa-to)lar Uygur ve Tibetli'lerle barınamadılar. 808 de Çin'in tabiiyetine girdiler ve Ordos'un şimaline, Ling-çeau'ın şimali şarkisinde yerleştiler ve 878 senesine kadar orada kendi başlarına yarı müstakil küçük bir devlet halinde yaşadılar. Bunların prenslerinden ismi Çin kaynaklarında Li-ko-yong yazılan birisinin 883 senesinde Çin'deki büyük bir isyan hareketini tenkil etmiş olduğu Çin ve İslam menbalarında zikredilmiştir. Bu münasebetle bu Li-ko-yong'ın ahfadı Şan-si vilayetinde. Hıtay (= Kidan) aşiretinin şimali Çin'i (10. uncu asırda) istilasına kadar yarı müstakil valiler sıfatiyle hüküm sürmüşlerdir, Çin kayıtlarına göre Cengiz'in ecdadı işte bu Şa-to Türkleri hanedanına mensup idi.

Doğu Avrupa'da Edil kıyılariyle .Kırım-arasında. 6-10 uncu asırlar sırasında bir Hazar Hakanlığı yaşadı. Bu devletin başında bulunan hakanlar Göktürklerin de mensup olduğu Açina nesline mensup, belki ayni sülalenin şarki Avrupa'yı idare eden şubesi olduğu tahakkuk etmiştir. Bunların hükümet merkezleri Dağıstan'da Belencer (şimdiki Anderey), Semender (şimdiki Kızlar) ve Volga deltasındaki Etil (şimdiki Astarhanm yanında) şehirleri idi.

MOĞOL, TATAR VE TÜRK MÜNASEBETİ

Burada Türk ve Moğol münasebeti meselesini izah etmek icab ediyor. Bugün takriben 4 milyon sayılan Moğollar. Türkler ve Mançular gibi Ural-Altay kavimlerinin Altay zümresine mensupturlar. Moğollar bu Altay zümresinin Türklere en yakın, bilhassa içtima" teşkilatı itibarile tamamile kardeş bir kavmi teşkil ederler. Türk ve Moğol dilleri arasındaki münasebet meselesi bugün kat'i bir şekil almamışsa da son senelerde güzel inkişaflar yapan Altay dilleri mukayesesi yolunda, bilhassa RAMSTEDT, KOTVİÇ. POPPE. VLADİMİRTSEV ve PUCHA gibi alimlerin tetkikleri sayesinde iyi aydınlatılmıştır. Eski Türk dili meseleleri şimdi Moğolca ile mukayeseden başka öğrenilmez bir şekil almıştır. Yani her iki dilin uzak mazisi yekdiğerine sıkı bağlıdır; fakat popüler Avrupa eserlerinde «Moğol ırkı» derken Altay zümresine değil, hatta Ural - Altay kavimleri grubuna bile kat'iyen münasebeti olmayan Uzakdoğu kavimleri Çinliler anılıyor. Bu, bilhassa geçen asırda hakim olan bir yanlış tabirdir. Keza «Tatar» ismi evvelce Moğollar hakimiyeti zamanında onlara iltihak eden kavimlere de ıtlak olunduğundan Kazan - Tatarı, Kırım - Tatarı, Nogay - Tatarı, Altay - Tatarı, Azerbaycan - Tatarı gibi isimler hasıl olmuştur. Bu isimler birer etnik münasebete delalet etmezler. Mesela eski Bulgarların ve Kıpçakların karışmasından hasıl olan Kazan Türkler ile Tatarlar arasında etnik münasebet yoktur. Bu Azarbaycan Türkleri için de böyledir. Gerek Kazanlılara ve gerekse Azerbaycan Türklerine Moğol hakimiyet devrinde Doğudan gelen Tatarlar karışmışlardır. Kazanlılarda çoğunluk Kıpçak, Azerbaycanlılarda ise Oğuz ve Hazarlar olmuştur.

Bildiğimiz Moğol dilinde konuşan kavimler 12 nci asırdan evvel bir taraftan şimdiki Yakutların ülkesile Amur nehri arasında vaki ülkelerde, yaşamışlardır. Mesela şarki Moğolistan'da yaşayan ve nihayet 10 uncu asır başİarında şimali Çin'e hakim olan Hıtay (Kidan) lan moğolca konuşan bir kavim olduğu anlaşılmıştır. Keza Reşideddin de Angara nehri üzerinde ve onun Yeniseyle birleştiği yerin aşağı taraflarında yaşayan Tatar, Dürben. Salciyut, Katakın gibi kavimlerin lisanına ait verilen kayıtlar (usutu mankun; alaqçın adutan; mankü bılavurnan cümleleri) Moğolcadır. Reşideddin tarihinin Topkapı Sarayı nüshası No. 1518 varak 17a de bulunan bu cümleleri RAMSTEDT (hususi bir mektubunda) tahlil etmiştir. Fakat bu Moğolların Türk kavimleri ile kanşıp onların dilleri tesiri altında kalıp Altay zümresine girmelerinden evvelki dilleri, keza kadimen umumi bir isimleri bulunup bulunmadığı malum değildir. Prof. Poucha'ya göre bu kavimlerin Altaylaşmadan evvelki dilleri paleoasyatik bir dildi. Yukagirlerin diline yakındı. Şivi [Şivey] isminin Moğolca konuşan kavimlerin, yahut onların ekseriyetinin eski umumi ismi olarak kullanılmış olacağını tasavvur etmek mümkündür. «Tatar» ismi Orhun kitabelerince de malum ise de bu isim Göktürkler ve Uygurlar devrinden sonra Moğolistan'da yaşayan Moğol ve Türk kavimlerinin muayyen bir halitasına itlak olunmuş görünüyor. Yeniseydeki Tatarlar Moğolca konuşmuşlar. Fakat Çin Şeddi yakınlarında yaşayan «Çağan Tatarlar» ı, (Ongutlar) ise ve onuncu asırda Lobnor ile Kökenor arasında yaşıyan ve bilhassa Altıntag mıntıkasında Çümül ve Şato Türkleriyle birlikte yaşıyan ve «Tatar Miski» tabirini İran edebiyatına veren kalabalık Tatar kütleleri Türkçe konuşmuşlardır. Bunların «Misk» leri nefasette ve pahalılıkta dünya pazarında Arapların ayni Lobnor gölü güneyinde vaki şehre nisbetle «Tusmet Miski» denilen miskle bir idi, Keza halis Türk olan İrtış Kimak'larmın bir kabilesi de Tatar tesmiye olunmuştur, Demek yalnız «Tatar» ismi, Çengiz'den evvel Moğolistan'da yaşayan bir aşiretin kavmi mahiyetini öğrenmek için kafi gelmez.

Moğolistan'da Hıtaylar hakim olduğu devirlerde Çin menbaları 18 kadar aşiret zikrediyorlar: Büyük Sarı Şivey, Ti-le, Van-gi-la (ihtimal = Kongır, Kongrat), Ça-çi-la, (ihtimal = Cacırat), Ye-si, Pi-ku-te, Ni-la, Ta-la-çuy, Ta-mi-li, Mi-rh-ki ( = Merkit), Ho-çu, Vu-ku-li, Tsu-pu, Pu-su-van, Tang-gu ( = Tangut), Hu-mu-sze, Hi-ti, Kiu-rh-pi. Bu kabile isimleri için Çinlilerin verdiği bu alametler arasında ancak «Ti-le» Göktürk ve Uygur yazıtlarınca malum «Tile», «Tölüs» lerin ismini Vongila Oongurları gösteriyor; diğerleri ise eskiden burasının, yani Moğolistan'ın, sekenesi diye bildiğimiz aşiretler değildir. Çengiz Hanm tarihinde, (Reşideddin'de ve Yunan - Çao - bi-şi de) zikri geçen bir çok kabilelerin isimleri de onuncu asırdan evvelki Moğolistan vakayiine aid kayıdlarda görülmektedir. Bunların ekserisi herhalde dokuzuncu ve onuncu asırlarda. Kuzeyden ve Kuzey-Doğu-dan kalkıp gelmiş, Moğolistan'da yerleşmiş ve oraya Moğol dilini yaymış Moğol aşiretlerinden ibaret olduğu muhakkak sayılabilir. Fakat dediğim gibi o zaman için hangi kabilenin ana dilinin Moğolca yahut Türkçe olduğunu tesbit etmek müşküldür. Bir çok kabileler her iki dilde konuşabilmişler ve bazı zamanlar bu iki dilin birisinden diğerine geçebilmişlerdir. Arada Uyrat (Uyur = Uygur kelimesinin cem'i), Kıyat, yahut Kayat (Kaya ve Kay isminin cem'i), kankliyut (Kanglı'ının cem'i) ve Bayaut (yahut Beyat'ın cem'i) isimlerini taşıyan kabileler aslen-Türk olup Çengiz'in zuhuru zamanına kadar moğollaşmış idiler, fakat Türk an'anelerini de tamamen unutmamış oldukları anlaşılıyor. Şarki Oğuzların oradaki bakiyesi olarak kabul etmek icap eden Bayaut(Bayat)'lar Moğollar arasında Moğol, Oğuz ve Kimaklar arasında Türk kabilesi addolunmuşlardır. Yani Türk ve Moğol kabilelerinin kayrtaşmaları o zaman o kadar kuvvetli idi.

Çengiz'in mensup olduğu «Kıyat (yahut Kayat) Börçegin «sülalesi» «Börü Tegin» nesli hanlarının Kıyat aşireti içinde hanlık edenler demektir. Buna ait rivayetleri nakleden Reşideddin'in «Cami-üt Tavarih» i Moğol ve Uygur bahşıları ile müştereken vücud'e getirilen bir eserdir. Eserin aslı Mo-golca yazılmıştı ve İlhani hükümdarı Ulcaytu'ya Moğolca olarak takdim olunmuştu; bu husus Reşideddin'in eserlerinin birinde mukayyettir. Diğer taraftan Çengiz'in ecdadının şeceresi, Moğol tarihine ait Reşideddin'-den başka kaynaklarda da mevcuttur. KLAPROTH bu rivayetleri tetkik ederek Göktürk (Tu-kiyu) hakanlarına ait rivayetlerin Moğol hanedanı kendi cetlerine ait olarak göstermelerinin tarihen varit ve şecerelerinin tarihi bir esasa burada mezkur isimleri nesillere taksim itibariyle mümkün olduğunu isbata çalışmıştır, Cenubi Çin'in Sung sülalesi hükümdarı tarafından elçi olarak 1221 de Moğolistan'a gönderilen ve Çengiz'i bizzat ziyaret etmiş olan ÇİAO-HONG, Moğolların hayatı hakkında olduğu gibi, Çengiz'in menşei hakkında da mühim malumat vermektedir. Ona göre Çengiz'in ecdadı Şato Türklerinden neşet etmiştir.

Bu dikkate şayan bir kayıttır. Çünkü Şatoların hanları, yukarıda de anlattığımız gibi, Göktürklerdendir. Reşideddin'dc eski Türk, Oğuz kabile, şahıs ve ungun isimlerinin izahına ait etimolojiler gibi eski Moğol hanedanına ve kabile isimlerine ait izahlar destanlardan alındığı için pek amiyanedir. Bu müellifin «börçe-gin» ismini mavi gözlü diye izahı da o kabildendir. Bu kelimenin «böri-tegin» demek olduğu pek barizdir; nasıl ki «otçeğin» ismi de, Vladimirsev'in tetkikine göre, «ot-tegin» demektir. Bununla beraber Çengiz ailesinin böyle bir etimoloji yapılmasına sebep olacak bir surette ela gözlü, yani simaca diğer Moğollardan farklı olması da şayanı dikkattir. Göktürk hakanları da ela .gözlü sarışın insanlar idi; Batı-Göktürklerinden Doğuya gelenlerinin sarışınlığı daha fazla olduğundan ora Türklerince hoş görülmemiştir. Çengiz'le ayni sülalenin ayrı kolundan gelen Temür gibi, oğulları Şahruh ve torunları Baysunkur ve Uluğbek uzun boylu, mütavassıt mongoloyid zarif insanlar olduğu şemaillerinden ve zamanlarında yapılan resimlerinden mezarlarından çıkarılarak tetkik olunan kafataslarından görülmektedir. Baysungur ve biraderi Cüki Mirzalar da kendileri için yapılan renkli resimlerden görüldüğü gibi mongoloyid olmakla beraber sarışın olmuşlardır. Bütün bunlar, kendilerini Açina neslinden sayan Türk hükümdar sülalelerinin ayni menşeden geldikleri tiplerine ait kayıtlarla da teyit edilebileceğini göstermektedir.

Herhalde Çengiz'in sülalesi, eski Açina, Çin menbalarında yazıldığı şekliyle Asina, Bozkurt efsanesine merbut hakanlar ve teginler neslinden geliyor. Çünkü bu sülaleye ait bu gibi rivayetler daha Çengiz'in hükümdar, han olmasından önce de sülale efradı arasında yaşamıştır. Oğuz efsanelerinde hakanlık Kay nesline ait deniliyorsa ve Cengiz de Kıyat (yahut Kayat) yani Kıy(yahut Kay)'lardan neşet ediyorsa bu, Aki Şato hanları sülalesinin Moğol aşiretleri arasında yaşıyarak Mogollaşan bir şubesinden başka bir şey olmasa gerektir. «Kay» aşireti, Türklerin en uzak şarktaki şubeleri sıfatiyle El-Biruni de «Kun»'lar ile beraber, Çin menbalarında ise «Ghey» şeklinde Hıtaylarla ve «Giy» şeklinde «Ulu-Hun» larla beraber zikrolunur.

Kay yahut key ismini Berezin Moğolca'da «hava» manasına olan key ile birleştiriyor ki yanlıştır. Bu kabile eskiden şarkta bulunan ve Şato (diğer ismi Çümük) hanlarına tabi bir. kabile idi. Fakat en çok ihtimal olarak bu Kayat'ların bir Oğuz aşireti olmayıp hem Göktürk (Şato), hem Oğuz ve hem Moğollar arasında eskiden beri yaşıyan hakim unsurdan ibaret olmuştur, yahut ta Hakanlılardan Böri-Tegin evjadı bu Ka-yat aşireti arasında yaşıyarak onunla birleşmiş bulunuyordu. Çengiz'in nesline ve ona yakın kabileleri Çinliler «Kara Tatar» demişlerdi. Zaten dokuz —kafe- sayılan Kara Tatarlar bazen sadece «Qara» ismiyle onuncu asırda Şato ve Çümül aşiretleri ile birlikte Lobnor ve Kansu arasında yaşıyan kudretli bir kabile olarak kazılarda çıkan Hoten vesikalarında zikredilirler. Bu dokuz kabilenin isimleri Çince «Şe-Yuan-Şi» tarihinde sayılmıştır ki Reşideddin'in saydığı dokuz kabile isimlerine uygundur. Çümük aşireti tüccar unsurdu, «Şato» kelimesini de şimdi «Sart» yani tüccar diyerek izah ediyorlar. Çengiz'in cedleri Börçegin (Börütekin) sülalesinin esası olarak «Şato = Çümük aşireti hanlarıdır. Bunlar Qay (Qaraqyat = Qara-qaylar. Ürenqay = Beyaz-Qay) ve Uysun aşiretlerine dayanmışlar. Fakat Şato (Börçegin) sülalesi büyük Kara-Tatar camiasına dahil bulunmuşlar. Bunlar Kansu'da hakim olmak için Uygurlarla savaş yapmışlar, fakat en büyük düşmanları Tangut'lar olmuş bunlar onbirinci asrın ilk yarısında Tangutlarla savaşlar neticesinde Moğolistan'ın güney-batısını terkederek bu ülkenin güney-doğusuna «Şivi» kavimleriyle meskun ülkelere taşınmış görünüyorlar. Bu cihetten olacak ki Tangut'ları kendilerinin baş düşmanları da saymışlardır.

Çengiz'in kendisince «Türk» kelimesi Moğol ile Türk'ün her ikisini ifade eden bir isim olarak anlaşıldığı görülüyor. Şimdiki Afganistan'da kendisini ziyaret eden Kadı Vahideddin Fuşanciye «Peygamberimiz Muhammed her şeyi önceden bilmiş diyorsunuz; acaba benim zuhur edeceğim hakkında ne demiş?» diye sormuş. Kadı da Peygamberin uturku al-turka ma tarakukum. yani Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız, demiş olduğunu nakletmiş ve Cengiz de bunun çok hakimane bir söz olduğunu söylemiş. yani kendisini Türk addetmiştir. Bir Arap Ögeday-Kaan'a babasını rüyasında gördüğünü ve kendisine bir söz söylediğini naklettiğinde Ögeday buna «babam bunu sana hangi lisanla anlattı» diye sormuş. O da Arapça anlattı deyince Ögeday babasının Moğolca ve Türkçeden başka bir lisan bilmediğini söylemiştir. Çengiz'in ve oğlu Tuluy'un ağzından «Mehmed-ogrı», «ulug tengri» gibi kelimeler naklolunduğu gibi Ulug-Bek'in tarihinde Cengiz'e Türkçe bir şiir bile nisbet edilmiştir.

İran'da İlhanilerin sikkelerinde Moğolca cümleler olduğu, Moğolca mektupları bulunduğu gibi, Cengiz'den ve Mengü kaandan Moğolca kitabeler kalmıştır. bununla beraber Güyük Hanın Papaya yazdırdığı Farsça mektubun başı «ulug ulusunu tuluynung khan yarlığımız» diye Türkçe yazıldığı gibi Çengiz'in ismine Maveraünnehir'de, Mengü Kaanın Tifüste darbolunan sikkeler üzerinde de Türkçe cümleler yazılmıştır.

O zamanki Moğolistan'da etnik münasebatm karışıklığı önünde Çengiz'in kendisini milliyet itibariyle hem Moğol ve hem Türk sayması haklıdır. Herhalde o kadarı muhakkak, ki Çengiz'in Göktürklerin Şato şubesinden neşet ettiği kaydedildiği gibi mensup olduğu Börçeğin ailesi kendisini eski Göktürk hükümdarları ve Açina neslinden saymış ve o eski zamanlarda yaşayıp gelen Ergenekon efsanelerini ve başka bir çok eski Türk an'anelerini bize ancak bu sülalenin tarihi bir hakikat gibi tafsilat vererek nakletmiştir. Onun için gerek Cengiz'i ve gerekse onun Moğolistan'dan dışarı çıkıp Türk kabileleri arasmda yerleşerek tamamiyle Türkleşip giden evladını Türk hükümdarları olarak telakki etmekte tereddüde mahal yoktur. Bunlardan Moğollar arasında Mogollaşmış olanları Mısır'da Araplar arasında Araplaşmış. Çin'de Çinlileşmiş, Hindistan'da Hintlileşmiş Türk sülaleleri gibidir.

Hindistan ve İran ahalisi için Temür ve oğulları da aynı Cengiz ve oğulları gibi Moğol idiler. Bunun için oradaki Temür evladına Moğollar denilmiştir, halbuki Temür ve oğulları kendilerini Türk addediyordu ve ana lisanı Türkçe idi. Babur Mirza 15-16ncı asırda Taşkend ve Yedisu taraflarında hüküm süren Çağatay hanlarını ve onlara tabi kabileleri «Moğol» tesmiye ediyor ve onların kaba ahlakından tenkitle bahseyliyor. Fakat Ba-bur'ün bahsettiği bu Moğol hanlarından Mahmud Han şair idi, kendisinin şiirleri Türkçe olduğu gibi, Moğol tesmiye olunan kabilelerin bir çoğu da. o zaman şüphesiz Türk aşiretleri idi. Demek ki 15-16 ncı asırlarda Moğol ıstılahı daha ziyade itibari olmuştur. «Moğol» ismi Oğuzname'de Oğuz Han tarafından mağlup edilen üç amcasına «Mung-ol» yani «gam gussal (bung) olunuz» diye verilen Türkçe kelime olarak zikredilmiştir. Bu bir kavmin değil Börçeğin sülalesinin doğuda kalan bir kısmının adı idi, sonra bu isim Cengiz tarafından kendilerine tabi Türk ve «Şivi» kabilelerine verildi ve Şivi'lerin milli ismi şeklini aldı. Maamafih Börçeğin sülalesinin Cengiz zamanında ve daha önce dayandıjı uruglardan «Şin Yüan-şi» tarihinde «dokuz kabile Kara-Tatarlar», Reşideddin'de yalnız «Dürleğin» ismiyle kaydolunan kabileler, keza Şin-Yüan-Şi'de «onbeş kabile Ak-Tatar» ismiyle, Reşideddinde ise ancak «asıl isimleri Moğol olmayıp, bu ismi sonradan alan Türk kavimleri» diye tanıtılan kabileler isimleri Moğol (Şivi) diline ve telaffuzuna göre değişen Türk kabileleri oldukları görülüyor, ki asıl «Moğol» ismi Kara-Tatarlara itlak olunurmuş ve bunlar Onon ve Kerulin sahalarına Tiyanşan ve Sayan taraflarından gelmişler.

Türk müverrihlerinden bazılarının eserlerinde Arapların Türk ülkelerini istila safhalarını «fütuhat» diye, Müslümanlığı daha henüz kabul etmemiş olan Türk hakanlarının, Çengiz'in hatta Temür'ün Türk illerini bir devlet etrafında toplamak yolundaki teşebbüslerini ve komşu İran ülkelerini fetheylemelerini «istila» diye tesmiye eylemeleri, Türk tarihini dini İslami duygular altında öğrenmek itiyadından ileri gelmektedir. Vaktiyle Katolik Almanlar da eski Cermen vilayetlerinin Romalılardan geri alınmasını «barbar Cermenlerin istilası» (Invasion) şeklinde tavsif ederlerdi.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Cengiz Han İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir