Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İslam Hakimiyeti Döneminde Haleb

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İslam Hakimiyeti Döneminde Haleb

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Ara 2010, 16:29

İslam Hakimiyeti Dönemi

Halife Hz. Ebu Bekir zamanında 633 senesinde her biri 3000' er kişilik üç ayrı Müslüman askeri birlik Suriye'ye sevkedildi ve bu kuvvetler Suriye'nin güney ve güney-doğu bölgelerinde askeri harekata başlayarak Sergius'un idaresindeki Bizans kuvvetlerini mağlup ettiler. Müslüman Araplar savaştan kaçan ve tekrar toparlanan Bizans kuvvetlerini 4 Şubat 634'te Dasin mevkiinde ikinci bir bozguna daha uğratınca Bizans İmparatorluk makamları yeni birlikler toplamaya başladılar. Buna karşın Araplar da Medine'den takviye kuvvetler istediler ve Halid b. Velid'in kumandası altında birleşerek Bizans kuvvetlerini Ecnadin'de ağır bir mağlubiyete daha uğrattılar (30 Temmuz 634). Bu olaydan sonra yeniden toparlanmaya çalışan Bizans ordusunu Fihl yakınında tekrar bozguna uğratan Müslümanlar, Filistin'i ve arkasından da Dimaşk, Baalbek, Hums ve Hama şehirlerini birer birer ele geçirdiler. Son olarak, İmparator HerakUus'un topladığı orduyu 20 Ağustos 636'da Yermük'te yenen Araplar, bütün Suriye'nin kaderini de tayin ettiler.

Bu arada Halife Hz. Ömer tarafından Suriye valiliğine atanan Ebu Ubeyde, Suriye'nin kuzey kesiminde Halid'e katıldı ve Ebu Ubeyde, öncü kollarının başında iyaz b. Ganın olduğu halde, Haleb üzerine yürüdü. Haleb ahalisi kendileri için aman dileyerek mal ve canları ile şehirlerine dokunulmaması karşılığında şehri teslim edeceklerini bildirdiler. Onların bu istekleri İyaz tarafından kabul edildikten sonra Ebu Ubeyde tarafından da tastik edildi. Ravilerin bazıları, Haleblilerin, canlarına dokunulmamak, buna karşılık ev ve kiliselerini Müslümanlarla yarı yarıya bölüşmek şartıyla barış yaptıklarını söylerlerken, bazıları da, şehir halkı Haleb'i boşaltarak Antakya'ya kaçtıkları için Ebu Ubeyde'nin kimseye rast gelmediğini ve ancak barış yapıldıktan sonra halkın şehre geri döndüğünü söylemektedirler. Haleb'in ele geçirilmesinden sonra, şehir halkı yapılan antlaşmaya uymadı. Bundan dolayı Araplar Haleb'i ikinci defa almak zorunda kaldılar ve bunun hemen akabinde Kuzey Suriye'nin diğer şehir ve kasabalarını da ele geçirdiler.

Kudüs'ün tesliminden kısa bir süre önce Suriye'ye gelen Hz. Ömer, Suriye'nin teşkilatlandırılması konusunu müzakere ettikten sonra, bu bölge, Dimaşk, Hums, Filistin ve Ürdün olmak üzere dört askeri bölgeye (Cund) ayrıldı. Haleb bu taksimatta önce Hums cunduna, Emevi halifesi I. Yezid zamanında ise yeni kurulmuş olan Kinnesrin cunduna bağlandı. Yezid, Kinnesrin'den başka Antakya ve Menbiç'i de ayrı birer ordugah haline getirdi. Abbasi halifesi Harun Menbiç, Düluk, Ra'ban, Kurs, Antakya ve Tizin'i ayrı ayrı teşkilata bağlayarak, onlara Avasım adını verdi ve Menbiç'i Avasım'ın başkenti yaptı. Müslümanlar Bizans üzerine yaptıkları seferler sırasında bu yerleri birer üs olarak kullanıyorlardı.

Haleb şehri, Emevi ve Abbasiler döneminde, bazı eyalet valilerinin şehir civarında yerleşmiş olmalarına rağmen, hiçbir siyasi ve idari rol oynayamadı. Müslüman Arapların fütuhatı Haleb'in hayatında çok yavaş bir değişikliğe sebep oldu ve onlar ancak bir asır kadar bir zaman geçtikten sonra burada çoğalabildiler ve abidevi bir cami meydana getirebildiler.

Abbasiler'in Mısır valisi Ahmed b. Tolun, Bizanslılara karşı müdafaa etmek bahanesiyle 877 yılında Suriye'ye girdi ve Haleb'i de istila ederek bağımsızlığını ilan etti. Fakat, Ahmed'in 884 yılında ölmesi üzerine, çıkan iç karışıklıklardan istifade eden Abbasiler Suriye'yi geri aldılar. Ahmed'in oğlu Humareveyh Haleb'de kısa bir müddet hakimiyetini tesis etti ise de, onun ölümünden sonra (904) Abbasiler buraya ve bütün Suriye'ye yeniden sahip oldular ve ertesi yıl Mısır'ı da alarak bu devlete kesin olarak son verdiler.

Tolunoğulları'ndan sonra, Abbasilerin Suriye'deki hakimiyeti fazla uzun sürmedi. Bu defa Muhammed b. Tuğç adındaki Abbasiler'in Türk asıllı Mısır valisi Suriye ile birlikte Filistin, Mısır ve Hicaz'ı kendisine bağlayarak 934 yılında bağımsızlığını ilan etti. İhşid lakabıyla anılan Muhammed, Haleb'e Arap Kilab kabilesinin reisini vali tayin ederek bu kabileye mensup Bedeviler'in Kuzey Suriye'ye akın etmelerine ve sonradan şehir için çok esef verici neticelerin doğmasına sebep oldu. Bu kabileye mensup bedeviler şehirde birçok tahribata sebep oldular. Nihayet 944 yılında meşhur Hamdani Seyfü'd-Devle Haleb'i zabtederek buradaki İhşid hakimiyetine son verdi.

Hamdani sülalesi aslen Arap olan Beni Tağlib kabilesinden olub, aşiretleri Musul civarında yerleşmişti. Zamanla bu bölgede ve Abbasiler nezdinde itibarlarını arttıran Hamdani ailesi Musul ve çevresinde kendi devletlerini tesis ettiler. Bu aileden olan Seyfü'd-Devle ise Hamdaniler'in Haleb kolunu teşkil ediyordu.

İhşidlerle Hamdaniler arasındaki mücadeleler 947 yılına kadar devam etti. Bu tarihte İhşidlerle kesin olarak anlaşan Seyfü'd-Devle, Bizans ile mücadeleye başladı. Bu mücadelelerde bazen Hamdaniler bazen de Bizanslılar galip geldiler. Fakat, 954 yılından itibaren Hamdani ülkesinin kaderi değişmeye başladı. Nikephoros Phokas idaresindeki Bizans kuvvetleri bu tarihte Hamdaniler'e karşı büyük bir taarruza geçerek Ayn Zarba, Raban, Düluk ve Hamdani devletinin başşehri Haleb'i, müstahkem kalesi müstesna, ele geçirdiler, şehirde büyük bir katliam yaptıktan ve Seyfü'd-Devle'nin sarayını da yıktıktan sonra çekip gittiler.

Nikephoros, İmparator Romanos'un ölümünden (15 Mart 963) sonra onun yerine Bizans tahtına geçti ve bir kez daha Hamdani ülkesine yürüyerek 966'da Menbiç'e kadar geldi. Burada kendisine Hz. İsa ile ilgili bazı eşyaların teslim edilmesi karşılığında şehre dokunmadı. Bu sırada Antakya'yı da kuşatan İmparator bir netice alamayınca İstanbul'a döndü.

Seyfü'd-Devle 967 yılında Haleb'de vefat etti. Bu meşhur hükümdar, sadece Bizanslar ile yaptığı savaşlar ile değil, aynı zamanda Haleb'de etrafına topladığı güzide şair ve alimlerle de şöhret kazanmıştır. Bunlardan el-Mııtenebbi, Ebu Firas, Ebu'l-Ferec İsfahanı, el-Farabi gibi şahsiyetler Haleb'i bütün Ortaçağ boyunca hatıralarda canlı kalan bir edebiyat ve bilim merkezi haline getirmişlerdir.

Haleb şehri Hamdani Seyfü'd-Devle'nin ölümünden sonra uzun bir süre istikrara kavuşamadı. Zimamdarların ihtirasları, komşu emirlerin hırsları, birbiri ardından gelen Bizans istilaları, Bedevi yağmaları ve kendilerine Irak yolunu açacak bir yeri ele geçirmek için Mısır'daki Fatımilerin birkaç kere tekrarladıkları teşebbüsler Haleb'i yarım asır süren bir kargaşalık ve huzursuzluk içine soktu. Şehrin 1015 yılında Fatımiler tarafından zaptedilişi, valilerin isyanları ve merkezi idarenin zaafı yüzünden, duruma hiçbir ferahlık getirmedi ve nihayet bu idare de öyle bir acziyet içine yuvarlandı ki, sonunda Suriye'deki Bedevi kabileleri 1022 yılında memleketi aralarında paylaşmaya karar verdiler ve bu paylaşma sonucunda Haleb, Beni Kilab'dan Salih b. Mirdas'a ait oldu.

Haleb'e hakim olan Salih, 1029 yılında Fatımilerle yapılan bir savaşta öldü ve yerine oğlu Şibhüd-Devle Nasır geçti. Fakat, Nasır'ın da 1037 yılında Fatımilerle yapılan bir savaşta ölmesi, şehrin Fatımi komutanlarından Anuştekin'in eline geçmesini sağladı. Bundan sonra birkaç kez Fatımilerle Mirdasiler arasında el değiştiren Haleb, 1060 yılında Reşidü'd-Devle b. Şiblü'd-Devle'n'm gayretleriyle Mirdasiler'de kaldı. Fakat bu aile arasında iktidar mücadelelerinin olması Haleb'in huzura kavuşmasına fırsat vermedi.

Haleb'e ilk Türkmen girişi de bu iktidar mücadeleleri esnasında oldu. Haleb Mirdasi emiri Atiyye yeğeni Mahmud' a karşı yaptığı mücadelede, Türkmen emirlerinden Harun'dan yardım istedi. Bu teklifi kabul eden Harun, 1063/64 yılında Atiyye'nin hizmetine girdi. Fakat, memleketlerine akıncı Türkmenlerin yerleşmesini istemeyen Haleblilerin saldırısına uğrayınca kaçmak zorunda kaldı ve sonunda Mahmud'un hizmetine girerek onun 1065 yılında Haleb'i ele geçirmesini sağladı. Harun'dan başka Haleb bölgesine gelen diğer Türk komutanlar ise Afşin (1067) ve Sunduk (1069) olup, bu komutanlar Haleb çevresinde daha ziyade yağma akınlarında bulunmuşlardır.

Mirdasi emiri Mahmud, Selçuklu Sultanı Alp-Arslan m Mısır seferi sırasında Selçuklu egemenliğini kabul etmekle (1070) birlikte, Sultan'ın bir davetine icabet etmediği için, Haleb bizzat Alp-Arslan tarafından kuşatıldı. Fakat, bu sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'ın büyük bir ordu ile harekete geçmesi Sultan'ın Haleb'den ayrılarak Malazgirt'e yönelmesine sebep oldu. Kendi geleceğinden endişe duyan Mahmud ise, çok geçmeden, annesi ile birlikte, Sultan'ın huzuruna çıktı ve ona itaatini arzederek kendisini affettirmeyi başardı.

Alp-Arslan'ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Melikşah, kardeşi Tutuş'u Suriye'ye gönderdi. Kuzey Suriye'yi hakimiyeti altına almak isteyen Tutuş, Haleb'i kuşattı ise de Suriye ve Filistin bölgesinin sahibi Atsız'ın yardım çağrısı üzerine kuşatmayı kaldırdı. 1079 yılında Atsız'ı boğdurtarak Suriye ve Filistin şehirlerine hakim olan Tutuş, Haleb ve çevresini de ele geçirmek istedi. Onun bu planından endişe eden şehir halkı, Tutuş'a karşı bu sırada Musul hakimi olan ve Selçuklu sultanının bir vasalı durumunda bulunan Müslim'den yardım talep ettiler ve şehri kendisine teslim edeceklerini bildirdiler. Bu davet üzerine harekete geçen Müslim Haleb'i alarak buradaki Mirdasi hakimiyetine son verdi ve bundan sonra bütün Suriye'ye sahip olabilmek için mücadele etmeye başladı. Müslim'in bu tutumu, onunla aynı amaçta olan ve bu sırada Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmuş olan Kutalmışoğlu Süleymanşah'ı kendisine karşı harekete geçirdi. Süleymanşah, Müslim ile yaptığı savaşı kazandıktan (1085) sonra Haleb'i kuşattı ise de şehrin yöneticilerinin direnmesi üzerine kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Fakat, ertesi yıl Haleb'i tekrar kuşattı ve şehir halkı bu defa ona karşı Tutuş'tan yardım istediler ve gelip şehri teslim almasını teklif ettiler. Bu teklifi memnuniyetle kabul eden Tutuş, yanına ünlü Türkmen beylerinden Artuk'u da alarak Haleb'e geldi ve Süleymanşah'ı mağlup ederek onun ölümüne sebep oldu. Bu savaştan sonra Tutuş, 11 Haziran 1086'da, bir kale komutanının da yardımıyla Haleb'i ele geçirdi.

Fakat, iç kale komutanın kaleyi Melikşah'tan başkasına teslim etmeyeceğini söyleyerek direnmesi ve bu sırada Melikşah'ın da Haleb'e yaklaşması üzerine Tutuş kuşatmayı kaldırarak buradan ayrılmak zorunda kaldı.

3 Aralık 1086'da Porsuk, Bozan ve Kasımü'd-Devle Aksungur gibi büyük emirlerle birlikte Haleb'e gelen Melikşah, Aksungur'u şıhneliğine, Nuh et-Türki'yi kale komutanlığına ve Tacü'r-Rüesa İbnü'l-Hallal'ı da vergi işlerine atamak suretiyle, Haleb'i doğrudan Selçuklu İmparatorluğu'na bağladı. Tutuş ise, Suriye'nin orta kesimi ile Filistin iktasında bırakıldı.

Melikşah'ın ölümünden sonra, Suriye ve Filistin Selçuklu hükümdarı Tutuş ile Berkyaruk arasında Büyük Selçuklu Sultanlığı tahtı için çetin bir mücadele başladı. Bu mücadelede başlangıçta Tutuş'u destekleyen Haleb şıhnesi Aksungur'un sonradan taraf değiştirmesi, Tutuş'un onu öldürmesine (1095) ve Haleb'i ele geçirmesine sebep oldu. Fakat, Tutuş da Berkyaruk ile yaptığı savaşta mağlup oldu ve 26 Şubat 1095'te öldürüldü. Bu sırada Tutuş'un emri ile Bağdat'a doğru ilerlemekte olan oğlu Melik Rıdvan, savaşın neticesini öğrenince süratle Haleb'e döndü ve burada babasının halefi olarak ilan edildi. Bir süre Haleb'de tutulan Rıdvan'ın kardeşi Dukak ise gizlice Haleb'i terk ederek Dimaşk'a gitti ve orada hükümdarlığını ilan etti. Böylece Tutuş'un ölümünden kısa bir süre sonra Suriye'de, biri Haleb'de ve diğeri de Dimaşk'ta olmak üzere, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na tabi iki küçük meliklik kurulmuş oldu.

Haleb meliki Rıdvan, bir taraftan sınırlarını genişletmek için kardeşi Dukak ile mücadele ederken diğer taraftan da Haçlılarla mücadele etmek zorunda kalıyordu. Haçlılarla mücadelesinde başarı sağlayamayan Rıdvan, 1113 yılında öldüğünde, Haleb Batıniler'in bir propaganda merkezi haline gelmişti. Çünkü, Rıdvan Haçlı tehlikesine karşı ancak Batıniler'den yardım görebilmiş, onlar da bu sayede Haleb'de yerleşmişlerdi. Melik Rıdvan'dan sonra yerine geçen oğlu Alparslan Batınilerle ve Haçlılarla mücadele etmiş, fakat başarı elde edemeden atabeg Lülü tarafından 1114 yılında öldürülmüştür.

Haleb'de bir türlü huzurun sağlanamaması üzerine, şehrin yöneticileri, bu defa Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar adına Bağdad şıhneliği yapan Mardin Artuklu emiri İl gazı ye bir heyet göndererek Haleb'e gelip yönetimi ele almasını ve kendilerini Haçlılara karşı korumasını teklif ettiler. Bu teklifi kabul eden İlgazi, beraberinde oğlu Timurtaş ve bazı yakın adamları da olduğu halde, az sayıda bir kuvvetle Haleb'e geldi ve şehrin yönetimini eline geçirdi (1117/1118). Böylece Haleb'deki Selçuklu melikliği de fiilen sona ermiş oldu.

Artuklu hükümdarı İlgazi, Haleb valiliğini oğlu Timurtaş'a bıraktı. Ertesi yıl tekrar Haleb'e gelen İlgazi, Tuğtekin ile birlikte 1119'da Haçlıları bir bozguna uğrattı. Onun ölümünden sonra naibi durumunda bulunan yeğeni Süleyman 1122'de Haleb'e hakim oldu. Bu durumdan istifade etmek isteyen Kudüs kralı II. Baudouin Haleb üzerine yeniden saldırılara başladı ve bazı kaleleri de ele geçirdi. Süleyman, Haçlı saldırılarını durdurabilmek amacıyla 1123 yılında kralla bir barış yaptı ve Esarib kalesini onlara terk etmek zorunda kaldı.

Haleb şehri bir süre sonra İlgazi'nin diğer yeğeni olan Nurü'd-Devle Belek Gazi tarafından ele geçirildi (1123). Buradaki Haçlı tehtidini ortadan kaldıran Belek Gazi 1124'te öldü ve onun ölümü Haleb'i yeniden karışıklıklar içerisine sürükledi. İlgazi'nin oğlu Timurtaş burayı korumak için yeterince gayret gösteremeyince bir Haleb heyeti Musul hakimi Aksungur el-PorsukY den Franklar'ın ve Bedeviler'in saldırılarına karşı yardım istediler. Bu teklifi kabul eden Aksungur, 1125 yılında Haleb'e gelerek buradaki Artuklu hakimiyetine son verdi. Aksungur'un ertesi yıl ölümü üzerine yerine oğlu İzzeddin Mesud geçti. Fakat, 1128'de Atabeg Zengi Haleb'i ele geçirdi ve bu bölgede Haçlılar'a karşı başarı kazanarak önemli fetihlerde bulundu.

Zengi'nin 1146'da ölümünden sonra ülkesi iki oğlu arasında paylaşıldı. Bunlardan Seyfeddin Gazi Musul'u alırken, Nureddin Mahmud da Haleb'i alarak buraya yerleşti. Nureddin, Haçlılar'a karşı yaptığı mücadele ile büyük bir şöhrete ulaştı. Nureddin'in 1174'te ölümünden sonra Mısır hakimi Selahaddin Eyyubi Suriye'yi işgal etti ve Haleb'i kuşattı. Ancak, Zengi sülalesine kuvvetle bağlı olan şehir halkı ve askerleri, İsmaililer'i de yanına alarak Selahaddin'i kuşatmayı kaldırmaya mecbur ettiler. Selahaddin ancak 8 yıl sonra, Nureddin'in oğlu İsmail'in ölümü ile 1183'te Haleb'i ele geçirebildi.

Selahaddin Eyyubi, Haleb'in yönetimini oğlu Gaziye, verdi. Selahaddin'den sonra yerine geçen kardeşi el-Adil, ülkeyi oğulları arasında paylaştırdı. Fakat, Haleb Selahaddin'in oğlu olan Gazi'nin elinde kaldı. Burada ez-Zahir unvanı ile hükümdarlığını ilan eden Gazi, bütün Kuzey Suriye'ye hakim oldu ve "Sultan" Unvanını aldı. Gerek Gazi gerekse onun halefleri zamanında, el-Adil hanedanına karşı Selahaddin'in ailesi elinde kalan Haleb, bunlar zamanında devletlerinin de başkenti oldu.

Eyyubiler dönemi, Ortaçağ'da Haleb'in ikbalinin en yüksek mertebeye ulaştığı devirdir. Şehir, Türk sipahilerinin ikametine mahsus yeni mahalleler ile genişletilmiş, hükümdar sarayının orada bulunması sanayiin inkişafını arttırmış, 1207, 1225, 1229 ve 1254 yıllarında yapılan ticaret antlaşmaları ile burada daimi bir ticaret merkezi açmalarına müsaade edilen Venedikliler ile yapılan alış veriş sayesinde de zenginleşmişti. Bundan başka kaleleri, yeni tekniği göre yeniden yapılmış ve baştan başa yeniden inşa edilen iç hisarı Ortaçağ askeri mimarisinin en güzel eserlerinden biri olmuştur. Bir taraftan da medreseler ve zaviyelerin inşa edilmesi Haleb'i o devirde oldukça önemli bir fikir hayatı merkezi haline getirmiştir. Nitekim, Halebli yazar tbn Şeddad, 13. yüzyılın ortalarında Haleb'de kırk tane medrese bulunduğunu yazmaktadır.

Haleb'in bu ihtişamlı dönemi Moğol istilasına kadar devam etti. Haçlı ve Ermeni kuvvetleri tarafından da desteklenen Moğol ordusu 18 Ocak 1260 tarihinde Haleb'i kuşattı. 25 Ocak'ta iç kaleyi de alan bu kuvvetler şehirde altı gün devam eden bir katliam yaptılar. Bundan sonra ilerlemeye devam eden Moğollar bütün Suriye'yi de ele geçirdiler. Haleb'deki Moğol hakimiyeti Memluklular'ın burayı almalarına kadar devam etti.

Mısır'da 1250 yılında Eyyubi hanedanını devirerek burada bir devlet kurmuş olan Memluklu Sultanı Kutuz (1259-1260), Suriye'yi de alabilmek amacıyla Emir Baybars yönetimindeki öncü kuvvetlerini Moğollar üzerine şevketti. 3 Eylül 1260'da Ayn-Calufta Moğol ordusunu mağlup eden bu kuvvetler Suriye'de Memluklu hakimiyetini de sağlamış oldular61. Memluktular Suriye'yi altı idari bölgeye (memleke veya niyaba) ayırdılar ki, bu niyabalardan birisi de Haleb idi.

Haleb şehri, 1260'da uğradığı Moğol felaketinden sonra, ağır ağır kalkınabildi. Moğollar'ın tekrar dönüp hücum etmeleri korkusu yüzünden şehir yarım asır hemen hemen bomboş kaldı. Tahrip edilen kalesinin eski duruma getirilebilmesi için 32, yıkılmış olan istihkamlarının ihyası için de 130 yıl geçmesi lazım gelmiştir. Emniyet teessüs ettikten sonra da, bu defa valilerin isyanları şehrin yeniden kalkınmasına imkan vermemiş; nihayet, 1348 yılındaki büyük veba salgını ve ardından da Timur'un tahribatı Haleb'i adeta felç etmiştir.

Haleb'de bir ay kadar kalan Timur, bu süre zarfında köylerini yağmalatarak çok kişiyi öldürtmüştür. Bununla yetinmeyen Timur, Dimaşk'tan dönerken tekrar Haleb'e uğramış; şehrin ayakta kalan son kısımlarını yaktırmış ve kalesini de kullanılamaz bir duruma getirmiştir.

Fakat, bütün bu felaketlere rağmen, Kilikya'daki Ermeni krallığının yıkılışı ve Avrupa ile İran arasındaki ticari münasebetlerde aracı rolü oynayan Karadeniz'deki Ceneviz ticaret merkezleri Haleb'in kısa zamanda yeniden kalkınmasını sağladı. Venediklilerle, İtalyan kumaşları karşılığında Gilan ipeği satan kervanların buluşma noktası haline gelen Haleb, birdenbire olağanüstü bir gelişmeye mazhar oldu. Bir taraftan, Ebrek, Özdemir ve Hayır Bey hanları gibi büyük yapılarla çarşıları genişlerken, diğer taraftan da, kervan yollan boyunca kalabalık mahallelerin kurulması şehrin fiziki görünümünün de önemli ölçüde değişmesine sebep oldu.

Kaynakça
Kitap: 17. YÜZYILDA HALEB EYALETİ VE TÜRKMENLERİ
Yazar: Enver ÇAKAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir