Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kılıçarslan'ın Ağabeyi II. İzzeddin Keykavus'a Mektubu

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kılıçarslan'ın Ağabeyi II. İzzeddin Keykavus'a Mektubu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:42

Kılıçarslan'ın Ağabeyi II. İzzeddin Keykavus'a Mektubu

a. Mektubun Muhtevası


Rükneddin Kılıçarslan, iki kardeş arasında birlik ve görüşme temennisiyle, bu gibi mektuplarda mutad olan, uzun bir mukaddeme ile söze başlar, İslamiyet ve Müslümanlar meyanında ilk zafiyet, hükümdarlar arasında vaki ihtilaf ve anlaşmazlıklar neticesinde baş gösterdi. Eğer Sultan Mehmed Harezmşah sayısız Moğol (Türkistan) askerlerine karşı hasım olarak çıkmamış olsa idi Hazer denizinde (Derya-i Mazenderan) bir tahta parçası üzerinde canını kefensiz Hakka teslim etmez ve sonra oğlu Sultan Celaleddin Harezmşah da onun yolunda onlara isyanda bulunmasa idi Meyyafarkın havalisinde bir kaç çıplak Kürd'ün elinde öldürülmezdi. Zira Türkistan askerine aykırı hareket eden kimse muradına erişemez.

Böylece, eğer devletimizin ihtiyar ve tecrübelileri itaati, haraçgüzarlığı (mal güzari) ve yer yüzünün padişahına kulluğu maslahata uygun görmeselerdi bu kardeşinizi çocukluk yaşında Türkiye (Rum) den ta Huten'e göndermezler ve Ka-ra-korum, Kumar-sini, ve Sargut seferinin sıcak soğuk ve acılarını tattırmazlardı. iki taraf arasında ilk sulh ve itaat merhum Mühezzebeddin Ali tarafından kurulmuş diğer devlet adamları bu yolu takip etmiştir. Büyük kumandan babamız Baycu Noyan Selçuk hanedanından bakı kalan biz iki-üç yetime baba şefkati gösterdi; Yarlığ hükmüne göre kendisine tayin edilen Anadolu'ya askerleri ile ayak bastığı zaman sizlerin erzak ve hediye(tuzğü)'lerle bizzat hizmetine gitmeniz icab ederdi.Eğer kötü insanlar korkutmamış olsalardı beni hapisten çıkarır, ağabey ve küçük kardeşlik (ağa ve ini) hakkı yerine gelir; ben de onun hizmetine gider; Noyan ve Türkistan askerlerinin rızasını temin ederdim. Her ne kadar ikimiz de emretmediyse de, kötü insanlar imkan bularak asker çekip geceleyin Moğol askerlerinin atlarını çaldılar; bu sebeple vilayet haraboldu ve bununla iktifa etmediler; dedemiz Sultan Alaaddin efendimizin kervansarayı civarında çarpışma oldu ve pek çok kimse kılıçtan geçti. Halbuki Moğol askerinden henüz bir avuç gelmişti; Allah korusun, eğer bütün ordu yetişmiş olsa idi hiç kimse kurtulamazdı. Bu hadise dola-yısiyle bu kadar mal ve insan zayiatı vuku bulduktan sonra Sultan biraderimiz hazinede para, altın, mücevherat, kumaş ve hayvan ne var ise alıp Antalya'ya gitti. Bu feci vaka üzerine yer yüzünün padişahı ve Baycu Noyan bize kurtuluş yüzünü gösterdi; devletimizin merkezi Konya'yı hazineden hali buldum. Arkasından hemen validemiz geldi ve maslahata uygun olan görüşüldü; zat-ı devletlerinin elçisi bulunan Emir Sübaşı Hüsameddin Aktaş ve nökerler'i buna vakıf oldular ve cevap için tercümanların örneği Emir Şemseddin Muhammed bin Salih ve nökerleri (maiyetindekiler) tarafınıza müteveccihen hareket ettiler; fakat henüz bir haber gelmedi. Şimdi öyle işitiyoruz ki hizmetinizde bulunan bazı kimseler tekrar fesat yoluna sapıp, cevap olarak, düşmanın def'i için, asker toplanması maksadiyle etrafa fermanlar gönderdiler.

Eğer düşmandan murat bu biraderiniz ise ben babamız büyük Noyan tarafına gidiyorum; eğer maksat Türkistan askeri ise, mektubun başında beyan edildiği üzere, onlara mukabelede bulunan herkes cezasını bulmuştur. Hizmetinizde bulunan layık kimseleri okşayınız; fakat fitne ve fesat unsuru olan diğerlerini yakalayıp hareket ediniz. Öyle ki birbirimize uygun olarak bu uğurlu günde babamız büyük Noyan'a gidelim. Biz 654 senesi 8 Zilkade Sah günü Allah'a tevekkül edip harekete karar verdik. Olur ki, biz kardeşlerin uyuşmasiyle, harap memleket mamuriyete yönelir ve Kuran'da buyurulduğu veçhile "Kendilerinin ve müminlerin elleriyle evlerini harap ederler, ey basiret sahipleri dikkatli olunuztevbihinden masun kalırız. Bu maksatla tercüman bey Emir Zahireddin Resul bin Hasan elçi olarak gönderildi; onu dikkatle dinleyiniz. Zira tercümanların örneği bulunan Zahireddin hanedanımızın bendesi ve bendezadesi olup baba ve dedemiz ona itimat etmişlerdi; o da biz kardeşlerin iyiliğini ister. Biliniz ki eğer hizmetinizde bulunan fena insanların sözlerine iltifat ile tekrar asker toplarsanız Moğol askeri henüz intikam kılıcım kınına koymadan Antalya ve Alaiye sahillerine gidilecek; o tarafta mamur kalan bir kaç köy de harap olacak; fıkara ve tebaa ile çoluk ve çocuklarını esir edeceklerdir. Böylece Selçukluların namusu tamamiyle kırılmış ve kıyamete kadar günah omuzlarınızda kalmış olacaktır. Bu kadarı kafi olup mülakata ve icabına müsaraat buyurunuz.

b. Sultan Hanı Muharebesi

Bu suretle nihayete eren mektup, Moğol tabiyeti devresinde, karşılıklı olarak, bazen ikbal ve idbarda, bazen müşterek veya müstakil bir şekilde saltanatta bulunan iki kardeş Selçuk Sultanı arasında cereyan eden münasebet ve mücadelelerin bir safhasına taalluku dolayısiyle, mühim bir tarihi vesikadır. Ağabeyisinc karşı mücadelede daima Moğollara dayanmış veya onlara istinat eden grupu temsil etmiş bulunan ve bu sayede de bir kaç defa saltanatı kazanan Kılıçarslan Moğollların Keykavus'u mağlup ve firara mecbur etmesinden sonra hapisten çıkınca yine ağabeyi-siyle birlikte Baycu'ya gitmeyi teklif etmektedir. Kılıçarslan'ın bu teklifinde Selçuk devletinin hakikaten yüksek menfaatleri veya kardeşlik duygularından, yahut da siyasi mecburiyetlerden hangisinin amil olduğunu meydana koyabilmek için mektupta bahsedilen tarihi hadiselerin bir izahı iktiza eder. Bu sebepten mektubun yazdığı Sultan Hanı muharebesi ve onu takip eden günler üzerinde durmamız gerekmektedir.

Mektup ve onun bahsettiği hadiseler Moğol kumandanı Baycu Noyan'ın ikinci defa Anadolu'ya gelişinden sonraya aiddir. Baycu kumandasındaki Moğol ordusu Selçukluları Kösedağ'da mağlup edince (1243) Anadolu bu kumandana tabi ve haraçgüzar bir memleket olmuştu. Karargahını Erran ve Mugan ovalarında kuran Baycu muahede-namenin vazettiği yıllık haracı Selçuklulardan alıyordu. Fakat zamanla Baycu taleplerini artırarak Selçuk devletini sulh muahedesi fevkinde bir haraçla tazyik ediyordu. Bu durum karşısında Selçuklular Batu Han'a Sahib Fahreddin Ali'yi gönderip onun aşırı taleplerini meneden yarlığ elde edildi. Bu sebeple Baycu'nun hiddeti arttı ve yine de elçiler göndererek vergi isteklerini tekrarlamaktan geri kalmadı. Bununla beraber Baycu'nun bu ikinci seferinin asıl sebebi bu değildir. Filhakika Mengü Kaan kardeşi Hulagü'yü Garp ülkelerine ilhan tayin edince, Mugan ovalarında kalacağı için, Baycu kendisine tahsis ve tarafından zaptedilen Anadolu'ya ailesi, ordusu ve hayvanlariyle göçmek mecburiyetinde kaldı. Fakat Selçuk devleti ve hanedanına karşı yeni fena bir maksadı olmayıp Anadolu'da kışlak ve yaylak arıyordu. Nitekim Erzurum'a gelince bu maksadını bir mektup yazarak, 1256 (654) Ağustosunda, Sultan İzzeddin Keykavus'a bildirdi.

Filhakika bu durum üzerine Keykavus'un huzurunda toplanan mecliste Moğol kumandanının hakiki maksadının ne olduğunu öğrenmek maksadiyle Pervane Nizameddin Hurşid Baycu'ya gönderildi; diğer taraftan da Ağaçerilere karşı gönderilen kuvvetler ile İçel ve Toros havalisinde yaşıyan Türkmenlerden celbedilen askerler Konya'da toplandı. Baycu ile görüşüp dönen Nizameddin Hurşid, Kılıçarslan'ın mektubundaki ifadesine uygun olarak, Baycu'nun sultana karşı fena bir maksadı olmadığım ve binaenaleyh muharebeden vazgeçilmesini tavsiye etti. ibn Bibi'ye göre ordusunun kuvvetine güvenen sultan etrafındaki tercübesiz ve liyakatsiz insanların, Aksarayi'ye göre ise vezir Kadı izzeddin'in tahrikleriyle muharebeye karar verdi. Fakat Bar Hebraeus'un da ifade ettiği gibi, bu muharebe kararma cesaret veren asıl sebep daha büyük bir Moğol kumandanı olan Hulagü'nün gelmesi üzerine Baycu'nun yerinden atıldığına ve nüfuzunun kırıldığına dair bir kanaat idi5. Böylece kolaylıkla Moğol tahakkümüne de son verileceği ümidi mevcut idi.

İşte bu hava dolayısiyle Sultan Konya'da kalmak ve vezir Kadı İzzeddin de sefere iştirak etmek üzere, Başkumandan (Melik ül-umera, Begler-beg) Şemseddin Yavtaş ve Emir-i ahur Fahreddin Arslan-doğmuş idaresinde hazırlanan Selçuk ordusu yola çıkarıldı. Sultan Hanı civarına varıldığı zaman bundan haberdar olan Moğol askerleri de Aksaray'a geldi. Mektupta iki ordu henüz karşılaşmadan geceleyin Moğollara baskın yapılıp atlarının çalındığı ve bu sebeple harabinin başladığı kaydediliyor. Filhakika, bunu teyid suretiyle, ibn Bibi'nin, Türkmen-Şahna, maiyetindeki Türkmenlerle birlikte, istikşaf yapmak için ileri gönderildiğine ve Hoca Noyan'ın kumandasındaki kuvvetlere (Hezdre) mensup bir kıta ile karşılaşarak bütün maiyetiyle birlikte imha edildiğine dair ifadesi bununla alakalı olsa gerek. Ertesi gün iki ordu Kervansaray civarında karşılaştı. Mektuba göre Moğol askerlerinin henüz cüzi bir kısmı gelmiş ve muharebe onlarla vuku bulmuştur. 23 Ramazan 654 (15 I. Teşrin 1256) da cereyan eden bu savaşta Selçuk ordusu kolaylıkla bozguna uğradı8. Vezir Kadı izzeddin ve Ebu'l-Ferec'e göre de Beylerbeyi Yavtaş başta olmak üzere, Emir ve asker, pek çok kimse bu muharebede kılıçtan gerçerek şehit oldu. Mağlubiyetin mühim sebebi Sultanın bu sefere aleyhtar bulunan büyük devlet adamlarını imha edeceğine dair bir sözün şayi olması, bunların adeta mağlubiyeti kurtuluş çaresi telakki edip ona göre davranmaları oldu. Diğer taraftan Sultanın ahlaki zaafları dolayısiyle ümeranın nefretini kazandırdığına dair Baybars Mansuri tarafından zikredilen ve mağlubiyetin sebebi gösterilen bir hadise çok dikkate şayandır.

Filhakika ona göre Arslan-doğmuş ordu ile Konya'dan hareket ettikten sonra Sultan, sarhoş halinde, onun evine girerek karısına saldırdı; bunu Arslan-doğmuş'a haber verdikleri zaman çok kızdı:

"Ben Sultanın hizmetinde onun ve İslamiyetin düşmanına karşı bulunurken o bana bu muameleyi yapmakta ve karıma hücum etmektedir." dedi ve Baycu'ya haber göndererek artık onun aleyhinde değil lehinde hareket edeceğini bildirdi. Nitekim Moğol askeri ile karşılaşınca Sultanın sancağını örtüp askeriyle birlikte hezimet yolunu tuttu.

c. Konya'nın Kurtuluşu

Sultan İzzeddin bu mağlubiyet haberini alınca perişan bir vaziyette karısı, mektupta ismi geçen, şarap-saları Hüsameddin Aktaş'ı ve Hıristiyan dayılarını alarak Antalya ve Alaiye taraflarına gitti. Bu vaziyette hükümetsiz kalan Konya'nın muhafazası, sokak takımının şehirde çıkardığı gürültüleri teskin ve Moğol askerine erzak ve hediyeleri temin için muharebeden kaçan Ustdd-ud-dar Nizameddin Ali bin İl-almış payitahta gelip hazırlıklara girişti12. "Selçuk ordusu mağlup olup Sultan da payitahtı terkedince Konya halkı Moğol korkusiyle şehrin kapılarını kapadılar. Cuma günü idi; hatip kendisine ve karısına ait kıymetli eşyayı alarak camiye gitti; mimbere çıktı ve halkı heyecana getiren ve fedakarlığa davet eden şu hitabede-bulundu: "Ey Müslüman cemaati Bu düşmanın felaketine uğradık; malınızı harcıyarak bununla canınızı, aile ve çocuklarınızı satın alınız. dedi. Sonra da kendisi ve halk ağladı ve herkes elinde bulunanı esirgemedi. Bu suretle topladığı şeylerle birlikte, şehire girmemiş, uzak bir yerde bulunan, Baycu'nun otağına gitti. Baycu ava çıktığı için bunları zevcesi hatuna takdim etti. Hatun hediyeleri kabul ederek ona yemek ve içki vermek istedi: fakat hatip içmeyince sebebini sordu. O da bunun kendisine haram olduğunu söyledi. Hatun bunu kimin haram kıldığını sorunca Allah'ın Kuran'da haram ettiğini bildirdi. O halde neden bize etmediğini söyleyince hatip siz kafir ve biz Müslümanız da ondan; o halde Allah'ın indinde siz mi daha hayırlısınız biz mi, dedi. Hatip şüphesiz biz, cevabını verdi. Hatun, öyle ise neden Tanrı size karşı bize yardım ediyor? Hatip: "Üzerinizde mücevherli nefis bir elbise vardır; bunu yakınına mı, yoksa sana uzak birisine mi hediye edersin? yakınına cevabını verdi. Eğer onu kaybeder veya yıpratırsa ne yaparsın diye sordu. O da bundan vazgeçerim dedi. Bunun üzerine hatip: İşte İslamiyet de bu cevher gibidir. Allah bizi onunla şereflendirdi; fakat biz ona riayet etmediğimiz için bize kızdı ve bizi sizin kılıçlarınızla vurdu, dedi.

Bunun üzerine Hatun ağladı, ve:

— Bundan sonra ben senin kızın olayım, sen de benim babam ol.

Hatip:

—İslam olmadıkça buna imkan yoktur, dedi.

Bunun üzerine Hatun Müslüman olup onu yanında oturttu. Bu esnada Baycu avdan gelince hatip onu karşılamak için kalkmak istedi. Hatun sen artık onu kayın pederi olduğun için onun sana gelmesi ve hizmet etmesi icabeder dedi. Baycu otağa girince Hatun ona bu benim babam oldu, dedi. Baycu onun aşağısında oturdu ve hürmette bulundu ve karısına, ben Konya'yı alırsam sana vereceğimi Allah'a ahdetmiştim, dedi. Hatun da, ben onu bu babama hediye ettim söyledi. Bunun üzerine şehrin kapılarının açılmasını emretti; ahalisine emniyet verdi ve Tatarlardan korunması için her kapısına bir şahna tayin etti ve ihtiyaç zamanında ancak elli kişi halinde şehre girip kimseye dokunmadan çıkmalarını emretti, ki bu Allah'ın gizli bir lutfu idi". Anonim Selçukname, ibn Bibi'ye uygun olarak, Konya'nın kurtuluşunu Nizam yani Nizameddin Ali bin il-almış'ın dört katır yükü ağırlığında altın ve mücevherat götürerek şehri satın almasına atfeder. Yine birbirini az çok tutan bu iki kaynağa göre Baycu şehrin iç ve dış surlarının şerefelerini (burçlarını) yıkmayı emretti. Fakat Sultanların türbesi(Künbed-hane-i salatin)'ni ihtiva eden iç surlara dokunulmaması rica ve niyaz edildikten sonra yalnız dış surların burçları tahrip edildi u. Mevlevi kaynakları da, diğer kaynakları az çok teyid ederek, Konya'nın Baycu tarafından muhasara edildiğini, şehirden dışarıya çıkan Mevlana'nın kerameti sayesinde muhasarayı terkeden Moğollara, ahaliden pek çok miktarda kıymetli hediyeler götürüldüğünü kaydederler.

d. İki Sultan Arasında Temaslar


Bu suretle Konya'yı zapt ve muhasaradan vazgeçen Moğollar yaz gibi mülayim geçen bu kışı Aksaray civarında, Kılıçarslan Kervansarayı yanında geçirdiler. Moğol askerlerinin şehirde huzursuzluk yapmaması için şahnalar nasbedildi; halk, hiçbir endişe geçirmeden Baycu'nun icra ettiği adalet sayesinde, ziraat ve ticaretle meşgul oldu. Muharebeden kaçan Arslan-doğmuş, Nizameddin Pervane ve sair emirler Borgulu'ya gidip orada mahbus bulunan Kılıçarslan'ı kurtardı ve Konya'ya görütdüler. Kılıçarslan Konya'ya gelir gelmez hemen tahta çıkmış ve kendi hükümetini kurmuş ise de, Baycu Noyan'ın iki Selçuk Sultanı arasındaki mücadeleyi durdurmak veya sadece, bu fırsattan faydalanarak, Keykavus'u da celbederek cezalandırmak maksadiyle iki kardeşin birden gelmesini arzu ettiği, Kılıçarslan'ın şimdi yalnız başına Sultan olmasını istemediği gözüküyor. Nitekim böyle bir durum dolayısiyle olmalıdır ki Kılıçarslan ve maiyeti derhal Baycu ile buluşmak teşebbüsüne girişmek istedikleri halde bir müddet için bundan vazgeçildi.

Filhakika Keykavus'la birlikte Moğol kumandanına gitmek lüzumu üzerinedir ki Kılıçarslan onu mektup ve elçilerle davet etmiştir. Bu sebeple, diğer kaynaklarda bahis mevzuu olmıyan bu münasebetler ve bu günlerin durumu bizim mektupla aydınlanmaktadır. Kılıçarslan, vesikada, Konya'ya gelince orasını hazineden hali bulduğunu, biraz sonra da validelerinin vasıl olup durumun müzakere edildiğini beyan ederken ağabeyisine mensup elçi Hüsameddin Aktaş'ın buna şahit olduğunu, bu elçiye cevap olarak da tercüman Şemseddin Muhammed bin Salih'i gönderdiğini ve fakat henüz bir haber gelmediğini söyler, ki bu bizim mektuptan önce vaki muhaberatı meydana koyar. Diğer taraftan Keykavus'un bu duruma rağmen yine de mücadele azminde olduğunu Kılıçarslan'ın burada, mektubua cevap yerine, düşmana karşı asker toplamak maksadiyle, etrafa fermanlar gönderdiğine dair ifadesi göstermektedir. Kılıçarslan bu son mektubunu, Selçuk hanedanı hizmetinde bulunan tercüman Resul bin Hasan ile gönderirken ağabeyisini Moğollara ve dolayısiyle kendine karşı mücadeleden sakınmıya davet etmekte ve Aksaray civarında bulunan Baycu Noyan'a, 8 Zilkade 654'te (28 II. Teşrin, 1256) hareket etmek kararında olup Keykavus'un da kendisine iltihak etmesini, Moğol kumandanının gösterdiği teveccühten faydalanıp memleketi kurtarmaları gerektiğini, aksi takdirde, henüz intikam kılıcını kınına koymıyan Moğolların mamur kalmış bulunan Antalya ve Alaiye taraflarını da tahrip ve halkını esir edeceklerini hatırlatarak onun hareketini istemektedir.

Bu mektuplaşma ve elçi göndermeler müspet bir netice vermeyince Rükneddin Kılıçarslan maiyetindeki devlet adamları ile gidip Baycu Noyan'a mülaki oldu. Bununla beraber Baycu Keykavus'u celbetmek maksadiyle onu bir müddet daha bekletti. Filhakika Moğol kumandanı, torunu Yısutay'ı bin süvari ile Antalya'ya gönderdi. Fakat Keykavus oradan ayrılmış, İznik İmparatoruna varmak maksadiyle, Ladik'e (Denizli) gitmişti. Bunu haber alan Yısutay onu takiben hareket ederek kendisine Baycu Noyan'ın davetine icabeti bildirdi. Keykavus Moğol kumandanını atlatarak Bizans hudutlarına girdi. Bunun üzerine Baycu Rükneddin Kılıçarslan'a hürmet göstererek onun saltanatını tanımak mecburiyetinde kaldı. Bu suretle devlet işleri nizama girdi; Moğolların ihtiyaçlarını karşılamak için vergiler toplandı. Anonim Selçukname Kılıçarslan'ın cülusunu 16 Safer 655 (14 Mart 1257) Pazartesi günü olarak kaydeder, ki bu Keykavus'u elde etmek için bir hayli uğraşıldığını meydana koyar.

Bağdat seferine hazırlanan Hulagü Baycu'yu, maiyetindeki kuvvetlerle, bu sefere iştirak için talep edince o kendisine men-sup Moğol askerleriyle bu yılın baharında Anadolu'dan hareket etti. Bunu öğrenen İzzeddin Keykavus İznik İmparatorundan aldığı bir miktar yardım kuvvetiyle gelip Konya tahtını işgal etti. Ebu'l Ferec'e göre İzzeddin Keykavus, henüz hareket etmeden önce, Hulagü'ya mektup yazarak, Baycu'nun kendisini tahtından attığına dair bir şikayette bulunmuş ve neticede o da Selçuk ülkesini iki Sultan arasında taksim etmiştir. İbn Bibi Keykavus'un Konya'ya gelişini Ramazanın başında (655 yılı) kaydettiği halde, Anonim bu hadiseyi 4 Rebiyülahir 655 (2 Mayıs 1257) Pazartesi tarihinde göstermekle evvelki kaynağa nazaran takriben dört buçuk ay bir fark verir. Baycu'nun ayrılışından sonra Keykavus'un istical göstermesi tabii olduğuna göre Anonim'in verdiği tarihi daha isabetli buluruz. Bundan sonra iki sultan arasında vuku bulan münasebet ve mücadeleler bizi burada alakadar etmez.

Kılıçarslan'ın mektubunda Baycu hakkında babamız hitabını kullanması garip gözükmektedir. Selçuk devletinin felaketine sebep olan ve daha sonra da ağır vergilerle memleketi ezen bu Moğol kumandanına baba denmesi kendisinin siyasi hayatına yardımı dolayısiyle mümkün gözükebilir; fakat bu hitap ona mahsus değildir. Filhakika Baycu'nun Keykavus'u talebi dolayısiyle giden elçi ona da pederi tarafından davet edildiğini söylediği gibi bu Sultanın da ona aynı şekilde hitapta bulunduğu kaydedilmiştir.

Mektupta elçi olarak ismi geçen emirler de malumumuzdur. Gerçekten Keykavus Konya'dan Antalya'ya giderken yanında bulunan Emirler arasında Şarap-salar Hüsameddin Aktaş bulunuyordu. Bundan başka babası ve kendisi Selçuk hanedanının kullarından olarak tavsif edilen, Giyaseddin Keyhusrev ve dedesi Keykubad'ın itimadını kazanan ve tercümanların örneği diye ikinci elçiyi teşkil eden Zahirüddin Resul bin Hasan da ibn Bibi'de kaydedilmekte ve Keykavus'un Konya'ya gelişinden sonra Kılıçarslan'a gönderilip ona Kayseri'de mülaki olduğu bildirilmektedir. Mektupta Keykavus'un elçisi Aktaş'a mukabil Kılıçarslan tarafından gönderilen elçi Şemseddin Muhammed'e gelince bunun da, mevkilere göre lakapların değişmesi dolayısiyle, eserde XXV inci vesika ile tercümanlık mansıbına tayin edilen Kemaleddin İnanç bilge tercüman beg Muhammed olması mümkündür, ki bu takdirde fermanın tarihi de takribi olarak meydana çıkıyor. Orada baba adı bundan farklı başka bir tercüman Şemseddin Muhammed adlı tercümandan de bahsetmiştik.

Rükneddin Kılıçarslan Moğolların merkezi Kara-korum seferinden bahsederken Orta-Asya'da Kumar-sini ve Sorgut adlı bir takım yerlerin de adını zikretmektedir. Onun seyahat yolunun nereden geçtiğine dair haberimiz olmadığı gibi bu türkçe ad taşıyan yerleri de tesbit edemedik. Mektup Moğol tesirinin pek yeni olmasına rağmen aslında Türkçe-Moğolca olan tuzgu, nöker, aka ve ini, ili gibi bundan sonra çok kullanılan birtakım yeni kelimeleri de ihtiva etmektedir.

Mektubun tarihi ay ve gün olarak kaydedilmiş, fakat yıl verilmemiştir. Mantıken 8 Zilkadenin Sah gününe tesadüf eden yılı bulmak icab ederdi. Bu 651 veya 659 senelerinde vakıdir.

Fakat, tarihi izahımızın gösterdiği üzere, hadisenin 654 de cereyan ettiği hiçbir şüpheye mahal bırakmamaktadır. Binaenaleyh 8 Zilkadenin Salıya değil Pazartesine rastlaması bir engel sayılmamıştır. Filhakika riyazi hesapla hilalin gözükmesi arasında çok defa bir gün fark meydana çıktığı malumdur. Nitekim Anonim Selçuknamenin güniyle verdiği 16 Safer 655 ve 14 Rebiyülahir Pazartesi günleri de riyazi hesaplara göre tertip edilen cetvele nazaran bir gün fark göstermektedir.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron