Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Musikişinasların Tayini

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Musikişinasların Tayini

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:30

MUSİKİŞİNASLARIN TAYİNİ

XXXIV ve XXXV. vesikalar Saraya musiki sanatkarlarının tayinine dair olup bu türlü resmi menşurlara başka bir yerde rastlanmadığı için bunların ehemmiyeti aşikardır. Birinci menşurda her an davudi ses ve nağmeleriyle ruhlara ferahlık ve tazelik veren erbab-i tarab olmadıkça Sultan aid eğlence ve içki meclislerinin tam bir neşe kazanamıyacağını ifade ettikten sonra emir ve meliklerin sohbetlerinde bulunan mugannilerin meliki izzeddin Abdurrahman'ın hazer ve seferde mülazemette bulunmasını ve latif terennüm ve tagannileriyle her an ruha ferahlık ve gönüle rahatlık vererek üzüntü ve sıkıntıları izale etmesini beyan eder ve işraf divanı kaleminde kararlaştırılan maaşın tahsis edildiğini bildirir.

ikinci menşur musiki ilminin letafeti, hükümdar ve sultanlara mahsus toplantı ve meclislerin bu fen mensuplarının mevcudiyetine muhtaç olduğunu belirttikten sonra musiki ehli ve mugannilerin iftiharı, vezin ve musiki seslerinin (alhan) müellifi, meclislerin süsleyicisi Şerefeddin Şirin'in akranı arasında sesinin güzelliğiyle müstesna olduğundan ona sultanın inayetini ibzal ettiğini, musiki alet ve vasıtalarını buna göre hazırlayarak hazer ve seferde hizmet etmesi emredilmektedir.

Selçuk Türkiyesinde Sultan ve devlet erkanının eğlenceye çok düşkün oldukları, türlü eğlenceler arasında içkili, müzikli ve rakslı meclisleri sık sık tertip ettikleri gözönüne getirilirse sarayda daimi musikişinasların bulunduğunu meydana koyan bu menşurların mana ve ehemmiyeti kolaylıkla anlaşılır. Nitekim I. izzeddin Keykavus'un çok muhteşem geçen düğününden bahseden ibn Bibi bu münasebetle vukubulan eğlencelerde şehir müzisyenleri yanında bulunduğunu kaydettiği hasse musikişinasları ile raks eden kavvaları-i haşş gibi Selçuk sarayında bu sanat erbabının daimi mevcudiyetini göstermektedir. Alelade zamanlar dışında bilhassa bayram, cülus ve zafer merasimleri, düğün, av şenlikleri, yabancı misafir ve elçilerin kabulü çeşitli oyun ve eğlencelere vesile olur, her türlü sanat ve müzik erbabı toplantılara revnak verirdi. Sultanların komşu memleketlerden aldıkları kızlar için yaptıkları düğünlerde bazan Anadolu haricinden de sanatkarların getirtildiği vaki olurdu. Ibni Bibi'nin sık sık tavsif ettiği bu türlü şenlik ve eğlencelerde muhtelif sanatkarlar hünerlerini ibraz eder, çeşitli oyunlar, eğlence, içki ve raks müzik ile ahenkleşdirilir, musiki aleti olarak da saz, çenk, rubab, berbat, ut ve saire kullanılırdı. Selçuk Türkiyesinde musiki ve raks o kadar tabii ve yaygın bir şey idi, ki cemiyet hayatında hemen her yere girmiş, hatta dini veya yarı dini teşekküllerin bünyesine bile mal olmuştu. Mevlevilerin ayinlerinden başka Ahi zaviyelerindeki toplantılarda da müzik ve raks esas unsur haline gelmişti. Bu umumi hava mevcut olmasa idi medrese alimlerinin cephe almaları karşısında Mevlevi ayinlerinin müzik ve raks ile birlikte inkişafı sadece Mevlana Celaleddin'in büyük şahsiyetiyle mümkün olamazdı.

Hatta bu hususta Mevlevi kaynaklarına itimad etmek caizse yalnız devlet ricali ve medrese mensuplerı müzik ve sema'la yapılan ayinlere karşı muhalefetten vazgeçmekle kalmadı; Şer'i muhakemede bunların cevazına hüküm bile verilmiş oldu. Selçuklular zamanında İslam dininde müziğin mevki almasında başlıca amilin Türk mutasavvıfları ve dervişlerine ait olduğu ve ayrıca bir Tekke musiki ve edebiyatının geliştiği artık anlaşılmıştır. Şehirlerde münevver muhitlerde yetişen bir takım müzisyenlerle kervansaray ve sair umumi ve hususi eğlence yerleri ve toplantılarda şarkı söyleyen ve raks eden bazı kadın sanatkarların isimleri bize kadar gelmiştir. Selçuk Türkiye-sinde eğlence ve musiki o derece göze çarpar bir mahiyet almıştır, ki İslam kaynakları bu hali müneccimlerin Anadolu'yu Zühre (Venüs) yıldızının tesirinde bulunduğu tarzında izah etmelerine sebep teşkil etmiştir.

Moğolistan'dan Orta Avrupa'ya kadar Türklerin yayıldığı her sahada olduğu gibi Selçuk Türkiyesinde de milli çalgı olan kopuz (Şarki Avrupa milletlerine de geçmiştir) ile destan ve şarkıları söyleyen ozan ve kopuzcuların mevcudiyeti başta Dede Korkut ve Yunus Emre gibi bir çok kaynaklarla sabit olduğu halde bunların İslam medeniyetinin kökleştiği yüksek münevver muhitlerde itibarlarını kaybettikleri görülmektedir. Bununla beraber birçok milli ananeler gibi Selçuk saraylarında gelişen müzikte milli unsurların başlıca bir amil olduğu muhakkaktır. Mesela tamamiyle eski bir Türk ananesi ve hakimiyet alameti olarak Selçuk sultanlarının saray ve ordugahlarında günde beş defa nöbet çalınması (Nevbet-i perıç-gane) kendilerinden önce diğer İslam devletlerinde olmayan ve Osmanlılardaki Mehterhanenin esasını teşkil eden müziğin münhasıran milli bir menşeye raci olduğunu göstermeye kafidir. Nitekim yalnız bu hususta değil Türklerin milli müzikleri hakkında da çok mühim malumat veren Abdülkadir Meragi "Uşşak, Neva ve Buselik makamlarının, şecaati arttıran bir tesire malik olduğu için, Türklerin mizacına uygun geldiğini kaydeder. Ona göre Türklerin ve Moğolların musiki notaları (telhin) üç daire olup müzik aletiyle çaldıklarına kök, ağızdan söylediklerine yir ve dola derler; üçyüz altmış altı adet olup her gün bir tanesini hanın huzurunda çalarlar" söyler, ki bu ifade Selçuk sultanlarının çaldırdığı beş nöbetin (meliklerin üç nöbet) milli menşeini ve askeri mahiyetini meydana koyar. Bu müellif asıl ve büyük sıfatiyle bahsettiği dokuz kök (beste) nin Türkçe isimlerini vermekle beraber asırlar boyunca Selçuk Sultanları huzurunda, hakimiyet sembolü olarak, günde beş defa çalanan musiki (marş) nin beste ve güfteleri maalesef bize kadar intikal etmiş değildir. Ordularda zurna ve nefir gibi kullanılan davul (tabi) aynı zamanda bir hakimiyet alameti idi. Danişmendli hükümdarı Melik Gazi'ye hem halife ve hem de Sultan Sencer, hakimiyetini tasdik için gönderdiği alametler arasında, önünde çalınmak üzere, davul da vardı. Orduda askeri bir müzik aleti olarak kumandanlara verilen davulun bir hakimiyet sembolü olarak hükümdarlara gönderilmesi türkler arasında pek eski bir ananedir. Filhakika Gök Türk hükümdarlarına bu maksadla bayrak, davul ve müzisienler gönderildiğine dair elimizde pek çok kayıt mevcuttur. Göktürklerin bayramlarda oyun oynadığı, içki içtiği ve şarkı söylediği bildiriliyor. Oğuz Türklerinin (Kao-che'e) kurttan tenasül ettiklerinden bahseden bir Çin kaynağı bu sebeple şarkılarının kurt ulumasına benzediğini kaydetmekle bu şarkıların mahiyetine bir işaret yapmış olur. Tatarlarla Kumanların da muharebede kurt ulumasına müşabih sesler çıkardıklarını başka kaynaklar da kaydediyor.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron