Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ihtisap Menşuru

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Ihtisap Menşuru

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:30

İHTİSAP MENŞURU

XXXIII. Vesika Şadr-i kebir Divan ül-hisbe hakimi ve muhtesipler meliki Necmeddin Ebu Bekir'in Dar ül-mülk (payitaht) Konya ihtisab işleri başına tayin edildiğine dair bir menşurdur. Onun vezin ve fiyatların tesbit ve murakabesinde,pazarlarda men, miskal ve dirhemlerin ölçü ve ayarlarını muhafazada tam bir gayret ve itina göstermesi, alış-veriş esnasında maiyetinde bulunan kimselerin (mülaziman) satıcı ve müşterinin ahvaline bakarak adaletsizliğe ve inhirafa meydan vermemeleri, sanat sahipleri ve pazar halkına riayet etmesi, yeni kaideler ihdasından sakınması, pazarlara emin dellallar koyması ve kefaletsizlere (bi-zaminan) müsaade etmemesi, suçlulara suçu nisbetinde ceza vermesi ve bütün ihtisab şartlarına riayet etmesi emredilmek suretiyle bu mansıb sahibinin vazifeleri sayıldıktan sonra onun eski muhtesiplerin, ihtisab resmi olarak, tasarruf ettikleri iradı alması ve beratlar gelinceye kadar (filan tarihten filan tarihe kadar) mukata'a usuliyle deruhte etmesi bildirilmekte ve emir, naib, ve Konya pazarları halkının Necmeddin Ebu Bekir'i muhtesip ve pazarların hakimi olarak tanımaları ve tevki'-i humayun'a itimad etmeleri buyurulmaktadır.

Menşurda muhtesiplerin suçlulara ceza vermesi vazifeleri arasında kaydedilmekle beraber bu suçların mahiyeti meydana çıkmıyor ve bunların sadece ticari münasebetlerden ileri geleceği zannı hasıl oluyor. Halbuki dini emirlerin infazı, ahlaki nizamın korunması da bunlara tevdi edilen vazifelerden idi. Nitekim Selçuk Türkiyesine ait olup yukarıda zaman zaman bahsettiğimiz Rusum ur-risail adlı muhtasar inşa mecmuasındaki bir ihtisab fermanında "te'dib-i ehl-ifusuk" vazifesi de muhtesibe ait olarak dercedilmiştir. II. Giyaseddin Mesud zamanında, 683 senesinde, Mehmed bin Mahmud el-Hatib tarafından yazılan Fustat ul-cadale adlı eserde muhtesiplerin vazife ve vasıflarını zikrederken mescidlerde kıssahan'lık yapmanın, şiir okumanın caiz olmadığını, kadınların ancak arka safta bulunması icap edeceğini, alış veriş yapılmamasını ve muhtesiplerin bunlara müsaade etmemesini yazar. Zekariyya Kazvini (ölümü 1283) Sivas'a giden bir yabancının mescidde şarap fıçısı görerek şikayet maksadiyle Dar ül-muhtesib'e gittiğini, kendisine muhtesibin sarhoş uyuduğunu söylediklerini ve bundan daha fazla hayret ettiğini, ayılıncaya kadar sabredip mescidde gördüğünü muhtesibe anlattığını, o da bunun vakfı olmadığından haraba yüz tuttuğunu, onu kiraya verip mescidi tamir ettiğini, kendisine muhtesebin nasıl sarhoş olabileceğini sorduğunu, o da halk dindarlığının azlığından su ile nebiz karıştırıp satar, ben de ondan tadar ve bunu yapanları cezalandırdığını söylediğini hikaye eder, ki bu Selçuk Türkiyesinde dini yasaklara fazla ehemmiyet verilmediğine dair malumatımıza uygundur. Kazvini'nin Sivas halkını eğlenceye düşkün göstermesi gibi Eflaki de bütün Anadolu halkını zevk ve safaya düşkün olarak kaydetmesi de bundandır.

Diğer taraftan Zimmi(Hıristiyan ve Yahudi)'lerin islamlardan ayıran kıyafet ve alametlerin taşınmasını murakabe vazifesi de muhtesiblere ait olduğu halde bizim menşurda bu hususa dair bir kayıt yoktur. Maamafih, bir tetkikimizde meydana koyduğumuz üzere Selçuk Türkiyesinde Hiristiyan reayaya gös-terilen tesamüh dolayısiyle bu hususun tatbikatına pek dikkat edilmediği göz önüne getirilirse menşurun bu ciheti meskut geçmesinin daha tabii olacağı anlaşılır. Halbuki Hıristiyan reayanın pek nadir bulunacağı iran'da Sultan Sencer tarafından verilen bir ihtisap menşurunda muhtesibin malum vazifeleri sayıldıktan sonra, "fesad ehlinin cezalandırılması, camiler ve mezarlıklar civarında içki ve fışkın menedilmesi, immileri tezlil eden kıyafetlerine (gıyar) dikkat gösterilmesi, kadınların ilim ve vaaz meclislerinde erkeklerle karışık oturmaması" hususları da belirtilmiştir.

Nizamül-Mülk her şehir ve kasabaya bir muhtesibin tayin edilmesi gerektiğini ve bunların hemen yukarıda zikredilen, aynı vazifelerini saydıktan sonra, eğer bir yerde ihtisap işleri nizamını kaybeder, ticaret ve ölçüler murakabesiz kalır, Şeriat işleri bozulur ve fısk aşikare vuku bulursa oraya derhal heybetinden halkın ve ileri gelenlerin korkacağı hassa emirlerinden birini göndermesini sultana tavsiye eder. ilhani devrinde ihtisap işlerine dair menşur ve kayıtlar da hemen aynı mahiyettedir. ihtisap işlerinin ehemmiyeti dolayısiyle bu mevzuda müstakil ve mufassal eserler de yazılmıştır. Vakfiyelerde bazan vakıfın şartlarına riayet edilmesi için halife ve sultandan sonra kadı, amid müfti ve muhtesiblere şiddetli ihtarlarda bulunulur. Türkiye Selçuk Devleti daha ilk zamanlarında bile İslam ve Türk teşkilatı esaslarına göre kurulurken ihtisab işleri de tanzim edilmişti.

II. Kılıç Arslan zamanında Konya'da Sultana mensup Konyalı Fahreddin Yunus bin Hasan isminde dükkan sahibi bir muhtesib ile Malatyalı Ebu Bekir bin Hasan isminde diğer bir muhtesibin mevcudiyeti burada kayda şayandır. Karatay'ın vakfiyesinde ordu muhtesibi (Muhtesib ul-asakir) olarak adı geçen Ebu Said bin ilyas namında bir kimsenin mevcudiyeti bu memuriyet ve vazifenin askeri teşkilat içerisinde de bulunduğunu meydana koymak bakımından ehemmiyetlidir. Muhtesiplere diğer devlet memurları gibi maişet tahsis edilmeyip, bu menşurun da ifade ettiği üzere, esnaf ve pazarlardan muayyen bir ihtisap resmi veriliyordu. Menşurun tarihi malum olsa idi bunu alan Necmeddin Ebu Bekir'in yukarıda mezkur muhtesib Malatyalı Ebu Bekir bin Hasan olup olmadığı meydana çıkardı.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir