Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuk Ülkesi Avcılık Emirllğine Tayin

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuk Ülkesi Avcılık Emirllğine Tayin

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:28

SELÇUK ÜLKESİ AVCILIK EMİRLİĞİNE TAYİN

XXX. Menşur av işlerine tayin hususunda elimize geçen yegane vesika olmakla hususi bir ehemmiyeti haizdir. Ferman Sipeh-salar-i kebir... Uluğ emir uş-şayd haşbeg unvanlarını haiz Cemaleddin'in Emir-i şikari-i memalik mansıbına tayin edildiğini ifade ederken onun hizmet ve meziyetlerini saymakta ve bu mühim vazifede mahir bazdar (şahinci, kuşçu)lan kulluk ve mülazemette bulundurması, şahinleri kuşlara saldırmakta ihtiyatlı davranması, sürgün avında kuş ve hayvanları halka haline (kürene) getirme zamanında cesur ve marifetli avcıları (bazdar) hizmetinde tutması ve kuşların avlanması mevsiminde avcıları pusuya yerleştirmesi belirtilmekte ve bundan sonra Istiyfa divanı kalemine yazılan maaşa tasarruf etmesi bildirilmektedir. "Ona tayin edilen" ibaresinden sonra, mutat üzere, bu maaş kısmı yine çıkarılıp müteakip olarak emir ve büyüklere "bütün bunları emrimiz biliniz ve bizim tevkii'imize itimad ediniz" cümlesiyle hitap etmektedir.

Göçebe devrin bir devamı olarak, av merasim ve eğlenceleri, av etleri tedariki Selçuklularda mühim bir yer işgal ettiği için daima bu işlere bakan bir makam ve bu makamda bir emir bulunurdu. I. Alaeddin Keykubad zamanında Sadeddin Köpek, III. Giyaseddin Keyhusrev zamanında Kılavuzoğlu emir-i şikar idi. Bu emirin maiyetinde mühim miktarda asker (avcı) bulunurdu. Selçuk Sultanları boş zamanlarında askeri spor ve manevralar yapmak, cirid, top, satranç oynamak ve avlanmakla vakit geçirirlerdi. Avdan dönüş av etlerinden hazırlanmış büyük ziyafetlerle sona erer; içki, raks, musiki bu ziyafetlerin revnakını arttırırdı. Yemeklerde av eti eksik olmazdı. Saraylarda av etlerinin rağbeti dolayısiyle hükümete mensup olmıyan avcılar da yetişerek av hayvanı ticaretiyle meşgul olurlardı. Şiddetli bir kış esnasında ava çıkılamadığı cihetle mutbah nazırının (müşrif) saray için keklik başına avcılara altmış ve yetmiş dirhem ödemek mecburiyetinde kaldığı rivayet edilir. Büyük bir askeri merasim ve bayram tebrikinden sonra hazırlanan ziyafette I. Alaeddin Keykubad yediği kuş etinden zehirlenerek ölmüştü. Av kuşlarına atfedilen bu ehemmiyet dolayı-siyle Ermeni kiralı sulhü temin maksadiyle I. Keykavus'a gönderdiği hediyeler arasında baz ve şahin bulunuyordu.

Karahanlı hükümdarları gibi ilk Büyük Selçuk sultanları da bu milli ananeye devam ettiler. Tuğrulbeg askerleriyle birlikte ava çıkar ve bu esnada dahi büyük ziyafetler verirdi. Melikşah ava çok düşkündü; bir defa bizzat kendi eli ve köleleri vasıtasiyle avladığı avın miktarını 10.000 kadar olup, sebepsiz yere hayvan kanı akıtmanın günahından korktuğu için, 10.000 dinar sadaka vermeği emrettiği rivayet ediliyor. Ravendi temaşa maksadiyle avlanmanın hükümdarlara helal olduğunu, I. Giyaseddin Keyhusrev'in avdan neşelendiğini, zira ecdadımn bir arap atına bir av satın aldığını ve Melikşah'ın Irak, Horasan, Maveraünnehr, Arabistan ve İsfahan gibi avı mebzul olan yerlerde eserler bıraktığını; avdan çok hoşlandığı için Ebu Tahir Hatuni kalemiyle yazdığı Şikdr-name'yi gördüğünü kaydeder. Sultan Mahmud bin Mehmed terbiye edilmiş yırtıcı kuşlar, maymun, av köpeği, şahin ve güvercin beslerdi, ki hepsinin ayağında altın halka bulunurdu. II. Giyaseddin Key-husrev'in av hayvanları yanında vahşi hayvanlar da beslediği ve hatta ölümünün bu hayvanların ısırmasiyle vukubulduğu rivayet ediliyor. Büyük Selçuklu emirlerinden olan Yarın-kuş'un bazdar lakabiyle maruf olması Anadolu'da olduğu gibi orada da av işlerine bakan daimi bir memuriyetin mevcudiyetini göstermektedir.

Sığır aviyle sürgün avından bahseden Kaşgarlı Mahmud bunu hanların tebaasiyle yaptığı bir nevi av olarak tarif ettikten sonra bunun hanın maiyeti ormanlara ve kırlara dağılıp yabani hayvanları hanın önüne sevk ettiklerini onun da önüne gelen hayvanları öldürmek suretiyle yapıldığını söylemek suretiyle daha Selçuklulardan önce dini mahiyetini kaybeden bu av merasimlerinin mevcudiyetini meydana koyar.

Eski Türklerden intikal eden av anane ve merasimlerinin ilhanilerde, Anadolu beyliklerinde ve Osmanlılarda bütün teşkilatiyle muhafaza edildiğini ve bu hususta Selçuk devrine nazaran çok daha mebzul malzemenin mevcut olduğunu biliyoruz. el-'Omari en iyi doğan ve şahin kuşlarının Kastamonu'da yetiştirildiğini ve bunların götürülüp başka ülkelerde satıldığını beyan eder. Kuş besleme ve avlamanın haiz olduğu bu ehemmiyet dolayısiyle bu hususta Bazname adiyle bir çok eserler yazılmıştır.

Selçuklularda avcılığın bir merasim, bir askeri spor ve manevra mahiyetinde devam etmesi, av merasimlerinden sonra hükümdarların umumi ziyafet ve eğlence tertip etmeleri eski Türklerin dini ayinlerinin İslam devrine, dini mahiyetini kaybederek, intikal etmesinden başka bir şey değildir. Filhakika Türklerin totem devresinde bulunduğu zamanlarda bu av me-rasimlerinin dini bir hüviyet taşıdığı görülmektedir. Reşideddin yirmi dört Oğuz boyundan her birinin mübarek tanıdığı bir hayvanı olup buna "Ongun" denildiğini, her boy'un kendi ongununu bildiğini, ona tecavüz etmediğini ve etini yemediğini, yalnız toy (yani dini merasim ve ziyafet) yapıldığı ve yemek tevzi edildiği zaman herkes etinden muayyen olan hissesini aldığını yazar, ki bu av merasimini müteakip hazırlanan dini merasim ve ziyafet esnasında vukubulurdu. Kaşgarlı Mahmud mübarek olan her şeye ıduk denildiğini, aslında mübarek telakki edildiği için yük yükletilmeyen, sütü sağılmıyan ve yünü kırkılmıyan hayvanların ıduk olduğunu, yalnız sahibinin bir nezri için saklandığını der, ki bunun totemik inanışların bir kalıntısı olduğu muhakkaktır.

Oğuz boylarına ait ongunların av kuşları olması bu av merasimi ile İranlıların Hwan-i yağma dedikleri toy (ziyafet)ların dini veya totemik menşeden geldiğini göstermektedir. Merasimlerde her kabilenin mevkii (orun) ile hissesi (ülüş) eski Türk hukuku(türe)'nun tayin ettiği esaslara göre idi. Bu av merasimleri ve ziyafetler dini mahiyetini kaybetmekle beraber hükümdarların umumi av merasimleri ve ziyafetler içtimai, askeri ve hukuki bir anane halinde asırlar boyunca Türk cemiyetinin bünyesine mal olmuştur. Bu sebeple anane Türk hükümdarlarının halka ziyafetler tertip etmesini emreder. Gerçekten milletin babası addedilen Türk hükümdarı, Gök Türk kitabelerine göre, aç ve çıplak halkı yedirmek ve giydirmekle mükellef idi. Nizam-ül-Mülk Karahanlı hükümdarları gibi Tuğrulbeg'in de sabahları ziyafet verdiğini, hatta ava ve gezintiye gittiği zaman dahi emirler, Türkler, zengin ve fakir sofrasına otururdu. Hükümdar kavminin bu hak ve ananelerine riayet etmezse babalık vazifesini ihmal ve milli hukuku ihlal ettiği için halkın isyanına maruz kalır. Nitekim Nizam ül-Mülk, gittikçe Türk ananelerinden uzaklaşarak bir İslam sultanı gibi hareket etmek isteyen, Melikşah'a bu ananelerin henüz içtimai kudretini hissederek ecdadının yolunda devam etmesini tavsiye etmekte ve Semerkand seferinde Maveraünnehr halkının ve hususiyle Çigiller'in sultanın gelişinden beri yemeğini yemedikleri cihetle şikayet ettiklerini belirtmektedir. Bu hukuki ananeye riayetsizlikten dolayı Dış-Oğuz'un İç-Oğuz'a isyanını tasvir eden Dede Korkut kitabının son hikayesi bu hususta çok mühimdir. Aksarayi, Muineddin Pervane zamanında bile, Melikşah'tan beri, Selçuk sultanlarının bir ananesi olarak, cuma sabahı umumi ziyafetler verildiğini yazar. Filhakika İbn Bibi Selçuk Sultanları zamanında bu umuma mahsus ziyafetlerden sık sık bahseder. Hatta bu ziyafetlerin icabı olarak yemekten sonra kıymetli eşyanın yağma (hwan-i yağma) edilmesi ananesi Selçuk Türkiyesinde de yaşamıştır ki, bunlardan biri I. Keykavus'un düğün ziyafetinde, diğeri de Muineddin Pervane'nin, Mevlana'nın da bulunduğu bir ziyafetinde vukubulduğu kaynaklarda kaydedilmiştir. İbn Batuta'nın haberleri Anadolu beylerinin de bu umumi ziyafet ananesini devam ettirdiklerini göstermektedir. İbn Bibi'nin bu ziyafetleri umumiyetle av eğlenceleriyle alakalı olarak zikretmesi de dikkate şayandır. Türkler arasında misafirperverliğin çok fazla yaygın olması da herhalde menşeini bu eski inanışlardan alsa gerektir. Bu sebeple av ve avcılığa ait bir çok memuriyet ve ıstılahlar gibi bizim menşurdaki kürenç ıstılahının menşei de Türkçedir. Menşuru alan Cemaleddin hakkında kaynaklarda herhangi bir kayda rastlanamamıştır.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir