Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İnşa ve Tuğra Menşurları

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İnşa ve Tuğra Menşurları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:27

İNŞA ve TUĞRA MENŞURLARI

XXVIII. vesika Kemaleddin Ahmed'in, meziyetleri ve kitabetteki kudreti dolayısiyle, yüce inşa divanına tayinine dair olup onun inşa işleri, divana mülazemet, muhaberat ve mektupların yazılması hususunda gerekeni yaparak tatlı keli-meler, güzel ve doğru lügatler koyması, divana ait menşur, ferman ve misalleri süslemesi ve güzelleştirmesi ve kalemini daima doğru kullanması emredilerek, şerh edildiği üzere, kendisine tahsis edilen geçim vasıtasına tasarruf etmesi bildirilmiş ve menşurun aşağısı, "'yazdıkları gibi" kaydiyle, çıkarılmıştır.

XXIX. vesikada Türkçe bilge lakabını haiz Ziyaeddin Mahmud Tuğrai'nin tayinine dair bir menşurdur. inşa divanının hakimi, katiplerin meliki olarak tavsif edilen tuğracının İstiyfa divanında namına mukarrer kılınan maaşa tasarruf ederek inşa divanında hizmet etmesi bildirilmektedir. Hoylu Hasan bin Abdülmümin tarafından yazılan inşa kitabında, mutad olduğu üzere, isimler çıkarılarak, dercedilen bir inşa menşuru da hemen aynı mahiyette olup orada Türkçe Uluğ haşş ve islami Hüsameddin lakablarını haiz gösterilen zatın icaz'a riayet, hazer ve seferde hizmete mülazemet etmesi beyan edildikten sonra, yine yazıldığı üzere tayin olunan, fakat kaydedilmeyen maaşa tasarruf etmesi ifade olunuyor.

İnşa divanı Selçuk devletinin iç ve dış resmi muamelat ve muhaberatını idare eden bir daire idi; sultan namına yazılan türlü mahiyetteki ferman, menşur ve misaller (emir-nameler), ecnebi hükümdarlara ve memleket dahiline gönderilen fetihnameler, mektuplar, muahedeler; bu resmi tahriratın başlıcasını teşkil ederdi. Günlük saray masrafları da divan misal (berat) lariyle yapılırdı; Şemseddin Altunaba divanın akdinde çıkarılan misallere "nişan" kordu. Müslüman devletlerinde mevcut olan inşa divanı Selçuklular zamanında aynı zamanda Tuğra divanı adını almıştır, ki bunun sebebi bu divandan Selçuk sultanı namına çıkan bütün vesikaların, eski Türk hakimiyet telakkilerine göre, tuğra ihtiva etmeleri idi. Filhakika Ebülferec ilk Selçuk sultanı Tuğrulbeg'in halifeye gönderdiği mektubun başında bir ok ve yay işareti bulunduğunu ve daha sonra kendisine halifeden bir takım unvanlar alınca mührünün üzerine bir yay ve içerisine de bu unvanları koyduğunu ve bunu yazmağa memur olana da tuğrai (tugracı) denildiğini söyler.

Kirman Selçuklularının kurucusu olan Kavurt'un (1041-1073) misal (berat)leri üzerinde ok yay ve küçük bir yay konur ve bu tuğra'nın altına da isim ve lakabları yazılırdı ve Selçuk usulüne göre de çetr'ı ok ve yay şeklinde idi. Bundari tuğra makamının bir yay çizmekten ibaret olduğunu ve Sultan Sencer'in alametinin tuğra yayından ve üstünde "Bismillah tevekkeltu'ala'ilah"dan ibaret olduğunu söyler.

Nitekim Mahmud Kaşgari de Oğuzlara mahsus olan tuğra'nın Hakana ait tevki olduğunu kaydeder. Bu, bir tetkikimizde meydana koyduğumuz üzere, ok ve yayın hakimiyet sembolü olarak kullanılması neticesidir ve Selçukluların büyük ceddi Dukak'ın "Demir yaylı" unvaniyle tanınması Gök Türklerden Selçuklulara intikal eden bir telakki ve ananenin mevcudiyetini meydana koymaktadır. Bir hakimiyet alameti olarak resmi vesikaların başına konan tuğranın yalnız ok ve yaydan ibaret olmadığı, hükümdar ailesinin mensup olduğu boya ait damganın ilave edildiği anlaşılıyor. Gerçekten Ravendi, yukarıda tuğrasının ok ve yay ihtiva ettiğini gördüğümüz Tuğrulbeg'in tetvid'inin çomak şeklinde olduğunu kaydeder ve resmini de verir, ki Fuad Köprülü' bunun Kınık boyunun damgası olduğunu meydana koymuş ve paralar üzerinde de buna rastlanmıştır.

işte Selçuk Devleti'nin kurulmasiyle inşa divanından çıkan resmi vesikalara hakimiyet alameti olarak bu tuğra konduğu için bu makama inşa divanı yanında tuğra divanı da denilmiş ve başında bulunan zata da turai (tuğracı) lakabı verilmiştir. Bu sebepledir ki bizim vesikada (XXIX) olduğu gibi kaynaklarda da inşa ve tuğra mansıbları müradif olarak kullanılmıştır. Fakat eski bir Türk ananesi olarak gelen tuğra müessesesi bu adla uzun zaman devam etmiş ise de ok ve yay unsurlarını terk ederek şekil değiştirmiş ve İslami bir hüviyet kazanmıştır. Filhakika ilk Selçuklulardan sonra Selçuk hükümdarlarının ok ve yay gibi unsurları ihtiva eden bir tuğraya sahip oldukları hususunda herhangi bir işaret mevcut olmayıp bunun yerine her hükümdarın, islam ananesine uygun, bir takım tevki'er kullandıkları görülmektedir; ki yukarıda bazı kayıtlar başlangıçta bu tevkilerin ok ve yay işaretleri altında bulunduğunu göstermektedir. Anadolu Selçuklularında da, başlangıçta tuğra ok ve yay işaretin ihtiva etse bile, bizim elimize geçen resmi vesikalarda tamamiyle terk edildiği ve bunun yerine vesikanın başına "Bismillahi rahmanürrahim" ibaresi altında kırmızı mürekkeble ve kalın bir yazı ile "Sultan" unvanının konulduğu görülmektedir.

II. Giyaseddin Keyhusrev zamanına ait iki vakfiyeden biri bu tuğra makamındaki ibare ve kelimelerin altında "Huva'l-'ali" kaydım ihtiva eder, ki bunun Sultanın tevkii olması iktiza eder. Halbuki İbn Bibi aynı Sultanın fermanlarının "al-Mulk li'llahi" tevkii' ile tetvid edildiğini haber veriyor. Türkiye Selçuk Sultanlarının hıristiyan devletlerine gönderdikleri veya onlarla akdettikleri yunanca ve latince mektup ve mukavelenamelerin başlarına bile arap harfleri ve kırmızı mürekkeble yazılı bu "Sultan" kelimesini dercetmiş olmaları dikkate şayandır ve bunun tuğra mahiyetini meydana koymaktadır. Bütün bunlar gösteriyor, ki Anadolu Selçukluları ok ve yay alametlerini ihtiva eden eski Selçuk tuğrası ananesini muhafaza etmemişlerdir. Bununla beraber, herhalde edebi bir ananenin devamı olarak, ibn Bibi hala "Saltanat tuğrası küçük yayı gibi hilal semadan zuhur etti" ifadesini kullanmaktadır.

Yukarıda işaret edilen orijinal vesikaların bir kısmı doğrudan doğruya sultana aittir; bir kısmı onun zamanında Şer'i mahkemede cereyan eden akıdlerdir. Bununla beraber tuğra makamına kaim olan ibareler aynıdır, ve Sultanın ismi kaydedilmemiştir. Halbuki I. Giyaseddin Keyhusrev'in Şeyh Mecded-din ishak'a gönderdiği manzum bir mektubun başında "Allah mufattih ul-bab" tevkii ile "Keyhusrev bin Kılıç-arslan" ismi dercedilmiştir. Bazan sultanın tevkiini havi menşurlar eyaletlere götürülür ve sonradan sultan namına doldurulurdu. Bununla beraber Hoylu Hasan bin Abdülmümin'in kaydettiğimiz men-şurunda münşi'nin sultana hazerde ve seferde hizmet etmesi yazılmaktadır ki, bu onun inşa divanı sahibi değil sultanın münşi-i haşş'ı olduğunu gösterir. Nitekim onun türkçe lakabı Uluğhaşş da buna delalet eder. Şemseddin Isfahani I. Keykavus zamanında münşi-i haşş bulunuyordu, ki bu Memluklerin Katib us-sırr (secretaire) ine tekabül eder. Selçuklular zamanında yazıldığını yukarıda zikrettiğimiz Gunyet ul-katib ve Kaval id ur-risail adlı nümunelik küçük inşa kitapları devlet mansıblarım derecelere göre tasnif ederken inşa makamını Divan-i'arz'dan sonra gösterir. Bu sebepledir ki I. Keykavus zamanında Şemseddin Tabes inşa mansıbından sonra Emir-Vdriz-i memalik-i Rum oldu. Tuğra saltanat alametlerinden olduğu için Harezmşah Atsız bir ara Sultan Sencer'in tahtını işgal edince tuğra çekti (madd al-tuğra) yani sultan olarak fermanlar çıkardı.

Neşrettiğimiz inşa veya tuğra menşurlarından birincisini alan Kemaleddin Ahmed adında bir inşa divanı sahibine başka bir yerde rastlamıyoruz. Aksarayi III. Giyaseddin Keyhusrev zamanında inşa eshabından olarak bir Kemaleddin'den bahsetmektedir ki bunun menşurun sahibi Kemaleddin Ahmed olması mümkündür. Filhakika ibn Bibi'nin aynı sultan zamanında Sadr-i kebir" sıfatiyle bahsettiği Kemaleddin bin el-Rahat Sivastaki meşhur Darurraha adlı zaviyenin kitabe ve vakfiyesinde de Kemaleddin Ahmed bin el-Rahat olarak geçmektedir. Ona izafe edilen Sadr-i kebir sıfatları inşa mevkiile alakalı olmak icap eder. Safadi Sivaslı olan bu Kemaleddin Ahmed'in yaşlı bir zamanında hacca giderken, 725 de, yolda öldüğünü söyler. Tuğra divanına tayin edilen Ziyaeddin Mahmud Tuğrai ise, baştaki lakabların aynı olmamasına rağmen ve la-kabların mevkilere göre değişmesi adeti dolayısiyle, II. izzeddin Keykavus'un cülusunda (643/1246), mansıbların tevzii sırasında Tuğra divanının başına getirilen ve bu sebeple Melik ül-küttab ve bazan da Piser-i Baba veya Baba lakablariyle maruf Şemseddin Mahmud Tuğral olmak icap eder. Bu zamanda mühim bir mevkii olan ve Moğollarla rgirişilen münasebetlerde faal bir rol sahibi bulunan Mahmud Tuğrai'nin 643 yılında bu mevkie geldiği gözönünde tutulunca bizim menşurun tarihini de tesbit etmiş oluruz. O iki sultan Hülagü'ye gittikten sonra, 1259 da, vezir iken öldü.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir