Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Zeamet Menşurları

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Zeamet Menşurları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:23

ZEAMET MENŞURLARI

Sıra ile IV'üncüyü ve bu mevzuda ilkini teşkil eden bu vesika Selçuk Sultanı tarafından kardeşi Ebu'l Muzaffer Melik Rükneddin Keyumerş'in Kayseri zeametine tayinine dair bir menşurdur. Burada, akrabalarına ihsanlarda bulunmayı padişahlık vazifeleri meyanında sayan Selçuk Sultanı, bu sebeple müslümanların yardımcısı, kafir ve haricilerin kahredicisi bulunan ve Selçuk oğullarının iftiharı, padişahlık ağacının dalı olan kardeşi Rükneddin Keyumerş'in her zaman saltanatına hizmet ettiğini ve saadeti bunda bulduğunu beyan ettikten sonra Dar-ül Feth (kaynaklarda ve bu meyanda ibn Bibi'de s. 300, 360 bazan Dar-ül mülk) Kayseri'nin zeamet ve kumandanlığını ona layik gördüğünü söylüyor. Buna mukabil de melikin muharebeye hazır askerlerim hizmete amade bulunmdurması gerektiği bildiriliyor. Menşurda zeamet ve kumandanlık için lazım gelen masrafların da istiyfa divanında tayin edildiğine işaret olunuyorsa da bundan aşağısı dere olunmadığı cihetle bu tahsisatın ne olduğu meçhul kalmaktadır.

Elimizde bulunan diğer askeri ikta sahipleri ve kumandan-lara ait menşurlara nazaran muhteva itibariyle muhtasar olan bu menşur, Türkiye Selçuklularında, devlet telakkisi ve hükümdar ailesinin hukuku bakımından vukubulan değişikliğin ifadesini gösteren dikkate şayan bir vesikadır. Filhakika Kayseri kumandanlığına tayin edilen sultanın biraderi menşura göre diğer askeri reislerden farklı hiçbir imtiyaza sahip değildir. Halbuki GökTürk, Karahanlı ve Büyük Selçuk devletlerinde olduğu gibi, II. Kılıç-arslan zamanına kadar Anadolu'da da cari olan, devletin hükümdar ailesinin müşterek malıbulunduğuna dair bir hakimiyet telakkisi mevcut idi ki, şimdi bu, artık bahis mevzuu bulunmamaktadır. Büyük Sultana tabi olmakla beraber idaresine memur oldukları vilayetlerde muhtar bir otoriteye sahip melikler II. Kılıç Arslandan sonra artık bu hukuki durumu kaybetmişlerdir. Hatta Anadolu Selçukluları devletin feodal parçalanmalara maruz kalmaması ve kuvvetli bir merkeziyetçi idarenin teessüsü için büyük ikta sistemini de kaldırarak kumandanlara ve maiyetlerin-deki askerlere maişetlerine kifayet edecek kadar iktalar tahsis edilmiş ve böylece bir vilayete askerleriyle birlikte toptan sahip feodal reisler yerine sadece o vilayette bulunan askerlerin başı haline gelmişlerdir 2S. Bu sebeple Melik Keyumers, ikta olarak bütün Kayseri vilayetine sahip olmayıp, diğer askeri reisler gibi, sadece askerlerin kumandanı ve za'imVdir.

Osmanlılarda timar ile has arasında bir askeri dirliğe tekabül eden zeamet ıstılahının Selçuklularda bu manada kullanılmadığı muhakkaktır. Gerçekten daha ziyade sivil idarede reis manasında kullanılan (za'im ud-dar gibi) za'im ıstılahının reis, kumandan, serleşker ve sübaşı'nın müradifi olduğu gözükmekte ve ibn Bibi' de olduğu gibi müteakip vesikalarda da bu manada kullanılmaktadır. Nitekim Mevlana'nın mektuplarında Aa'im ul-cuyuş ifadesi kumandan demektir. Bizim eserden başka Zea met adı altında diğer bir daha askeri tayin vesikasının ele geçmiş olması bu ıstılahın Selçuk devrinde mevcudiyetini meydana koymak bakımından ehemmiyetlidir. Filhakika Hasan Bin Abdü'mümin al-Huyi adlı bir münşi tarafından Rusum el-resail adlı Münşeat mecmuasına dercedilen "Ee'amet" menşurunun tefviz edildiği emir hakkında Ea'im ul-Cuyuş unvanı Sübaşı ile birlikte (imul-Cuyuş uluğ bilge has uğurlu alp subaşı beg ...) müradif olarak kullanılmakta ve askeri vazifeleri belirtildikten sonra ikta sahipleri, hizmette özürsüz bir şekilde kusur ettikleri takdirde, iktalarını ellerinden almak ve kendilerini azletmek salahiyeti bu emire verilmekte ve eski zaim'lerin tasarrufunda bulunan havali gösterilip kendisine ait ikta da tahsis olunmaktadır. Bu menşurda da emirin kendi iktaı ile maiyetindeki askerlerin iktalarının ayrı olduğuna dair kayıt mühim olup yukarıda işaret ettiğimiz üzere ikta sisteminin Anadolu'da maruz kaldığı değişikliğin ve merkeziyetçi bir idareye gidişin bir ifadesidir. Böylece Selçuk devrinde za'im ve zeamet ıstılahlarının mevcudiyeti meydana çıkmakta ise de bunun, Osmanlı devrinde olduğu gibi, muayyen bir miktarda bir ikta manasına gelmediği de belirmektedir.

Menşurun hangi Selçuk Sultanı tarafından verildiği nihayetinde Divani rakamlarla verilen 688 tarihiyle belli olmaktadır, ki bu zamanda tahtı II. Giyaseddin Mesud'un işgal etmesi (birinci saltanatı 682-698) bu Rükneddin'in onun kardeşi olduğunu gösteriyor. Filhakika ibn Bibi Kırım'da bulunan II. izzeddin Keykavus'un ölümünden (1278) sonra diğer kardeşleri ve emirlerin veliahd olan büyük birader Giyaseddin Mesud'a bi'at ederek, Selçuk tahtını elde etmek üzere, Solhad'dan Anadolu sahillerine geçmeğe karar verdiklerini anlatırken ikinci evlat olan Rükneddin Keyumers'in denizi aşarak Amasya taraflarına geldiğini ve yakalanarak Kastamonu kalesinde hapsedildiğini, daha sonra Sinop sahiline varan Mesud'a Rükneddin'i gönderdiklerim ve Kastamonu acunda bulunan Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın yardımiyle tahtı ele geçirmeğe teşebbüs ettiklerini yazar. işte menşurda adı geçen Rükneddin Keyumers budur. Baybars tarihi müellifi Keykavus'un üç oğlu olduğunu söylerse de bunların isimlerini kaydetmez. Baybars Mansuri Mesud'un iki kardeşi (metinde oğlu) ile birlikte Anadolu'ya geçtiğini, bunlardan birinin Feramurz, diğerinin Melik olduğunu ilave ederse de bu Melik kaydiyle Keyumers'i kastettiği malum değildir. Zira Aksarayi bu sonuncudan bahsetmeksizin Keykavus'un oğullarını Mesud, Feramurz ve Rükneddin Kılıçarslan adiyle zikretmekle iktifa eder. Halbuki bu üç kardeşe ilave olarak meydana çıkan Keyumers'den başka Siyavüş adlı başka bir kardeşin daha mevcut olduğunu biliyoruz. Gerçekten Anonim Selçukname Kırım'dan gelen ilk şehzadenin Siyavüş olduğunu, daha sonra Mesud'un geldiğini söyler. ibn Bibi'de, tezyif için, Cimri olarak yad edilip Karaman oğullarının Selçuk şehzadesi sıfatiyle saltanatını ilan ettikleri bildirilen Giyaseddin Siyavüş'ün Keykavus'un bir oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Karamanlıların bu hareketi neticesinde Konya'yı işgal edip orada Sultan ilan edilen Alaeddin Siyavüş bin Keykavus namına basılan bir sikke de bunu isbat etmektedir. Anonim Selçukname Siyavüş'ün Alaeddin lakabını taşıdığını ve, Karamanlı isyaniyle alakasından bahsetmeksizin, Sultan Mesud'un biraderi Sultan Alaeddin'in denizi geçerek Karamanlı Türkler tarafından 679 da Larende'de namına hutbe okunduğunu, fakat nihayet mağlup olarak Tekfur'un memleketine (Kilikya'ya) kaçtığını ve bu meselenin böylece kapandığını kaydeder, ki bu Cimri isyanı'nın son hadisesidir. Nitekim Anonim Selçukname asıl Cimri hareketinden bahsederken Alaeddin ve Şiyavüş adlarını kullanmadan 676 yılında Keykavus'un oğlu Melik Mesud olduğu iddiasiyle bir şahsın meydana çıkarak Karamanlı Türkmenlerini başına topladığını kayıtla Cimri isyanını tasvir eder.

Bununla beraber aynı müellif 688 de kardeşi Siyavüş'ü Sinop'tan getirtip Eşrefoğlu'nun kıziyle evlendirmek üzere ona gönderdiği zaman Eşrefoğlu tarafından hapsedildiğini ve Karamanoğlu'nun yardımiyle serbest bırakılıp Konya'ya gönderildiğini (689) söyler. Böylece aynı şahsa ait bulunan Alaeddin ve Siyavüş adlarını birleştirdikten sonra da Keykavüs'un Mesud, Keyumerş, Feramurz, Siyavüş ve Kılıçarslan olmak üzere beş oğlu meydana çıkıyor. Halbuki Keykavus Bizans'tan Altınordu'ya gittiği zaman İstanbul'da kalarak Hıristiyan olan ve Melik Konstantin adını alan bir evlat daha bırakmıştı. Siyavüş henüz biraderi Mesud tahta çıkmadan III. Giyaseddin Keyhusrev'e karşı cenupta Karamanlı Türkmenlerle harekete geçtiği gibi Kılıçarslan da, şimalde, Kastamonu havalisindeki Türkmenlerle Sultan Mesud'a karşı şiddetli bir mücadeleye girişti (h. 691) ve neticedde Kılıçarslan ile birlikte Türkmenler müthiş bir mağlubiyete uğradılar. Bu hususta tafsilat veren Aksarayi bu şehzadenin akibetinden bahsetmez. Pachymeres adını vermeden Melik unvaniyle bir şehzadenin Kastamonu havalisindeki Türkmenlerin başı bulunan Umur tarafından mağlup edilerek İstanbul'a gidip birçok maceralar geçirdiğini yazarken İzzeddin Keykavus'un, yine yalnız Melik unvaniyle zikrettiği, bir şehzadesinin de Sultan Mesud tarafından öldürüldüğünü söyler, ki bunun Kılıçarslan olması iktiza eder.

Aşağıda XXXI. vesikanın tahlilinden istidlal ettiğimize göre bu Kılıç Arslan önceleri ağabeğisiyle birlikte çalışmış ve o da ona Akşehir civarında bir köyü temlik etmiştir. Kılıç Arslan'dan başka isyan edip şimal «cundan Bizans'a kaçan bu melikin hangi şehzade olduğu da taayyün edemiyor. Müneccimbaşı Feramurz'un Bizans Imparatoru'nun hapsinde öldüğünü, oğlu Keykubad'ın 695 de imparator tarafından İlhani hükümdarına gönderildiğini ve bu suretle amcası Mesud'un yerine Selçuk tahtına geçirildiğini yazar41. Bununla beraber bu malumatın kaynağı ve mezkur Melik olduğu henüz meçhul kalmaktadır. Diğer taraftan Kayseri sübaşılığına tayin edilmiş olan Rükned-din Keyumerş'in de kardeşi Mesud'a karşı isyan ettiği gözüküyor. Filhakika Anonim Selçukname Anadolu'da vukubulan kargaşalıklar sırasında Sultan'ın biraderi Melik'in Kayseri'den geldiğini, Beyşehir havalisinde (Gorgorum) Türkmenleri mağlup ettiklerini, başka bir defa, 692 de, Konya'ya hücum eden Karamanlılara karşı, kuvvet hazırladığını, fakat bu sırada Konya'ya gelmekte olan Sultan Mesud'a isyan ederek Burgulu (Uluborlu) kalesine gittiğini ve Kastamonu emirleriyle ittifak ettiğini, nihayet Moğol kumandanları vasıtasiyle ele geçirilerek Sultan Mesud ile barışıp Kayseri'ye azimet ettiğini, fakat Moğolların şikayeti üzerine Sultan Mesud'un kardeşine karşı asker göndermesi neticesinde Melik'in Demürlü Hisar kalesine sığındığını ve yakalanarak zincire vurulduğunu, fakat Moğol kumandanı Baltu, Meliki serbest bırakıp kızını ona verdiğini (696) yazar, ki burada bahis mevzuu bu şehzadenin Rükneddin Keyumerş olması icap eder.

Melik Keyumerş'in tayininden sonra gelen on sekiz menşur da askeri mevkilere dair olup hepsi aynı mahiyettedir. Bunlardan V. yi teşkil eden menşurun hangi Sultan tarafından ve kime verildiği, hulasa olarak dercedilmesi dolayısiyle, malum değilse de Zile sübaşılığına tayini ifade eden kısım vesikada aynen muhafaza edilmiştir. Menşur bu askeri mevkii emaret, zeamet ve serleşkeri gibi müradif üç kelime ile ifade ettikten sonra emirin seçkin yiğitleri ve tecrübe görmüş askerleri tam silah ve techizatlariyle hizmete amada bulundurmasını ve her askeri hizmeti derecesine göre tutmasını ve o bölgedeki ahali ve kedhüda'ları himaye etmesi emredilmekte, fakat maalesef nümune olarak bu kadarla iktifa eden eser sahibi menşurun aşağı kısmını tay etmektedir. Menşur'da Zile'nin tabi bulunduğu Tokat şehrinin, Selçuk Türkiyesine mahsus hemen bütün şehirler gibi, Dar-un-nuşre lakabını taşıdığı kaydedilmiştir ki, diğer mühim şehirlerin lakablarına Selçuk kaynaklarında rastlanmış olduğu halde bu şehrinki mevcut değildi. Nitekim Türkiye şehirlerinin lakablarını toplayan muahhar bir müellifin listesi de bunu teyit etmektedir.

VI. ıncı menşur hudut civarında bir belde ile bir kalenin sübaşılığının tefvizine dair olup buna asker ve levazımlariyle sefere hazır bulundurması, kaleye akıllı ve ihtiyatlı bir kütüval tayin etmesi ve bununla muhafızlarının maaş ve masraflarını ödemek suretiyle kale işlerinde ihmale meydan vermemesi emredilmekte ve Divarı-i işraf (teftiş nezareti) da yazıldığı üzere emirlik levazımını tanzim ve tertip etmesi bildirilmektedir. Menşurun alt tarafı dere olunmadığı gibi tarihi, kime ait bulunduğu da kaydedilmemiştir.

VII. menşur baba ve ecdadı bulunan sultanların adetlerine uygun olarak eski emirlerden birinin, yaptığı hizmetler dolayısiyle, bugüne kadar tasarruf ettiği bir yerin sübaşılığına (emaret ve zeamet) tayinine dair olup diğerleri gibi bu da ihtisar edilmiştir.

VIII. Menşur aynı şekilde ihtisar edilip seferde ve hazerde hizmeti geçmiş bulunan birisine isimleri kaydedilmeyen bir vilayetin bir köyünün tefviz edilip hazer ve seferde kulluğunu ifa etmesi emredilmektedir, ki Selçuk Türkiyesinde feodal bünyeyi kaldırarak merkeziyeti temin etmek maksadiyle iktaların parçalandığına dair bu vesika dikkate şayandır.

IX. Küçüklüğünden gençliğine kadar saltanata hizmet eden bir kimseye Antalya'nın sübaşılığını (zeamet ve ser-leşkeri) tefviz eden bir menşurdur. Diğer kaynaklarda olduğu gibi burada da Antalya şehrinin lakabı Dar us-şagr olarak geçmektedir.
Menşur ihtisar edildiği için muhtevası hakkında daha fazla malumat yoktur.

X. Hizmetleri zikredilen Uluğ inançyahşi sü-başı beg Yusuf'-un Kubadabad emirliğine tayinine dair bu menşur da mezkur emirin, silah ve malzemesiyle mücehhez askerler (sipahiyan) istihdam ederek saltanata mülazemet etmesi emredilmekte ve menşurun istiyfa divanından tayin ettiği geliri tasarruf ederek bununla emirlik icaplarını tanzim etmesi bildirilmektedir. Bundan sonra Kubadabad ahalisi, ileri gelenleri ve kedhudalarının Yusuf Begi emir ve reis olarak tanımaları ve saltanat emir ve naiplerinin de bunu sultanın fermanı bilmeleri ilan edilmektedir. Fermanların sonunda emir ve kumandanlara, asker ve halka hitap edilmesi fermanların kalabalık arasında okunması adeti dolayısiyle.

Kubadabad Alaeddin Keykubad tarafından Beyşehir gölü üzerinde, Konya Antalya yolunda tesis edilmiş bir mamure olup yakın zamana kadar nerede olduğu malum değil iken kaynaklara dayanılarak bu göl civarında olacağı tarafımızdan tesbit edilmiş; ve bilahare Zeki Oral tarafından kasaba bazı mühim eserlerle bulunmuştur. Filhakika meydana çıkan bir kitabe Keykubad zamanında, 633 de, Kubadabad valisi bulunan Bedreddin Savtaş tarafından bir cami bina edildiğini göstermektedir. Sarayın çiniler üzerinde resmedildiği anlaşılan bir takım kadın ve erkek tasvirleri bu sanatta, yerli veya Bizans'a mensup ressamlara rağmen, Orta Asya ananelerinin tesirlerini açıkça meydana koymaktadır. Menşur tam olarak dercedilmediği için tarihi ve binaenaleyh tayin edilen valinin zamanı meçhul kalmaktadır.

XI. Menşur Selçuk Sultanı tarafından diğer bir sübaşılığın tefvizine dairdir. XII, XIII, XIV ve XV inci menşurlar da çok kısa ve nümunelik olarak dercedilmiş olup hiçbir yer ve şahıs adı zikredilmemiştir.
XVI. Menşurda Selçuk sultanı ecdadının yoluna devam ettiğini kaydederek çocukluktan gençliğine kadar saltanat kulluğunda, piyade ve süvari olarak rikab-ı hümayunda, hizmet ederek zeka ve şecaatiyle kendini gösteren birisinin Amasya emirliğine (emaret ve serveri ve zeamet ve serleşkeri) tayini ve askerlerini teçhiz ederek hazırlamasını emretmekte ve Divan-i Istiyfa kaleminde şerhedilen geliri ile de emirlik ihtiyaçlarını temin edeceği ifade olunmaktadır. Menşur Amasya'nın lakabını da kaydediyor. Filhakika metne göre bu unvan Dar us-şagr okunmaktadır. Halbuki diğer kaynaklarda bu Dar-ul-izz şeklindedir ve bir müstensih hatası olmalıdır. Vesika ihtisar edildiği için sübaşının divandan ayrılan tahsisatı ve bu tayinin tarihi malum değildir. Çocukluktan beri hizmet kaydı bu emirin sultanın kölelerinden olduğunu gösterir.

XVII. Menşur yine Daru-şagr lakabını taşıyan Ladik serleşkerliğini sultanın cihadı (peykar-i mübarek) için seçkin erkekler ve tecrübeli askerler istihdam etmesi ve istiyfa divanında tayin edilen maaşla emirlik icaplarını yerine getirmesi suretiyle bir emirin tayinine dair olup vesikanın aşağısı alınmamıştır. Türkiye'de bir kaç Ladik varsa da sübaşılık (valilik) merkezi olan bu Ladik daha İbn Said coğrafyasında Türkçe Tonguzlu (Denizli) adını alan kasaba olmak lazımdır. Bu sebeple lakabım Dar-ul-izz değil Dar us-şagr okuduk.

XVIII. Menşur sultanın kullarından birine, yaptığı hizmetlere mükafat olarak, bir köyün bütün hudutlariyle, muaf ve müsellem olmak suretiyle, temlikine dairdir. Hepsi dere edilmeyen bu temliknamenin malikane hükümlerine göre tasarruf edileceği de kaydedilmektedir. Selçuk Türkiyesinde arazi miri yani devlet mülkü olduğu için buradaki mülkiyetin devlete ait gelire ait olup bizzat toprağın tasarrufuna şamil olmadığına işaret etmek yerinde olur. Vesika tamamiyle dere olunsa idi toprak mülkiyeti bakımından elimizdeki mahdut kayıtlara yeni bir şey ekliyeceği muhakkaktı.
XIX. Menşurun ne gibi bir tayine dair bir vesikadan iktibas edildiği sarih değilse de askeri bir mevkiin tefvizile alakal olduğu şüphesizdir. XX. menşur da bir şehrin emirliğine tayin kısmını almakla iktifa etmiştir. XXI. menşur ömrünü saltanata hizmetle geçiren bir emirin vilayetiyle birlikte bir şehrin emirliğine tayinine dairdir. XII. menşur da hemen aynı şekilde olup yukarıdaki gibi bu da "yazdıkları gibi" diyerek menşurun aşağısını tay etmiştir. Şehzadeler için "mua/"lerin başına konacak bir kaç satırlık hitap ibaresi XXXIII.vesikayı teşkil ediyor.

Kaynakça
Kitap: TürkİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir