Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Reşidü'ddin ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Reşidü'ddin ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:34

REŞİDÜDDİN

Camiü't-tevarih


Fazlullah b. İmadüddevle Ebu'l-Hayr b. ali, Hemedanlı Yahudi bir aileye mensuptur. Kendisi tabiblik öğrendikten sonra İlhanlı sarayına girmiş ve burada bilhassa Gazan Han'ın teveccühünü kazanmıştır. Gazan Han'ın halefi Olcaytu zamanında vezirlik mevkiine yükselen Reşidüddin, Ebu Said'in tahta geçmesinden sonra rakibi Tacüddin Alişah tarafından vezirlikten azlettirildi ve çok geçmeden de (1318) Olcaytu'yu zehirlediği ithamı ile öldürüldü.

Reşidüddin'in en mühim eseri Cami-ü't-tevarih''tir. Bu eser umumi bir tarih olup, orada Çinlilerin, Hintlilerin ve Avrupa kavimlerinin tarihleri de yer almıştır. Fakat bu eserin mühim bir kısmı eski kaynakların bir araya getirilmesinden meydana gelmiştir. Bu cümleden olarak Cami-ü't-tevarih/teki Selçuklular bölümü de Zahirüddin Nişaburi'nin Sultan Arslan-Şah devrinde (1161 -1177) yazdığı Selçuklu tarihinden başka birşey değildir. Zahirüddin Nişaburi'nin eseri bize kadar gelmemiştir.

Tercüme

Sultan Alp-Arslan cihangirlik için etrafa seferler yaptı.
İlk önce Fars'ı aldı ve oradan Şebankare'ye taarruz etti; orada pek çok kimseleri öldürüp geri döndü. Bundan sonra Hazar Derbendine ve Abhaz hükümdarına karşı asker gönderdi. Gürcü hükümdarı Bakrad Giyorg barış istedi ve Sultan'a kızını verip her yıl vergi ödemeyi kabul etti. Sultan bu kadını, arzu etmeyip bir müddet sonra Nizamü'l-Mülk'e bağışladı.

Reşüdiddin ve eseri hakkında İslam Arısiklopedisi'ndeki "Reşidüddin" maddesine bakınız. Zahirüddin Nişaburi'nin eseri üzerinde A. Ateş tarafından yayınlanmış olan (Ankara 1960) Selçuklular bölümünün önsözüne bakınız.

Sultan Alp-Arslan devrinde Bizans imparatoru 300 bin atlı ile kendisine karşı sefere çıktı. Sultan bunu işitince hemen Azerbay can'a yöneldi. Yanında az bir asker vardı. Terken Hatun'u ve Nizamü'l-Mülk'ü Tebriz'de bıraktı ve kendisi 15 bin atlı ile Ahlat'a doğru yollandı. Nizamü'l-Mülk onun arkasından geldi. Ahlat'la Erzurum arasındaki Malazgirt'te, iki ordu karşılaştı. Sultan'ın askeri az olduğundan barış yapmak için Ermanus'a elçi gönderdi. Bu barış karşılığında her yıl bir miktar vergi vereceklerdi.

Ermanus:

"Barışı Rey'de yapacağım" dedi. Sultan'ın buna canı sıkıldı.

Sultan bir gün 100 atlı ile birlikte ava çıkmıştı. Düşmanları onu 100 atlı ile beraber tuttular ve bağladılar, fakat yakaladıklarının Sultan olduğunu bilmiyorlardı. Biri durumu Nizamü'l-Mülk'e haber verdi.

Nizamü'l-Mülk:

"Sakın bu sözü hiç kimseye söyleme" dedi. Ve hiç kimsenin Sultan'ın çadırına girmesine müsaade edilmemesini emretti. Ve Sultan'ın hasta olduğu şayiasını yaydı. Nizamü'l-Mülk herkesi inandırmak için tabiblerle Sultan'ın otağına girip çıkıyor, Sultan'ın ağzından emirler veriyordu. Bu esnada düşman tarafından elçiler gelip barış talebinde bulundular.

Nizamü'l-Mülk:

"Sultan hastadır, fakat barış yapmayı kabul etti" dedi.

Elçiler geri dönecekleri sırada Nizamü'l-Mülk dedi ki:

"Siz barış istediğiniz halde bizim kullarımızı avlakta niçin yakalayıp hapsettiniz. Onları geri gönderiniz".

Elçiler hükümdarlarına bunu bildirdiler. Bunun üzerine Ermanus derhal onların geri gönderilmesini emretti. Nizamü'l-Mülk ve Bey'ler Sultan'ı istikbal edip yer öptüler. Bizanslılara gelince bu hali görüp hayret ve dehşet içinde kaldılar. Böyle bir fırsatı kaçırdıklarından dolayı canları sıkıldı ve üzüldüler. Sultan Tebriz'e eriştiğinde Saray Hacelerine hazineyi açıp askerin maaşını vermelerini emretmişti. Atlı ve yaya askerler Sultan'ın önünden geçerlerken orduya dahil edilmemiş olan bir memlük de bunlar arasında bulunuyordu.

Bu memlüğü gören emir-i arız ona bağırdı ve saftan çıkmasını isteyip şöyle dedi:

"Senden ne iş beklenir ?"

Bunu duyan Sultan:

"Öyle söyleme, ola ki Bizans İmparatoru onun eliyle tutsak alına" dedi. Bundan sonra Sultan, Artuk, Saltuk, Mengücük, Danişmend, Çavlı ve Çavuldur adlı begleri ve 15 bin atlı ve tecrübeli 5 bin yaya askeri ile savaşa hazırlandı.
Çarşamba günü Sultan adı geçen beylerle birlikte bir tepeye çıkıp Ermanus'un ordugahını bizzat gördü.

Bizans ordusunun karaltısından korkup :

"Sahip olduğumuz bu kadar askerle bu zalim ve kalabalık orduyla nasıl vuruşabiliriz ve savaşabiliriz ?" dedi. Melik Muhammed Danişmend yer öpüp "Müslümanlık hususunda bu kulunuzun ilahi imanla ilgili bir fikri vardır, izin verirseniz arz edeyim" dedi. Sultan izin verdi.

Melik Danişmend şöyle söyledi:

"Bugün Çarşambadır, saadetle geri dönelim. Bugün ve yarını silahlarımızı hazırlamakla geçirelim. Elbiselerimizi temizliyelim; zemzemle yıkanmış kefenleri boynumuza saralım. Cuma sabahı ezandan sonra muzaffer orduyla savaş yerine gidelim. Hatiplerin İslam minberlerinde "Tanrım, İslam ordularını ve birliklerini mansur ve muzaffer eyle" duasını okudukları zaman, tam bir içtenlikle tekbir getirip günahkar küffara saldıralım. Eğer şehadet saadetine erişirsek-"ne iyi bir sevab, ne güzel bir lütuftur." Ve eğer mansur ve mu zaffer olursak "bu, çok büyük ihsandır." Bütün beyleri de, mutluluğun en güzel ifadesi olan dindarlık duygusu sardı. Danişmend'in görüşünü beğenip geri döndüler. Sabah horozunun (müezzin)" hayya-lelfelah "diye öttüğü ve göklerin tavlacılarının mavi renkli feleğin renkli tavlasından sabite ve seyyare pullarını topladığı cuma gününde Sultan ve beyler namazın farz ve sünnetini kıldıktan ve Tanrı adını defalarca zikrettikten sonra düşmanla savaşmak için harekete geçtiler. O bedbaht ve talihsiz düşmana gelince, "dağılan pervaneler" ve dağılmış çekirgeler gibi kumlar ve karıncalar sayısınca karşı geldiler ve vuruşmak üzere Sultan'ın karşısında durdular. Kararlaştırılan zaman gelince İslam askeri bir ağızdan tekbir getirdiler, teyid-i ilahi ile sağlam yürekli olarak düşman üzerine atıldılar. Demir dağdan daha kuvvetli olan saflarını "atılmış renkli yün gibi" yaptılar. Tahh-sizlik rüzgarı ile hüsran toprağını onların başına saçtılar. Kefere-i fecerenin pek çoğunu cehennemin dibine gönderdiler. "Zulm eden kavim kökünden kesilmiştir. alemlerin sahibi olan Tanrıya hamdolsun". Para, mücevherat, değerli eşya, kıymetli kumaşlar ve hayvanlardan olmak üzere Müslümanların eline öyle çok kıymetli ganimet geçti ki, feleğin katibi bunları tespit etmekte acze düştü.

Arızın ordu saflarına almak istemediği Rum memlukü, kaza ve kaderin takdiriyle Bizans imparatoru Kayser Ermanus'u saklandığı araba altında buldu ve tanıdı. Memluk, sevgisi olduğunu göstermek maksadıyla ağlamaya ve inlemeye başladı.

Kayser:

"Şimdi ağlamak deği1 çare bulmak ve bu beladan kurtulmak zamanıdır" dedi.

Memluk:

"Eğer ben çare bulup seni esenlikle imparatorluk tahtına eriştirirsem bu iyiliğin mükafatı ne olacaktır?" diye sordu.

Bunun üzerine Bizans imparatoru İsa aleyhisselamın dinini teşbih ederek:

"İstediğin herhangi bir şehri sana veririm. Senin güvenilen eteğini, zamanın cebi gibi, her türlü iyiliklerle doldururum; hükümdarlıkta da seni kendime ortak edinirim" dedi.

Memluk de yer öperek şu cevabı verdi:

"Cihan gelini kara çarşafı giy inceye, zifiri karanlığın ziyneti olan parlak yıldızlar ile süslediği ana kadar sabretmek lazımdır. O zaman ben, rüzgar gidişli, kasırga koşuşlu, çabuk yürüyüşlü iki at hazır eder sabah vakti onlara binip, Bizans ülkesine ulaşırız". Bundan sonra Memluk sür'atle Sultan'ın otağına geldi. Yer öpüp İmparator'un durumunu arzetti. Alp-Arslan, muzaffer askerden bir bölüğün memlükle birlikte imparatoru getirmek üzere gitmesini emretti. İmparatoru Sultan'ın huzuruna getirdiklerinde temiz ruhlu ve asil yaradılışlı olan Sultan onu karşıladı, güler yüzle kabul etti, kendisi ile birlikte tahta oturttu, ona teselli ve teskin edici güzel sözler söyledi. Ondan sonra sofra kuruldu ve eğlence meclisi düzüldü. Altın külahlı, gümüş bacaklı sakiler ruhları ferahlatan kadehleri dolaştırdılar, tasları küplere daldırdılar. Güzel ve hoş sesli çalgıcılar sazlarını çalmağa başladılar, bülbül gibi şakıdılar, Irak ve Isfahan makamlarını Neva perdesinde çaldılar, Erguvan renkli şarap içerek erganunun sesini dinlediler. Neşeyi artıran şarap dimağları ısıtınca aradaki soğukluk havası hicap perdesini konuşma çehresinden attı.

Sultan İmparator'dan:

"Zafer benim yerime senin olsaydı bana ne yapardın ?" diye sordu.

Şarabın verdiği sarhoşluğun tesiriyle edep ipini akıl elinden kaçırmış olan imparator:

"Seni hemen öldürtürdüm" dedi.

Sultan da dedi ki:

şüphesiz "içinde sakladığın şey senin başına geldi. Sana şimdi ne yapacağımı sanıyorsun ?".

İmparator da şu cevabı verdi:

"Ya beni öldüreceksin, ya da İslam ülkelerinde teşhir edeceksin".

Sultan:

"Ulu Tanrının sana karşı bana zaferi vermesinin ve beni galibiyete ve fethe ulaştırmasının şükranesi olarak senin için, benden beklenileni yapacağım" dedi.

Toplantı son bulup mest olanlar yataklarına gittiklerinde Sultan ihtiyat için yakın adamlarından birkaç kişiyi İmparatorun yanında bırakıp onlara, İmparatora karşı saygı ile davranmalarını emretti. Bunun gibi birkaç gün daba onu meclisinde bulundurup güler yüzlülüğü ve tatlı diliyle İmparatorun üzüntüsünü ve büznünü giderdi.

Bir gün İmparator içkili bir halde iken iç ezikliği ve yorgunluğu sebebiyle Sultan'a şöyle söyledi:

"Eğer hükümdarsan bağışla, kasapsan öldür, tacirsen sat". Sultan, İmparatorun kulaklarına halka takarak canını bağışladı ve gönül hoşluğuyla ülkesine gitmesini söyledi. Bizans İmparatoru Sultan'ın Has hazinesine her gün bin dinar vermeyi ve bunu da yılda iki kez taksitle göndermeyi, ihtiyaç olursa 10 bin sınanmış atlıyı yardımcı olarak yollamayı ve Bizans ülkesinde bulunan Müslüman tutsakları salıvermeyi kabul etti. Sultan ona eksiksiz armağanlar, altın naili, lal ve zeberced eğerli bir at verdi. Onun bütün yanındakilere de böylece lütf ve ihsanlarda bulundu. Veda esnasında bir müddet onunla birlikte yan yana atını sürdü.

İslamın bu zaferi 463 yılı Rebiülevvel (Aralık/Ocak 1070/71) ayında olmuştur. Sultan Anadolu da Erzincan yöresinde olan Malazgirt'ten Ahlat ve Azerbaycan'a geri döndü. Yukarıda adları geçen beylere Bizans İmparatoruna karşı ihtiyatlı olmak için orada kalmalarını buyurdu.

İmparator ülkesine dönünce terk edilmiş şeytan kalbinde, vesvese cini de dimağına yerleşti. Bu sebeble azgınlık ve taşkınlık yoluna sapmış, vergi göndermeyi savsaklamış ve geciktirmişti. Onun bu halini Sultana bildirdiklerinde beylere Bizans ülkesinin içlerine doğru yürümelerini, orada feth edecekleri yerlerin kendilerinine, oğul ve torunlarına ait olacağını ve onlardan başka hiç kimsenin buralara dahi ve tasarruf etmeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine emir Saltuk Erzurum'u bölge ve yöresini tamamiyle eline geçirdi. Emir Artuk, Mardin, amid, Mencgirt, Malatya, Harput ve bugün hala ellerinde bulunan diğer yerleri feth etti. Danişmend, Kayseri, Zamantı, Sivas, Develi, Tokat, Niksar ve Amasya'yı zapt etti. Çavuldur, Maraş ve Sarız'ı, emir Mengücük Gazi, Erzincan, Kemah, Kögonya (Şebin Karahisar) ve diğer bazı yerleri feth etti. Onlar buralara sağlamca yerleştiler ve kuvvetli bir şekilde hakim oldular. Her yıl güzel bir yazıda yaylayıp mutlu zamanlar geçirdiler. Zamanla aralarında anlaşmazlık çıktı. Gurur ve büyüklük duyguları aralarının açılmasına sebep oldu. Bu yüzden Sultan Melikşah, vezir Nizamülmülk'ün tasvibiyle beyler arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırmak için Süleyman'ı hükümdar olarak Anadolu'ya gönderdi.

Kaynakça
Kitap: İSLAM KAYNAKLARINA GÖRE MALAZGİRT SAVAŞI
Yazar: FARUK SÜMER ve ALİ SEVİM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir