Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mirhond ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Mirhond ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:24

MİRHOND

Mirhond, metnini inceleyeceğimiz sonuncu müelliftir. Mirhond'da da tarihi bilgiler, şifahi rivayetler ile karışık bir halde bulunmaktadır.
Mirhond, imparatorun ordusunun 300 bin kişi olduğunu, Sultanın, az bir askeri bulunmasına rağmen düşmanı karşılamağa gittiğini, Bizans ordusunun çokluğu karşısında, ordusunun maneviyatını kuvvetlendirecek sözler söylediğini yazdıktan sonra, ordu kumandanı Sav-Teğin'in Alp-Arslan'ın buyruğu üzerine, imparatora elçi gönderip baç ve haraç vermesi karşıhğında barış yapılması için Sultan'a ricada bulunacağım bildirdiğini ve imparatorun bunu hiddetle reddettiğini söyler. Cuma günü, öğle namazı vakti savaş başladığında cehennem ateşi gibi kavurucu bir yelin Müslümanlar üzerine estiğini gören Alp-Arslan'ın, Tanrı'ya yakarışta bulunması sonucunda yelin yön değiştirdiğini kaydeden müellifimiz, Sultanın bizzat düşmanla çarpışmasından dolayı emirlerden Ay-Teğin'in hükümdarın hayatını bizzat tehlikeye atmamasını rica ettiğini, Alp-Arslan'ın da düşmanı yenmedikçe bizzat çarpışmadan vazgeçmiyeceğini söylediğini anlatır. Düşman ordusunun yenilmesi ve imparatorun tutsak alınmasından sonra Mir-hond "Düşmanlığın dostluğa, sevginin dünürlüğe müncer olduğunu ve imparatorun kızının Alp-Arslan'ın oğlu Melik-Arslan ile evlendirildiğini yazar. Malazgirt savaşından bahseden bir Norman şairi de Sultan ile imparator arasında böyle bir dünürlükten bahseder. Yalnız Norman şairi Mirhond'un aksine, Alp-Arslan'ın kızını Romanos Diogenes'in oğluna vermeyi vaad ettiğini söyler. Ancak her iki müellifin sözlerinin de gerçekle alakası olmadığı malumdur.

Mirhond, bundan sonra Alp-Arslan'ın ava çıktığı esnada Bizanslılar tarafından tutsak alındığına ve Nizamülmülk tarafından kurtaııldığına dair Reşidüddin'de gördüğümüz hikayenin pek az değişik şeklini anlattıktan sonra Alp-Arslan'ın eline geçirdiği zengin ganimeti Rey kalesine gönderdiğini, kale kumandanı Ahmed'in bunun muhafazası ile görevlendirip oğlu Melikşah'a itaatta bulunmasını vasiyet ettiğini söyliyerek bu bahse son verir. Ayrıca Mirhond, İbnü'l-Cevzi ve Sıbt gibi, Alp-Arslan'ın ülke ve şehirlere fetihnameler göndererek kazandığı zaferi bildirdiğini kaydeder. Ancak müellifimizin adı geçen eserlerden faydalanmamış olduğu anlaşılıyor.

Mirhond'da dikkatimizi çeken bir husus, Alp-Arslan'ın Romanos Diogenes'e barış teklifini kumandanlarından Sav-Teğin vasıtasiyle yapmış olmasıdır. Sav-Teğin, Alp-Arslan'ın en ünlü kumandanlarından biri olup onun bütün seferlerinde bulunmuş ve büyük başarılar kazanmıştır. Sav-Teğin'in, Melikşah devrinde de mevki ve itibarını muhafaza ettiğini biliyoruz; öldüğü vakit muazzam bir servet bırakmıştır.
Sav-Teğin, Gevher-ayin gibi, hadım emirlerden olup Sarhang (yani kumandan) ünvanını taşıyordu. Kendisini çok defa Selçuklu ordusunun öncü kuvvetleri kumandanı olarak görüyoruz. Bizans müverrihi Nicephore Bryiennios Türk ordusunun önemli bir kısmına kumanda edenin Tarang adını taşıdığını ve bu kumandanın hadım olduğunu yazar. Bu sebeple buradaki Tarang'ın Sarhang kelimesinin değişmiş bir şekli olması ve Bizans müverrihinin Tarang adıyla Sar-hang Sav-Teğin'i kasdetmiş bulunması muhtemeldir.

Kaynakça
Kitap: İSLAM KAYNAKLARINA GÖRE MALAZGİRT SAVAŞI
Yazar: FARUK SÜMER ve ALİ SEVİM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MiRHOND ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:35

MİRHOND

Ravzatü's-safa


Mirhond b. Havend Şah b. Mahmud, uzun bir zaman Buhara'da oturan bir seyyid ailesine mensuptur. Fakat babası Havend Şah Belh'e göç etmiş ve Mirhond da 1433 yılında orada doğmuştur. Müellif daha sonra Herat'a gelmiş ve burada meşhur Ali Şir Nevai'nin himayesini kazanmıştır. Mirhond 1498 tarihinde vefat etmiştir. Ravzatii's-safa fi Sireti'l-enbiya ve'l-müluk ve'l-hülefa adını taşıyan eseri umumi bir tarih olup yedi ciltten müteşekkildir. Mirhond'un eseri İran'dan başka Hindistan, Türkistan ve Türkiye'de çok okunmuş, tarihi eserlerden biridir. Bu sebeble Ravzatü's-safa, yazmalarına en çok tesadüf edilen eserler arasında yer alır.

Tercüme

Bu sırada Bizans Imparatoru'nun İslam uçlarından büyük bir uc olan Malazgirt'e konduğu haberi geldi. Onun bayrağının altında 300 bin muharip atlı toplanmıştı. Sultan ordusunun azlığına rağmen Allaha tevekkül ile savaşa hazırlanıp Malazgirt'e yaklaştığında, İmparatorun, otağın kubbesini güneş ve ayın zirvesine yükseltip ordugahın ortasında al atlastan, etrafı çevrib çadır kurarak altından bir taht üzerinde oturduğunu ve kumandanlardan kırk safın onun huzurunda durduklarını ve ruhanilerden dört kişinin de ellerinde Amudiyye su kapları bulunduğunu, İsa'yı, Peygamberimize-salat ve selam ona olsun-tercih edip uluhiyyet ile vasıfladıklarını, kadınlık hususunda Meryem'in temizliğini mübalağa ettiklerini, Hıristiyan alimlerinden bir zümrenin tahtı yanında daima incil ve Zebur okumakla meşgul olduklarını, ruhbanlardan bir taifenin kurban kesmeğe gayret ettiklerini, imparatorun ordusunda iki bin kişinin balta ve ona benzer şeylerle ağaçları kesmek, kale ve bisarı feth için hazır olduğunu, ayrıca 10 bin kişinin Rum ateşi ile şehirleri ve mamur yerleri tahrip için görevli bulunduklarını, askerinin karaltısının milyona eriştiğini işitti. Fakat bunlardan üzüntü ve kaygı duymadı. Ordunun ileri gelenleri ile daima muzaffer olan askerlerinin gönlünü alarak "Allah'ın izni ile az olan, çok olana galip gelir" ayet-i kerimesi mealince onların maneviyatını kuvvetlendirdi ve savaşın üç gün geciktirilmesi gerektiğini, bu müddet geçtikten sonra, Cuma günü İslam hatiplerinin "Ya Rabb İslam ordusuna yardım et" dedikleri ve cemaatın da dua için el kaldırdığında düşmana hücum edileceğini söyledi. "İsimleri kutlu ve lütufları yüce olan alemlerin sahibinin, feth ve zaferi ihsan edeceğine güvenilmelidir" dedi. Askerler Sultanın sözünü rıza kulağıyle dinleyip o günlerde hazırlık yaptılar.

Üç gün böylece geçince her iki taraf askerin tabyası ve safların düzeltilmesi ile meşgul oldular. Sonra düşman cihetinden, her birinin elinde bir haç bulunan 100 vali göründü. Bunların başında bütün cengaverlerin emrine itaat ettikleri bir başbuğ vardı. Onlardan her birinin karşısına gerçeği bilen ve görenlerden küçük bir topluluk çıkarak harp ateşini alevlendirdiler. Bu mücadele esnasında, ordu kumandanı Sav-Tigin, Sultan'ın emri ile İmparatora elçi göndererek "Her ne kadar senin askerin çok ise de iyi düşün. Zira öyle bir Sultanın karşısına çıktın ki, savaşlarının neticesi için söz ve delile ihtiyaç yoktur. Bununla beraber eğer bu cüretinden pişman olur, gerektiği şekilde bac ve haraç vermeyi kabul edip düşmanlığı terk ederek anlaşmaya yanaşırsan ben Sultan'dan bütün beldeleri sana vermesi, sana ve tabilerine bir zarar gelmemesi için ricada bulunurum" diye haber gönderdi." Eğer benim nasihatime kulak vermezsen kendi ikbal ağacını kırmış, memleketini ve malını kaybetmeğe gayret etmiş olursun." Sav-Tigin'in elçisi haberi İmparatora ulaştırınca o hayrete düşüp mecalsiz kaldı. Tahtının yanında bulunan bir rahibin elindeki haçı alıp elini ona koyarak Ruhu,l-Kuds, uluhiyyet ve beşeriyyet üzerine and içerek "Bugün tahtımı, Sultanınızın bulunduğu yere götürmelerini buyuruyorum" diye elçiye hakaretlerde bulunup huzurundan kovdu. Yanındakilere "Hep birlikte saldırıp bu küçük topluluğu ortadan kaldırınız" dedi. İmparator'da mızrağı eline alıp atına binerek Bizans ve Ermeni bahadırlarını savaşa tahrik etti.

Sultan Alp-Arslan Bizans İmparatorunun inad ve azmini öğrenince askerlerine "Eğer biz savaşta gevşeklik edersek bir kişi bile canını kurtaramaz, soyumuz tutsak olup bayatları boyunca muzdarip olurlar. Şimdi Allah'ın iradesi hayır ve şer olarak ortaya çıkıncaya dek sabr etmekten başka yapılacak bir şey yoktur" dedi. Sultanın bu sözlerini işiten askerler "Canımızı feda ederiz, elden gelen her gayreti gösteririz" dediler. Sultan tam bir güvenle düşmana yöneldi. Her iki taraftan kös ve çan sesleri göğün zirvesine erişti ve savaşın tozları zuhal yıldızının kemerlerine kadar yükseldi. Sultan bahadır ve yiğitlerden bir kısmı ile, Müslümanların cami ve mescitlerinde İslam ordularına dua ettikleri vakti bekliyordu. öğle vakti gelince cehennem ateşi gibi bir yel Müslümanların üzerine esmeğe başladı. İslam ordusu suyu ellerinde tutarak düşmanı onu kullanmaktan men ettikleri için onlar da susuzluktan kıvranmağa başladılar.

Sultan bunu haber alınca attan inerek başlığım çıkardı, kuşağım çözdü ve alçak gönüllükle "Ey Tanrım, bu günahkar kulunu, günahlarından dolayı cezalandırma, senin salih kullarına kefil olan bu aciz kulundan merhamet ve yardımını esirgeme. Senin dinine bağlı olanlar üzerine gelen bu kavurucu yönünü düşman tarafına döndür" dedi. Sultan uzun bir yakarışta bulundu ve ordunun ileri gelenleri de Sultan'a uyarak ağlamağa başladılar. Derhal bunun alameti görüldü. Bu kasırga din düşmanlarının üzerine döndü. Sultan buna inanıp güvenerek yel gibi giden atına bindi, kılıç ve kargılı yiğitlerden bir birlik ile düşmana karşı savaş meydanına yürüdü. Harp ateşi yükseldi, din düşmanları, dağ gibi vakarlı bahardırların hamlelerini, kılıç ve süngü ile intikam almağa kalktıklarını, canlarını değersiz bir mal gibi feda ettiklerini gördüler. Sultan sağa, sola koşuyor, kılıç, ok ve süngü ile karşısındakine saldırıyordu.

Bu sırada Ay-Tegin adlı Sultanın memlüklerinden biri attan inip yeri öperek "Sultanın, Müslümanlara merhametli olması gerekir, eşi olmayan kıymetli varlığını savaşa sokmamak, ölüm tehlikesine atmamalı, rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" diye arz etti. Sultan "Bu zalim kavme karşı zafer kazanılınca rahatlık olacaktır, Müslümanların huzur ve refah içinde olmaları için, çekilmesi gereken bu güçlük ve zahmeti biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. Sultan buna benzer daha bazı sözler söyledi. Ay-Tigin'i savaşmaya teşvik ettiği gibi, kendisi de arka arkaya hamlelerde bulundu. Bizans ordusu, safları karışarak ve bozguna uğradı. İslamın koruyucuları kin kıkcını kınından çıkarıp onların pek çoğunu öldürdüler. Bu savaşta güneş batarken Hıristiyanlardan hiç bir kimse kalmadı. Sultan devletin direği olan Gevherayin'i ileri gelenlerden bir topluluk ile İmparatoru takibe gönderip kendisi de onun tahtına oturdu. Gevherayin'in İmparatoru takip ettiği esnada yanındaki memlüklerden biri İmparatora yetişerek tanımadan onu yaraladı.

Bir kere daha vurmak isteyip atını çevirdiğinde İmparator korkusundan:

"Sakın vurma, ben Bizans İmparatoruyum" dedi. Memluk, onun tulgasına, binit ve kemerine bakıp imparatorun doğru söylediğini anladı. Zira bunlar ancak hükümdarlara mahsus şeylerdi. Memluk İmparatoru tutsak ederek Gevherayin'in yanına götürdü. Gevherayin geri dönerek Cihan Sultanı'nın yanına geldi. İleri gelenler Sultan'ın çadırı önünde toplandı. Sultan, Bizans İmparatorunun huzuruna getirilmesini emretti. Gevherayin, buyruk gereğince gidip İmparatoru hakaretle İslam hükümdarının huzuruna getirdi. İstek üzerine İmparator niyaz yüzünü acz ve mağlubiyet toprağına koydu. Sultan onu görünce tekdir ve tahkir etti, ona kötü ve sert sözler söyledi. İmparator özür dileyip rica ederek "Sultanın bana üç şeyden birini yapması beklenir" dedi. "Biri, beni bağışlayıp serbest bıraksın, yoksa öldürsün; eğer bağışlamaz ve öldürmezse hapsetsin. Sultan beni öldürürse, şüphesiz Bizanslılar başkasını İmparator yaparlar, İslam ülkelerine onların zararı dokunur. Eğer beni bağışlarsa ömür boyunca itaat eder, kul olurum". Sultan bu sözleri işitince İmparatorun suçunu bağışladı. O mübarek ağzıyla "Boyun eğip cizye verinceye kadar....", ayetini okudu. Hemen kendi tahtının yanma bir taht konulmasını buyurdu. İmparatora ikram ve tazimde bulunarak oraya oturttular. Düşmanlık dostluğa, sevgi de dünürlüğe müncer oldu. İmparatorun kızını Melik Arslan adlı Sultan'ın oğlu ile evlendirdiler. Nikah kıyılıp inci ve mücevher saçıldı. Bilahare ferman gereğince eğlence meclisi tertip ettiler. Alp-Arslan, İmparatora iltifat ve ihsanlarda bulundu. Her birine değerli hilatler verdi, toy sona erince, İmparator ve yanındakilere yurtlarına dönme izni verdi.

Büyük Divanın münşileri, Cihan Hakimi'nin fermanı gereğince ülke ve şehirlere fetihnameler gönderdiler. Sultan, Bizanslıların ganimetlerinden Hilafet merkezine değerli hediyeler gönderdi. Bu ulu zaferi müteakip Sultan memleketi kendi oğullarına taksim etti. Bizanslıların ordugahından elegeçen şeyleri de askerlere illeştirdiler.

Tarihlerin birinde yazıldığına göre, Sultan Alp-Arslan ve Bizans İmparatoru karşı karşıya geldiklerinde sulhtan söz açılmıştı. Bu sırada Sultan yanında birkaç kişi ile ava giderek Bizanslıların tuzağına düştü. Bu arada birisi kaçarak bu haberi Tuşlu Hace Nizamü'l-Mülk'e arzetti. Müdebbir vezir o şahsa, akşam namazı vakti itimat ettiği atlılarla acele olarak orduya gelip Sultan'ın otağına konmalarını buyurdu. Hace bağırarak Sultan'ın avdan döndüğünü ilan etti. Ertesi gün Hace, yanındakilerle İmparatorun otağına giderek barışı yaptı. Sulhu mütea-kip İmparator vezire "Dün sizin askerlerinizden bir topluluk, bizim as-kerlerimiz tarafından tutsak edilmişlerdir" dedi.

Hace cevaben:

"Bunlar tanınmamı; kimseler olmalıdırlar, zira bu haber bizim ordumuza gelmedi" dedi. Sultanı diğer tutsaklarla birlikte Nizamü'l-Mülk'e teslim için İmparatorun tahtı önüne getirdiklerinde Hace, Sultan ve diğer tutsaklara ağır sözler sarfetti. Müteakiben İmparator tutsakları vezire teslim etti. Hace maksadına kavuşmuş olarak İmparatorun ordusundan ayrıldı. Biraz mesafe katettiklerinde Hace attan inerek Sultan'ın üzengisini öptü ve "İmparatorun huzurunda söylediği sert sözler durum icabı idi" diye Sultan'a arzetti. Barışı sağlamlaştırmak için Orduy-i Hümayuna gitmekte olan Bizanslılar, bunu görünce çok üzüldüler ve "Elde bulunan bir nimetin kadri bilinmez, ancak elden çıkınca bilinir" sözünü hatırladdar.

BEYT:

Cem'ın kadehi bir müddet senin elinde idi, Sen bunu bilmezsen başkası ne yapsın.

Sultan ordugaha varınca askerini donatıp ve savaş düzenine sokunca İmparator ordusunun karşısında durdu İmparator da tam bir hazırlıkla savaşa yöneldi. Şiddetli bir mücadele ve mukateleden sonra İmparator Rum asıllı bir memluk tarafından tutsak alındı. Garip bir tesadüf olarak askerin teftişi ve isimlerinin deftere kaydedilmesi esnasında müfettiş, çok çelimsiz olduğundan bu memlükün adını yazmak istememiş ise de Sultan, Şahne Saduddevle'ye veya müfettişe — burada ihtilaf vardır — "Bu memlükün adını yazın, belki İmparatoru tutsak alabilir" demiştir. Netice, hükümdarın dediği gibi olmuştur.

Müellif der ki:

Tarih-i Güzide'yi yazan, Sultan Melikşah'ın avlakta Bizanslılara tutsak olduğu ve Nizamül'mülk'ün de aldığı isabetli tedbirlerle onu, bu tutsaklık belasından kurtardığı fikrindedir. Bu olay, zaman müsaade ederse, Sultan Melikşah bahsinde anlatılacaktır.

Sultan Alp-Arslan İmparatoru yenince mücevherattan, kumaşlardan ve değerli eşyadan müteşekkil Bizanslılardan eline geçmiş olan hazine ve defineleri Rey kalesine göndererek oranın, Mukaddemü'lceyş Ahmed denilen valisine onların muhafazasını ve veliahd olan Melikşah'a itaat etmesini vasiyet etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir