Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İbnü'd-Devadari ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İbnü'd-Devadari ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:23

İBNÜ'D-DEVADARİ

XIV. yüzyıl Memlûk devri müverrihlerinden biri olan İbnü'd-Devadari'nin konumuzla ilgili metni Sıbt İbnü'l-Cevzi'dekinin aynıdır. Biz bu metni, teferruatta da olsa bazı hususlarda, Sıbt'daki haberlerin tamamlanmasına yardım eder ümidiyle kitaba almış ve tercümesini yapmıştık. Şimdi bu hususu daha yakından tetkik edince bu ümidin de tahakkuk etmediği görülmüştür.

Farsça metinlere gelince bunlar, Reşidüddin'in Camiü't-tevarih'i, Aksaraylı Kerimüddin Mahmud'un Müsameretü'l-ahbar'ı, Hamdullah-i Kazvini'nin Tarih-i Güzide''si, Mirhond'un Ravza-tu's-safa'sından alınmış dört metinden ibarettir.

Konumuzla ilgili farsça metinlerde destanı unsurlara rastgelinmektedir. Bu husus olayın, farsça eserlerin müellifleri tarafından oldukça geç bir zamanda tesbit edilmesi ile ilgili olsa gerektir. Yani Malazgirt zaferi bazı destani unsurlar kazandıktan sonra yazılmıştır.

Farsça metinlerde müşterek olan hususlardan biri, arapça yazılmış eserlerde Bizans İmparatorunu tutsak alan memlûk için, vezir Nizamülmülk'e isnat edilen:

"bırakınız, belki İmparatoru tutsak alır" sözünü Alp-Arslan'ın söylediğinin yazılmasıdır. Onlarda bu memlükün Rum asıllı olduğu belirtilir. Hatta görüleceği gibi, Hamdullah-i Kazvini bize bu memlük'ün adını bile verir. İran müverrihlerinin, Bizans İmparatorunu tutsak alan memlükün, Rum asıllı olduğuna dair sözlerine inanılabilir. Çünkü Anadolu'ya yapılan akınlar sonucunda tutsak alınan Rum ve Ermeni asıllı genç çocuklardan askerliğe elverişli olanlar eğitilerek hassa ordusuna alınıyorlardı. Hatta zamanla bunların sayısı Türkler'in kıskançlığını çekecek derecede çoğalmış ve Melikşah devrinde ordudan kovulmalarına sebep olmuştur. Bu Rum ve Ermeni asıllı kölelere Türk terbiyesi veriliyor ve türkçe adlar konuluyordu.

Camiü't-tevarih'in Selçuklular bölümündeki Malazgirt Savaşı ile ilgili bahis, arapça eserlerde gördüğümüz bazı ifadelerle şifahi rivayetlerden meydana gelmiştir. Pek muhtemeldir ki, bu haberler aynen bu şekilde müverrihe intikal etmiştir.

Reşidüddin'deki Malazgirt Savaşı ile ilgili ilk kısım, imadüddin'dekine benziyor. Yani Bizans imparatoru, Sultan Alp-Arslan devrinde 300 bin atlı ile sefere çıkmış, bunu duyan Sultan da Nizamül-mülk'ü ve Terken Hatun'u Tebriz'de bırakıp 15 bin atlı ile Ahlat'a yollanmıştır.

Ahlat ile Erzurum arasında iki ordu karşılaşmış, Sultan, askeri az olduğundan, barış teklifinde bulunmuş ise de Ermanus:

"Barışı Rey'de yaparız" diyerek Alp-Arslan'ın teklifini reddetmiştir.

Bundan sonra Alp-Arslan'ın 100 atlı ile çıktığı avda Bizanslılara tutsak düştüğü, fakat Bizanslılar'ın tutsak aldıklarının Sultan olduğunun farkında olmadıkları ve bundan dolayı vezir Nizamülmülk-ün aldığı bir tedbirle tutsaklıktan kurtarıldığı anlatılır. Aynı bahisde, Alp-Arslan'ın başlıca emirleri olarak Danişmend (diğer bir yerde Melik Muhammed Danişmend), Artuk, Saltuk, Mengücük, Çavlı ve Çavuldur'un adları geçiyor. Hatta Alp-Arslan'a, İmparatorla cuma günü, namaz vaktinde savaşmayı, Melik Muhammed Danişmend tavsiye etmiştir. Böylece Camiü-t-tevarih'de, Alp-Arslan'ın Memlük emirlerinin yerini Türkmen beylerinin aldıkları görülüyor. Vakıa bu isimlerin, daha sonraki siyasi duruma bakılarak zikredilmiş oldukları anlaşılıyor ise de bu husus, adıgeçen beylerin savaşta bulunmadıklarına delalet etmez. Bu beylerden Çavuldur, Çavuldur Çaka şeklinde Danişmendname'de de geçmekte olup onun, Anadolu'nun fethinde mühim bir rol oynamış beylerden biri olduğu muhakkaktır.

Şimdiye kadar incelediğimiz metinlerden en tafsilatlı olanının fetihnameye dayandığını görmüştük. Bu durumda biz, bazı meselelerin hallinde tarihi olayların akışını gözönüne almak zorundayız. Savaş esnasında Alp-Arslan'ın buyruğunda 15-20 bin kişilik bir kuvvetin bulunduğuna dair güvenilir kaynaklarımızdaki ifadeler hiçbir surette kabul edilemez. Muhakkak ki, Alp-Arslan'ın ordusu 30-40 bin ve belki de 50 bin kişiden az olmayıp bunun, ezici çoğunluğunu da- Oğuz yahut Türkmen kuvvetleri teşkil ediyordu. Bu sebeple fetihten önce, fethi müteakip faaliyette bulunan Afşin ve Sandak'dan başka Artuk, Saltuk, Tutuk, Mengücük, Çavuldur (Çaka), Çavlı, Kapar ve diğer Türkmen beylerinin savaşta bulundukları muhakkaktır. Memlûk menşe'li Türk emirlerinden de Sav-Teğin, Gevher-ayin ve Ay-Teğin'in savaşa katıldıklarını biliyoruz.

Reşidüddin, imparatorun ülkesine dönmek şartı ile her gün Sultan'ın hazinesine 1000 altın vermeyi, 10 bin iyi yetişmiş asker göndermeyi ve tutsakları salıvermeyi taahhüt ettiğini yazıyor ve savaşın 463 yılı Rebiülevvel ayında (Aralık - Ocak 1070 / 71) vukuu bulduğunu söylüyor. Aynı müellif, imparatorun vergi göndermeyi geciktirdiği için Sultan'ın beylere, Bizans içlerine yürümeleri emrini verdiğini de yazmaktadır. Bütün bunlar sonraki duruma bakılarak yapılmış istidlallerdir.

Kaynakça
Kitap: İSLAM KAYNAKLARINA GÖRE MALAZGİRT SAVAŞI
Yazar: FARUK SÜMER ve ALİ SEVİM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İBNÜ'D-DEVaDaRi ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:32

İBNÜ'D-DEVADARİ

Kenzü'd-dürer ve Camiü'l-gurer


Ebu Bekr b. Abdullah b. Aybeg ed-Devadari Kahire'de doğmuş ise de doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının memuriyeti dolayısiyle uzun müddet Dımaşk'ta bulunan müellif tahsilini tamamladıktan sonra Memluk Sultanının hizmetine girmiştir. Hayatı hakkında ne kendi eserlerinde ne de hal tercümesi kitaplarında fazla bilgiye rastlanamayan. müellifin ölüm tarihi de bilinmemekte olup, bunun 1335 ten sonra olduğu anlaşılıyor.

İbn-ü'd-Devadarin'nin iki tarih eserini biliyoruz. Bunlardan biri Dürretü't-tican adını taşımakta olup, muhtasar bir eserdir. Diğeri ise Kenzü'd-dürer ve Camiü'l-gurer adını taşımakta ve IX ciltten meydana gelmektedir.

Tercüme

Bu yılda (463 = 1071) Selçuklu Sultanı Alp-Arslan ile Bizans İmparatoru arasında büyük bir savaş vuku buldu.

Bu savaş şöyle oldu:

Hemedan'dan hareket eden Alp-Arslan Erciş'i feth etti ve Malazgirt' üzerinden Meyyafarikin'e yöneldi ve Teli Bağdad'a kondu. Bu esnada Halifelik ülkelerini idare eden vezir Nizamü'l-Mülk Nasr b. Mervan idi. O, çekinerek ve korkarak Sultan'ı karşıladı. Sultan'ın huzurunda iken 100 bin altın vermesi kararlaştırıldı ve kendisine hil'at giydirildi. Sonra Nizamü'l-Mülk Sultan'a vergi, armağanlar ve iaşe masrafları olarak pek çok şey takdim etti. Bu, Meyyafarikin önünde oldu.

Sultan kendisine takdim edilen şeylerin vezir Nizamü'l-Mülk tarafından halktan alındığı bildirilince, bunların hepsini geri çevirip şöyle dedi:

"Benim halkın malına ihtiyacım yoktur." Onların sahiplerine geri verilmesini emretti. O da bunları geri verdi. Denildiğine göre, bir çiftçiden alınan bir yumurta dahi geri verildi. Bunun üzerine Nizamü'l-Mülk, Sultan'a kendi malından vergi takdim ederek durumunu kuvvetlendirdi.

Bundan sonra Sultan, Harran'a kadar olmak üzere, Süveyda ve pek çok hisarı fethetti. Sonra Urfa önüne kondu, mancınıklar kurdurdu, hendekleri doldurttu. Bunun üzerine şehir halkı kendilerini affetmesi için 50 bin dinar vermeyi teklif ettiler. O da kuşatmayı durdurttu; fakat şehir halkı sözlerinde durmayarak gadrettiler. Sultan, Fırat'a doğru gitmek üzere yola çıktı. İki Irak'a mensup askerler kendisini takip etmediler. Bunlar daha önce zikredildiği gibi amcası Tuğrul Beg'in askerleri olup azıklarının gecikmesinden dolayı itaatsiz bir tavır takınmışlardı. Alp-Arslan kendi Hassa askerlerinden küçük bir birlikle Fırat kenarına kondu. Haleb hakimi Mahmud, ona ehemmiyet vermeyerek huzuruna gelmedi. Bunu müteakip Sultan'ın askerleri Haleb yörelerini vurup yağmalara giriştiler. Hatta Dımaşk'a bağlı Karyeteyn'e kadar uzandılar. Sonra Alp-Arslan Haleb önüne konarak şehri kuşattı. Bunun üzerine Mahmud elçi göndererek barış teklifinde bulundu ve huzuruna gelip yer öpeceğini bildirdi. Sonra, O gece annesi ile birlikte Sultan'ın huzuruna gitti.

Annesi, onun elinden tutup adil hükümdar Sultan Alp-Arslan'a takdim etti ve:

"Ey haşmetmeab! bu benim oğlum ve benim ciğerimdir, size teslim ediyorum, ona lütfü ihsandan lazım geleni yap!" dedi.

Sultan kadına acıdı, ona ikramda bulundu, oğlunun da gönlünü aldı ve şunları söyledi:

"Anneni al ve yerine dön. Sana ne yapacağımı görmen için yarın gel!" Mahmud ertesi gün hükümdarın huzuruna geldi. Sultan vezir Nizamü'l-Mülk'e ve Haciblere Mahmud'u karşılamalarını emretti. Mahmud, Sultan'ın huzuruna geldi. Sultan ona ikram etti, onu oturtup mevkii ile mütenasib bil'atlar giydirdi; altın eğerli atlar ihsan ederek kösler ve sancaklar ile ata bindirdi.
Bundan sonra Sultan Alp-Arslan'a, Bizans hükümdarı'nın kalabalık bir orduyla çıkıp Menbiç, Erciş ve Malazgirt'e geldiği haberi ulaştı. Bunun üzerine o, geri dönüp Fırat'ı geçti. Bizans İmparatoru'na Sultan'ın az bir askeri olduğu haber verilmişti. Bundan dolayı Sultan'la savaşmayı pek arzuladı. Bizans imparatoru'nun kendi üzerine yürüdüğü ve askerinin azlığından dolayı kendisi ile savaşmak arzusunda bulunduğu haberi Sultan'a ulaştı. Sultanın yanında dört bin atlı kalmıştı.

O, ordusunun kumandanlarına dedi ki:

"Ben bu savaşta Allah rızası için savaşanlar gibi sabırlı olacağım ve kendilerini tehlikeye atanlar gibi kendimi tehlikeye atacağım. Eğer sağ ve esen kalırsam -yüce Tanrıdan ümidim budur- Ne güzel Eğer durum aksine olursa, oğlum Melikşah'ı hükümdar olarak kabul etmenizi ve ona itaat göstermenizi ve onu yerime geçirmenizi vasiyet ederim."

Ordusunun kumandanları:

"Başüstüne" dediler. Bundan sonra o, atlı birliğiyle Bizanslılara karşı yürüdü. Ordusundaki her memlükün bir de yedek atı vardı. Alp-Arslan, küffarla yapacağı gaza için kaygısız, fakat temiz bir niyetle harekete geçti. Kumandanlarından birini askerlerinden bir bölükle ileriye gönderdi. Bu kuvvet Ahlat'da 10 bin kişilik bir Bizans öncü kuvvetine rastladı. Alp-Arslan'ın kumandanının 800 atlısı vardı. Ulu Tanrı'nın yardımıyla bu kuvvet, savaşı kazandı. Ruslar'dan biri olan Bizans öncü kuvvetleri kumandanı tutsak alındı. Bunlar haç'larıyla birlikte Sultan'a gönderildi. Sultan buna çok sevindi ve onu, zaferin nişanesi saydı.

Bizans imparatoru 100 bin atlıdan artık olan ve 100 bin okçu, 800 mandanın taşıdığı, üzerinde atlar için nal ve mıh bulunan dört yüz araba, yine üzerinde silah, mancınıklar ve kuşatma aletleri bulunan bin arabanın olduğu muazzam bir kuvvetle Malazgirt'e ulaştı, imparatorun yanındaki hazinede bir milyon altın ile 100 bin kat ipekli elbise vardı O, dünyayı istila etmek, Mısır ve Suriye'yi fethetmek gayesiyle harekete geçmişti. Zaptedeceği yerlere kumandanlar tayin etmişti.

Bağdad için de onlara tavsiyede bulunup şunları söyledi:

"iyi niyetli ihtiyarın, yani Halifenin memleketine içinizden hiçbiri taarruz etmesin, çünkü o bizim dostumuzdur."
Sultan Alp-Arslan'a Kürdlerden ve şair kavimlerden olmak üzere 10 bin kadar insan da katılmıştı.

Cuma günü gelince Sultan ordusunun kumandanlarını toplayarak şunları söyledi:

"Bu bekleme ne kadar sürecek ? Ben minberlerde bizim galip gelmemiz için dua ettikleri bu gün Cuma namazında düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Ya ulu ve kudretli olan Tanrı düşmana karşı zafer verecektir, ya da şehid olarak öleceğiz, isteyen beni takip etsin, yaşamasını sevenler de çekip gitsinler. Bunlar kınanmayacaktır. Bugün burada bir Sultan yoktur. Ben de sizlerden biriyim."

Onlar hep birlikte:

"'Senden sonra bizim için de yaşamak değersizdir. Sen neyi yaparsan biz de onu yaparız" dediler. Cuma namazı gelince iki taraf askerleri karşı karşıya geldiler. Bu esnada Sultan atının üzerinde doğrularak yayını atıp eline demir bir topuz aldı. Askerleri de onun gibi yaptılar Sultan "Allahu Ekber, Tanrı Zafer Versin" diye haykırıp Bizanslılar üzerine şiddetle saldırdı. Onu takiben de askerleri hep birlikte hücuma geçtiler. Bizanslılar, bir an içinde şiddetle yapılan bu hücum önünde duramadılar. Tanrı İslam'a yardım etti ve haç'a, heykel'e ve put'a tapanları bozguna uğrattı. Buna müteakip öldürerek ve tutsak alarak onları kovaladılar. Sultan da Cuma günü akşama kadar ve Cumartesi gecesi düşmanı, öldürerek ve tutsak alarak, takip etti. Düşmanlardan böylece pek azı kurtulabildi. Sultan, Bizanslıların beraberinde bulunan her şeyi ganimet olarak aldı ve ordugahına döndü.

Bu esnada emirlerinden biri katına gelip:

Memlüklerimden biri Bizans imparatoru'nu tutsak aldı" dedi.

Bu memluk Nizamü'l-Mülk'e gösterildiğinde o, bunu hakir görmüş ve kendisine gösterilmesini doğru bulmayarak alaylı bir şekilde:

"Bu memluk belki Bizans İmparatorunu bize getirir" demişti. Tanrı, Bizans İmparatorunu, gönlü kırık olan bu memlüke tutsak almayı nasip etmişti. Sultan Bizans İmparatorunu tanıyan hadimlerinden birine, durumu tahkik etmek için gitmesini emretti. Bu hadim İmparatoru görünce tanıdı ve Sultan'a dönüp bunun doğru olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Sultan da İmparator için bir çadır kurdurdu. Ona nezaret eden muhafızlar tayin etti. Sultan, İmparatoru tutsak alan memlükü getirtti; ona hil'at giydirip birçok şeyler verdikten sonra Gazne'yi de dirlik olarak tahsis edip onu has adamları araşma aldı.
Sultan, bağlı bir halde bulunan İmparatoru huzuruna getirtti, ayağıyla İmparatora vurdu.

Sonra ona şöyle söyledi:

"Sana ne yapmamı istersin?"

İmparator cevap verdi:

"Bana üç şeyden birini yaparsın. Birincisi beni öldürüp hayatıma son vermendir. İkincisi teşhir ederek hapsetmendir. Üçüncüsüne gelince, bunu söylemekte fayda yoktur. Çünkü bunu yapmazsın".

Sultan:

"Bu nedir?" dedi.

İmparator da:

"Beni affedersin, kendine naib yapar ve ömrümün sonuna kadar hizmetkarlarından biri olarak kabul edersin".

Sultan da:

"Benim de arzum seni affetmektir. Kurtuluş akçam tayin et" dedi.

İmparator:

"Sultan ne ister?" cevabım verdi.

Sultan:

"Bir milyon altın" dedi. Nihayet Sultan'ın istediği gibi bir milyon altın ve barış için 300 bin altın verilmesi, her yıl da 20 bin altın gönderilmesi ve Müslümanların ihtiyacı olduğu kadar Bizans ülkesinden asker yollanması hususunda bir anlaşmaya varıldı. Sonra İmparatorun bağları çözüldü. Sultan, İmparatora hil'at giydirdi ve onun için, kendi tahtının yanma bir taht koydurdu.

Bizans İmparatoru:

"Bizanslılar benden başkasını hükümdar yapmadan önce, beni acele ülkeme gönder" dedi.

Sultan da:

"Urfa, Menbiç, Malazgirt gibi ülkemizden aldığın şehirlerin iadesini ve Müslümanlardan tutsak bulunan kimseleri salıvermeni isterim" dedi.

Bizans İmparatoru:

"Şehirler işine gelince, ülkeme esenlikle varınca onların size teslimini emrederim. Ancak şu anda emrimi kimse yerine getirmez. Tutsaklar meselesine gelince, kudretli ve ulu Tanrıya bu hususta söz vermiş ve daha beni affetmenden önce ülkeme esenlikle dönersem onların hepsini bunları serbest bırakmayı adamıştım, bunu da yapacağım" dedi. Sonra Sultan onu çadırına gönderdi ve ona ihtiyacı olan bütün şeyleri tahsis etti. Sultan ayrıca imparatora 10 bin dinar ödünç de vermişti ki o, bunları maiyyetindekilere dağıttı. Üç gün sonra Sultan imparatoru huzuruna getirtti, ayağa kalkarak karşıladı ve ganimet olarak alınmış olan tahtına oturttu. Sonra ilkinden daha güzel bir surette hil'atledi ve üzerinde siyah olarak "La İllahe İllallah Muhammedün Resulullah" yazılı beyaz bir bayrak verdi. Sonra onu, 100 memlükün başında bulunan iki hacib ile, hükümdarlara gerekli olan silahları da vererek ülkesine gönderdi. Sultan bizzat bir fersahlık yere kadar giderek onu uğurladı, her ikisi kucaklaşıp vedalaştılar. İmparator İstanbul'a doğru yola çıktı.

Sonra Sultan mü'minlerin emiri, Halife, İmam el-Kaim Biemrillah'a olup bitenleri anlatan bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Bağdad süslendi, zafer takları yapıldı. Bu zafer bütün İslam ülkelerindeki halk arasında sevinç yarattı.

Bizans İmparatoruna gelince, o, sağ, salim ülkesine vardı ve Sultan'a vadettiği şeylerin hepsini yerine getirdi. Ümidin fevkinde hediyeler gönderdi. İmparator hayatı boyunca Müslümanlarla dost olarak yaşadı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir