Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bundari ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Bundari ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:22

BUNDARİ

Görüleceği gibi, metin ve tercüme bu müellifin adını taşıyorsa da Bundari'nin rolü, 1200-1201 yılında ölen Isfahanlı İmadüddin'in Selçuklu tarihine dair olan eserini, nisbeten daha az süslü bir üslupla kısaltmasından ibarettir. Gerçekten keskin zekası yanında sağlam ve geniş bir bilgi ve kültüre sahip bulunan İsfahanlı imadüddin eserlerini, zamanının, edebi kültüre sahip aydınlarının bile anlamakta güçlük çektikleri bir üslup ile yazmıştır. Bu böyle olmakla beraber İmadüddin, bize devam edip gelen secili, istiareli ve teşbihli sözleri arasında, bazıları müşküllerimizi çözen, değerli bilgiler verir. Bu sebeple araştırıcılar mühim kayıtlar elde etmek ümidi ile onun eserlerini sabırla mütalaa ederler.

Ahbarü'd-devleti's-Selcukiyye'den bahsederken söylediğimiz gibi, bu eser ile İmadüddin ve İbnü'l-Esir konuya ait bazı mühim meseleler üzerinde aynı bilgileri verirler. Bu müellifler hangi kaynağa dayanıyor, yahut İmadüddin verdiği bilgileri hangi kaynaktan aldı? Şimdiki durumda bizim için bu hususta kuvvetli bir tahminde bile bulunmak mümkün değildir.

İmadüddin'de, diğer iki eserde (Ahbar ve ibnü'l-Esir) olmıyan birkaç dikkate değer haber vardır. Bunlardan biri, Ahlat şehri kumandanının Türk Sandak olduğu ve Bizans İmparatorunun, adı geçen şehri elde etmek için gönderdiği 20 bin kişilik bir kuvvetin onun tarafından yenildiğidir. Ahlat yakınında iki taraf arasında bir öncü savaşı olduğundan hemen bütün kaynaklarda bahsedilir. Ancak Sandak'ın adı ve onun Ahlat kumandanı olduğuna değinilmez. Bizans kaynakları da İmparatorun Ahlat'a Joseph Trachaniotes kumandasında mühim bir kuvvet sevk ettiğini yazarlar. Diğer bir haber de Malazgirt ovasında iki tarafın öncüleri arasında, Türklerin galebesi ile sonuçlanan bir savaşın vuku bulduğudur ki, Bizans kaynakları da İmadüddin'in sözlerini teyiden bu öncü savaşından bahsederler.

İmadüddin, Malazgirt ovasına gelen Alp-Arslan'ın bir ırmağın kıyısına konduğunu kaydettikten sonra ordusunu dört bölüğe ayırıp bunları pusuya yerleştirdiğini yazar ki, bunun da doğruluğundan asla şüphe edilmemelidir. Alp-Arslan'dan, tamamen atlı ve atları üzerinde yağmur bulutları gibi ok yağdıran, son derecede hareket kabiliyetine sahip ordusuyla pusu kurup düzmece bir çekilme, çevirme ve sonra şiddetli bir hücumla sona eren meşhur Orta-Asya savaş tabiyesini uygulaması beklenirdi.

Aynı müellif Sultanın tutsak alman İmparatoru Azerbaycan'a götürüp oradan ülkesine gönderdiğini söylüyor ki, bunun doğruluğuna inanmak güçtür.

Kaynakça
Kitap: İSLAM KAYNAKLARINA GÖRE MALAZGİRT SAVAŞI
Yazar: FARUK SÜMER ve ALİ SEVİM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BUNDARi ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:29

BUNDARİ

Zübdetü'n-nusra ve Nuhbetü'l-usra


Hayatı hakkında yok denecek kadar bilgiye sahip olduğumuz Bundari'nin asıl adı Feth b. Ali b. Muhammed olup, İsfahandı idi. Anlaşıldığına göre, kendisi Suriye'ye gelerek Eyyubilerın hizmetine girmiştir. O, bu vazifede iken hemşehrisi Imadü'd-Din'in çok süslü, fakat anlaşılması güç olan Nusretü'l-fitre ve Usretü'l-fitre adlı eserini kısaltmış ve ona Zübdetü'n-nusra ve Nuhbetü'l-usra adını vermiştir. Eserin asıl müellifi olan İsfahan'lı Imadü'd-Din'e (doğumu 1125) gelince, Selçuklu devrinde yüksek mevkilerde bulunmuş bir aileye mensup olan müellif iyi bir tahsil yaptıktan sonra Abbasi veziri Avnüddin b. Hubeyre'nin himayesine mazhar olarak onun Vasıl naibi olmuştu. İbn Hubeyre'nin ölümünden sonra 1166 yılında Suriye'ye giderek Eyyûbi hükümdarlarının hizmetine girmiş ve 1200/ 1201 yılında vefat etmiştir.

İmadü'd-Din'in Nusretü'l-fitre adlı eseri Selçuklu vezirlerinden Enuşirevan b. Halid'in Farsça hatıratiyle bizzat kendi devrine ait hatıralarını ihtiva eder. Fazla olarak müellif Selçuklu tarihinin ilk devirlerine ait yazılı kaynaklardan bulduğu bilgileri de eserinin baş kısmına almıştır ki, Malazgirt Savaşı ile ilgili bahis de bunlar arasında bulunmaktadır.

Tercüme

Bizans imparatoru'nun savaşa çıkması, bozguna uğraması, kahrolması ve tutsak alınmasının zikri Bizans imparatoru Ermanus'un sayısız ve hesaba gelmez bir kuvvetle savaşa çıktığı haberi Sultan'a erişti. Bu haber üzerine Sultan, Bizans İmparatoru'nun Ahlat yöresine yöneldiğini işitince sür'atle Azerbaycan'a geldi. Sultan'ın yanında ancak Hassa askeri bulunuyordu. Askerlerini toplamak, Müslüman topluluklarının cihada katılmalarını sağlamak için ülkesine geri dönmeyi uygun bulmadı. Veziri Nizamü'l-Mülk'ü ve Hatununu ağırlığı ile birlikte Tebriz'e gönderdi. Yanında seçme 15 bin atlı bulunuyordu. Bu atlılardan her birinin yedek atı da vardı. Bizans ordusuna gelince, Rum, Rus, Guz, Kıpçak, Gürcü, Abhaz, Hazar, Frenk ve Ermenilerden müteşekkil olmak üzere 300 bin kişiden fazla idi.

Sultan, asker toplamaya giriştiği takdirde vakit kaybedeceğini, memleketin başına büyük bir felaket geleceğini ve halkın bundan çok zarar göreceğini düşündüğünden seçme askeriyle düşmana karşı yürüdü ve şöyle dedi:

"Ben canımı Tanrı yolunda feda edeceğim. Eğer şehitlik mutluluğuna erişirsem, havalanan toz kümesinden ibaret olan kabrim, yeşil kuşların kursaklarında olacaktır. Eğer savaşı kazanırsam bu benim için büyük bir mutluluktur. Böylece bu günüm dünden daha hayırlı olacaktır". Sonra Tanrı'ya tevekkül edip bu kuvvetli azim ve kesin kararla düşman üzerine yürüdü.

Bizans İmparatoru Ruslar'dan olan kumandanını 20 bin atlının başında öncü kuvveti olarak gönderdi. En cesur kumandanları ve en büyük haçları bunların arasında idi. Bunlar, bela getirerek yağma ve esir ederek Ahlat yöresine girdiler. Türk Sandak'ın kumandasındaki Ahlat askeri bunlara karşı çıktı. Sandak, tozların meydana getirdiği geceyi sabahın aklığı yaptı; yanan ve parlayan ateşler içinden sür'atle geçerek şan ve şerefe ulaştı. Bizanslılardan pek çok kimseyi öldürdü ve kumandanlarını da tutsak alarak bağlı ve üzüntülü bir şekilde getirdi. Sultan bu kumandanın burnunun kesilmesini, fakat öldürülmesinin geri bırakılmasını buyurdu. Bu olay 463 yılı Zilkade'sinin dördüncü Salı (3 Ağustos 1071) günü vuku buldu. Sultan ele geçirilen haç'ı İslamın selametinin müjdecisi olarak sür'atle Bağdad'a ulaştırması için Niza-mü'l-Mülk'e gönderdi. Bizans ordusu Ahlat'a vasıl oldu ve kuşattı. Ahlat halkı, dinine daima yardım eden Ulu Tanrı'ya güvendiler. Bizans İmparatoru, Hıristiyan yardımcıları ve vaftizlenmiş büyüklerle Malazgirt'e kondu. Malazgirt halkı sıkıntıya düştü ve korkuya kapıldı. Karşı koymaya muktedir olmadıklarını anladılar ve kafir kılıcı ile kanlarının döküleceğini görerek "aman" dilediler ve şehri teslim ettiler. Bizans İmparatoru, halkı muhafaza altında şehrin düz bir yerinde geceletti. Ertesi Çarşamba günü tan atarken, bütün şehir halkını tutsak olarak bir birlik nezaretinde memleketine gönderdi. Bizzat kendisi, maiyyet ve muhafızlarıyla bunları uğurladı. Bu sırada Sultan'ın ordusunun öncüleri de gözükmüştü. Her iki tarafın doğan kuşları gibi olan askerleri vuruşmak için bir araya geldiler. Atlılar taşan seller gibi yayıldılar. Yerden göğe doğru tozdan bir perde yükseldi. Bizanslılar bozguna uğradılar. Bu bozgunluk onları mahvedip gayelerinden uzaklaştırdı; onlar çadırlarına çekildiler ve Müslümanların düğününden yaslı bir şekilde ayrıldılar. Malazgirtliler birer birer savuşmaya başladılar. Bizanslılar eceli gelmiş olanları öldürdüler ve geri kalanlar da kurtuldu. Bizanslılar ölümle karşı karşıya geldiklerini anladılar. İmparatorları çadırına döndü ve geceyi kös ve bom çaldırarak geçirdi. Perşembe günü tan atarken Sultan Alp-Arslan erişip ırmağın kıyısına kondu. Yanında öldürme ve yok etmeden başka birşey bilmeyen 15 bin Türk atlısı vardı. Rum köpeği Ahlat ile Malazgirt arasmdaki Zahre denilen yerde bulunuyordu. Beraberinde kara yürekli, utanmaz yüzlü, hayasız iki yüz bin atlı vardı. İki ordu arasında bir fersah bulunuyordu. Tevhid ve teslis arasında bir kısık kalmıştı.

Alp-Arslan, düşmanın gayesini anlamak ve durumunu öğrenmek için elçi gönderdi. Elçi Bizans İmparatoru'na:

"Eğer barış istiyorsan biz bunu yaparız, arzu etmezsen, biz azmimizde Tanrıya samimiyetle bağlanırız" dedi.

Sultan'ın elçiyi zayıflığından dolayı gönderdiğini sanan Bizans İmparatoru teklifi reddetti; gururlandı ve:

"Rey'-de bu teklifinize cevap veririm" dedi. Böylece o, yapılmaması gerekeni yapıp dalalete saptı. Sultan, İmparatorun bu davranışına çok kızdı, aralarındaki müzakere kesildi. Ertesi Perşembe günü ölüm davetçisini karşılamak üzere iki ordu savaş düzenine girdi. Güneş, kin dolu solukların hararetinden şikayet ediyordu. Sanki güneşin ışınları yükselen bu soluklarla ufuklara kan gibi akıyordu. Bu sırada öncüler yüksek yerlerde, ölümler belenlerde idi. Sultan'ın azmi, düşmanla karşılaşmaya yönelmiş ve vuruşmaya hazırdı.

Bu esnada Sultan'ın fakih ve imamı Buhara''lı Hanefi Abdülmelik oğlu Ebû Nasr Muhammed:


"Sen, Tanrı'nın yardım vaadettiği dini için savaşacaksın. Bu sebeple Cuma günü halkın minberlerde senin için dua ettiği öğleden sonra düşmanla karşılaş" dedi.

Cuma sabahı olunca haykırmalardan yer yerinden oynadı ve gökyüzü tozla kaplandı, arzulu harp, güçlü kılıçlardan ve başı boş otlayan aygırlardan gebe kaldı. Silahlı koruyucular, ölüm çayırını koruyorlar ve geniş ağızlı kuyuların etrafından dolaşıyorlar, öncüler, öncülerle savaştı, keskin kılıçlar, keskin kılıçlarla çarpıştı. Keskin kılıçlar Türkü çağırdı ve sağlam kargılar oynadı, süngüler büküldü, atlılar cevelan etti, ölüm kaseleri dolaştı, başlar uçtu ve yiğitler oraya-buraya koşuştu. Kısa kargılar doğrulup saldırdı. Bu öğleden sonraya kadar devam etti. Düşman savaşa ve din sevgisine boyun eğdi. Minberlerin ağacı hatiplerin seslerinden inledi. Cuma namazındaki cemaat mücahitler için gönülden dua ettiler. Bu sırada Alp-Arslan atından inip kolanını sımsıkı bağladı, eğer ve gemini düzeltti. Daha sonra atına bindi ve yüreğini pekleştiridi, ordusunun merkezini düzene soktu ve askerlerini dört bölüğe ayırdı, her bölüğü bir pusuya yerleştirdi. Daha sonra yanında Ruhü'l-Emin (Cebrail) olduğu halde hareket etti. Pusunun iyi kurulmuş olduğunu ve içinden zaferi kazanacağını hissedince hür bir yüzle harp ateşini karşıladı, vuruşma ve mızraklaşmaşını lezzetli buldu. Bizans imparatoru yer yüzünü kaplayan ordusu ile saldırdı, teskin olacak bir sel ve gündüzü kaldıran bir gece gibi ilerledi. İslam atlıları, bu hücuma karşı dayandı ve sonra çekinmeden ileri atıldı. Bizanslıları, pusudakiler arkalarında kalacak ve ölümün hizasına gelecek şekilde ileri çektiler. Sonra pusudakiler arkadan, düşmanın karşısındakiler de önden saldırdılar Bir beyaz ateşi andıran İslam kılıçları, düşmanın yakı otu gibi olan ileri gelenlerinin üzerine düştü. Düşman bozgunluğunu gösterdi ve öyle bir yenilgiye uğradı ki, telafisi mümkün olmadı. Düşmandan bir kısmı dayanamadı, dayananlar da eziyet çekerek öldüler. Binlerden biri bile kurtulamadı ve İslamın düşmanlarından birkaçı dahi esenliğe ulaşamadı. Bizans imparatoru tutsak alınarak bağlandı ve kendisini koruyup kurtaracak bir kimse yoktu. Müslümanlar, Bizanslıları kovaladılar. Birler, binleri öldürdüler. Yeryüzü, onların pisliklerinden temizlenip cesetleri ile döşendi. Alçak yerler ölülerin leşleriyle doldu, taşlık yerler kargı parçalarından ormanlık yere döndü.

Bizanslıların eşya ve ağırlıklarını taşıyan 3 bin arabaları vardı. Bu arabalara yüklenmiş mancınıklardan en büyüğü 8 parçadan ibaretti. Bu mancınığı 1200 kişi çeker ve yüz araba taşırdı. Bu mancınık Ahlat'ın büyük rıtıl ölçüsüyle bir kantar ağırlığında taş atardı. Bu mancınık, göğe yükselmiş başı dumanlı bir dağa benziyordu.

Bizanslılardan öldürülmedik veya tutsak alınmadık kimse kalmadı. Bunların eşyaları açıkta kalmış olup, hiç kimse el sürmüyor ve satılığa çıkarılmış alıcısı olmayan bir mal gibi duruyordu. Binitin, davarın, silah ve eşyanın değeri düştü.

Öyle ki:

On iki tulga, altıda bir altına ve üç zırh, bir altına satıldı.

Bizans imparatoru'nun tutsak alınması hakkında şöyle tuhaf bir hikaye anlatılmaktadır:

Sadüddevle Gevherayin'in bir memlükü vardı. O, bu memlükü Nizamü'l-Mülk'e hediye etmiş ise de o, bunu kabul etmeyerek ona itibar etmemişti. Gevherayin, onu kabul etmesi için çok ısrar etti.

Bunun üzerine Nizamü'l-Mülk:

"ondan ne beklenebilir, belki Bizans Imparatoru'nu bize tutsak alarak getirir" demiş ve bunu alay etmek, onu küçük göstermek ve mühimsemediğini ifade etmek için söylemişti. Savaş günü Bizans İmparatorunun bu memlûk tarafından tutsak alınması Nizamü'l-Mülk'ün sözüne uygun düştü. Sultan, bu memlüke hil'at verdi ve ne istediğini sordu. O da Gazne beşaretini istedi. Sultan haşmet ve azametle Azerbaycan'a girdi. Bizans İmparatoru bir av gibi bağlanmış olarak yanında idi. Yaptıklarına ve bilgisizliğinin tutsağı olmasına esef ediyordu. Kötü bir aldatma, ancak yapana zarar verir. O, dünyayı fethetmek, dini yok etmek, Sultanları mahvetmek ve şeytanlara yardım etmek maksadıyla sefere çıkmıştı. Neticede kudretli iken zavallı ve biçare bir kimse durumuna düştü. Sahip olduğu her şey değerini kaybetti.

Sonra Sultan, Bizans İmparatoru'na acıdı ve onu huzuruna getirterek:

"Galip gelseydin ne yapardın, bunu bana doğru olarak söyle" dedi. Bizans imparatoru "Sizden tutsak aldıklarımı köpeklerle birlikte hapsedecek ve onları çırçıplak bırakacaktım. Seni tutsak alsaydım, bir fırın hazırlayarak sana çok kötü bir muamelede bulunacaktım" dedi.

Bunun üzerine Sultan:

"Senin bize ne yapacağını öğrendik, şimdi biz sana ne yapalım ? Biz, senin hakkında, bize yapmak istediklerin şeylerle iktifa etmiyeceğiz" dedi.

Bizans İmparatoru:

"Kötü niyetimin neticesine bak ve suçumun getirdiği cezayı ver" dedi. Bunun üzerine Alp-Arslan'ın kalbi yumuşadı, bağlarını çözdürdü, lütfu ihsanda bulunarak memleketine gönderdi. O, üzgün olarak memleketine dönünce tebaası artık onu hükümdar olarak kabul etmemiş ve adını imparatorluktan silmişler ve "bu, imparatorlar sırasından çıkmıştır" dediler ve Mesih'in ona kızmış olduğunu sandılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir