Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İbnü'l-Cevzi ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İbnü'l-Cevzi ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:21

İBNÜ'L-CEVZİ

İbnü'l-Cevzi'nin Malazgirt Savaşına dair verdiği bilgi, görüleceği gibi, torunu Sıbt ibn-ü'l-Cevzi'dekinden daha az tafsilatkdır. Sıbt ibnü'l-Cevzi'deki Malazgirt Savaşı ile ilgili bahsin, Alp-Arslan ile çağdaş bir müellif olan Garsu'n-ni'me Muhammed b. Hilal es-Sabi'nin eserinden akındığını biliyoruz. Buna göre İbnü'l-Cevzi'nin de aynı kaynağı kullanılmış olduğu anlaşılıyor. İbnü'l-Cevzi, savaşın vuku bulduğu günü doğru olarak veren iki müverrihten biridir (diğeri Sıbt İbnü'l-Cevzi'dir). Bu müellif aynı zamanda Bizans ordusunda Oğuzlar'ın bulunduğunu ve bunların 15 bin kişi olduğunu söyler ki, bu ifade Sıbt'da görülmez.

Daha önce ifade edildiği gibi, İslam müverrihlerinden bir kısmı Bizans ordusunda Oğuzlar'ın (onlarda el-Guzz) bulunduğunu yazarlar ise de onların veya onlardan bir bölüğün Selçuklu ordusuna katıldıklarından bahsetmezler. Bizans müverrihi Attaliates, iskit adiyle zikrettiği Oğuz ve Peçeneklerin şekilce Selçuklulara benzediğini kaydetmektedir ki, bu sözler her iki Türk topluluğunun Orta-Asya'dan getirdikleri milli kıyafetlerini muhafaza ettiklerini göstermektedir. Adı geçen Bizans müverrihi Oğuz ve Peçenekler'den bir kısmının, başları Tamış ile birlikte savaştan önce Türk ordusu saflarına geçtiğini yazar. Urfalı Mateos ise bunun, Attaliates'in yazdığı gibi, kısmi bir geçiş değil, toptan bir katılma olduğunu bildirir.

Oğuz ve Peçenekler'in soydaşlarına katılmalarım, Bizans ordusunun yenileceğini anlamaları ile izah etmek için, elimizde hiçbir delil yoktur. Böyle bir durumda onlar kaçmak suretiyle pek ala kendilerini felaketten kurtarabilirlerdi. Bu sebeple Oğuz ve Peçenekler'in, soydaşlarının saflarına geçmelerinde kavmiyetçilik şuuru amil olmuş olabilir.

Kaynakça
Kitap: İSLAM KAYNAKLARINA GÖRE MALAZGİRT SAVAŞI
Yazar: FARUK SÜMER ve ALİ SEVİM
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İbnÜ'L-CEVZi ve Malazgirt Savaşı Bilgileri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 20:29

İBNÜ'L-CEVZİ

Cemalü'd-din Ebu'l-Ferec Abdurrahman b. Ali b. Muhammed İbn-ü'l-Cevzi 1116 yılında Bağdad'da doğmuştur. Kendisi ünlü bir vaizdi; pek çok eserleri olup bunlardan biri de şimdi bahsedeceğimiz tarihidir. İbn-ü'l-Cevzi 1200 yılında yine doğduğu şehir olan Bağdad'da ölmüştür.

İbn-ü'l-Cevzi'nin yazmış olduğu tarihi eser Kitabül-muntazam ve Multakati'l-multazam fi Ahbarıl-müluk ve'l-ümem adını taşımaktadır. Kitabi'l-muntazam yaratılıştan 1177 yılına kadar gelir. Eserin en değerli kısmı şüphesiz müellifin yaşadığı zamana aittir. Müellif kendisinden az önceki devirlere ait bize kadar gelmemiş olan Hemedan'lı Muhammed b. Abdülmelik'in Unvanü's-siyer adlı eseriyle Raguni'nin tarihini kullanması itibariyle kitabının bu devirleri de orijinal bir kaynak mahiyetindedir. İbnü'l-Cevzi için tenkid edilebilecek husus, onun tarihi olaylardan ziyade devrin ilim adamlarının ve dini şahsiyetlerinin haltercümelerine çok daha fazla ehemmiyet vermiş olmasıdır.

Tercüme

H. 463 yılı (1071) olaylarından biri de şudur:


Bizans imparatoru'nun kalabalık bir askerle İslam ülkelerine doğru gelmekte olduğu haberi Sultan Alp-Arslan'a ulaştı. Sultan'ın yanında pek az asker vardı. Çünkü kıtlık yüzünden malları telef olan Sultan'ın askerleri Suriye'den bozgun halinde Horasan'a dönmüşler ve karargahlarına gitmeyi arzu etmişlerdi. Bundan dolayı Sultan'ın yanında ancak 4 bin kişiye yakın Hassa askeri kalmıştı. Buna rağmen ülkesine dönmemiş ve asker toplamaya girişmemişti. Eğer geri dönse idi bu, İslamlar için bir hezimet olacaktı. Sultan sonuna kadar savaşmaya azmetti. Bu itibarla Seferiyye Hatun ile Nizamü'l-mülk'ü ağırlıkla birlikte Hemedan''a gönderdi ve Nizamül-mülk'e oradan asker toplayıp kendisine göndermesini emretti.

Sultan, Nizamü'l-Mülk ve ordusunun kumandanlarına şunları söyledi:

"Ben bu savaşta Allah rızası için savaşanlar gibi sabredecek ve kendilerini tehlikeye atanlar gibi savaşacağım. Eğer kurtulursam - Ulu Tanrıdan bunu bekliyorum-ne ala, aksi takdirde sizlere, oğlum Melikşah'ı dinlemenizi, ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirip hükümdar tanımanızı vasiyet ediyorum. Daha önce bunu kendisine söylemiş ve ona bu tevcihi yapmıştım. Kumandanlar "başüstüne" diyerek cevap verdiler Bu, Nizamü'l-Mülk'ün görüşü ve tedbiriyle yapılmıştır. Sultan ordusundan bir kısım askerle beraber bulunuyordu. Her askerin ayrıca yedek bir atı da vardı. Sultan, Bizans imparatoruna karşı yöneldi, savaşarak galip geldi. Düşmanın haçı ele geçirildi. Bizanslılar pek çok ölü ve yaralı verdikten sonra kaçtılar. Kumandanları Sultan'ın katına getirildi ve Sultan da burnunun kesilmesini emretti. Haç ta Hemedan''a gönderildi. Bu Haç tahtadan olup baş kısmı gümüşten idi, üzerinde firuze parçaları vardı ve gümüş bir mahfaza içinde de bir incil bulunuyordu. Sultan bu haçı Nizamü'l-Mülk'e göndererek kazanılan zaferi bildirdi ve haç'ın Halife'ye iletilmesini emretti.

Bizans imparatoru gelerek Jia/iüe denilen yerde Zilkade'nin bitimine beş gün kala Çarşamba günü Sultan'la karşılaştı. Bizans askerinin çokluğu yanında Sultanın bütün askeri 20 bin kişiye yakındı. Bizans imparatorunun kuvveti ise, 35 bin Frenk askeri, 35 bin de 8 askeri idi. Bunların başında 200 büyük ve küçük kumandan vardı. Bu kumandanlardan her biri, sayıları 500 ile 2000 arasında değişen birliklere kumanda ediyordu. Ayrıca İmparatorun ordusunda İstanbul'un öte yakasından yaşayan Oğuzlar"dan 15 bin kişi de vardı. Ordusunda 100 bin delici ve kazıcı ile 100 bin kuşatıcı ve 400 araba bulunuyordu. Bu arabalarda silahlar, eğerler, arrade ve mancınık gibi kuşatma aletleri vardı. Bu mancınıklardan birini 1200 kişi çekiyordu. Sultan, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek ülkesine geri dönmesini, kendisinin de geri döneceğini ve barışın da Halifenin aracılığıyla tamamlanmasını bildirdi. Bizans İmparatoru evvelce Halife'ye elçi göndererek Sultan'ın kendisiyle barış yapması için ona tesir etmesini istemişti.

Bizans hükümdarı, Alp-Arslan'a şu cevabı verdi:

"Ben bu duruma, pek çok para sarfederek ve çok asker toplayarak geldim. Şimdi bu üstün durumu elde etmişken bundan nasıl vazgeçebilirim, çok geç!. Barış ancak Rey''de yapılabilir. Ben de İslam ülkelerine kendi ülkem gibi bakim olmadan geri dönmem".

Cuma günü namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp Ulu Tanrı'ya dua etti, yalvardı, yakardı ve ağlayarak askerlerine şunları söyledi:

"Bizim sayıca az olmamıza rağmen, ben düşmana, minberde bizim için ve Müslümanlar için dua edilen şu saatte saldırmak istiyorum. Ya gayeme erer, ya da şehit olarak cennete giderim. Sizlerden arkamdan gelmek isteyenler gelsinler, istemeyenler ise gidebilirler. Şimdi burada ne emreden bir Sultan ve ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. Beni takip eden ve canını Ulu Tanrıya adayan kimse cennete gideceği gibi kazanca da nail olacaktır. Uzaklaşıp gidenler ise ateşte yanacak ve kötülüklere uğrayacaktır."

Sultan'ın askerleri hep bir ağızdan:

"Ey Sultan, biz senin kullarınız, ne yaparsan aynısını yaparız ve sana yardım ederiz, istediğin gibi hareket et" dediler.

Bunun üzerine Sultan ok ve yayı bırakarak silahlandı ve eline bir topuz aldı. Atının kuyruğunu bizzat eliyle bağladı ve atma bindi. Askerleri de kendisi gibi yaptılar. Sultan Bizanslılara karşı yürüyüp haykırdı, askerleri de haykırarak düşmanlara saldırdılar. Bir toz yükseldi. Bir saatlik bir savaş sonunda dinsizler bozguna uğradılar. Müslümanlar gece ve gündüz savaştılar, düşmanlardan pek çoğunu öldürdüler, çok miktarda ganimete nail olup tutsaklar elde ettiler.

Bundan sonra Sultan ordugahına döndüğünde, hadim Gevherayin:

"Ey Sultan memlüklerimden biri Bizans imparatoru'nu tutsak aldığını söylüyor." Bu memlükü Nizamü'l-Mülk askeri teftiş ederken gördüğünde, onu küçümsemiş ve saf dışı edilmesini emretmişti.

Fakat onun hakkında ricada bulunulması üzerine, istemeyerek yerinde kalmasına razı olmuş ve alaylı bir şekilde:

"Taki Bizans Imparatoru'nu tutsak alıp bize getire" demişti. Ulu Tanrı, Bizans imparatoru'nun tutsaklığını bu memlükün eliyle nasib etmişti. Fakat Sultan bundan şüphe ederek müteaddit defalar elçilikle Bizans Imparatoru'na gitmiş olan Şazi adlı memlükü çağırtıp, onu bu işin tahkikine memur etti. Şazi, gidip tutsak alınanı görüp onun imparator olduğunu teyit etti. Bunun üzerine Sultan bir çadır kurdurup imparatorun oraya nakledilmesini, bağlanıp eline ve boynuna bukağı vurulmasını ve 100 memlükün onu muhafaza etmesini emretti. Sultan, onu tutsak edip muhafaza eden memlüke hil'at giydirip ona istediğini verdi ve imparatoru nasıl tutsak aldığını sordu.

Memluk şöyle cevap verdi:


"Ona saldırdığımda kim olduğunu bilmiyordum. Çevresindeki 10 hizmetçiden biri bana dedi ki: 'öldürme, zira o imparatordur'. Bunun üzerine onu tutsak alıp getirdim." Bundan sonra Sultan, imparatorun katma getirilmesini emretti.

Getirildiğinde ona üç veya dört kırbaç vurdu, aynı şekilde ayağı ile de vurup ona şöyle dedi:

"Halifenin elçilerinin sana gitmesine, anlaşmayı yapmalarına ve isteklerinin kabul edilmesi hususunda onlara izin ve yetki veren ben değil miydim? Yine sana elçi gönderip geri dönmeni isteyen ben değil miydim? Sen buna razı olmadın. Seni bu redde sevkeden sebep ne idi?"

Bunun üzerine imparator şöyle dedi:

"Ey Sultan çok sayıda asker toplayıp hazırlandım. Fakat zaferi sen kazandın. Bana istediğini yap; fakat beni azarlama".

Sultan:

"Eğer ben senin eline düşseydim ne yapardın?" dedi.

O da:

"Fena şeyler" cevabını verdi.

Sultan bunun üzerine:

"Gerçekten doğru söyledin. Eğer başka bir şey söylemiş olsaydın, bu yalan olurdu. Bu adam, akıllı ve yiğit olduğundan o öldürülmemelidir" dedi ve ilave etti: "Sana ne yapacağımı sanıyorsun?",

İmparator cevap verdi:

"Şu üç şeyden birini: Birincisi öldürmek, ikincisi yürüyüp almak istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek, üçüncüsünü zikretmeye lüzum yoktur, zira bunu yapmazsın".

Sultan:

"Söyle bakalım bu nedir" dedi

İmparator da:

"Beni bağışlaman; fidye vermek ve vergi tediye etmek, bana güvenmek, beni, Bizans ülkesinde senin bir kulun venaibin olarak, memleketime göndermendir" dedi.

Bunun üzerine Sultan:

"Ben, bu hususta bir şey düşünmedim. Ancak sen ümitsizliği giderilmiş ve hakkındaki niyetimi öğrenmiş bir kimse olarak seni serbest bırakacak paranın miktarını söyle" dedi.

İmparator da:

"Sultan istediğini söylesin" dedi.

Bunun üzerine Sultan:

"10 milyon altın vermelisin" dedi.

İmparator:

"Gerçekten, sen, hayatımı bağışladıktan sonra Bizans ülkesine benden daha layıksın. Fakat Bizans ülkesinin hazinesini sarfettim. İmparator olduğumdan beri asker toplamak ve savaşlar yüzünden Bizans halkından 10 milyon altın topladım. Bu suretle onları yoksullaştırdım. Eğer durum böyle olmasaydı, istediğinden daha fazlasını verirdim" dedi.

Konuşmalar şu şekilde sonuçlandı:

1.500.000 altın kurtuluş akçesi, her yıl ödenmek üzere 360 bin altın barış akçesi ödenecek, Bizans ülkesinde bulunan tutsaklar salıverilecektir. Bunlara ilaveten muhtelif hediyeler verilecek-tir. Ayrıca ihtiyaç duyulduğu zaman Bizans ordusundan bir kuvvet gönderilecektir.

Bundan sonra Bizans imparatoru şunları söyledi:

"Bana bir iyilikte bulunacaksan, Bizanslıların benim yerime bir başkasını hükümdar yapmalarından önce sür'atle beni memleketime gönder. Aksi takdirde benim onların başında olmam ve vadettiklerimden birşey ödemem mümkün olmayacaktır."

Bunun üzerine Sultan dedi ki:

Antakya, Urfa ve Menbiç'i iade etmeni istiyorum, zira onlar Müslümanlardan yakın bir zamanda alınmıştır ve aynı zamanda Müslüman esirlerini de serbest bırakmalısın".

Bunun üzerine İmparator şu cevabı verdi:

"Ülkeme döndükten sonra istediğin şehirlere asker gönderir ve onların teslimi için muhasara ederim. Fakat bunu şimdi yapmaya kalkarsam mani olacaklardır. Tutsaklara gelince, onlara iyiliklerde bulunarak sür'at le göndereceğim".

Bundan sonra Sultan, bağlarının çözülmesini ve bukağının çıkarılmasını emrettikten sonra:

"bize içki sunması için ona bir kadeh veriniz" dedi. Kadeh verildi, fakat İmparator zannetti ki kadeh-tekini kendisi içecektir. Fakat o, bundan men edildi ve kadehi Sultan'a sunması bildirildi. Bunun üzerine o, Sultan'a yaklaşarak Bizans geleneği gereğince yere doğru biraz eğilerek kadehi Sultan'a sundu.

Sultan kadehi aldıktan sonra İmparatorun saçını keserek yüzünü yere değdirdi ve:

"Hükümdarlara hizmet edersen böyle yap" dedi.

Sultan'ın böyle davranmasının sebebi şu idi:

Sultan Rey'den Bizans hükümdarı ile savaş için hareket edeceği sırada, "Bizans İmparatorunu tutsak alıp ona sakilik yaptıracağım" söylemişti.

Bizans hükümdarı çadırına gitti ve 10 bin altın borç alarak durumunu düzeltti. Bu cümleden olarak bu paranın bir kısmını yakınlarına dağıttı ve bir kısmıyla da kumandanlardan bazılarının hürriyetlerini satın aldı, kalanlar da parasız salıverildi. Ertesi gün İmparator gene huzura getirildi ve kendisinden ganimet olarak alınmış olan tahtına ve kürsüsüne oturtuldu.

Ve kendisine elbisesini ve külahın giydirttikten sonra Sultan ona:

"Seni naib yaptım ve sözüne inandım. Seni memleketine göndereceğim ve hükümdarlığını iade edeceğim, yeri öp" dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

"Ulu Tanrının yer yüzündeki Halifesi, elçi gönderip meseleyi halletmek için sana gelmemiş miydi ? Sen bu elçinin başını açtırıp kemerini bağlatarak huzurunda yer öpmesini emretmemiş miydin! - İmparatorun, İbnü'l-Mahleban'a böyle yaptırdığı Sultan tarafından biliniyordu — bunu neye yaptın ? Ve bu söylenildiği gibi değil midir ? Yoksa bunda doğru olmayan bir taraf mı vardır?" dedi.

Bunun üzerine İmparator:

"Ey Sultan, nasıl istersen ben öyle yaparım dedi" ve ayağa kalkıp başını açtı, yere eğildi ve şunları söyledi : "Bu, Halifenin elçisine yaptığımın bir karşılığıdır." Sultan buna sevindi ve imparator için üzerinde "Tanrıdan başka ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazırlanmasını emretti. Bu bayrak imparatorun başının üzerine çekildi, iki hacibin kumandasındaki 100 kişilik bir müfreze, imparatoru istanbul'a götürmek üzere refakatine verildi. Sultan onu uğurlamak için bir fersahlık yere kadar geldi, veda edeceği sırada imparator atından inmek istedi ise de Sultan ona mani oldu. Kucaklaşarak ayrıldılar.

Bu, İslam tarihinde görülmemiş ve eşi olmayan bir zaferdir. Çünkü Rum kavmi İslam'ı ve halkını yok etmek için harekete geçmişti. Bizans imparatoru da Sultan'a karşı yürümek için büyük bir hırs duymuştu. Hatta o, Rey'e girdiği takdirde İslam ülkelerini kumandanları arasında taksim etmeyi kararlaştırmış ve Bağdad'ı verdiği kumandana Halife'yi kastederek: "Şu iyi mizaçlı ihtiyara dokunma, çünkü o bizim dostumuzdur" demişti. Kumandanlar da şöyle söylüyorlardı: "Rey'de kışlar, Irak'ta yazı geçirip dönüşte de Suriye ülkesini alırız".

Zafer haberi Bağdad'a gelince davullar çalındı ve borular öttürüldü. Halk Beytü'n-nube'de toplandı. Orada zafer mektubu okundu, imparatorun yenilgisi Bizans'a ulaşınca, onun geri dönmesini önleyip bir başkasını imparator yaptılar. Bunun üzerine imparator, tahttan vazgeçerek rahip elbisesi giydi ve Sultan'a 200 bin altın ile 90 bin altın değerindeki mücevherlerin bulunduğu bir altın tabak gönderdi. Ve daha fazla göndermeye muktedir olmadığını incil üzerine and içerek bildirdi. Daha sonra imparator konuk olarak Ermeni Kiralının yanına gitti. Fakat o, imparatorun gözlerine mil çekti, imparator da durumu Sultan'a bildirdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir