Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Melikşah Dönemi: 1072-1092

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Sultan Melikşah Dönemi: 1072-1092

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:27

Sultan Melikşah Dönemi: 1072-1092

Sultan Alp Arslan'ın beklenilmeyen ölümü üzerine tahta oğlu Melikşah geçti. Alp Arslan döneminde vezirlik makamına getirtilen büyük devlet adamı Nizamü'l-Mülk yeni sultanın bir nevi danışmanı, yönlendiricisi konumundaydı. 25 Kasım 1072 yılında resmen tahta çıkan Melikşah, hakimiyetinin ilk dönemlerini Selçuklu şehzadelerinin çıkardığı huzursuzlukların önüne geçmekle geçirdi. Maveraünnehr'de tahta çıkan Melikşah askerin maaşını toplam 700 bin altın arttırarak ordunun desteğini almayı başarmış ve alelacele 20 günlük yolu 3 günde kat ederek 31 Aralık 1072 yılında Cuma günü Horasan'a gelerek buradan Nişabur'a yerleşip, iç kalede bulunan hazineyi komutanları arasında tahsis etmişti. Bu girişimlerin ardından ordunun kendisine olan bağlılığını pekiştirdikten sonra Kavurd ve kardeşi Tekiş'e karşı harekete geçti. Fars ve Kirman hakimi olan Kavurd zaman zaman devlet aleyhinde başkaldırılarda bulunarak bölgede huzursuzluklar çıkartmaktaydı. Bu olaylara bir son vermek için 1073 yılında Kavurd'a karşı harekete geçen Melikşah onu yenmiş, her hangi bir kargaşaya meydan vermemek için yayının kirişiyle onu boğdurmuştu. Tekiş ise 1080/81 ile 1085 yıllarında iki kez isyan girişiminde bulunmuşsa da başarılı olamamış, gözlerine mil çekilerek etkisiz konuma düşürülmüştü.

Melikşah döneminin en önemli hadisesi Gazneliler ve Karahanlılar'la yapılan savaşlardı. Bu savaşlar sonucunda her iki Türk devleti Selçuklular'ın tabisi durumuna düşmüşlerdi. Ancak Melikşah döneminin en dikkat çekici özelliği devlet içinde bazı anlaşmazlıkların su yüzüne çıkmasıdır. Bunların başında Melikşah'la vezir Nizamü'l-Mülk arasında ilan edilmemiş çekişmenin iyice gerilmesi gelmektedir. Nizamü'l-Mülk otuz yıldan fazla bir süreliğine devlet idaresinin tek yetkilisi konumunda bulunmuş, özellikle ülkenin idari ve teşkilati yapısının gerçek mimarı olmuştu. Ancak, sultanın çevresini saran bazı emir ve devlet yöneticileri Melikşah'ın dikkatini vezirin üzerine çevirmeyi başardılar. Nizamü'l-Mülk hakkında yapılan dedikoduların gerçeklik tarafının olmadığı yönündeki tarihçilerin ileri sürdüğü iddialar pek inandıncı değildir.

Bundart onun hakkında şöyle der:

"Amidü'l-Mülk azledilip ve işten el çektirilip hapsedildiği yere nakledilince Nizamü'l-Mülk'ün işi yoluna girdi, güneşinin ziyası parladı, nefsi, isteklerini elde etti, sancağı yükseldi, kalemi yürüdü, mevkii yüceldi, siyaseti dal budak saldı, kılıcı kesti ve bulutu şimşeklendi". Nizamü'l-Mülk'ün emrinde 20 binlik kölenin olduğu ve geniş ikta sahasına sahiplik ettiği bu rivayetler arasındadır. Yine bunun gibi oğulları da devlet erkanında yüksek mevkileri işgal etmişlerdi. Nizamü'l-Mülk vezirliği sırasında yapılan hemen hemen bütün seferlere iştirak etmiş ve bütün devlet atamalarını kendi isteği doğrultusunda gerçekleştirilmişti. Akıllı ve devlet idaresini iyi bilen birisi olduğundan sultanın çevresinde onun ikinci bir alternatifi de bulunmuyordu. Melikşah'la Nizamü'l-Mülk arasında saray yöneticilerinin zaman zaman gündeme getirdikleri sürtüşmeler her ikisinin aynı tarihlerde ölmesine kadar sürdü.
Aralarında sessizce sürüp giden çekişmeye rağmen veziri de yanma alıp Bağdat seferine çıkan Sultan Melikşah Nihavend yakınlarındaki Sehne adlı köye geldiklerinde Ebu Tahir-i Arran adlı bir Batıni fedaisinin saldırısına uğrayan Nizamü'l-Mülk 10 Ramazan 485 (14 Ekim 1092) yılında öldü. Bu olaydan 35 gün sonra Sultan Melikşah Bağdat'ta öldü. Ölüm tarihi 16 Şevval 485 (19 Kasım 1092) yılı olarak bilinmektedir.

Sultan Melikşah'ın ölümü Selçuklu İmparatorluğu'nun çöküşünün başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Z. Bunyadov'a göre, "Sultan Melikşah'ın ölümünden (1092) sonra şiddetlenen iç çekişmelerin on yıldan fazla sürmesi Selçuklu Devleti'nin zayıflamasının ilk aşaması olarak kabul edilir. Bu büyük devletin zayıflamasına sadece siyasal hadiseler değil, sosyal nitelikli sebeplerde etken olmuştu. Araştırmacılar Selçuklu askeri teşkilatının temelini teşkil eden Türkmenler arasında yasa ve nizamın olmamasını, büyük fetihlerin tamamlanmasını, İsmail! harekatının meydana getirdiği tehditleri, sultanlık tahtı uğrunda hanedan üyeleri arasında artan mücadelenin bir sonucu olarak cereyan eden iç savaşları siyasal nedenler olarak sıralarlar. İkincisi, sosyal nitelikli sebeplere ise, ikta sahipleri tarafından halk kitlesinin sömürülmesi, vergilerin artması ile bağlantılı olarak şehir zanaatçılarının durumunun kötüye gitmesi gibi nedenler dahil edilmektedir. Bunun dışında, hanedan azasının çeşitli katmanlarında özellikle Türk asker mensuplarıyla yerel memuriyetlerin başındakiler, özellikle de İran menşeli ayanlar arasında zıtlıkların keskinleşmesi zayıflamanın nedenleri arasında gösterilmektedir".

Böylece, der A. Özaydın, "Nizamü'l-Mülke mensup devlet adamlarının taşkınlıkları, rakip ve düşmanların entrikalan ve özellikle Terken Hatun'un ihtiraslan sebebiyle bozulan ahenk, yalnız Nizamü'l-mülk ve Melikşah'ın birbirlerini takiben hayata veda et-melerine sebep olmakla kalmamış, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devleti'ni sarsmış ve buhranlara sürüklemiştir".

Selçuklu Devleti'nin Zayıflaması ve Yıkılışı Melikşah'ın ölümünü takiben Selçuklu sultanlık tahtı uğrunda oğulları arasında hakimiyet kavgası şiddetlendi. Sağlığında büyük oğlu Berkyaruk'un tahta geçmesini isteyen Melikşah, öldüğünde bu vasiyeti Terken Hatun'un engeline takıldı. Henüz beş yaşında bulunan Mahmud'un sultan olması için neredeyse hazineyi emir ve askerlere peşkeş çeken Terken Hatun Berkyaruk yandaşlarını susturmak için yoğun çaba sarfetmişti. Aynı yoldan itirazlarını sürdüren halifeyi adeta satın alarak 22 Şevval 485 (25 Kasım 1092) yılında 'Nasıru'd-Dünya ve'd-Din' lakabıyla Mahmud adına hutbe okunmasına nail oldu. Öte yandan Nizamü'l-Mülk'ün yakınları Melikşah'ın ölümünü haber alır alamaz Berkyaruk'u İsfahan'da sultan ilan ederek adına hutbe okutup paralar bastırdılar. Böylece, Selçuklu güçleri Berkyaruk ve Mahmud arasında bölündüler. Bu olay Selçuklu siyasi iradesinin zayıflamasına yol açan ilk ciddi harekettir. Hanedan üyeleri arasında içte patlak veren bu taht kavgası, öteden beri Selçuklu merkez idaresi bünyesinde bulunmaktan memnun olmayan yerel Selçuklu yöneticilerini de harekete geçirdi.

Suriye Selçukluları (1078-1117), Kirman Selçukluları (1041-1187), ve Anadolu Selçukluları (1077-1307) büyük sultanın hakimiyetinden bağımsız olarak davranmaya başladılar.

Selçuklular'ın hakimiyet alanı aniden küçüldü:

Irak, Horasan ve Azerbaycan sultanlık tahtının çevresini saran savaşların birinci dereceden etkilendiği bölgelerdi.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Melikşah Dönemi: 1072-1092

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:28

Biri Bağdat'ta halife ve bazı Selçuklu emirleri tarafından, diğeri İsfahan'da Nizamü'l-Mülk ve Melikşah'ın ileri gelen komutanlarınca ilan edilen Büyük Selçuklu Devleti'nin iki farklı sultanları hesaplaşmak için 16 Zilhicce 485 (17 Ocak 1093) yılında Hamedan'ın 18 fersah kadar yakınında Berûcird kasabasında karşı karşıya geldiler. Mahmud adına savaşan birlikler fazla karşı koyamayıp dağılınca, Berkyaruk 'sultan' sıfatıyla devlette tek söz sahibi hakkını eline geçirmiş oldu. Ancak hüsumet daha devam etmekteydi, ta ki 1094 yılında peş peşe önce Terken, ardından da Mahmud'un ölmesine kadar. Sırasıyla, amcaları, özellikle de Tacü'd-devle Tekiş, Selçuklu emirleri ve diğer karşı koyanlarla mücadele etmek zorunda kalan Berkyaruk sonunda bütün muhalif güçleri bertaraf etme başarısını göstererek hakimiyetini kanıtlamıştı. Ancak, onun sakin dönemleri fazla uzun sürmemiş, Azerbaycan'ı ikta olarak elinde bulunduran Muhammed Tapar'la ölümüne dek mücadele etmek zorunda kalmıştı. Yapılan savaşların Berkyaruk'un lehinde sonuçlanmasına rağmen özellikle halifenin arabuluculuğuyla Muhammed Tapar velahtlık konumunu korumayı başarmıştı. 1104 yılında Berkyaruk'un ölmesi üzerine tahta geçen Muhammed Tapar 1118 yılına kadar Selçuklu sultanılığı görevini sürdürdü. Öldüğünde velaht olarak tahta oğlu Mahmud'un geçmesini vasiyet etmiş ve ordudan bu konuda söz almıştı. Ancak Mahmud'un saltanatı birkaç yıl sürdü. Öteden beri Horasan hakimi olan Sancar tarafından bertaraf edilerek, kendisine Irak sahası bırakıldı ve Büyük Selçuklu idaresini kendisi devraldı. Sancar'ın uzun süren hakimiyeti (11191157) gerek Oğuz boyları gerekse de Türkmenler açısından pek de olumlu geçmemişti. Ancak, tarihçiler Sancar dönemi için İkinci İmparatorluk devresi ifadesini kullanmaktadırlar. Sancar döneminde devletin merkezi Merv'e taşınmış, Türkmenistan sahası imparatorluğun merkez bölgesi konumuna gelmişti476.

Sancar döneminde Orta Asya'da nüfus bakımından hâlâ kalabalık oldukları bilinen önemli sayıda Türkmen kitlesi oturmaktaydı. Gerçi Selçuklu hareketi büyük Oğuz boylarının Anadolu'nun içlerine kadar dağılmasına neden olmuşsa da, özellikle Türkmenistan sahası ciddi biçimde Oğuz kimliğini muhafaza etmekteydi. Selçuklular'ın idaresine girmeyen Oğuz grupları ise Doğu Avrupa'ya yayılmış, en önemli kısmı ise Mangışlak'ta bulunmaktaydı. Balhan ve Türkmenistan'ın güney batı kısmındaki yerleşime müsait alanlarda ise yoğun Selçuklu idaresi altında oturan Türkmen grupları üzerlerine atanan 'şihne'lerin hakimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardı. Gerçek şu ki, İran'ı ele geçirdikten sonra Selçuklular asli unsur olarak bağlı kaldıkları Türkmen kimliğini büsbütün yansıtmış değillerdi. Tarihçiler arasında özellikle Melikşah döneminden itibaren Selçukluların ciddi biçimde İranileştikleri görüşü yaygındır. Hatta bu siyasal oluşum orduya kadar nüfus etmişti.

Bilindiği gibi, Oğuzlar genelde 24 boy birleşmesinde teşekkül etmekteydi. Bu boyların tamamının Oğuz menşeli olduğu sözylenilemez. Bu boylar federasyonu, zamanla ana kitlenin çevresine yapılan katılımlarla gerçekleşmişti.

Bilindiği kadarıyla yabguluk idaresinin oluşumundan itibaren Oğuz boylarının idaresi genelde üç boyun yönetiminde olmuştur:

Salgur/Salur, Baranlu ve Kınık. Baranlu'ların bir boy olup olmadıkları bilinmiyor. Ancak daha sonra Doğu Anadolu ile Azerbaycan'da kurulacak Karakoyunlu Devleti'nin hanedan boyu olarak ortaya çıkacaklardır. Salurların ise ana kitlesi Mangışlak taraflarına giderek burada kendilerine özgü bir idare tesis etmişlerdi. Geri kalan kısımları ise Anadolu'ya kadar yayılmışlardı. İçlerinde önemli bir Salur topluluğu Fars bölgesini ele geçirerek Fars Salgurlu Atabeyliğini oluşturmuşlardı. Kınıklar ise Selçuklu hanedan soyunu oluşturmakta ve bu devletin oluşumuyla birlikte önemli mevkiler elde etmişlerdir. Geri kalan Oğuz boyları ise Horasan, İran, Azerbaycan, Suriye ve Anadolu bölgelerine dağılmış hakimiyetlik için sıranın kendilerine gelmesini beklemekteydiler. Nitekim böyle de olmuştu. Bayandırlar/Bayandurlar Ak-koyunlu, Afşarlar Nadir Şah Afşarlı devleti, Kaçarlar Kaçar Devleti gibi irili ufaklı siyasal oluşumlar meydana getirmişlerdi. Ancak, ilginç olan Selçuklular'ın İran platosunu ele geçirdikten sonra Türk kimliklerini korumamış olmalardır. Bu dönemde hiçbir Türkçe eser, çalışma, dil ve edebiyat örneğinin bulunmamış olması veya yazılmamış olması tam bir talihsizliktir. Bu büyük kültürlerin, küçük kültürleri eritmesi olarak görülse de böyle bir sürecin nasıl gerçekleştiği de tam olarak bilinmemektedir. Ancak bir gerçeklik Selçukluların bütün başarısızlıklannı geri plana atmaktadır. Çünkü, yakın ve Orta Doğuda bin yıldan fazla sürecek Türk hakimiyetinin mimarları onlar olmuşlardı.

Sancar döneminde Mangışlak dışında Karatav Dağı etekleri, Sütkent, Sığnak, Türkistan, Karnak bölgeleri, Kuzey Hazar civan, Sırderya ve Aral çevresi ile Hazar'ın güney-batı kısımlarında oturan Türk boylarının büyük çoğunluğunu Oğuzlar oluşturmaktaydı. Üstelik bunların bir çoğu eski inanç ve anlayışlara olan bağlılıklarını da muhafaza etmekteydiler. Türkistan sahasında oturan Karaman ve Akman boyları XII. yüzyılda yurtlarını terk ederek kuzey istikametinden Kafkas ve Anadolu'ya göçler yapmışlardı. Bunlar daha sonra Anadolu'da Osmanlılar'dan önce kurulacak olan en güçlü beyliği Karaman Beyliği'nin temellerini atacaklardı.

Türkmenler'in en kalabalık kitlesi Horasan, Gürgen ve Dehistan bölgelerinde oturmaktaydı. Göçebe yaşamlarını muhafaza eden bu Türkmen topluluktan Selçuklu idaresinden de muztariplerdi. Özellikle Sancar dönemi onlar için ağır mükellefiyetler ve baskıların olduğu dönem olarak geçmişti. Bundan olsa gerek 1153 anlamda Selçuklular aleyhinde başlattıktan isyanla Sancar'ı esir olarak ele geçirip devletin varlığına son vermişlerdi. Bundan sonra Horasan Moğol istilâsına kadar Türkmen beylerinin bitmez tükenmez kavgalarına tanıklık etmiştir. En önemlisi ise Sancar'ı esir eden Oğuz beyleri sanki Selçuklular döneminde içlerinde biriktirmiş oldukları kini kusmak için İrani toplumlara büyük baskı uygulamışlardı.

Türkmenler'in Türkmenistan ve Horasan'daki Selçuklularla başlayan varlığı süresinde burada bazı kültürel oluşumlar da gerçekleşmişti. Edebi eserlerini daha sonraki dönemlerde ortaya çıkaracak olan Oğuz dilinin Türkmen ve Horasan dialektleri bu tarihsel süreçte pekişmeye başlamıştı.

Selçukluların ortadan kalkması üzerine bölgede hızla etkisini gösteren en ciddi siyasal güç olarak Harezmşah Ahuşteginidler Devleti sahneye çıkmıştı. Ancak, Harezmşahlar Horasan'da ortalığı kasıp kavuran Oğuz beyleri üzerinde ciddi bir hakimiyet tesis edemedi. Böylece, Moğol istilâsı arifesinde Türkmenler Mangışlak'tan Horasan'ın güneyine kadar geniş sahanın efendileri olarak yaşarken siyasi bir birlik ve istikrardan yoksun bir hayat sürdürmekteydiler. Bu durum Moğollar'ın rahat bir şekilde Mısır'a kadar uzanacak fetihlerini daha da kolaylaştırmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir