Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ahlatşahlar Beyliği

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Ahlatşahlar Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:09

Ahlatşahlar Beyliği

Bu hanedanın ilki ve asıl Ahlatşahlar hanedanın kurucusu Sökmen el-Kutbi'dir. Kaşgarlı Sökmen'in yiğitlere ve bahadırlara verilen bir unvan olduğunu söylüyor ve bu unvanı sök-(sökmek, yarmak, yırtmak) fiili ile ilgili buluyor. Buna göre Sökmen sök-fiilindan -men eki ile yapılmış bir isim gibi görünüyor. Bu ismin Karahanlılar'da şahıs ad olarak kullanıldığını bildiğimiz gibi, Artuk Beg'in oğullarından biri de aynı adı taşıyordu. Bu ad, Arapça bazı kaynaklarda Sokman şeklinde görülüyor ki bu, Sökmen'in Arab teleffuzunda aldığı şekil olmalıdır.

Sökmen, Azerbaycan meliki (kıral) Selçuklu hanedanından Çağrı Beg oğlu Yakuti oğlu Kutbeddin İsmail İl Arslan'ın Türk asıllı memluk emirlerinden biri idi. Sökmen'in "el-Kutbi " nisbesini taşıması buradan geliyor. Sökmen, Kutbeddin İsmail İl Arslan'ın saltanat mücadelelerine karışarak 488 (1095) de hayatını kaybetmesi üzerine oğlu Mevdud'a bağlanmıştır. Fakat Mevdud da 496 (1102) yılında beklenmedik bir zamanda öldü. Onun ölümü ile de Azerbaycan meliklerinin soyu kesildi. Bunun üzerine Sökmen el-Kutbi, Kızıl Arslan, Yağı Siyan oğlu Muhammed gibi Azerbaycan meliklerinin diğer emirleri ile birlikte Muhammed Tapar'ın hizmetine girdi. Bu esnada Tapar ile Berk Yaruk arasındaki saltanat mücadeleleri hala bütün şiddeti ile devam ediyordu. Bereket versin ertesi yıl (497 = 1104) barış yapıldı ve on iki yıl süren imparatorluğu zayıf düşüren ve içtimai düzeni sarsan uzun mücadele sona ermiş oldu. Aynı yılda Tapar Musul emiri asi Çökürmüş'ü tedip etmek için şehri kuşattığında yanındaki emirler arasında Sökmen el-Kutbi'nin de bulunduğunu biliyoruz. Onun 501 (1107-1108) de Arab hükümdarı Sadaka b. Mezyed'in tenkil edilmesine katılmış olması da pek muhtemeldir. Ertesi yıl (502 = 1108-1109) Musul'un diğer serkeş bir emir olan Çavlı'nın elinden alınmasına Sökmen'in de katıldığı görülüyor.

Kaynakça
Kitap: DOĞU ANADOLU'DA TÜRK BEYLİKLERİ
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:09

1. Sökmen el-Kutbi (493-505 = 1099-1111).

Azerbaycan meliklerinin nerelere hakim oldukları iyice bilinemiyor. Bununla beraber onların Tebriz, Merend, Makü, Hoy'dan başka diğer bazı şehirleri de idareleri altında bulundurdukları söylenebilir. Mahalli bir kaynaktan faydalandığı anlaşılan Ebu'l-Fida'ya (ölümü: 1331) göre Mervan oğulları'nın zulmünden bıkmış usanmış olan Ahlat halkı adalet ve dirayetini duydukları Sökmen'i 493 (1099-1100) yılında çağırıp şehri ona teslim etmişlerdir. Adı geçen müellif Ahlatşahlar devletinin bu tarihte kurulmuş olduğunu yazıyor. Ancak Azerbaycan meliki Selçuklu Mevdüd henüz hayatta olduğuna göre Sökmen'in şehri onun adına idare ettiğinde şüphe yoktur. Diğer taraftan Ibnü'l Ezrak'a göre ise Alp Arslan, Malazgird savaşından sonra Ahlat ve Malazgird'e valiler tayin ettiğinden buralar Mervan oğulları'nın elinden çıkmış ve Selçuklu sultanları müellifin zamanına (570 = 1175) kadar mezkür şehirleri emirlerine dirlik şeklinde veregelmişlerdir. Bununla beraber Mervanlılar bir fırsattan faydalanıp şehri ele geçirmiş olabilirler. Melikşah'ın ölümünden (1092) sonra başlayan saltanat mücadeleleri bu gibi hareketler için en müsaid bir zemin teşkiletmişti.

Sökmen, yukarıda kaydedildiği gibi, diğer bazı kapı yoldaşları ile birlikte Selçuklu Muhammed Tapar'a güzel hizmetlerde bulundu. Bu sebeble 505 (1111) yılında onu Tebriz ve Diyar Bekir bölgesindeki bazı yerlerin (Ahlat, Meyyafarikin ve diğer ikinci derecede bazı şehirlerin) hakimi olarak görmemiz bu sadakatinin mükafatıdır. Ancak Ibnü'l-Ezrak'ın bir kaydına dayanılarak Musul emiri Çökürmüş ile birlikte Urfa'nın güneyindeki Belih çayı kıyısında Haçlılar'a karşı parlak bir zafer kazanan (9 Şaban 497 = 7 Mayıs 1104) Sökmen'in, Sökmen el-Kutbi olduğu iddiası asla kabul edilemez. Çünkü diğer bütün muteber Müslim ve Gayr-i Müslim kaynaklarda zaferi kazananın Hısn Keyfa hakimi Artuklu Sökmen olduğu açıkça ifade edilir. Fazla olarak verdiği habere inanılan Ibnü'l-Ezrak eserinin başka bir yerinde Haçlılar'ı yenenin Artuklu Sökmen olduğunu açıkça bildirir.

Sökmen el-Kutbi'nin 502 (1109) yılında Meyyafarikin (Silvan)'i uzun bir muhasaradan sonra eline geçirdiğine dair Ibnü'l-Ezrak'ın sözleri diğer müelliflerce de teyid edilir. Sökmen Meyyafarikin'in idaresini memlükü Giz (Kız) Oğlu'nun idaresine bıraktı. 505 (1111) yılında Haçlı ucundan Bağdad'a gelen Müslümanlar'ın yardım ricaları ve hatta feryadları üzerine Muhammed Tapar, Altun Tigin oğlu Mevdüd kumandasında kalabalık bir orduyu Haçlılar üzerine gönderdi. Bu orduda Sökmen el-Kutbi, Meraga hakimi Ahmedil, Porsuk'un oğulları II Begi ve Zengi gibi büyük emirler de bulunuyorlardı. Fakat bu ordu Urfa şöyle dursun kırkbeş gün kuşattığı Teli Başir kalesini (Anteb yöresinde) bile alamadı. Haleb'e gelindiğinde Sökmen el-Kutbi hastalandı. Hastalığının ağırlaşması üzerine askerleri ile birlikte ordudan ayrıldı; fakat Fırat kıyısındaki Balis şehrinde hayata veda etti (505 = 1111 muhtemel olarak Rebiyülevvel = Eylül-Ekim). Onun ölüm tarihinde (yani bunun 505 yılında olduğunda) tereddüd etmeye hiç bir sebeb yoktur. Sökmen'in tabutu memleketine götürülürken Artuklu il Gazi gaza ve cihad esnasında vefat eden bu emirin ve askerlerinin mallarını almak için yollarını kesmekte tereddüd göstermedi. Fakat Sökmen'in askerleri beylerinin tabutunu ortalarına aldıktan sonra Artuklular'ı bozguna uğrattıkları gibi, üstelik epeyce de ganimet ele geçirdiler. Il Gazi'nin asla mazur görülmeyecek bu hareketi Sökmen ile aralarının iyi olmamasından ileri gelmişti. Sökmen'in tabutu ilk önce Meyyafarikin'e, sonra da Ahlat'a götürülüp orada defnedildi. Sökmen'in Tebriz, Ahlat, Erciş, Zatül-Cevz (adilcevaz), Meyyafarikin, Malazgird, Muş, Van, Bargiri ve Vestan şehirlerini idare ettiği biliniyor. Onun Ahlat ile Tebriz arasındaki diğer bazı şehir ve kalelere de sahip olması muhtemeldir.

Meraga hakimi Ahmedil, Muhammed Tapar'ın Sökmen'in sahip olduğu yerleri kendisine vereceği ümidine kapılarak ölümüne pek sevindi ise de bu ümidi tahakkuk etmediği gibi, çok geçmeden de Batiniler'in hançerlerinin kurbanı oldu. Hoy'un batısında ve ona bir konak mesafedeki Sökmen abad şehrinin bu Sökmen mi yoksa torunu II. Sökmen tarafından mı kurulduğu kesin olarak bilinemiyor. Sökmen el-Kutbi'yi "hükümdar " olarak vasıflandırmak şüphesiz ki doğru değildir. O kaynaklarda sadece "emir " olarak anılır, yani Sökmen'in çağdaşı olan diğer Selçuklu emirlerinden hiç bir farkı yoktur ve hükümdarlık alametlerinden hiç birine (tabii Ahlat Şah unvanına da) sahip değildir; esasen olamazdı da. Çünkü Selçuklu devleti kudretini muhafaza ediyordu. "şah " ve "melik " gibi unvanları da ancak hanedan azası olanlar taşıyabilirlerdi. Sökmen'in İnanç Hatün unvanlı karısı Ahlatşahlar tarihinde mühim bir rol oynamıştır. Bu ihtiraslı kadın Urkmez adlı birinin kızı idi. Sökmen'in askerlerinin Türkmenler'den müteşekkil olduğuna dair ileri sürülen görüşü de tasdik etmek mümkün değildir. Çünkü kaynaklarda bu hususta bilgi bulunmadığı gibi, böyle bir hükme esas olabilecek deliller de yoktur. Onun, oğul ve torununun askerleri kendisi gibi Memlük asıllı idiler. Nitekim Sökmenli hanedanına, aşağıda görüleceği üzere, bu hanedanın kendi yetiştirdiği Memlük asıllı emirler halef olmuşlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:10

2. İbrahim (505-521 = 1111-1127).

Sökmen'in yerini oğullarından Zahireddin İbrahim aldı ve 520 (1126) veya 521 (1127) yılındaki ölümüne kadar babasının mevkiinde kaldı. Fakat İbrahim zayıf bir şahsiyet idi. Öyleki ülkeyi ihtiraslı, fakat pek dirayetli görünmeyen anası İnanç Hatun idare ediyordu. Bunun neticesinde Tebriz ile Azerbaycan meliklerine aid diğer bir çok yerler Muhammed Tapar tarafından karısı Gevher Hatun'a verildi. Azerbaycan meliki Kutbeddin İsmail'in kızı olan Gevher Hatun da bu yerleri idare etmek için teşkilat kurdu; bu teşkilatın başına bir vezir getirdi. Bundan başka Tapar Meyyafarikin'i de Musul da oturan oğlu Mes'ud'un dirliklerine dahil etti. Mes'ud'un atabeği Cuyuş Beg Sultanın emri üzerine bu şehrin valiliğine İl Düzen Beg (?) adlı birini gönderdi. Fakat bu dirayetli bir vali olmadığından Meyyafarikin harab bir duruma düştüğü gibi, pek çok yöreleri de komşu Artuklu, Dimlaçlı ve ya Toğan Arslanlu (Bidlis-Erzen), Yınallı (amid = Diyarbakır) beylerinin ellerine geçti. Meyyafarikin sonra (515 = 1121) Tapar'ın oğlu Sultan Mahmud tarafından Artuklu İl Gazi'ye verildi. İbnü'l-Ezrak şehrin 512 yılında (1118) ikta edildiğini yazar ise de II Gazi'nin Tapar'a itaatsizlik göstermeyi sürdürmesi yüzünden İbnü'-l Esir'in verdiği tarih daha doğru olmalıdır.

3. Ahmed (521 = 1127).

Müverrih el-cAzimi 518 (1124-1125) yılında Sökmen el-Kutbi'nin oğlu Davud'un Toğan Arslan'ı yendikten sonra Bidlis'i kuşattığını bildirir. Ancak Sökmen el Kutbi'nin Davud adlı bir oğlu olduğu diğer kaynaklarca teyid edilmediği gibi, Hısn Keyfa hakimi Sökmen oğlu Davud'un da aynı yılda hayatta olduğunu biliyoruz. Bu sebeble el-Azimi'nin Ahmed yerine yanlışlıkla Davud adım yazması pek muhtemeldir. Aynı müellif, yine orada, İbrahim'in 520 (1126) yılında vefat ettiğini ve yerine kardeşi Yakub'un geçtiğini yazar. Mahalli bir kaynağa dayanan Ebu'l-Fida ise İbrahim'in 521 (1127) yılında öldüğünü ve kardeşi Ahmed'in ona halef olduğunu bildirir. Sökmen'in Ahmed adında bir oğlu olduğu İbnü'l-Ezrak tarafından teyid ediliyor. Ahmed'in kızı Zeyneb Hatun Artuklular'dan Necmeddin Alpı'nın karısı olup Ahlatşah II. Sökmen'i ziyaret için gittiği Ahlat'dan dönerken 561 (1166) yılında ölmüştü. Ahmed on ay emirlik mevkiinde bulunduktan sonra ölmüş ve yerine altı yaşındaki yeğeni ve İbrahim'in oğlu Sökmen geçirilmiştir.

4. Sökmen (522-581 = 1128-1185).

Ahlatşahlar ülkesini II. Sökmen'in babaannesi idare ediyordu. Ebu'l Fida'nın kaynağına göre inanç Hatun memlekete müstakil olarak hakim olmak için çocuk yaştaki torununu da öldürmek istemiş, fakat bunun farkına varan devlet büyükleri 528 (133-1134) de ihtirası sonsuz olan bu kadını boğarak tehlikeyi önlemişlerdir. Aynı yılda İran Selçukluları tahtına ikinci defa olarak Mes'ud çıkmıştı. Sultan Mes'ud 529 (1135) da Halife el-Müsterşid'i yenip Meraga'ya geldikten sonra Ahlatşah'ın ülkesine yürüdü. Bu husus inanç Hatun'un öldürülmesi ile ilgili olabilir. Fakat Mes'ud'un el-Müsterşid ile girişeceği savaşa Sökmen'in gelmemesinin bu seferin yapılmasında amil olması çok daha muhtemeldir. Sökmen, Sultanın üzerine yürüdüğünü haber alınca kaçmış, Mes'ud da ülkesini istila etmiştir. Sonra Ahlatşah değerli armağanlar ile Mesud'un katına gelip onun gönlünü almıştır. Fakat Sultan Mes'ud Sökmen'in sadakatından emin olmamış bulunmalı ki 531 yılında (1137) Fars valisi Mengü Bars ile yaptığı Gürşenbe savaşından sonra katına gelen kardeşi Selçuk'a Sökmen ve Toğan Arslan'ın ülkelerini ikta etmiş ve Tebriz valisi Giz Oğlu es-Silahi'yi de onun atabeyliğine getirmiştir. İmadeddin İsfahani'ye göre Selçuk ikta bölgesine gidip o ülkeleri tamamiyle eline geçirmiş, halkına zulüm ve işkence ederek müsaderelerde bulunmuş, yakıp yıkmış, çok esir almıştır. Ancak Melik Selçuk (ona Selçük de deniliyor) gerek yaptığı bu fena işlerden, gerek pek dirayetsiz bir insan olduğundan Doğu Anadolu'da tutunamadı; Toğan Arslan'ın oğlu Bidlis ve Erzen emiri Hüsamüd-devle Kurtı'ya yenilerek bu ülkeden uzaklaştı. Ibnü'l Ezrak Selçuk Şah'ın Ahlat'ı bir müddet kuşattıktan sonra muhasarayı kaldırdığını yazarak bu hadiseden kısaca bahseder.

Doğu Anadolu beylikleri büyük bir dış tehlikeyi böylece atlatmış oldular. Gerçekten onların varlıklarını tehdid eden tehlikeler içden yani kendi aralarından çıkmamış, daima dışardan, büyük devletlerden gelmiştir. Nitekim MusulHaleb hakimi Atabeg Ak Sungur oğlu Imadeddin Zengi daha 520 (1126) de Bahmurd'u almış, 528 (1133-1134) yılında da Artuklular arasındaki ihtilaftan faydalanarak amid'i (Diyarbakır) kuşatmış ve es-Saur, el-Bari'yye ve Cebelcur, Zü'l-Karneyn, Tanze şehir ve kalelerini feth etmiştir. Aynı müellif Atabeg'in Ahlatşah Sökmen'in kızı ile gösterilen yılda evlendiğini yazıyor. Usame b. Munkiz'in anlattığına göre Atabeg Imadeddin Zengi Ahlatşah Sökmen'in kızını istemiş ise de inanç Hatun onu Bidlis-Erzen hakimi Husamü'd-devle b. Dimlaç'a vermeyi tercih etmişti. Buna çok kızan Zengi başka bir yoldan Ahlat'a gelmiş ve kaleye girip evlenme işini halletmişti. Bundan başka Atabeg Bidlis üzerine de asker gönderip Hüsamüddevle b. Dimlaçı onbin altın vermeye mecbur bırakmıştı. Zengi'nin Ahlat Şah'ın kızı ile evlenmekten gayesi, çok defa yaptığı gibi, burayı hakimiyeti altına almak için zemin hazırlamaktı. İnanç Hatun'un zayıf idaresi onda böyle bir ihtiras yaratmıştı. Bizzat bu sefere katılmış olan Usame'nin ifadesine göre sefer'in İnanç Hatun'un sağlığında yapılmış olduğu anlaşılıyor. Fakat onun Bidlis hakimini Hüsamü'd-devle b. Dilmac olarak vasıflandırması doğru olamaz. Zengi'nin bu zevcesi Sökmeniyye Hatun şeklinde anılmış ve Musul'da Selçuklu şehzadesi Ferruhşah'ın terbiyesi ile meşgul olmuştur. 537 (1142-1143) veya 538 (1143-1144) yılında Zengi'nin Kızıl Arslanlı beyliğinin ülkesi olan Siird bölgesini istila edip Hizan, el-Ma'den, Eyruh (?) ve Fatlis ile diğer bazı yerleri Kızıl Arslan'ın oğlu Yakub'un elinden aldığı görülüyor Aynı müellif Zengi'nin daha önce (herhalde 528 de) Tanze, Hani, İs'ird (Siird) ve Cebelcür'u zaptettiğini söyleyerek ibnü'l-Adim'i doğrular. İbnü'l-Esir ise bu seferin 538 (1143-1144) yılında vukubulduğunu yazıyor ve İs'ird, Tanze, Banisiye, Hısn Zu'l-karneyn'in de bu seferde alındığını kayd ediyor. Bu fetih üzerine Siird bölgesinde kurulmuş olan Kızıl Arslanlı beyliği ortadan kalkmıştır. Diğer müellifler Zengi'nin Ahlat seferinden söz etmezler. Usame de adeti üzere tafsilat vermiyor. Şimdiki durumda, az yukarıda da işaret edildiği gibi, Ahlat seferinin 528 yılında veya ondan bir az önce, İnanç Hatun henüz sağ iken yapıldığını kabul etmek mecburiyeti vardır.

Ahlatşah II. Sökmen'in uzun hükümdarlık zamanı Ahlatşahlar devleti tarihinin, şüphesiz, en parlak devrini teşkil eder. Gürcüler ile yapılan birkaç savaş istisna edilir ise Van gölü çevresi halkı Sökmen'in (II.) takriben elli yedi yıllık idaresi altında mes'ud bir hayat geçirdi. Sökmen 533 (1138-1139) yılında asi ruhlu ve savaşçı Sasunlular tarafından her nasılsa tutsak alınmak talihsizliğine uğradı ise de Artuklu hükümdarı Mardin ve Meyyafarikin hakimi Hüsameddin Temür Taş'ın teşebbüsü ile hürriyeti iade edildi . Fakat Sökmen çok sonraları Sasunlular'ın (Senasine) kalelerini üç yıl kuşatarak eline geçirip (10 Muharrem 570 = 11 Ağustos 1174) bu topluluğu ağır bir şekilde cezalandırdı. Hatta Ahlatlı cAmmar oğlu Es'ad hatıratında Sökmen'in onları bir daha kendilerini toparlayıp zarar vermeyecek duruma getirdiğini anlatmıştır. Zengi'nin ölümü üzerine (541 = 1146) Ahlatşah, Zengi tarafından Kızıl Arslan oğlu Yakub'dan alınmış bütün yerleri eline geçirdi. Böylece II. Sökmen oldukça dirayetli bir şahsiyet olduğunu bu başarısı ile göstermiş oldu. Yine Atabeg'in zaptettiği diğer bir çok yerler de Artuklular tarafından geri alındı. Bir yıl önce, 540 (1145-1146) yılında Artuklu hükümdarı Temür Taş'ın oğlu Necmeddin Alp'i Ahmed'in kızı ve II. Sökmen'in ana bir kız kardeşi ile evlendi ve bu izdivaçdan Alpı'nın oğlu ve halefi Kutbeddin II. II Gazi doğdu. Esasen II. Sökmen ile Temür Taş, Erzurum-Bayburd hükümdarı II. Saltuk'ın damadı olduklarından birbirleri ile bacanak idiler. Bu sebeple Sökmen, Alpı'nın dayısı değil teyzesinin kocası yani eniştesidir.

Hani sahibi Şaruh, Siird bölgesi hakimi Kızıl Aslan oğlu Yakub'un ve Mervanlılar'dan Hattah sahibi Şemsüd-devle Isa (b. Ahmed b. Nizameddin b. Mervan)'nın sahneden çekilmelerinden sonra Doğu Anadolu'nun siyasi tablosu şöyle idi:

Mardin, Meyyafarikin (Silvan), Harput (Hartbert = Hısn Ziyad), Cebelcur (Bingöl) bölgeleri Artuklular, amid (Diyarbakır) ve bazı yakın yöreleri Yınallılar, Bidlis-Erzen bölgesi Dımlaç oğulları, Ahlat, Muş, Tatvan, Malazgird, Zatül-Cevz (adilcevaz), Erciş, Van, Bargiri, Vestan, Tuğtab, Sökmen abad (Ovası) Ahlatşahlar, Erzurum ve Bayburd yöreleri Saltuklular, Erzincan, Kemah, Şebin Kara Hisar ve Divriği yöreleri de Mengücüklüler tarafından idare ediliyordu. Bu beylikler komşu büyük devletlerin kuvvetli ve zayıf oluşlarına göre davranıp bazen hafif bir şekilde onlara tabi olmuşlar, bazan müstakil olarak hayat sürmüşlerdir. Birbirleri ile ise hiç de mühim ve ilgi çekici sayılmayacak bir iki hadise dışında çok iyi geçinmişler ve aralarında dünürlük kurmuşlardır. Bunun en kesin delili altı beylikten hepsinin de hayatlarına komşu büyük devletler tarafından son verilmiş olmasıdır.

II. Sökmen devrinin en mühim hadiseleri Gürcü savaşlarıdır. Ancak bunlara geçmeden öne Sökmen'in II Deniz'in atabeyliğini tanımadığından kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Filhakika Erran valisi II Deniz 556 (1160) yılında Tuğrul oğlu Arslan'ı Selçuklu tahtına oturtmuş ve kendisi de Atabeg sıfatı ile devletin idaresini eline almıştı. Fakat Merağa hakimi Ak Sunkur oğlu Arslan Apa ile Sökmen, II Deniz'e karşı bir ittifak cephesi kurdular. Bunun üzerine II Deniz, Arslan Apa'ya karşı oğlu Cihan Pehlivan'ı gönderdi (556 = 1160-1161). Arslan Apa Sökmen'den yardıma gelmesini istedi. Sökmen ona sayısı çok asker gönderdi; uçda bulunduğu için ülkeyi terk edemeyeceğini bildirerek özür diledi. Arslan Apa Ahlatşah askerinin de yardımı ile Cihan Pehlivan'ı fena halde mağlup etti; öyle ki askerinin çoğu tutsak alındı; kendisi de bir kısım askeri ile perişan bir halde Hemedan'a döndü . Arslan Apa'ya Selçuklu sultanı Arslan'ın hükümdarlığı ancak 563 (1168) yılında kabul ettirilebildi. Sökmen'e gelince, onun da çok daha önce aynı şeyi yaptığında şüphe yoktur.

Gürcü kiralı Giorgi, 549 (1154) yılında Saltuklu hükümdarı izzeddin Saltuk'u ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra 556 (1161) yılında da Ani şehrini eline geçirdi. Saltuk ve damadı II. Sökmen buna seyirci kalmak istemediler ve birlikte Giorgi'nin üzerine yürümeye karar verdiler. Bunda kuvvetli bir şahsiyeti olan Sökmen'in karısı ve Saltuk'un kızı Şah Banuvan'ın mühim bir rol oynadığı anlaşılıyor. Kars ve Sürmari (sonra Sürmeli Çukur) hakimleri ile Dimlac oğlu Bidlis-Erzen emiri Fahrüddevle Devlet Şah'dan başka Sökmen'in eniştesi Artuklu Necmeddin Alpı da ittifaka dahil edildi. Alpı onlara katılmak üzere Mardin'den yola çıkmıştı. Fakat beyler Artuklu hükümdarını beklemeden Ani'yi kuşattılar (556 Şaban = Ağustos 1162). Bunu haber alan Gürcü kiralı Giorgi şehri kurtarmaya koştu. Savaş başlayacağı sırada izzeddin Saltuk, Gürcü kiralı ve oğulları ile savaşmayacağına dair evvelce tutsak iken and içtiğini bahane edip eşine rastgelinmeyen bir hareketle dindaş, kavimdaş ve uruğdaşlarından uzaklaşmış ve bu, Türkler'in Ani önünde ağır bir mağlubiyete uğramalarına sebep olmuştur. Oyleki Gürcüler zengin bir ganimetten başka pek çok Türk öldürmüşler ve dokuz bin tutsak almışlardı. Ahlatşah Sökmen ancak dörtyüz atlı ile ülkesine geri gelebilmiş, hatunu, Saltuk'un kızı Şah Banuvan'ın ana bir kardeşi Bedreddin de düşmanın eline düşmüştü. Mağlubiyeti Malazgird'e geldiği sırada öğrenen Artuklu Necmeddin Alpı hısım ve müttefikini beklemeksizin geldiği yere sür'atle döndü.

Atabeg II Deniz her halde Selçuklu hükümdarı Arslan'ın mevkiini sağlamlaştırmak için muhalifleri ile uğraştığından Ani savaşında bir rolü olmamıştı. Gürcü kiralı kazandığı bu mühim zaferden de cesaret alarak Duvin (Duveyn) şehrini alıp yıkdığı gibi, Gence bölgesine de yağma ve tahrip akınları düzenledi. Hatta Erran'a gelen II Deniz'den Gence ve Beylekan şehirleri için vergi verilmesini istedi. Il Deniz kirala Tiflis'i almadıkça geri dönmeyeceği cevabını verdi. Erran'da Arslan Şah'ın nezdinde pek çok emir toplanmıştı ki, bunlar arasında II. Sökmen de bulunuyor ve Sultan Türkçe "ici " (ağabeg; burada "muhterem büyük " manasında) diyerek Ahlatşah'a çok iltifat ediyordu. Lukri kalesi civarında yapılan muharebede Gürcüler yenildiler ve bütün ağırlıklarını bırakıp kaçtılar (Şaban 558=Temmuz 1163). Zaferden sonra Gürcü ülkesine akınlar yapılarak ganimet ve tutsak elde edildi. Ertesi yıl Ahlatşah'a bağlı bulunan Sürmari hakimi İbrahim Beg, kuvvetinin azlığına rağmen Gürcüler'e karşı mühim bir zafer kazanmaya muvaffak oldu. Sökmen'in oğlu olmadığı için yeğeni (kız kardeşinin çocuğu) ve Artuklu Necmeddin Alpı'nın oğlu II Gazi'yi sarayında büyütüyor ve ona veliahdı ve varisi gözü ile bakıyordu. 560 (1164-1165) yılında II Gazi, Hısn Keyfa hakimi ve Artuklu hanedanının büyük reisi Fahreddin Kara Arslan'ın kızı ile evlendirildi. 570 ( = 1174-1175) yılında Gürcüler'in Ani şehrini alıp ülkelerine dahil etmeleri üzerine iki taraf arasında yeniden harp çıktı. Selçuklu ordusu 571 başlarında (1175 Temmuz Ağustos) Nahçivan'da toplandı. Türkmenler öncü kuvvetini teşkil ettiler. Fakat bunların Beg dili Türkmenleri olduğunun ifade edilmesine kaynaktaki kelime asla uygun düşmemektedir. Türk ordusu Löri ve Domanis ovalarını geçip Akşehir'e geldi. Gürcüler karşı çıkmaya cesaret edemediklerinden bu yöre yağmalandı, yakıldı ve yıkıldı; pek çok ganimet ve tutsak alındı. Sökmen ve askerleri ganimet ve tutsaklar ile Ahlat'a döndüler (Bebiyülevvel 571 = Eylül 1175). Bu münasebetle şehir donandı ve görülmemiş şenlikler yapıldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:10

Aynı yılda İl Deniz öldü ve yerine oğlu Nusreteddin Muhammed Cihan Pehlivan atabeg oldu. Cihan Pehlivan'ın dirayeti sayesinde siyasi istikrar devam etti. Fakat Zengiler devleti hükümdarı Nureddin Mahmud'un yerini alan kumandanlarından Selahaddin Eyyubi efendisinin aksine küçük islam devletlerini ortadan kaldırmak siyasetini güdüyordu. Bu maksadla 578 (1182) yılında Musul'u kuşattı. Musul hükümdarı Zengiler'den Izzeddin Mes'ud, Ahlatşah Sökmen ile Atabeg Cihan Pehlivan'dan yardım istedi. Musul'da hutbe Selçuklu hükümdarları adına okunuyordu. Bu sebeple Cihan Pehlivan'ın Eyyubi hükümdarının bu hareketine karşı kayıtsız kalması beklenmezdi. Nitekim Selahaddin Musul'u kuşattığı esnada Ahlatşah Sökmen ve Cihan Pehlivan'ın ve kardeşi Kızıl Arslan'ın elçileri gelip ondan kuşatmayı kaldırmasını istediler. Fakat Selahaddin onların sözlerine ehemmiyet vermedi. Başka sebeplerden muhasarayı kaldırdı ise de bu defa yine Zengiler'e ait Sincar'ı kuşattı. Eyyubi tehlikesinin ciddiyetini Cihan Pehlivan'dan belki çok daha iyi anlamış olan Sökmen, Musul hükümdarı Izzeddin Mes'ud ile Selahaddin'e karşı mücadele etmek için bir ittifak vücuda getirdiler. Bununla ilgili olarak Sökmen değerli emirlerinden Seyfeddin Bek Temür'ü elçilikle Eyyubi hükümdarına gönderdi.

Bek Temür Sincar'dan uzaklaşmasını Eyyübi hükümdarından rica etti. Selahaddin'in hu ricasını yerine getirmemesi üzerine ona kuşatmayı kaldırmaması halinde efendisinin harp açacağını bildirdi; kendisine verilen hil'at ve hediyeleri kabul etmeyerek kızgın bir halde Selahaddin'in ordugahından ayrıldı. Bek Temür, Ahlatşah'a ihmal ve gevşeklik gösterildiği takdirde bu meselenin vahim neticeler verebileceğini ifade etti. Bunun üzerine Ahlat'ın dışındaki ordugahında bulunan Sökmen derhal yola çıktı. Mardin'e geldi; yanında Bidlis ve Erzen hakimi Dimlaç oğlu Fahreddin Devlet Şah da vardı; evvelce bir ara Sökmen ile kendisine tabi olan Devlet Şah'ın arası açılmış ise de sonra düzelmişti. Mardin hükümdarı Kutbeddin II Gazi ise kardeşinin oğlu olup kendi sarayında büyümüştü. Az sonra Musul hükümdarı izzeddin Mes'ud da Mardin'de müttefikine katıldı. Bunu Haleb'den Türkmen Yıva Yaruklu askerinin gelmesi takip etti. Artuklu il Gazi, izzeddin Mes'ud'un hem dayısının oğlu, hem de kayınbabası idi. Selahaddin bu esnada Harran'da bulunmakta olup askerini terhis etmişti. Onların toplandıklarını öğrenince akrabalarına askerleri ile huzuruna gelmelerini emretti. Hama'dan gelen Takiyeddin Ömer müttefiklere gözdağı verilmesi için harekete geçilmesini tavsiye etti; bu tavsiyeyi yerinde bulan Selahaddin Re'sü'l-ayn'e vardı. Gerçekten bu hareket müttefiklerin dağılmasına kafi gelmiş ve Ahlatşah Eyyübi hükümdarı ile karşılaşmayı göze alamamaştı, Selahaddin'in amid'i alması (579 = 1183) ve Haleb'i eline geçirmesi (aynı yılda) "melikleri " yani küçük hükümdarları daha derin bir kaygıya düşürdü. Ertesi yıl (580 = 1184-1185) Mardin-Meyyafarikin hükümdarı Kutbeddin II Gazi gençlik çağında iken öldü; oğulları küçük yaşta idiler. Ahlatşah yeğeninin oğullarından Nasireddin Yavlak Arslan'ı Mardin tahtına oturtup dirayetli ve iyi niyetli bir emir olan Nizameddin Alp Kuş'u ona atabeg tayin etti ve Türkler de bu gibi hallerde çok defa görüldüğü üzere, Alp Kuş'u Yavlak Arslan'ın annesi ile evlendirdi.

Selahaddin 581 (1185) yılında Musul'u yeniden kuşattı. Selahaddin'i Fırat ötesi ülkelerinin ve bilhassa Musul'un fethine en çok teşvik eden Zeyneddin Ali Kuçek'in oğlu meşhur Muzafferiddin Gök (Kök) Böri idi. Muhasara devam ettiği esnada Ahlatşah Sökmen'in öldüğü haberi alındı (9 Rebiyülahir = 10
Temmuz 1185). Sökmen cesur ve dirayetli bir hükümdardı. Yanında müttefikleri olduğu halde Selahaddin ile savaşmadığı için onu tenkit etmeye hakkımız yoktur. Çünkü Eyyübi hükümdarı savaş tecrübesi çok yüksek bir orduya sahip idi. Sökmen buna karşılık Doğu Anadolu'nun Gürcüler'e karşı müdafaasında en büyük rolü oynamış, onların Aras'ı geçmelerine müsaade etmemişti. Halbuki kendisinden sonra Gürcüler müteaddid defalar Ahlat'a kadar geldiler ve Eyyubiler'den el-Evhad'ı babası el-adil'e yardım feryatnameleri yazdıracak derecede bunalttdar. Sökmen halka karşı pek şefkatli idi.

Ermeni müverrihi Yardan bu husus la ilgili olarak onun hakkında şunları yazıyor:

"Ahlatşah (yani Sökmen), Saltuh (Saltuk) la beraber memleketi barış ve adalet içinde yaşatmaya niyet etti. Yildegüz (II Deniz) de bu hayırlı fikirleri beslerdi. Bu üç hükümdar Hıristiyanlar'ı sever ve ülkelerini imar ederlerdi. Bu sebeple onlar halkın sevgi, saygı ve minnetini kazandılar".

Daha önce de kaydedildiği gibi, Ahlat bölgesi yani Van gölü çevresi onun zamanında en mamur ülkelerden biri haline gelmiş, halkı da en yüksek refah seviyesine ulaşmıştı. Vardan Sökmen'in on iki şehre sahip olduğunu söylüyor. Yalnız biz bu şehirlerden hepsinin adlarını bilemiyoruz. Hoy şehrinin batısındaki Sökmen abad'ın (Sökmen Ovası da denilir) bu Sökmen tarafından kurulmuş olması çok daha muhtemeldir. Çünkü II. Sökmen'in durumu şehir kurmaya çok daha müsaiddir. Bidlis-Erzen hakimi Dimlaç oğlu Fahrü'd-devle Devlet Şah ile Sürmari (Sürmeli Çukur) sahibi ibrahim Sökmen'a tabi idiler. Vardan Ahlatşah'ın ölümünden sonra ülkesinin civardaki kavimlerin zulmü altına girdiğini ve yoksulluğa düştüğünü söyleyerek onun devrinde yaşanılan mutlu hayatın sona ermiş olduğunu bildirir. Sökmen'in para kestirdiği biliniyorsa da onun adına yapılmış herhangi bir binaya rastgelinmemiştir. Bu husus şüphesiz Ahlat'ın geçirdiği büyük felaketler ile ilgilidir. Mahalli bir kaynağa dayanan Ebul Fida Sökmen'in altmış dört yaşında öldüğünü bildirir. Fakat adı geçen müellif Sökmen'in 579 yılı sonlarında vefat ettiğini yazar ise de Ibnü'l-Esir'in ve Eyyubi kaynaklarının verdikleri tarih (581) doğrudur. Sökmen'in bir kızı olduğu söyleniyor. Bu kız 608 (1211-12) veya daha sonraları yalnız başına Ahlat'da oturuyor ve geniş olmayan bir arazinin geliri ile geçiniyordu. Eyyubi hükümdarı el-Eşref'e göre Sökmen'in kızı güneş gibi güzel bir kadındı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:10

5. Seyfeddin Bek Temür (581-589 = 1185-1193).

Sökmen'in hiç oğlu olmadığı ve hanedanından da hiç kimse bulunmadığı için eşrafın ve halkın arzusu üzerine Seyfeddin Bek Temür devletin başına geçti. Bek Temür, Sökmen'in yetiştirdiği memlük asıllı emirlerden biri idi. Efendisinin ölümü esnasında Meyyafarikin'i idare ediyordu. Selahaddin, Sökmen'in öldüğünü ve yerine Bek Temür'ün geçtiğini öğrenince Musul kuşatmasını bırakıp Ahlat üzerine yürümek hususunu düşünürken Ahlat'ın ve Bidlis'in ileri gelenlerinden aldığı mektublar tereddüdünü giderdi. Mektublarda Ahlat'a geldiği takdirde şehrin kendisine teslim edileceği bildiriliyordu. Halbuki bu, bir hile idi. Çünkü, Atabeg Cihan Pehlivan Muhammedin Ahlat'ı elegeçirmek için harekete geçtiği haber alınmış ve bu tedbir ile onun karşısına Selahaddin çıkarılmıştı. Gerçekten Eyyübi hükümdarı Atabeg ile savaşmaya cesaret edemedi. Ahlathlar'ın Selçuklu hükümdarı Tuğrul'a daha doğrusu Cihan Pehlivan'a tabi olmalarını ve hutbeyi onların adına okutmalarını kabul etmek zorunda kaldı. Ancak kaynaklarda söz konusu edilmemekle beraber Selahaddin'in bunun karşılığında Musul meselesinde Atabeğin tarafsızlığını temin etmiş olduğu, zayıf da olsa, akla geliyor. Çünkü, Selahaddin Ahlat seferi dönüşünde Musul hükümdarı izzeddin Mesud'a adını hutbelerde okutmak, sikkelere yazdırmak, ihtiyaç olduğunda asker göndermek, Şehrizor, Türkmen Kıpçak oğlu Hasan'ın yurdu ve Karabelli vilayetleri ile Zab ötesindeki diğer yerlerin kendisine bırakılması şartları ile metbuluğunu kabul ettirmiş ve Atabeg bu hususta hiç bir müdahalede bulunmamıştı.

Yukarıdaki vilayetlerin Selahaddin'in eline geçmesi üzerine iki hükümdar arasında doğrudan doğruya komşuluk meydana gelmiş ve Cihan Pehlivan bundan pek rahatsız olmuştu. Nitekim 582 (1186) yılında hastalanması ve ölümü, Selahaddin'in ülkesini istila edeceği vehmi ile yakından ilgili idi. Selçukluları n baştan beri Musul'da okunmakta olan hutbeleri de işte bu andlaşma ile sona ermiş ve yerini Selahaddin'inki almıştır. Fazla olarak Selahaddin de Ahlat seferinden büsbütün eli boş dönmedi; hükümdarsız kalmış olan Meyyafarikin'i ilk önce zorla, bu mümkün olmayınca hile ile eline geçirdi ve şehrin idaresine emirlerinden Ahlatlı Sunkur'u memur etti. 582 (1186) yılında Selahaddin, Mısır naibliğinden azlettiği amcası oğlu Takiyeddin Ömer'e Meyyafarikin'i de vermiş ve Takiyeddin Ömer burada oturmaya başlamıştı. 0, cesur ve muktedir bir insan idi. Takiyeddin Ömer 587 (1191) de amid'in kuzeyinde ve Meyyafarikin'in kuzey batısındaki es-Suveyda ile Hani'yi zaptetti. Bek Temür buna kayıtsız kalmadı ise de askerinin çokluğuna rağmen yenilip Ahlat'a döndü. Takiyeddin Ömer Ahlat'ı kuşattı; fakat alamıyacağını görüp Malazgird'e yöneldi ve orayı muhasara etti. Erzurum melikesi Mama Hatun askeri ile, denildiği gibi, Bek Temür'e değil, bilakis Takiyeddin Ömer'e yardım etmek için gelmişti. Fakat Takiyeddin Ömer muhasara esnasında öldü (19 Ramazan 587=10 Ekim 1191) ve Malazgird büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu.

Bu son kaynakta Bek Temür'ün Takiyeddin Ömer'in istilasında Halifeye şikayette bulunduğu ve Halifenin de Selahaddin'e yazdığı mektupta Takiyeddin Ömer'in Ahlat üzerine yürümesini kınadığı kaydedilir. Fakat denildiği gibi. Halifenin bu mesele hakkında Kıpçak oğlu Hasan'a ("Hasan Kıpçak " şeklinde okunması pek doğru olmaz) mektup yazması asla söz konusu değildir. Halifenin Selahaddin'e gönderdiği mektupta birbirinden tamamen ayrı iki meseleden bahsedilir: Bek Temür'ün hücuma uğraması, Şehrizor bölgesindeki bir yörenin hakimi olan Türkmen Kıpçak oğlu Hasan Bey'in Selahaddin'in emri ile Erbil hakimi Muzafferiddin Gök Böri tarafından tevkif edilmiş olması. Halife Bek Temür'ün hücuma uğraması meselesinde Takiyedin Ömer'in Ahlat'a saldırmasını kınıyor ve Kıpçak oğlu Hasan'ın da serbest bırakılmasını istiyor.

Selahaddin de Halifeye gönderdiği cevabi mektubunda şunları yazmıştı:

"Biz Takiyedin'e bu hususta bir emir vermedik; asker toplayıp cihada yeniden gelmek üzere gitmişti. Kıpçak'ın oğluna gelince, Muzafferiddin (Gök Böri)'e bir hadım gönderildi. Bu hadım Hasan'ı Şam'a getirecek, Şam'da ona dirlik verilecek ve böylece o da cihada katılacak". Selahaddin'in Meyyafarikini maksadlı olarak Takiyeddin Ömer'e vermesi ve bilhassa onun Bek Temür'e hücum edeceğinden emin olması bize göre pek muhtemeldir. Çünkü, Bek Temür daha önce görüldüğü üzere, Sökmen'in elçisi olarak kendisine karşı açıkça sözler söylemiş ve sertçe davranışlarda bulunmuştu. Bu sebeble Eyyubi hükümdarının yeğenini gizlice Ahlat'ın fethine memur ettiğini bile düşünmek isabetsiz sayılmaz. Esasen Doğu Anadolu da Selahaddin'in müstakbel fetih planına dahil yerlerden biri idi. Hatta Selahaddin Ahlat'ı zapt edip orayı çok sevdiği kardeşi el-Adil'e vermek va'dinde bile bulunmuştu. Kıpçak oğlu Hasan'a gelince, Türkmenler'in bu büyük başbuğu Selahaddin tarafından cihada çağrılmış, gelmeyince de Erbil hakimi Muzaffereddin Gök Böri tarafından tevkif edilmişti. Fakat Emir Hasan Şam'a getirilmeyip serbest bırakılmıştır.

Selahaddin Eyyubi 589 (1193) yılında vefat etti. Böylece onun, bize göre, tahakkuku mümkün görünmeyen Anadolu ve İran'ı fethetmek tasavvurları suya düştü; ölümü Bek Temür'ü o kadar sevindirdi ki, bu derin sevincini gizlemeye bile lüzum görmedi. Zira ülkesinin her an Eyyubiler tarafından istila edilmesi ihtimali onun için daimi bir üzüntü kaynağı olmuştu. Bu münasebetle Bek Temür bir taht yaptırıp üzerine oturmuş "Sultanu'l-Mu'azzam" veya "el Meliku'n-Nasir Selahaddin" unvanını almış ve Seyfeddin yerine Abdu'l-Aziz lakabını kullanmaya başlamıştı. Bek Temür sadece bununla iktifa etmeyerek Musul hakimi Izzeddin Mes'ud, Sincar hakimi İmadeddin Zengi ve Mardin sahibi Hüsameddin Yavlak Arslan'a elçiler gönderip Selahaddin'in kardeşi eladil'in ülkelerini almak için birlikte harekete geçilmesini teklif etmişti. Gerçekten bu hükümdarlar harekete geçtiler ise de, Bek Temür'ün ne yaptığına dair bilgi yoktur; her halde çıkan bazı müşküller onu Meyyafarikin'e yürümekten alıkoymuştur. Nitekim Selahaddin'in ölümünden takriben iki buçuk ay sonra hayatına son verilmesi (14 Cumadel-ula 589 = Mayıs 1193) bu müşküller ile alakalı olmalıdır.

Bek Temür kumandanlarından, ocak yoldaşı ve damadı Bedreddin Ak Sunkur Hezar Dinari tarafından öldürüldü . Onun hamamdan çıktıktan sonra Batiniler tarafından öldürüldüğüne dair bir haber var ise de bu, daha az muhtemel olmalıdır. Yahut Hezar Dinari onu bunların eli ile öldürtmüş olabilir. Erzurum meliki Muğisiddin Tuğrul Şah'ın Bek Temür'ün damadı olduğu bildiriliyor. Bu adı Beg Temür değil, Bek (pek = sağlam) Temür şeklinde okumak yerindedir. Bek Temür'ün öldürülmesinin sebebi ise Hezar Dinari'nin onun mevkiine göz dikmiş olması idi. Kaynaklar Bek Temür'ün halkı seven ve ona adalet ile muamele eden bir hükümdar olduğunu yazdıkları gibi, yoksullara elini uzatan, ilim ve din adamlarını, sufıleri de gözeten bir hükümdar olduğunu söylerler. Ermeni müverrihi Vardan Bek Temür'ün Sasun bölgesini feth ettiğini haber veriyor ve Takiyeddin Ömer'in ölümünden sonra da Hıristiyanlar'a karşı iyi muamelede bulunduğunu yazıyor. Bu haber doğru ise Sökmen'in daha önce zikredilen tenkil hareketine rağmen "Senasine" kendisini toparlayıp eskisi gibi çevredeki halkı ve bilhassa ticaret kafilelerini rahatsız etmeye başlamışlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:11

6. Bedreddin Ak Sunkur Hezar Dinari (589-594 = 1193-1198).

Bedreddin Ak Sunkur Hezar Dinari de Sökmen'in memlüklerinden biri idi. Ahlatşah onu Curcanlı bir tacirden bin altına satın aldığı için ona Hezar Dinari (bin altınlık) lakabını vermiş ve kendisine içki sunucusu (saki) yapmıştı. Bek Temür Ahlatşah olunca Hezar Dinari'nin mevkii yükselmiş ve hatta onun "Ayna Hatun" adlı kızıyla evlenmişti. Fakat buna rağmen haris bir insan olduğu anlaşılan Hezar Dinari, kaydedildiği gibi, 589 (1193) da Bek Temür'ü öldürüp yerine geçmiş ve Bek Temür'ün yedi yaşındaki oğlu ile karısını Muş yöresindeki Erzas (?) kalesinde hapsetmişti. O, beş yıl hükümdarlık makamında kaldıktan sonra ölmüştür. Ebu'l-Fida Hezar Dinari'nin 594 (1197-1198) yılında öldüğünü kaydeder. Sıbt İbnu'l-Cevzi , Hezar Dinari'nin 604 (1207-1208) yılında yapılan bir karşılaşmada Bek Temür'ün diğer bir oğlu tarafından öldürülerek kardeşinin intikamını aldığını, galebeden sonra da Erzurum'a döndüğünü yazar. Ebul-Ferec de hemen aynı şeyleri söylüyor. Bu sonuncu müellif Urfalı meşhur tabip Hasnun'un Ahlatşah'ın oğulları ile Hezar Dinari'yi tedavi ettiğini de bildirir.

7. Kutluğ (594 = 1198).

Hezar Dinari'nin ölümü üzerine yerine Kutluğ adlı bir emir geçirildi. Kutlug'un Sasun'dan getirilmiş Ermeni asıllı bir emir olduğu biliniyor. Fakat halk hükümdarlığını kabul etmeyip onu öldürdü. Bu yüzden Ahlatşahlığı ancak bir hafta sürdü.

8. El-Melikü'l-Mansur Muhammed (594-603 = 1198-1207).

Kutlug'un öldürülmesinden sonra Hezar Dinari tarafından Muş yöresindeki Erzas kalesinde hapsedilmiş olan Bek Temür'ün oğlu Muhammed hapisden çıkarılıp devletin başına geçirildi. Muhammed o zaman on iki yaşlarında bir çocuk olduğundan işleri Sökmen'in divitçi başısı Kıfçak (Kıpçak) asıllı Şucaeddin Kutluğ yürüttü. O da Memluk menşeli emirlerden biri idi. Muhammed delikanlılık çağına girince atabeyini önce haps, sonra da katlettirdi. Fakat bu hareket onun aleyhinde bir hava yarattı. Muhammed'in Kutluğ'u hangi tarihte öldürttüğü bilinemiyor. Yakışıklılığının şöhreti uzak yerlere kadar yayılmış olan Muhammed, ülkesini düşmanlara karşı koruyamıyordu. Filhakika komşu devletlerdeki siyasi buhranları, onların zayıf zamanlarını yakından takib eden Gürcüler bu fırsatları kaçırmayıp derhal harekete geçiyorlardı. Bilhassa Ata Beg Cihan Pehlivan'ın oğlu Ebu Bekr'in aczi yüzünden Gürcü hücumlarına mukavemet edilinemiyordu. Gerçekten Gürcüler 601 (1204-1205) yılında Azerbaycan'a başarılı bir akın yaptıktan sonra Ahlatşahlar'ın ülkesine girip Malazgird'e kadar ilerlemişler ve sonra Erciş taraflarına yönelmişlerdi. Onlar karşılarına asker çıkmadığı için her tarafı yakıp yıkıp pek çok esir ve ganimet elde ettiler. Gürcüler Ahlatşahlar'a ait, Erzurum'a yakın Hısn Tıbn'a geldikleri esnada Ahlatşah (kaynak: Şahib Hilat = Muhammed) askerini topladıktan sonra Erzurum meliki Selçuklu Muğisiddin Tuğrul Şah'dan yardım istedi. O da ordusunu Ahlatşah'ın emrine verdi. Ahlatşah bu asker ile Gürcüler'i bozguna uğrattı. Hatta Gürcü başkumandanı Zekari savaş meydanında kaldı. Kaynağa göre Gürcüler'den çok asker öldürülmüş, çok asker tutsak alınmış ve epeyce de ganimet ele geçirilmişti. Fakat kazanılan bu zafer Gürcüler için ağır bir darbe teşkil etmemişti. Nitekim ertesi yıl Gürcüler ile yeniden savaşmak ve onları hududların dışına atmak zorunda kalınmıştı.

Ertesi yıl (603 = 1206-1207) Gürcüler'e karşı serhad kalesi olan Kars bu kavmin eline geçti. Bunun Ahlat'da bir tepki yaratması beklenirdi. Nitekim de öyle oldu. Ahlatşah Muhammed'in dirayetsizliği açıkça ortaya çıktığı gibi, memleketin işleri ile meşgul olmayıp eğlenceler ile vakit geçirdiği de açıkça görüldü. Bu yüzden Muhammed hapsedildi ve askerler ile halktan bir kısmı Ahlatşah olması için Mardin hükümdarı Kutbeddin II Gazi oğlu Artuk Arslan'ı çağırdılar. Zira Ahlatşah Sökmen, oğlu olmadığından, yerine kız kardeşinin oğlu Kutbeddin II Gazi'nin geçirilmesini vasiyet etmiş, fakat türlü sebeplerden bu vasiyet yerine getirilmemişti. Sökmen'in memlüklerinden Balaban daha önce Muhammed'e açıkça muhalefet ve isyan edip Malazgird'e gitmiş ve oraya hakim olmuştu. Burada katılanlar ile askerinin çoğaldığını gören Balaban, Ahlat'a dönüp şehri eline geçirdi. Az sonra Mardin hükümdarı Artuk Aslan da (Ahlatşah Sökmen'in yeğeninin oğlu) şehrin önünde göründü ise de, Balaban onu geri dönmeye mecbur bıraktı. Esasen Eyyübi hükümdarı eladil'in oğlu el-Eşref de Artuk Arslan'ın ülkesine birbiri arkasından akınlar düzenliyordu. Bunun da sebeb veya sebebleri Artuk Arslan'ın Ahlat'a sahip olarak kuvvetlenmemesi ve Eyyübiler'in bu zengin ülkeyi ellerine geçirmek istemeleri idi. Balaban Artuk Arslan'ı ülkesine dönmeye mecbur ettikten sonra Bek Temür oğlu Muhammed'in bulunduğu iç kaleyi kuşattı ise de alamadığından şehirden ayrıldı; Malazgird ve Erciş'den asker devşirdikten sonra yeniden Ahlat hisarını kuşattı. Bu defa hisar ve Muhammed ona teslim edildi. Muhammed bir kalede hapsedildi; sonra boğdurulup kaleden aşağı atıldı ve "kaleden düştüğü" söylenildi (603 = 1206-1207). işte güzelliği eşsiz denilen ve ancak yirmi yaşlarında bir genç olduğu söylenen Muhammed'in hayatı böyle bir şekilde sona erdi. Fakat o sefahat yani eğlenceye düşkün bir insandı.

9. İzzeddan (veya Seyfeddin) Balaban (603-604 = 1206-1208).

Balaban Ahlatşahlar'ın sonuncusudur; fakat hangi ayda Ahlatşah olduğu ve hangi ayda hayatına son verildiği bile bilinemiyor. Bazı müverrihler onun Ahlatşahlığının bir yıldan az bir zaman sürdüğünü yazarlar. Gerçekten Balaban çok geçmeden karşısında Takiyeddin Ömer'den farksız denilebilecek derecede cesur ve enerjik yeni bir Eyyübi şehzadesini buldu. Bu, Meyyafarikin hakimi ve aynı zamanda Eyyubiler'in başı el-adil'in oğlu el-Melikül-Evhad Necmeddin Eyyub idi. Mamafih Balaban kendisine hücum eden el-Evhad'ı ağır bir mağlubiyete uğratıp ilk tehlikeyi atlatmaya muvaffak olmuştu. Fakat ertesi yıl (604 = 1207-1208) onu yine karşısında buldu. Gerçekten el-Evhad geniş imkanlara sahip babası el-Adil'in yaptığı yardımlar ile kayıplarını kolayca ve kısa zamanda telafi etmişti. El-Adil'in umumiyetle barışsever bir hükümdar olmakla beraber Selahaddin devrinden beri zenginliğinden dolayı, Ahlat'a göz diktiğinden, oğlunu bu şehrin fethine teşvik ettiği şüphesizdir. Siyasi şartlar da buranın alınması için pek müsaid idi. Bu defa yapılan vuruşmada Balaban bozguna uğrayıp Ahlat'a kapandı ve Erzurum meliki Selçuklu Muğisiddin Tuğrul Şah'dan yardım istedi.

Tuğrul Şah askeri ile yardıma geldi. Vukubulan karşılaşmada el-Evhad yenilerek ülkesine dönmek zorunda kaldı. Müttefikler Eyyubi hükümdarının eline geçmiş olan Muş'u geri almak için orayı kuşattılar. Şehir alınmak üzere iken Tuğrul Şah eşine az rastgelinen gaddarca bir hareket ile Balaban'ı öldürdü (604 = 1207-1208). Fakat bu hareketinden dolayı Tuğrul Şah'a ne Ahlat'ın, ne de Malazgird'in kapıları açıldı. O da eli boş olarak ülkesine dönmek zorunda kaldı. Çağdaş müelliflerden Abdullatif el-Bağdadi'nin hatıratında Tuğrul Şah'ın başarısızlığı hasisliği ile izah edilir. Gürcü kıraliçesi ile evlenebilmesi için oğlunu Hıristiyan olmaya teşvik eden Selçuklu hanedanından Tuğrul Şah, işte bu adamdır. Fakat buna karşılık Ahlatlılar el-Evhad'ı çağırıp şehri ona teslim ettiler. Bununla beraber Ahlat askerinden bir kısmı müstahkem Van kalesine çekilerek el-Evhad'ın hükümdarlığını kabul etmediler. Ahlatşahlı askerlerin Erciş şehrini de ellerine geçirmeleri üzerine Melikü'l-Evhad babasından yardım istedi. O da diğer oğlu Melikü'l-Eşref Musa'yı gönderdi. Bunlar barış yolu ile Van'ı aldılar. Ancak el-Evhad Malazgird'i fethetmek için Ahlat'tan ayrıldığında Ahlatlılar şehirdeki Eyyubi askerini çıkarıp hisarı da kuşattılar. Halkın maksadı Ahlatşahlar devletini ihya etmekti. Bunu haber alan el-Evhad, Ahlat'a döndü; kardeşi el-Eşref'in askeri de kendisine katıldı. Şehir alındı ve halktan pek çok kimse öldürüldü. Oyleki hergün onlardan bir kısmının hayatına son veriliyordu. Abdullatif el-Bağdadi'nin el-Evhad'ın bir yakınından öğrendiğine göre el-Evhad yalnız Ahlat'ın yüksek tabakasından onsekizbin kişi öldürtmüştür. Böylece halkın gücü kırıldı, yiğitler (el-fityan) in, yani ahiler'in birliği dağıldı. Bir asırdan fazla sürmüş olan Ahlatşahlar devleti böylece ortadan kalktı (604 = 1207-1208).

644 (1247) yılında Selçuklular'un Erzincan sübaşısı Şerefeddin Mahmud'un emrindeki beyler arasında Ahlat melikinin torunu da vardı. Fakat bunun kimin torunu olduğu üzerinde bir tahminde bile bulunmak mümkün değildir.

Yukarıda Ahlat şehri bölümünde kayd edildiği gibi bu bölge öyle mamur idi ki, geliri bakımından ancak Mısır'la mukayese ediliyor ve bölgenin takriben yetmiş kadar şehri olduğu söyleniyordu. Bununla beraber bu devirden kalma cami, medrese, zaviye, kervansaray gibi eserlerin bize kadar gelmemesi dikkate şayandır. Bu bakımdan Ahlat ancak Mengücüklüler'in Erzincan şehri ile mukayese edilebilir. Bunun başta zelzeleler olmak üzere tabii afetler ile yakından ilgisi vardır. Fakat istilacı orduların yaptıkları tahriblerin en mühim amili teşkil ettiği şüphesizdir. Bilhassa Safevi hükümdarı Şah Tahmasb'ın Doğu Anadolu'daki yıllarca süren yıkma ve yok etme hareketlerini burada yeniden ehemmiyetle belirtmeliyim. Tahmasb bu tahribatı açıkça yazdığı üzere, çok yukarıda da ifade edildiği gibi, Osmanlı ordusunun İran'a yürümesini önlemek maksadıyla yapıyordu.

Şimdiki durumda Ahlatşahlar devrinden bize sadece bazıları kitabeli mezar taşları intikal etmiştir. Ahlatşahlar'dan ancak II. Sökmen ile halefi Bek Temür'ün para kestirdikleri biliniyor. Şeref b. Ebu'l-Mutahhar'ın Tarih Ahlat (veya Hilat) adlı eserinin bize kadar gelmemesine ne kadar esef edilse yeridir. Ahlatşahlar zamanında Ahlat halkı Türkçe, Farsça ve başka bir dil konuşuyordu. Çok canlı bir ticaret şehri olan Ahlat, aynı zamanda, Bağdad'ı aratmayacak derecede bir eğlence merkezi idi. Sık sık yapılan şenliklere bütün halk iştirak ederdi. Halkının yabancılardan hoşlanmadığı da kaynaklarda ifade edilir; esnaf ve sanatkarının çokluğundan şehirde içtimai ve siyasi hayatta da tesirini kuvvetle hissettiren bir ahi teşkilatı vardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:15

AHLATŞAHLAR SOYKÜTÜĞÜ
Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:20

Resim
Ahlat'ın Umumî Görünüşü
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:20

Resim
Çifte Kümbet , Boğatay Aka-Şirin Hatun, Hasan Timur-Esen Tigin Kümbetleri

Resim
Hasan Paditah Kllmbeti (Hasan Aka b. Mabmud Ulrbesi
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: AHLATŞAHLAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:20

Resim
Usta Şakirt (Ulu Kümbet)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir