Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Saltuklular Beyliği

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Saltuklular Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:56

SALTUKLULAR

Erzurum bölgesinde bir asırdan fazla varlığını devam ettiren Saltuklular hakkında bu güne değin ancak iki kitabe elde edilebilmiştir. Bunlardan biri Erzurum'da Tepsi Minarenin üzerinde, diğeri de Erzurum'un doğusundaki Pasin Ovası'nda, Aşağı Micingird köyü'nde, bir evin duvarında bulunmaktadır. Aslında köyün yanındaki Micingird Kalesi'ne ait olan bu kitabede bilhassa yaptıranın adı iyice okunamamakta, yazılış tarihi de eldeki fotoğraflardan bizce hiç anlaşılmamaktadır.

Sikkelere gelince, Saltuklular' dan ancak İzzeddin Saltuk ile oğlu Muhammed'e ait bakır paralara rastgelinmiştir.
Bu hanedan ile ilgili resmi mektup, vakfiye, temlikname ilah gibi hiçbir vesika bize kadar gelmemiştir.

Bizim bildiğimize göre umumi tarih yazan müelliflerden Gaffari (öl. 972 = 1564-65) eserinde bu hanedana da ayrı bir bölüm tahsis etmiştir. Adı geçen müellif Saltuklular'a dair verdiği kısa bilgilerin bir kısmını İbnu'l Esir 'in tarihinden, bir kısmını da menşei bizce meçhul bir eserden (muhtemel olarak tarihi bir takvimden) almıştır. Saltuklular'ın son beğinin kim olduğunu , Selçuklu hükümdarı Rükneddin Süleyman Şah'ın Saltuklular'a ne zaman son verdiğini, Gürcüler ile hangi yıl, hangi ayda ve nerede savaştığını ancak Gaffari'nin bu meçhul kaynaktan yaptığı nakillerden öğreniyoruz.

Bitlis hakimi ŞerefHan'ın (öl: 1005 = 1596'dan sonra) Saltuklular'a dair verdiği bilgiler tamamen Gaffari'den alınmıştır.

Saltuklular ile çağdaş vekayinamelerde bu hanedan hakkında pek az ve kifayetsiz bilgilere rastlanır. Bu vekayinamelerin başında Ibnu'l-Ezrak'ın Tarih Meyyafarikin adlı eseri gelir ki, Saltuklular'ın tarihi için bu eserden hiç faydalanamamıştır. Vakıa İbnü'l-Ezrakdab u hanedan hakkında az ve kifayetsiz bilgiler verir ise de bunlar doğruluğundan şüphe edilmiyen ve aynı zamanda bazıları başka yerlerde bulunmayan mühim kayıtlardır. Kitabu'linba'dan hanedanın daha 516 (1123) tarihinde Saltukoğulları adı ile tanınmış olduğunu öğreniyoruz. Halbuki bugüne değin hanedanın adını İzzeddin Saltuk'dan (öl: 1168) aldığı sanılıyordu.

XII. yüzyılın tanınmış müelliflerinden İsfahanlı İmadeddin'in bir kaydı, Saltuklu tarihinin karanlık bir noktasını aydınlatmıştır. Bu kayda göre İzzeddin Saltuk'un kızlarından Mama Hatun'un 587 (1191) tarihinde Erzurum melikesi olduğu anlaşılıyor. Bu suretle 7ercan'daki Mama Hatun kervansarayının kime ait olduğu ve ne zaman yaptırıldığı da tesbit edilmiş bulunuyor. İbn Vasll'ın Müferricu'l-kurub'unda rastladığımız bir kayıd ise Mama Hatun'un on yıl sonra da, yani 597 (1201) de hala beğliğin başında bulunduğunu gösteriyor.

İbnu'l-Esir'e gelince, bu müellif de Saltuklular'a dair bazı mühim bilgiler vermiştir. Ebu'l Ferec ve işaret edildiği gibi, Gaffari bunlardan faydalanmışlardır.

Ermeni müverrihlerinin eserlerinde İslam kaynaklarında bulunmayan mühim haberlere rastlamayı ümit edebilirdik. Lakin onlarda Saltuklu tarihinin herhangi bir noktasını aydınlatacak kayıtlar görülemiyor.

Gürcü kaynaklarına gelince, bunlarda Gürcülerin en yakın komşuları hakkında dolayısiyle verilen bilgiler ehemmiyetli sayılmıyacağı gibi, aynı zamanda kifayetsiz kayıtlardan ibarettir.

Saltuklular, Erzurum bölgesine Türklük vasfını kazandırmış ve bununla ilgili olarak birçok tarihi eserler bırakmış bir hanedandır. Bu eserler eskiden beri seyyahların dikkatlerini çekmişti, işte bu eserlerden dolayı bundan 120 yıl önce, Fransız şarkiyatçılarından Defremer y Saltuklular hakkında bir çalışma yapmıştır. Adı geçen müellif bu çalışmasında o zaman daha basılmamış bulunan Ibnu'l-Esiril e ona dayanan Ebu'l-Fida ve İbn Haldun'u n eserlerindeki bilgileri, Şerefname'deki bir parçayı ve Reşidüddin'deki küçük bir kaydı neşr ve tercüme etmiş, fazla olarak Gürcü kaynaklarındaki bazı bilgileri de bunlara eklemiştir. Ancak Defremery' nin bu çalışması, anlaşılacğı gibi, müstakbel incelemelere malzeme teşkil edecek bir toplama mahiyetinde idi. Fakat bu güne değin Saltuklular hakkında ne Batı'da, ne de bizde ilmi ihtiyaca cevap verebilecek bir inceleme yazısı vücuda getirilmiştir.

Bu sebeple E. de Zambaur ve H. Edhem tarafından Saltuklular'a dair verilen isim ve tarihler eksik olduğu gibi bazı yanlışları da ihtiva ederler. Zambaur'un verdiği cetvel aynen şöyledir.

Kaynakça
Kitap: DOĞU ANADOLU'DA TÜRK BEYLİKLERİ
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:56

Aşağıda görüleceği üzere Saltuk, 543 (1147-48) de beğliğin başında bulunuyordu. Ahlat Şah'ın karısı Şah Banu, Saltuk'un kız kardeşi değil kızıdır. Nasireddin Muhammed'in beyliğin başına geçmesi 563 (1168) yılındadır. Selçuklu hükümdarı Rükneddin Süleyman tarafından beyliği elinden alınan Melik Şah'dır ve onun Alaeddin adlı bir oğlu yoktur. Muzafferiddin'e gelince, o Saltuk'un torunu idi. Melik Şah'ın takriben de olsa 580 (1184-85)'de beğ olması mümkün değildir. Muhammed'in ne zaman öldüğünü bilmediğimiz gibi, Melik Şah dan önce 587-597 (1191-1201) yılları arasında Erzurum bölgesi Saltuk'un kızı Mama Hatun'un elinde idi. Buna göre 590 (1193-94) tarihlerinde beğliğin başında Alaeddin adlı bir Saltuklu beğinin bulunduğu ifadesi, kuvvetli bir delil olmadıkça kabul edilmez. Ibn Bibi'nin Rükneddin Süleyman Şah tarafından hapsedilerek beğliğine son verildiğini söylediği Alaeddin son Saltuklu beği olduğunu kesin olarak bildiğimiz Melik Şah'ın lakabı olabilir. Son olarak Saltuk'un güveyisi olan Danişmendli Zünnun'un Malatya'da hükümdarlık etmemiş olduğunu da kaydedelim.

Düveli İslamiye'ye gelince, burada Izzeddin Saltuk'un beğliğe geçiş yılı olarak 540 (1145-1146) tarihi gösteriliyorsa da, kaynak verilmiyor. Aynı beğin ölüm tarihi olarak zikredilen 570 (1174) yılının doğruluğuna inanmak mümkün değildir. Çünkü ileride görüleceği gibi, Izzeddin Saltuk'un ölüm tarihini kesin olarak biliyoruz. Melik Şah'ın yakalanıp Saltuklu beğliğinin sona ermesine dair verilen 597 ve 598 tarihlerinden ikincisinin doğruluğunda tereddüde hacet yok idi.

Ailenin adı, bizzat kendilerine ait olan kitabe ve paralarda Salduk şeklinde geçmektedir. Gürcü ve Ermeni tarihlerinde de bu ada Saltuk veya Salduh tarzında rastlanır. Bu misaller ismin XI. ve XII. yüzyıllarda t'nin sedalısı "d " ile de yaygınca söylendiğini gösteriyor, İslam müverrihlerine gelince, bu isim onlarda daha ziyade eski yazılış şekli ile Saltuk şeklindedir; bazılarında da Şaltuk şeklinde yazılmış olduğu görülür. Salduk veya Saltuk 'un Türkler arasında nadiren kullanılan isimlerden biri olmadığını biliyoruz. Meşhur Saru Saltuk ile Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından Saltuk Alp'dan başka Kara Koyunlu Kara Yusuf'un oğullarından Irak hakimi Isfahan Mirza'nin emirlerinden birinin de Saltuk adını taşıdığını misal olarak kaydedelim.

Saltuk'un " bırakmak " "koyuvermek" demek olan "sal" fiilinden -duk eki ile yapılmış bir ad olduğu görülüyor. Bu ek ile başka fiillerden de bunun gibi adlar yapıldığını biliyoruz, Tapduk, Bulduk gibi. Böylece Salduk (Saltuk) "bıraktık" "koyuverdik" manasına geliyor. Bunun Türkler'de çocuğun yaşamasını sağlamak için konulan isimlerden biri olması ihtimali vardır.

Makalede Salduk ve Saltuk'dan ikincisi tercih edilmiştir. Bu da ikincisinin tarihçiler arasında daha yaygın olması ve şimdi belki de daha kolay telaffuz edilmesinden ileri gelmiştir.

Doğu ve Güney-Doğu Anadolu, bu ülkenin diğer bölgeleri gibi, Selçuklu hükümdarı Alp Arslan oğlu Melik Şah (1072-1092) devrinde kesin bir şekilde fethedilmişti Mükrimin Halil Yinanç'a göre Erzurum bölgesi 1080 yılında Emir Ahmed tarafından açılmıştı. Rahmetli Hocam bu hususta Gürcü kaynağına dayanmakta ise de, orada adı geçen Türk beğinin Kars'ı zaptedip Gürcü kiralı Giorgi'yi ağır bir yenilgiye uğrattığından ve Gürcistan'a yaptığı başarılı akınlardan bahsedilir. Hatta Ahmed Beğ, bu esnada (1080 yılı) buyruklarındaki oymaklar ile Anadolu'ya gitmekte olan Iasi ve Bucgub (Boucghub) adlı beğlere Gürcistan'ın nüfusu az ve buna karşılık zengin bir ülke olduğunu söyliyerek onları, Anadolu'ya gitmekten vazgeçirmişti.

Bu güne kadar Saltuklular 'dan bahseden tedkikçiler tarafından Saltuklular'm bilinen en eski şahsiyetinin Ebu'l-Kasım olduğu ve ailenin de adını
563 (1168) yılında ölen İzzeddin Saltuk'dan aldığı kabul edilmişti. Halbuki XII. yüzyılda yazılmış olan Kitabu'l-Inba'da bulunan bir kayıt bu ailenin daha 516 (1123) yılında Saltuk Oğulları (Benu Saltuk) olarak tanındığını ve ailenin ilk ceddinin Saltuk,olduğunu göstermektedir. Bu kayda göre 516 (1123) yılında büyük düşmanı Hille hükümdarı Arab Dubeysb. Sadaka'nin hücumunu önlemek için Abbasi halifesi el-Müsterşid-Billah'ın etraftaki emirlerden yardım istemesi üzerine, Ak Sunkur oğlu Zengi, Toğan Arslan, Saltukoğulları, Buka oğulları, Kıfçak ile kardeşleri Bağdad'a gelmişlerdi10. Bunlardan Toğan Arslan Bidlis ve Erzen emiri olup, Türkmen beğlerinden Dimlaç'ın oğullarından biridir. Buka oğullarının nerede oturdukları meçhuldür. Bununla berebar bu ailenin dirliğinin Azerbaycan veya Erran'da olması pek muhtemeldir. Buka oğulları'ndan ancak Muhammed' i tanıyoruz ki, o Selçuklu sultanı Muhammed Tapar'ın emirlerinden olup, Hille hükümdarı Dubeys'in babası Sadaka'nın 501 (1107) yılındaki tenkil hareketine katılmıştı. Emir Kıfçak'a gelince, onun en kudretli Türkmen beğlerinden biri olarak Şehrizor bölgesini idare ettiğini biliyoruz. Kendisinden sonra oğul ve torunları Türkmenler arasında nüfuz ve itibarlarını devam ettirerek Şehrizor ve ona komşu yerlerde yaşamışlardır Halifenin yardıma çağırdığı beğlerden çoğunun Türkmen menşeli olması dikkate değer. Bağdad'a gelen Saltuk oğulları'ndan biri Gazi olabilir.

Verilmiş olan şu izahattan sonra ailenin ilk ceddinin, beklenildiği gibi, Saltuk Beğ olduğu meydana çıkıyor. Erzurum bölgesinin de bu beğ tarafından fethedildiğini kabul etmek tabiidir. Bununla beraber kitabelerde ve Ibnu'l Esir'de ailenin en eski ceddi olarak Ebu'l-Kası m zikrediliyor. Bu durumda Saltuk'un Ebu'l-Kasım'ın asıl adı olduğu kuvvetle hatıra gelmekte ise de bu hususta kesin bir şey söylemek mümkün değildir.

1092 yılında büyük ve kudretli Türk imparatorluğunun başında bulunan Selçuklu Melik Şah'ın vefat etmesi üzerine, Türk tarihinde daima görüldüğü üzere, hanedan azası arasında saltanat mücadeleleri başgösterdi. Bu mücadeleler esnasında Türkmen beğlerinin daha ziyade Suriye ve Filistin hükümdarı Melik Şah'ın kardeşi Tutuş ' un etrafında toplanmış oldukları görülüyor. Bunlar başlıca, Antakya valisi Muhammed oğlu Alp oğlu Yağısıyan, başta Sökmen ve İI Gazi olmak üzere büyük kumandan Artuk Beğ'in oğulları, Abak'ın oğulları Yusuf ve Yakub, Yınal (İnal) oğlu İbrahim, Dimlaçoğlu Toğan Arslan, Kızıl Arslan ve diğerleri idiler. Tutuş Diyarbekir bölgesini kesin bir şekilde fethettiği zaman (487=1094) bu beğlerden bazılarına orada dirlikler vermişti. Yınal (inal), oğlu İbrahim Amid (Diyarbakır), Dimlaç oğlu Toğan Arslan Bidlis ve Erzen, Kızıl Arslan Is'ird (Siird),Tanze,Bahmerd'e, Şaruh Hani'ye hakim oldular. Tutuş ' un rakibi. Berk Yaruk'un kuvvetlenmesine meydan vermesi sebebiyle Rey civarında yenilip öldürülmesinden (488 = 1095) sonra bu beğler umumiyetle taht müddeisi olarak Berk Yaruk'un karşısına çıkarılan Erran meliki Muhammed Tapar' m taraftarları arasında yer aldılar.

Berk Yaruk ile Tapar arasında beş savaş vukubuldu. Bunlardan en sonuncusu 496 Cumadelahiresinde (Mart-Nisan 1103) Hoy önünde yapıldı. Tapar'ın ordusunda, Ahlat hakimi Sökmenel-Kutbi, haçlılar'a karşı Antakya'yı yiğitçe müdafaa etmiş olan Yağı Siyan'ın oğlu Muhammed ve yine Haçlılar'ın Antakya Şarkıları'nda yani destanların da (Les Chansons d'Antioche) adı geçen Kızıl Arslan (Le Lion Rouge) gibi beğler vardı. Tapar bu karşılaşmada bozularak Ahlat'a gitti. Kendisi orada iken Erzurum (Erzen er-Rum) hakimi Emir Ali katına geldi13 Emir Ali, kitabe ve Ibnu'l-Esir ' deki bir kayıttan anlaşıldığı üzere Ebu'l-Kasım'ın oğlu idi. Ertesi yıl (497 = 1104) Berk Yaruk ile Tapar arasında barış yapıldı. Buna göre, Harizm, Horasan Tapar'ın öz kardeşi Sancar'a ait olacak, iki Irak, Fars, Huzistan Berk Yaruk'un, Azerbeycan, Erran Doğu ve Güney Doğu Anadolu, el-Cezire, Suriye de Tapar'ın hakimiyeti altında bulunacaktı. Böylece Türk imparatorluğu parçalanmış olmakla beraber ülkelerin harablığına ve halkın perişan olmasına sebep olmuş bulunan uzun mücadele de (12 yıl) sona ermişti. Fazla olarak Berk Yaruk 'un çok geçmeden ölümü üzerine (498 = 1104) onun ülkeleri de Tapar'ın idaresine geçti.

Şimdi bu devirde Doğu ve Güney Doğu Anadolu'nun siyasi tablosunu çizerek asıl konumuza girelim.
Yukarıda Suriye ve Filistin hükümdarı Tutuş'un zaptettiği Diyarbekir bölgesinde, buyruğundaki Türkmen beğlerinden Yınal oğlu İbrahim'e Amid'i (Diyarbakır), Dimlaç oğlu Doğan Arslan'a Erzen, Bidlis, Kızıl Arslan'a da İs'ird, Tanze ve Bahmerd'i, Şaruh'a Hani, ve Musa'ya da Hısn Keyfa'yı dirlik olarak verdiğini söylemiştik. Bir adı da Hısn Ziyad (Ziyad Kalesi) olan Harput da yine Türkmen beğlerinden Çubuk (yahut Çapak) oğlu Muhammed'in elinde bulunuyordu. 495 (1102) yılında Hısn Keyfa Artuk Beğ'ın oğullarından eski Kudüs valisi Sökmen'in, Mardin'de eski Bağdad valisi (şahne) Sökmen'in kardeşi İl Gazi'nin eline geçtiği gibi, Ahlat, Erciş, Zatu'l-Cevz (adilcevaz), Muş, Malazgird, Bargiri, Vanda Sökmen el-Kutbi'nin idaresi altına girmişti.

Bu zamanlarda Doğu ve Güney Doğu Anadolu nüfusu çok, bilhassa yiyecek maddeleri bol ve ucuz olan bölgeler idiler. Türkler'in gelişi bu bölgelerin iktisadi hayatına çok daha fazla bir canlılık getirmiş, bölgeler her bakımdan mühim gelişmeler göstermişlerdir. Bunun en mühim delili, şüphesiz zamanımıza kadar gelmiş olan o bölgelerdeki içtimai eserlerdir.

Doğu ve Güney Doğu Anadolu, Selçuklu imparatorluğunda en fazla hanedanların zuhur ettiği veya beyliklerin kurulduğu bölgeler olarak tanınırlar. Selçuklu imparatorluğunun hiçbir bölgesinde bu kadar çok sülalenin bir arada yaşadığı görülmemiştir. Bu keyfiyet mezkur bölgelerin coğrafi hususiyetlerinden ileri gelmiş olduğu gibi, oraların iktisaden zengin bulunmaları ile de ilgilidir. Bu hanedanlar, umumiyetle, birbirleriyle dostça geçinmişler ve bunu aralarında dünürlük tesis etmek suretiyle sağlamlaştırmışlardır. Bunlar için tehlike içten yani kendi aralarından çıkmamış daima dıştan komşu büyük devletlerden gelmiştir. Bölgedeki beğlikler ilk önce Zengiler'in tehdidi ile karşılaşmışlar ise de asıl tehlike onlara Eyyubiler'den ve Türkiye Selçuklularından gelmiş ve bunların çoğu bu iki devlet tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bu iki bölgeden Doğu Anadolu'nun Erran ve Azerbaycan, Güney Doğu Anadolu'nun da Irak ve Suriye ile daha sıkı münasebetleri olmuştur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:57

1. Beğliğin Kurucusu Saltuk

Yukarıda zikredilen Kitabul-inba'daki kayıd, beğliğin kurucusunun Saltuk olduğunu kesin olarak meydana koymaktadır. Camiü't-tevarih'teki Selçuklular bölümünde ki rivayette söylendiğine göre, Alp Arslan Malazgird zaferi'nden sonra Bizans imparatorunun barış şartlarını yerine getirmemesi üzerine, buyruğunda bulunan Artuk, Saltuk, Mengücük, Çavuldur, Çavlı ve Danişmend gibi beğlere Anadolu'da fetihlerde bulunmlarını emretmiş ve onlara fethettikleri yerlerin kendilerine ve oğullarına ait olacağını söylemiştir. Bunun üzerine, Saltuk Erzurum şehri ve bölgesini, Mengücük Erzincan, Kemah, Kögonya (Şarki Kara Hisar), Danişmend Kayseriyye (Kayseri), Sivas, Develi, Tokat, Niksar, Amasya, Çavuldur Maraş, Sarus (Sarız), Artuk Beğ Mardin, Amid, Mincigird (?), Malatya ve Harput şehirlerini zaptetmiştir. Daha önce de belirtildiği üzere, Reşideddin Selçuknamesi'ndeki bu rivayet sonraki duruma bakılarak söylenmiş sözlerdir.

2. Ebu'l-Kasım

Adı, kitabelerde velbnu'l-Esir 'de verilen kısa neseb zincirinde ailenin başı olarak geçmektedir. Hiçbir kaynakta onunla ilgili bir habere rastgelinmemiştir.

3. Ali

Bu Saltuklu beğinin 496'da (1103) Erzurum hakimi bulunduğu ve aynı yılda Ahlat'da Selçuklu Muhammed Tapar'ın katına geldiğini evvelce söylemiştik. Kendisi hakkında başka hiçbir bilgiye sahip değiliz.

4. Ziyaeddin Gazi

Gaz i bugüne kadar bu adiyle meçhul kalmış bir Saltuklu emiridir. Erzurum'daki Kale Camii ve Tepsi Minare'yi yaptıran Saltuklu emiri budur. Tepsi Minare'nin üzerinde bulunan kitabe en doğru olarak merhum I. H . Konyalı tarafından okunmuş görünüyor.

Tepsi Minare kitabesinin, adı geçen müellif tarafından okunan şekli şudur:

Fatih Kütüphanesi'nde Ebu Bekr Rebib Ahmedel-Ahaveynen-Naccari tarafından yazılmış Kitahul'-hidaye fi't-tıbb adi bir eser vardır.

Bu eserin ilk sahifesinde kimin için istinsah edildiğine dair bir kayıt görülmektedir ki, aynen şöyledir:

Bu temellük kaydı ile Tepsi Minare'deki kitabenin bir yerini tamamlamak mümkündür. Böylece kelimesinden sonra ibaresinin bulunacağı anlaşılıyor. Kitabede Ebu'l Kasım'dan sonra okunmıyan yerler var ise de bunlar belki de bizim kayıttaki ibareler ile tamamlanabilir.

Tepsi Minare kitabesinde İ. H. Konyalı'nın ve diğerlerinin yanıldıkları husus şudur ki, orada geçen kitabe sahibine ait unvanların onun ismi sayılmasıdır. Halbuki, Saltuklular ile komşu Artuklular gibi, beğliklere ait kitabelere şöyle bir bakılsa idi bunların devrin başlıca Türk hanedanlarınca kullanılmış unvanlar olduğu görülecekti.

Şimdi bu unvanları kısaca gözden geçirelim:

Beygu, X. yüzyılda Seyhun (Sir-Derya) boylarında yaşıyan Oğuzların kıratlarına ait bir unvan. Beygu'nun, yabgu'nun harf değişmesine uğramış şekli (yer değiştirme) olduğunu sanıyoruz. Selçuklular henüz Buhara dolaylarında iken (1035 den önce) başlarında bulunan Musa oğlu Yusuf, inanç Beygu unvanını taşıyordu. Selçuklular Horasan'a geldiklerinde, Yusuf'un babası Musa'nın da beygu unvanını taşıdığını biliyoruz. Alp Arslan 458 (1065/66) yılında emirlerden birini Mazenderan'a tayin etmişti ki, bu da inanç Beygu unvanını taşıyordu. Berk Yaruk devrindeki emirlerden ahır Beğ 'in de (bu da belki emir ahur karşılığı) inanç Beygu ünvanını taşıdığı görülüyor. Anadolu'ya gelince, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, Amid'deki Yınal oğullarından İbrahim oğlu Yınaldı inanç Beygu, Kutluğ Beğ; Artuklular'dan Kara Arslan oğlu Muhammed ve onun oğlu Mahmud da Alp, Kutluğ Beğ unvanları yanında bu unvanı da taşımışlardı. Kitabede geçen Tuğrul Beğ'e gelince bu da bir unvandır.

Gök Türk, Uygur ve Kara Hanlı gibi, Orta Asya'daki Türk devletlerinde hükümdarlık veya başka yüksek mevkilere geçen hanedan mensupları ile kumandan ve devlet adamlarının elde ettikleri mevkileri ile mütenasip olarak unvanlar aldıklarını ve hatta onların bu unvanlar ile anılıp asıl adlarının unutulduğunu biliyoruz. Gök Türk kitabelerinde kağanlar hemen münhasıran unvanları ile anılmışlar, beğler de hem adları, hem de unvanları veya onların bir kısmı da sadece unvanları ile zikredilmişlerdir. Mesela II. Göktürk devleti'nin kurucusu İltiriş Kağan'ın, Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, adı Kutluğ idi. BilgeKağan'ın adı, Çince şekline göre Mo-ki-lien, Kapkan'ın Moço, Uygur hükümdarı Tengride Bolmuş, İI itmiş Bilge Kağan'ın Mo-yen-ço (Moyun Çor veya Bayan Çor) idi. Oğulçak, Saltuk, Musa, Harun, Ahmed, Nasr gibi Kara Hanlı şehzadeleri de hükümdar olunca Kadır Han,Buğra Han,Arslan Han, İlig Han gibi unvanlar almışlardır.

Selçuklular Orta-Doğu ülkelerine gelince, bu geleneği de getirdiler. Böylece Selçuklu devleti kurucuları da Tuğrul Beğ, Çağrı Beğ,Beygu ve Yınal gibi unvanlar taşıdılar. Gerçekte bunların adları Muhammed (Tuğrul Beğ), Davud (Çağrı Beğ) Musa (Beygu), İbrahim (Yınal) idiler. Hatta İbrahim 'in kardeşi Ertaş'ın da Yınal unvanını taşıdığı anlaşılıyor. Bunlara Çağrı Beğ'in oğullarından Azerbaycan meliki Yakuti'nin Alp Sunkur Beğ, oğlu İsmail'in İI Arslan ve yine Çağrı Beğ 'in kızı Hatice'nin Arslan Hatun unvanını taşıdıkları ilave edilebilir. Çağrı Beğ 'in kızı Hatice' ye Arslan Hatun unvanının verilmesi ise gayet tabii idi. Çünkü, O, Abbasi Halifesi el-Kaim Biemrillahile evlendirilmiş ve bundan dolayı da kendisine bu unvan verilmişti. Bazı araştırıcılar Tuğrul Beğ ile Çağrı Beğ'in unvan değil, onların Türkçe adları olduğunu ileri sürmüşlerse de, bu görüşe katılmağa imkan göremiyoruz. Çünkü, evvela bir kimsenin hem Türk adı, hem de Müslüman adı olduğu şeklinde bir gelenek asla yoktur. Saniyen Kara Hanlılar'da olduğu gibi, Selçuklular'da ve sonra Harizm Şahlar'da bir çok hükümdar ve emirin hem Türkçe ada hem de Türkçe unvana sahip olduklarını biliyoruz. Bununla ilgili olarak bir iki misal verelim: Kirman Selçukluları devleti'nin kurucusu Kavurt Beğ'in unvanı Kara Arslan Beğ olduğu gibi, Melikşah'ın büyük kumandanlarından Onar ile Gümüş Tiginde Bilge Beğ unvanını taşımakta idiler.

Saltuklu kitabesinde Tuğrul Beğ'in unvan olduğunda en küçük bir tereddüde yer vermemek için Zengiler devleti kurucusu Imadeddin Zengi'nin, Türkçe unvanları arasında bu unvanın da kullanılmış olduğunu söyliyelim.

Imaeddin Zengi'nin unvanları arasında Tuğrul Beğ'in kullanıldığını gösteren metin şudur:

Bu izahattan sonra kitabeyi yazdıranın adının Gaz i olduğu anlaşılmış bulunur. Esasen İbnu'l-Ezrak bize, Mardin-Meyyafarikin hükümdarı Artuklular dan İl Gazi oğlu Hüsameddin Temür Taş'ın (516 547 = 1122 1152) Erzurum emiri Gazi'nin kızı ile evlendiğini ve bu izdivaçtan 520 (1126)'de Necmeddin Alpı ve sonra da Cemaleddin Sevti adlı oğullarının dünyaya geldiğini bildirir. İbnu'l-Ezrak'ın, diğer kaynaklar tarafından teyid edilen sözlerinden açıkça anlaşılıyor ki, kardeşi Süleyman'ın 518'de (1124) ölümü üzerine sahibi bulunduğu Mardin'den gelerek aynı yılda Meyyafarikih'i de eline geçiren Hüsameddin Temür Taş, öbür kardeşi Ayas'ın dul karısı ile evlenmiş ve sonra da Erzurum hakimi Gazi'nin kızı ile izdivaç etmiştir. Bu izdivaçtan 520 (1126) Alpı adlı oğlu dünyaya gelmiştir. Buna göre Artuklu beği Temür Taş, Erzurum beğinin kızı ile 519 (1125) veya 520 (1126) yılında evlenmiştir.

Saltuklu Gazi'ye takdim edilmiş olan Kitab, Erran'daki Duvin şehrinde 510 yılı Muharrem ayında (1116 Mayıs-Haziran) istinsah edilmiştir. Bundan Gazi'nin mezkur tarihte (510 = 1116) Duvin şehri emiri olduğu hatıra geliyorsa da bu hususta daha fazla birşey söylemek mümkün değildir. Ermeni müverrihi Vardan'a göre Gizil adlı bir iskit yani Oğuz (Türkmen) Lore'yi aldıktan sonra Duvin'e savaşla girip şehrin sahibi Şeddad oğullarından Ebu'n-Nasr'ı öldürmüştür. Ebu'n-Nasr'ın kardeşi Manuçe (Minuçihr) Iran padişahından (yani Selçuklu sultanından asker alarak Gizil üzerine yürümüş ve onu öldürerek Duvin'i iranlılara (yani Türkler'e) iade etmiştir. Vardan'ın iskit yani Oğuz (Türkmen) emiri dediği Gizil, Minorsky'nin de belirttiği gibi, Siird, Tanze, Bahmerd beği Kızıl Arslan 'dan başkası değildir. Kızıl Arslan, Tapar ile Berk Yaruk arasında 496 (1102 1103) yılında Hoy önünde yapılan savaşta Tapar'ın beğleri arasında yer almıştı. Tapar'ın barıştan sonra Lore ve Duvin'i bu beğe ikta etmiş olması muhtemeldir. Kızıl Arslan'ın 1105'de adı geçen şehirleri alması bu husus ile ilgili olacaktır. Kızıl Arslan 500 (1106-7) yılında, Diyarbekir bölgesindeki diğer beğler gibi, Meyyafarikin'e gelen Türkiye Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan'a itaat etmişti. Kızıl Arslan'ın Kılıç Arslan ile Sultan Muhammed Tapar'ın kumandanı Çavlı arasındaki savaşa katılıp katılmadığı bilinemiyor. Yardan Minuçihr'in Tapar'dan aldığı yardım kuvveti ile Kızıl Arslan'ı hangi tarihde yenip öldürdüğünü söylemediği gibi, Ermenice başka kaynaklar da Kızıl Arslan'ın Sultan tarafından öldürülmiis olduğu kaydediliyor. Cl. Cahen, Kızıl Arslan'ın 1118 yılında Duvin önünde öldüğünü söylemektedir ki, bu hususta hangi kaynağa dayandığını tespit etmek mümkün olmadı. Şayet böyle ise, şehrin mezkur tarihe kadar Kızı l Arslan'ı n elinde bulunması muhtemeldir. Bu takdirde de Gazi'nin Duvin'de beğlik yapması veya bir ara şehri ülkesine katması pek mümkün olmaz. Şehrin sonra Bidlis-Erzen beği Toğan Arslan'ın eline geçtiği ve oğlu Kurtu'nun da orayı elinde tuttuğunu biliyoruz.

Saltuklu Gazi'nin Duvin'de emirlik yapıp yapmadığı hususu ne olursa olsun kitapdaki temellük kaydının Tepsi Minare kitabesi ile karşılaştırılması, her ikisinin de aynı şahıs tarafından yazılmış olduğunu gösteriyor.

Müverrihelc Azimi 526 (1131 32) yılı olayları arasında " Erzen sahibi Gazi öldü " haberini vermektedir . Biz Erzen sahibi Gaz i adlı bir emir tanımadığımız gibi, bu tarihte Erzen hakiminin bundan önceki haşiyede görüldüğü üzere, Şemsu'd-Devle Toğan Arslan olduğunu biliyoruz. Bu sebeple buradaki Erzen'in aslında Erzen er-Rum, yani Erzurum olması pek muhtemeldir.Tahminimiz doğru ise Saltuklu beği Gazi, 526 (1131 32) tarihinde ölmüştür.

1117 yılında Selçuklu sultanı Muhammed Tapar öldü. Tapar'ın ölümü ile Selçuklular'ın şevketi ve Türk imparatorluğunun kudreti kırıldı. Halefi Mahmud zayıf bir şahsiyet idi. Bu sebeble Batiniler gittikçe kuvvetlendikleri gibi, Bağdad Abbasi halifesi de eski cismani kudretini kazanmak için harekete geçti. Bunlara ilave olarak Gürcüler dirayetli kıralları David'in idaresinde, Kıpçaklar'ı da yardımcı kuvvet olarak kullanıp, Türkler'e karşı hücuma başladılar. Başlıca şehirleri Berdaa, Gence, Beylakan, Şamkur olan Erran bölgesi ile onun batısındaki Ani, Kars ve Duvin şehirlerinin bulunduğu bölge, Melik Şah devrinde kesin bir şekilde Türk imparatorluğuna katılmış, Yağı Siyan ve diğer Türk beğlerine bu yörelerde dirlikler verilmişti. Berk Yaruk 486 (1093) yılında, kardeşi Muhammed Tapar'ı melik sıfatı ile Erran'a göndermiş, Gence'ye gelen Tapar, Erran'da ve onun batısındaki bölgede hakimiyetini tesis etmişti. Berk Yaruk ile Tapar arasındaki saltanat mücadelesi esnasında Ani Şeddad oğulları'ndan Minuçihr'in elinde olduğu görülüyor. Kars, Sürmari (= Sürmeli), Duvin ve diğer şehirler de Türk emirlerinin idaresinde bulunuyordu. Bu şehirlerden hangisinin Antakya valisi Yağı Sıyan'ın oğlu Muhammed'in dirliği olduğunu bilemiyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:57

Erran ve Ani çevresinde daha fetihten itibaren kalabalık bir Türkmen topluluğu yurd tutmuştu. Bunlar yazı Ala Gez ve Ağrı Dağı eteklerinde geçirip, Kür boylarında kışlıyorlar ve bölgedeki şehir halkı ile ticaret yapıyorlardı.

1089 yılında Gürcü tahtına çıkmış olan David, Melik Şah'ın ölümü üzerine Selçuklu hanedanı arasında başlamış olan saltanat mücadeleleri esnasında, her yıl göndermekte olduğu vergiyi kesmiş ve 1110, 1115, 1116 ve 1118 yıllarında olmak üzere Türkler'e karşı yaptığı hücumlarda başarılar elde etmiş ve bir çok yerleri, bu arada Lore şehrini de ele geçirmişti. Fakat David asıl başarılarını Tapar'ın ölümünden sonra kazanmaya başladı. Gerçekten Tapar'ın halefi Mahmud'un zayıf bir şahsiyet oluşu, çocuk yaşta bulunan kardeşi Erran meliki Tuğrul'un muktedir bir atabeğe sahip bulunmaması, David'in başarılarında mühim bir amil teşkil etmiştir. David 1120 ve 1121 yıllarında Kür boylarında kışlayan Türkmenleri ağır yenilgilere uğrattı. Bunun üzerine Türkmenler karalar giyerek aralarında eskiden beri büyük bir itibar sahibi olan Artuklu ailesinin başı Mardin-Meyyafarikin hükümdarı gazi'den ve Gence'de oturan Tapar'ın oğullarından Melik Tuğrul'dan yardım istediler. Bunun üzerine büyük bir ordu toplandı. Bu ordunun başında ismen 11 yaşında olan Melik Tuğrul vardı. Yanında atabeği Gün Doğdu, Artuk oğlu İI Gazi, güveyisi Arab Sadaka oğlu Dubeys, Bidlis-Erzen emiri Toğan Arslan ve adlarını bilmediğimiz diğer beğler bulunuyorlardı. Fakat bu ordu, Kıpçaklar'dan mühim bir kuvvetin de askerleri arasında bulunduğu David tarafından Tiflis yakınında ağır bir mağlubiyete uğratıldı (514 = 1120). Bu başarı üzerine David ertesi yıl Tiflis'i ve bunu Ani'nin alınışı takip etti.

Tiflis savaşında Saltukoğlu'nun bulunduğuna dair bir kayıd yok ise de bunun kuvvetle muhtemel olduğunu söyliyebiliriz. Esasen Gazi bu sefere giderken Erzurum'a uğramış, veziri ile kadısı daha ileriye gitmiyerek burada kalmışlardı.

Davi d bu zaferden sonra Türkler'in elinde bulunan birçok yörelere akınlar yapmış, bu arada İspir'e kadar gelerek Türkmenler'den rastgeldiğini öldürmüş veya tutsak almış, Oltu'yu da yakmıştı. Bu esnada Minuçihr'in ölümü üzerine yerine geçen Ebu'l-Esvar Gürcü kiralına karşı elinde tutamayacağını anlayarak Ani'yi 60,000 altın karşılığında Erzurum emirine (adı söylenmiyor) satmağa teşebbüs etmiş ise de, şehirdeki Ermeni ileri gelenleri Gürcü kiralını çağırmışlar, o da mühim bir kuvvetle gelip şehri teslim almış ve Ebu'l-Esvar ile oğullarını tutsak edip götürmüştür (1123 veya 1124).

1125 yılında kudretli Gürcü kiralı David ölmüş, yerine oğlu Dimitri geçmiştir. Dimitri babası kadar dirayetli ve savaşçı bir kıral değildi. Bu sebeple Horasan'da, Sultan Sancar'ın yanında bulunan Şeddad oğulları'ndan Fadlun asker toplıyarak Ani'yi geri almış, Toğan Arslan' m elinde bulunan Duvin'i zapt etmişti.

Fakat 524 (1130) yılında Toğan Arslan'ın oğlu Kurtu, Fadlun'u ağır bir şekilde yenerek şehri geri aldığı gibi, ertesi yıl Gürcü kumandanlarından Ivane oğlu Ebu Leys'i de aynı akıbete uğratmıştı.
530 (1135-36) yılında Erzurum'da, ağır hasara sebebiyet veren şiddetli bir yer sarsıntısı olmuştur.

5. II. İzzeddin Saltuk

II. İzzeddin Saltuk'un hangi tarihte beğliğin başına geçtiği bilinemiyor. Saltuk'a ait elde bulunan paraların hepsi maalesef tarihsizdir. Tarih kaynaklarında bu Saltuklu beğine dair en eski bilgi 543 (1148/49) yılında başlamaktadır. İbnu'l-Ezrak mezkur senede İzzeddin Saltuk'un kızı, Ahlat Şah II. Sökmen 'in karısının, yanında Ahlat Şah devleti'nin ileri gelenlerinden bazıları olduğu halde, hacc'a gitmek için Hısn Keyfa'ya geldiğini ve fakat zevcinin talebi üzerine, hatunun Hicaz'a gitmiyerek Ahlat'a döndüğünü yazıyor. Ancak İbnü'l-Ezrak Ahlat Şah'ın karısını niçin geri çağırdığını söylemiyor.

Elimizde İzzeddin Saltuk'a ait bazı sikkeler vardır.
Bu yazılar İzzeddin Saltuk'un Iran Selçuklu sultanı Tapar'ın oğullarından Mes'ud'u metbu tanıdığını göstermektedir.

549 (1154) yılında Ani emiri Fahreddin Şeddad, İzzeddin Saltuk'un kızını istemiş ise de Saltuklu beği kızını Bidlis-Erzen emiri Toğan Arslan'lı Fahreddevle Devle t Şah'a vermişti. Bundan bir müddet sonra Fahreddin Şeddad, İzzeddin Saltuk'a haber gönderip, Ani'yi Gürüfer'e karşı koruyamıyacağını söyliyerek gelip şehri satın almasını ve kendisinin de hizmetinde bulunacağını bildirmişti. Bunun üzerine İzzeddin Saltuk şehri tesellüm etmek üzere Ani'ye geldi ise de Fahreddin Şeddad, Ani'ye takriben bir günlük mesafede bulunan Gürcü kiralı Giorgi 'ye bunu haber verdi. Bunun üzerine Giorgi askerini toplıyarak sabahleyin Saltuk'a hücum edip, pek çok Türk öldürdükten sonra bizzat Erzurum beğini, maiyyetinden bir kısmını ve askerinden bir bölüğünü tutsak aldı. Bunu haber alan Güney-Doğu Anadolu ve Suriye hükümdarları teşebbüse geçerek 100.000 altın karşılığında Saltuk 'un serbest bırakılmasını temin ettiler. Ülkesine dönen Saltuk para toplıyarak maiyyet ve askerlerinden tutsak alınmış olanları kurtardı. İzzeddin Saltuk'un tutsak alınışı birçok kaynaklarda akisler yapmıştır. İbnü'l-Esirb u hadiseyi 548 (1153) yılında kayd etmekte ise de, Ibn Hamdun ve Ani'li Samuel İbnu'l Ezrak'ın verdiği 549 (1154) tarihini doğrulamışlardır.

556 (1161) yılında Ani'nin Gürcüler tarafından zaptedilmesi üzerine komşu Türk beğleri birleşerek Gürcüler'in üzerine yürüdüler. Bunlar başlıca Ahlat Şah II. Sökmen, İzzeddin Saltuk, Toğan Arslan oğullarından Fahruddevle Devlet Şah, Kars ve Sürmari hakimleri idiler. Mardin Meyyafarikin hükümdarı Necmeddin Alpıda onlara katılmak üzere Mardin' den yola çıkmıştı. Fakat beğler, Artuklu hükümdarını beklemeden Ani'ye gelip şehri kuşattılar (Şaban = Ağustos 1161). Bunu haber alan Gürcü kiralı Giorgi ordusu ile şehri kurtarmaya koştu. Karşılaşma vuku bulacağı sırada İzzeddin Saltuk, evvelce tutsak iken Gürcü kiralı ve oğulları ile savaşmıyacağına, asker göndermiyeceğine dair and içtiğini söyliyerek bir ata binip kaçmış ve bu, Türk ordusunun ağır bir mağlubiyete uğramasına sebep olmuştu. O derece ki Gürcüler zengin bir ganimetten başka 9000 esir almışlar, pek çok kimseleri de öldürmüşlerdi. Ahlat Şah Sökmen ancak 400 atlı ile ülkesine dönebilmiş, hatunu Şah Banuvan'ın ana bir kardeşi Bedreddinde esir edilmişti. Mağlubiyeti Malazgird'e geldiği sırada haber alan Necmeddin Alpı müttefiklerini dahi beklemeksizin Meyyafarikin'e geri dönmüştü (556 Şaban = 1161 Temmuz-Ağustos).

Tutsak alınan Bedreddin, Şah Banuvan'ın ana bir kardeşi idi. Urfalı Mateos 'un eserine zeyl yazan Papaz Grigor, Ahlat Şah'ın, kaynatası "Adraddini " büyük bir ordu ile Gürcistan'a gönderdiğini, bu ordunun Gürcüler tarafından mağlubiyete uğratıldığını bildirir. En güvenilir kaynağımız Ibnu'l-Ezrak, Ahlat Şah'ın kaynatasının İzzeddin Saltuk olduğunu söylediğine göre, Papaz Grigor'un bu adla (yani Adraddin) İzzeddin'i kastetmiş olması çok daha muhtemeldir. Bu defa esir düşen Ahlat Şah'ın karısı Şah Banuvan Hatun'un ana bir kardeşi Bedreddin'in Saltuklu hanedanına mensup bulunması kat'i değildir.

İzzeddin Saltuk'un kızları güzellikleri ile ün salmış olmalıdırlar ki, Türkiye Selçukluları sultanı II. Kılıç Arslan'da Saltuk'a güveyi olmak istemiş ve bu, Saltuk tarafından kabul edilmişti. Esasen görmüş olduğumuz gibi Ahlat Şah Sökmen ve Bidlis-Erzen hakimi Toğan Arslan oğlu Fahruddevle Devlet Şah onun güveyileri idiler. Fakat Kılıç Arslan'ın giriştiği bu teşebbüsün siyasi bir izdivaç olduğu muhakkaktır. 560 (1164/5) yılında, Saltuk Beğ kızını zengin çeyizi ile Kılıç Arslan'a gönderdi ise de, Selçuklu hükümdarının düşmanlarından Danişmend oğlu Yağı Basan gelin alayının önünü kesip, Saltuk 'un kızını ele geçirdi ve onu Kayseri meliki yeğeni Zünnun ile evlendirdi. Onun bu hareketi Kılıç Arslan ile aralarında savaş çıkmasına sebep oldu. Savaştan sonra gelinin Kılıç Arslan'a gönderilmeyip, Zünnun'un nikahı altında kaldığı anlaşılıyor.

Tarihi eserlerde yani vekayinamelerde kendisinden en fazla bahsedilen İzzeddin Saltuk 563 yılı Receb ayında (Nisan 1168) vefat etmiş ve yerine oğlu Muhammed geçmiştir.
II. Saltuk, tebaasına karşı şefkatli ve adilane idaresi ile Ermeni müverrihi Vardan tarafından öğülür.

Adı geçen müverrih bu hususta aynen şunları söylüyor:

"Ahlat Şah, Saltuk'u kendisine damad edindi ve onunla beraber memleketi sulh ve adalet içinde yaşatmağa niyet etti. Aynı zamanda Atabeg Yeldegüz( = II Deniz) dahi bu hayırlı fikirleri beslerdi. Bu üç hükümdar Hıristiyanları sever ve memleketlerini imar ederlerdi. Bu sebeple Halkın hürmet ve minnetini kazandılar" .

"Ahlatşah, Saltuk'u kendisine damad edindi " sözü doğru olmayıp, bilakis gördüğümüz gibi, Ahlatşah, Saltuk'un güveyisi olmuş idi." şeklinde olacaktır.
İzzeddin Saltuk 'un ülkesine hangi yörelerin dahil bulunduğu hakkında malumat yoktur. Bununla beraber Saltuklu beğliği ülkesinin Tercan'dan başlayıp Tahir Gediği'ne veya daha ileriye kadar uzandığı ve Erzurum'dan başka Bayburd, Avnik, Micingird, ispir, Oltu şehir, kasaba ve kalelerini içine aldığı söylenebilir. Hatta 1579 yılında Kars kalesi ve hisarının yeniden inşası esnasında ele geçen bazı kitabeler, İzzeddin Saltuk 'un bir ara Kars'ı da hakimiyeti altına almış olduğunu gösteriyor. Bu kitabelere göre İzzeddin Saltuk 'un veziri Firuz, Kars kalesini tamir ettirmiştir56. Fakat bu tarihlerde Kars ve Sürmari (= Sürmeli)'nin başka aileler veya aile tarafından idare edildiğini biliyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:58

6. Nasireddin Muhammed

Maalesef bu Saltuklu beği hakkında da pek az bir bilgiye sahibiz. O kadar ki onun ölüm tarihini bile bilemiyoruz. Nasireddin Muhammed' in 585 (1189) tarihli bir sikkesi vardır. Bu sikkeye göre, Saltuklu beği İran Selçuklu sultanı III. Tuğrul'u ve asıl iktidarı elinde tutan Atabeg İl Deniz oğlu Kızıl Arslan'ı metbu tanımaktadır.

Buradaki Kızıl Arslan, sanıldığı gibi, Nasireddin Muhammed'in adı (veya unvanı) olmayıp58, İl Deniz'in oğlu ve Sultan III. Tuğrul'un atabeği Muzafferiddin Osman'ın unvanıdır. Kızıl Arslan epeyce zaman süren bir mücadeleden sonra Tuğrul'u tutup (586 Ramazan = 1190 Kasım) bir kalede hapsederek halife'nin teşviki ile hükümdarlığını ilan etmiş ise de kendisi de bir yıl sonra öldürülmüştü (587 Şevval = 1191 Ekim-Kasım). Melik Muhammed de aynı yılda (yani 587 = 1191'de) beğliğin başında değil idi. Zira bu tarihte sözüne inanılır, çağdaş müellif meşhur İmadeddin İsfahani'ye göre beğliğin başında Muhammed'in kız kardeşi Mama Hatun bulunuyordu.

Gürcüler''in Erzurum'a yaptıkları ilk ve son hücum da Nasireddin Muhammed zamanında olmuştur. Gürcü vekayinamesine göre, Kıraliçe Tamar'ın ikinci kocası David'in kumandasında şehrin önüne gelen Gürcüler, burada Saltuklu kuvvetleri ile iki gün süren çetin savaşlar yapmışlar ve en sonunda Saltuklu kuvvetlerini şehre çekilmeye mecbur etmişlerdir. Fakat bu husus ne olursa olsun, Gürcüler şehri kuşatmıyarak etraftan yağmaladıkları ganimet ile yetinip ülkelerine geri dönmüşlerdir. Bu hadise 1191 den önce (muhtemelen 1183 veya 1184 yılında) vuku bulmuştur. Zira Gürcü vekayinamesinde Erzurum'da Nasireddin ile iki oğlunun bulunduğu bildirilir.

Gürcülerdin Erzurum'a hücum etmeleri belki de 575 (1179-80) tarihlerinde Saltuklu ve Germiyan Türkleri'nin Gürcü topraklarına giriştikleri bir akına karşılık vermek için yapılmış olabilir. Ertesi yıl Rus asıllı Gürcü kiralı Duvin yöresine gelerek yağma ve tahriplerde bulunup, ülkesine zengin bir ganimetle dönmüş olduğu gibi, "Gelakun" bölgesine kalabalık bir halde yaylaya çıkan meşhur Büstem'in Türkmenler'ine de ağır kayıplar verdirip, onlardan da çok ganimet ve tutsak eline geçirmişti.

Bilindiği üzere, Erzurum'daki Ulu Camiin Nasireddin Muhammed tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Bu bahse son vermeden önce Muhammedin oğlu olması muhtemel olan Muzafferiddin'in macerasını da anlatalım.

Gürcü kaynağına göre İzzeddin Saltuk'un torunu Muzafferiddin kıraliçe Tamar 'a aşık olup dinini terkedeceğini bildirerek kalabalık bir maiyyet ve zengin hediyeler ile Gürcistan'a gelip kıraliçe ile evlenmeğe talip olmuştur. Gürcü kıraliçesi onunla bir müddet aşk hayatı yaşadıktan ve yapılan parlak bir düğün ile Muzafferiddin'i eski kıratlardan birinin odalığından doğmuş kızı ile evlendirdikten sonra Erzurum'a yolcu etmiştir.

Gürcü vekayinamesinde tarih verilmiyor ise de bunun 1180-1190 yılları arasında olduğunu söyleyebiliriz. Aynı vekayinamede İzzeddin Saltuk'un torunu olduğu bildirilen Muzafferiddin, Muhammed'in mi oğludur, yoksa onun yeğeni midir, bu hususta her hangi bir şey söylemek mümkün değildir. Vekayiname'de onun Gürcü asilzadeleri tarafından merasimle karşılanıp saray'a götürüldüğü ve Tamar'ın meclisinde bütün kıralların üstüne oturtulduğu yazılıyor ve onun hükümdar olup, devletinin askerlerinden, ileri gelenlerinden, hoca ve hadımağalarından müteşekkil kalabalık bir maiyyet ile geldiği kaydediliyor, İslam kaynaklarında bu hususta hiçbir şey söylenmiyor. Tahmin etmek mümkün olabilir ki Muzaferiddin, Muhammed'in oğullarından biri olup bir yörenin hakimi idi. Sık sık koca değiştirip aşk hayatı yaşamağa düşkün olan Tamar ile evlenmek için Hıristiyan olma şartını kabul edip, maiyyeti askerleri ve hazinesi ile Gürcistan'a gitmiş ve güzel Tamar ile bir müddet aşk hayatı yaşamış, fakat adeti üzerine Saltuklu beğinden de çabuk bıkan kıraliçe onu ailesine mensup bir kız ile evlendirip hediyeler ile Erzurum'a geri göndermiştir. Yekayiname'de onun dinini değiştirmesine babasının razı olmadığı bildiriliyor. Muzafferiddi n hakkında başka hiçbir bilgiye sahip değiliz. Daha sonra Saltuklular'a halef olan Erzurum hakimi Selçuklular' dan Muğisüddin Tuğrul Şah'ın bir oğlunun babasının teşviki ile anası gibi muhtelif erkekler ile aşk hayatı yaşamaktan çok hoşlanan Gürcü kıraliçesi Rusudan ile evlendiğini biliyoruz. Bütün bunlar o devirdeki manevi düşkünlüğün bir neticesi idi ki, Moğollar'ın Orta Doğu'da hayret edilecek derecede başarı kazanmalarının, şüphesiz, başlıca sebeplerinden biri de bu manevi düşkünlüktür.

7. Mama Hatun

Saltuk' un kızı ve Muhammed'in kız kardeşi olan Mama Hatun'un, yeğenleri dururken nasıl olup da beğliğin başına geçtiğini izah etmek mümkün olmuyor. Çağdaş ve verdiği bilgilere güvenilir müellif İmadeddini İsfahani'ye göre Saltuk' un kızı Mama Hatun 587 (1191) yılında Erzurum melikesi bulunmakta idi. Bu yılda Mısır ve Suriye hükümdarı Selahaddin-i Eyyubi'nin yeğeni Meyyafarikin hakimi Takiyeddin Ömer, Ahlat Şah Bek Temür'e ait olan Malazgird kalesini kuşattığı esnada Erzurum melikesi Saltuk kızı Mama Hatun'da Eyyubi melikine yardım etmek için askeri ile gelmişti. Takiyüddin Ömer şehri muhasara etmekle meşgul iken vefat etti (19 Ramazan = 10 Ekim). Mama Hatun'un Eyyubi Takiyyedin Ömer'in yardımına gelmesi Bek Temür'ün metbuluğunu kabul ettirmek için ona baskıda bulunması ile ilgili olmalıdır. Mama Hatun 10 yıl sonra da yani 597 (1200/01) de hayatta olup yine Erzurum melikesi idi. Mama Hatun mezkur yılda Suriye ve Mısır hükümdarı el-Adil'e ülkesini idare edebilecek büyük bir adam veya tanınmış bir kimse ile evlenmek istediğini bildirirek ondan bu hususta tavassutta bulunmasını rica etmişti.

El-Meliküladil, ağabeyi Selahaddin'in torunu el-Melik Mansur Nasıreddin Muhammed'i Kahire'de hallederek saltanatı ele geçirdiği için bu hareketim tenkid eden ve itaatsizlik gösteren emirlerden Nablus valisi Fariseddin Meymunel-Kasri'ye Erzurum'a gidip Mama Hatun ile evlenmesini tavsiye etti. Fariseddin Meymun yoldaşları olan Selahiyye emirlerinin (yani Selahaddin-i Eyyubi'ye mensup çoğu Türk asıllı olan emirlerin) el-Adil'e karşı kendisi ile birleşmediklerini görünce, Mama Hatun ile ilgilenmiş, fakat onun tutuklanıp göz altında bulunduğunu öğrenmişti. Tahmin etmek belki mümkün olabilir ki, yapılan bir hareket ile aynı yılda (yani 597'de = 1200/01) Mama Hatun beğliğin başından alınarak göz altında tutulmuş ve yerine Muhammed'in oğlu Melik Şah geçmiştir. Mama Hatun'un Eyyubi eladil'den ülkesini idare etmek üzere mevki sahibi bir emir istemesi, ihtimal böyle bir tehlikeyi önlemek hususu ilgili idi. Bu Saltuklu melikesinin Tercan'da bir kervansaray ve kendisi için de bir türbe yaptırdığım biliyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:58

8. Melik Şah

MelikŞah'ın beyliği fazla sürmemiştir. Filhakika, Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'daki beyliklerin istiklalleri ve varlıkları bilhassa XII. asrın ikinci yarısının ortalarından itibaren Türkiye Selçukluları ile Eyyubiler tarafından ciddi bir şekilde tehdid edilmeğe başlanmıştı. İran Selçukluları devleti'nin son derecede zayıf bir duruma düşmesi ve nihayet ortadan kalkması, bu beylikleri mukadderatları ile başbaşa bırakmıştı. Yukarıda adları geçen iki devlet, yani Türkiye Selçukluları ile Eyyubiler rakip devletler olarak bu begliklere hakimiyetlerini kabul ettirmek veya ülkelerini ele geçirmek için adeta birbirleriyle yarış halinde idiler. Filhakika, Selçuklular Danişmendliler'i ortadan kaldırdıktan sonra (1172), Erzincan, Kemah, Kögonya (Şebin Karahisar), Divriği'nin hakimleri olan Mengücüklüler ile Artuklular'ın Harput kolunu tabiiyetleri altına aldılar. Eyyubiler'e gelince, Selahaddin-i Eyyubi 579 (1183) yılında amid'de Yınaloğulları'nın hakimiyetine son vererek şehri kendisine tabi olmak şartı ile Hısna Keyfa beği Artuklu Nureddin Muhammed'in idaresine bırakmıştı. Fakat aynı hükümdarın 581 (1185)'de Artuklular'ın elindeki Meyyafarikin'i alıp burayı doğrudan doğruya kendi ülkesine katması, bu beyliklerin tarihinde biri dönüm noktası teşkil etti. Bu tarihten itibaren Harput kolu müstesna olmak üzere, Artuklular Eyyubiler'in tabiiyeti altına girdikleri gibi, sıra bölgenin en kuvvetli devleti olan Ahlat Şahlar'a gelmişti. Gerçekten dirayetli bir şahsiyet olan 11 . Sökmen' in ölümden (1183) sonra Seyfeddin Bek Temür zamanında Selahaddin'in yeğeni Meyyafarikin hakimi Takiyeddin Ömer Ahlat Şahlar ülkesini ele geçirmek için harekete geçmiş ve yukarıda da anlatıldığı gibi, 587 (1191)'de Malazgird'i kuşattığı esnada ölmüştü.

II.Kılıç Arslan'ın oğullarından Rükneddin Süleyman Şah Ankara müstesna olmak üzere kardeşlerinin ülkelerini ellerinden alarak veya onları tabi kılarak parçalanmış olan Selçuklu ülkesini yeniden siyasi birliğe kavuşturmuştu. Mengücük oğulları ve Harput Artukları da eskisi gibi Selçuklu devleti' ni metbu tanıyorlardı. Süleyman Şah Gürcistan'a karşı bir sefer açmak için hazırlanmağa başladı. Bu maksatla savaşçılıkları ve kalabalık sayıları ile şöhretleri uzak-yakın her yere yayılmış olan Bizans sınırlarındaki Türkmenler' den (Uç Türkmeni) çok sayıda asker orduya alındı. Süleyman Şah gibi kudretli bir devletin başında bulunan cesur ve faal bir hükümdar için böyle bir seferin yapılması kaçınılmaz bir vazife idi. Filhakika Gürcüler XII. yüzyılın sonralarına doğru her iki istikamette, yani hem Doğu-Anadolu ve hem de Azerbaycan cihetinde sık sık akınlarda bulunmağa ve bu akınlarını gittikçe sıklaştırmağa, genişletmeğe başlamışlardı. Çünkü, karşılarında bu akınları önleyecek bir kuvvet kalmamıştı. İl Deniz ve oğullarının ölümü, Iran Selçuklu devletinin ortadan kalkması (1194) ile Iran karışıklıklar içine düşmüş olduğu gibi, Sökmen'in ölümünden sonra da Ahlat Şahlar devleti eski kudretini devam ettirmemişti. Meyyafarikin yöresini ellerine geçirmiş olan Eyyubiler de Gürcüler'e karşı birşey yapamıyorlardı. Süleyman Şah, Gürcüleri mağlup etmek suretiyle onların akınlarına son vereceği gibi, bu başarısı ile Doğu Anadolu'yu Selçuklu hakimiyeti altına sokacak, Türkiye için ticaret, kültür ve göçler bakımından hayati ehemmiyeti haiz denilebilecek olan Azerbaycan ve Erran yolu da eskisi gibi emniyetli bir şekilde işleyecek idi. Bunlara ilave olarak rakib büyük devlet Eyyubiler'in Doğu Anadolu'ya hakim olma emelleri de önlenmiş bulunacaktı.

Süleyman Şah 598 yılı baharı içinde (1202) Konya'dan hareket etti; Erzincan'a geldiğinde eniştesi Mengücük oğlu Fahreddin Behram Şah askeri ile kendisine katıldı; Erzurum'a yaklaştığında Saltuk oğlu Melik Şah gerektiği şekilde kendisini istikbal etti ise de (2 Şevval 598, Sah = 25 Mayıs 1202), Selçuklu hükümdarı Saltuklu beğini tutturup hapsettirdi ve bütün ülkesini elinden alıp, refaketinde bulunan kardeşi Elbistan meliki Muğisüddin Tuğrul Şah'a verdi. İbn-i Bibi Saltuk oğlunun karşılamada ağır davrandığından ülkesinin elinden alındığına dair ifadesinin Bükneddin Süleyman Şah'ın bu hareketini mazur göstermek için söylendiği muhakkaktır. Müelliflerin de belirttikleri üzere, bu eski hanedanın tarihi bu suretle son bulmuş oldu.

Yoluna devam eden Süleyman Şah Erzurum'un doğusundaki Micingird ovasında Gürcüler'in kendisini beklemekle olduklarını gördü. Gürcüler o kadar cür'etkar idiler ve kendilerine o kadar güveniyorlardı ki, Selçuklular'ı Gürcistan'da bile karşılamağa lüzum hissetmemişlerdi. Burada Zilkade ayının başlarında (Temmuz) şiddetli bir savaş vuku buldu ve Gürcüler'in parlak bir zaferi ile neticelendi. Türk ordusu ne eski milli savaş tabiyesini uygulayabilmiş, ne de göğüs göğüse başarılı bir çarpışma yapabilmiştir. Süleyman Şah'ın kendi kavimdaşlarına karşı gösterdiği hiddet ve şiddet Gürcüler karşısında hiçbir işe yaramadı. Gürcüler zengin bir ganimet ele geçirdikleri gibi, epeyce de tutsak almışlardı ki, bunlar arasında Süleyman Şah'ın eniştesi Mengücük oğlu Fahreddin Behram Şah'da vardı. Faziletli şahsiyeti Gürcülerce de bilindiği için Behram Şah çok geçmeden serbest bırakıldı.

Mamafih bu zaferin Erzurum bölgesinin kaderi üzerinde kayda değer bir tesiri görülmedi ve Muğisüddin Tuğrul Şah Erzurum meliki olarak kaldı. Bundan tahmin etmek mümkün olabilir ki, Süleyman Şah'ın bu mağlubiyetinden faydalanarak beyliğin tekrar başına geçecek kabiliyete sahip Saltuklu hanedanından bir kimse de bulunmamakta idi.

Pasin Ovası'ndaki Aşağı Micingird köyünde bir evin duvarında bulunan kitabe köyün yanındaki tarihi Micingird kalesinden getirilmiştir. Kötü bir yazı ile yazılmış olan Micingird kitabesinin birinci parçasında ancak bazı ibareler okunmaktadır. Kitabenin ikinci parçası daha mühimdir. Yalnız bu ikinci parçanın ilk satırlarının son kelimelerini ihtiva eden kısımlar da kırıktır.

Bu okunuşa göre kendisini "harici ve isyancıların kökünü kesen, kafirler ve müşrikleri öldüren mazlumları koruyan, gazilerin övüncü, dinin arkası, Rum, Ermeni, Diyar Bekir ve Diyar Rebia ülkelerinin sahibi.... Ebi'l-Kasim oğlu Alioğlu Salduk oğlu Muhammed oğlu Ebu Mansur Argın? Basat? —(yahut Şah)— yardımı aziz olsun—" tarafından hicretin altıyüz otuz yıl Rebiyülahirinde yaptırılmıştır.

Yukarıda işaret edildiği üzere, kitabenin yazısı fena olduğu gibi, neşredilen fotoğraflar da matluba muvafık bir şekilde çekilmemiştir. Bu sebeple kitabenin doğru okunmuş olmasından şüphe edilebilir. Bilhassa Argın Basat (veya Şah) ismi ile kitabenin tarihi hususlarında I.H . Konyalı'yı tasdike cesaret edemiyorum. Bir defa Argın kelimesinde (j ) okunan harf (y ) şeklinde olup, kendisinden önce ( il ) ( L>) olması gereken bir harf var gibi görünmektedir. Diğer taraftan o zamanlarda bu isim her yerde mutlak surette olarak yazılmaktadır. I.H. Konyalı'nın metnindeki.

Esasen bunun doğruluğundan şüphe etmek, sanırım, yerindedir. Çünkü, bu devirde Erzurum bölgesi Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad'ın eline geçmiş bulunuyordu. Saltuk oğlunun bu yılda Pasin bölgesinde beğlik yaptığına ihtimal verilse bile onun Selçuklu hükümdarım metbu tanımış olduğu muhakkaktır. Halbuki kitabede bununla ilgili bir ifade yoktur. Bu mülahazaya binaen Ebu Mansur'un kitabesinin VI (XII.) yüzyılın ikinci yarışma ait olması bizce daha muhtemeldir.

Bidlis hakimi Şeref Han, Çemişkezek bölgesinin emirlerinden söz ederken bu emirlerin kendilerini Abbas oğulları soyundan saydıklarım, onların büyüklerinden bazılarının rivayetlerine göre de Selçukluların kollarından Kasım oğlu Ali oğlu Emir Salık (Saltuk)'dan geldiklerini kaydettikten sonra bunun mümkün olduğunu söylüyor.

Şeref Han'ın Saltuklular'a dair verdiği bilgi aynen şöyledir:

"Çemişkezek hakimlerinin sandıklarına göre, onların nesli Abbasi halifelerinin oğullarından Melikiş adlı bir şahsa ulaşır. Onların büyüklerinden bazılarının rivayetine göre de onlar Selçuklular''a mensup bulunan Kası m oğlu Ali oğlu Emir Salık (Saltuk)dan gelmektedirler. Bu emir (yani Saltuk) Selçuklu Alp Arslan devrinde Erzurum ve yörelerinin sahibi olup 556 (1161) yılına kadar onunla Gürcistan hakimleri arasında çetin bir savaş oldu ve aynı yılda askerinin kumandaları ile Gürcüler'e tutsak düştü. Lakin Ermen Şah'ın karısı olan kızkardeşi Gürcistan'a değerli nesneler ve armağanlar gönderip onu tutsaklıktan kurtardı. (Saltuk'un) ölümünden sonra oğlu Melik Muhammed bey oldu. Melik Muhammed'in yokluk ülkesinden göçmesi üzerine beğlik Çakdaş'a geçti. Çakdaş'ın ölümünden sonra Melik Muhammed oğlu Melik Şah beylik tahtına oturdu. Melik Şah başına buyruk hareket edip istiklal davası güttüğünden 598 yılında (1201/02) Selçuklu Kılıç Arslan oğlu Süleyman tarafından yakalanarak öldürüldü. Bu tarihten itibaren Erzenu'r-Rum Anadolu Selçukluları'nın hakimiyeti altına girdi. Çemişkezek hakimlerinin adı geçen Me1ikşah'ın soyundan olmaları muhtemeldir. Melik Şah Kürdler arasında çokça kullanılarak Melikiş şekline girmiş olabilir. Çemişkezek hakimlerinin adları da onların Türk kavminin torunları ve soyundan olduklarını gösterir. Zira onların adlarının Arabların ve Kürdlerinki ile asla alakası yoktur".

Şeref Han'ın Saltuklular'a dair verdiği bilgi, Gaffari'nin Saltuklular hakkında yazdıklarını aynen nakletmek faydasız olmıyacaktır:

"Ebu'l-Kasım oğlu Ali oğlu Emir Salık (Saltuk) Alp Arslan'ın tefvizi üzerine Erzenu'r-Rum ve yörelerinin sahibi idi. 556 yılı aylarından birinde onunla Gürcüler arasında çetin bir savaş vuku bularak kendisi ve askerinin kumandanları esir düştüler. Kız kardeşi Şah Banuvan Ermen Şah olarak tanınan Süleyman (Sökmen) oğlu İbrahim oğlu Süleyman(Sökmen)'ın zevcesi olduğundan Gürcü kıralına bazı hediyeler göndererek onu kurtardı. Sonunda o ülkenin beyliği oğlu Melik Muhammed'e ondan sonra da torunu Melik Muhammed oğlu Melik Şah'a intikal etti. Neticede Selçuklu Kılıç Arslan oğlu Rükneddin bu ülkeyi fethederek, 598 yılı Şevval'inin ikinci Salı günü huzuruna gelen Melik Şah'ı yakaladı. Bundan sonra onlardan bir başkası beylik yapmadı".

Az yukarıda söylendiği gibi, Şeref Han Saltuklulara ait bilgiyi Gaffari'den, Gaffari'nin de bu bilgiyi nereden aldığı üzerinde makalenin başında bilgi verilmişti.

Çemişkezek -Dersim (Tunç Eli) hakimlerinin Saltuklular'dan Melik Şah'ın neslinden geldikleri rivayeti dikkate değer olup, bunun bir gerçeği ifade etmesi muhtemeldir. Çünkü Saltuklular ünleri her tarafa yayılmış ve asırlar boyunca adı unutulmayacak bir aile değildir. Öte yandan yine Şeref Han'ın eserinden diğer bazı Kürd emirlerinin de Türk asıllı oldukları görüldüğü gibi, Kürd olarak anılan veya Kürdce konuşan birçok boyların da soyca Türk oldukları ve muhtelif sebeplerle kürdleştikleri anlaşılıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:59

SANAT ESERLERİ

Saltuklular devrinde Erzurum bölgesinin mamur ve müreffeh bir bölge olduğu anlaşılıyor. Türkler, Anadolu'nun diğer yerleri gibi, bu bölgenin iktisadi hayatına daha fazla bir hareket ve canlılık getirmişlerdir. Kışın Mardin-Musul arasında yaşıyan Türkmenler yazın otu bol Erzurum bölgesinin yaylalarını şenlendiriyorlardı. Bununla ilgili olarak Erzurum yörelerinden iran'a, Gürcistan, Sivas, Ahlat ve Trabzon'a giden mühim ticaret yolları geçtiği gibi, bizzat şehirde komşu bölgeler tüccarının toplanıp alış veriş ettiği bir mübadele merkezi idi.

Erzurum'daki sanat eserlerinin üç devreye ait olduğu malumdur. Bunlar, Saltuklu, Moğol ve Osmanlı devirleridir. Türkiye Selçuklular'ı devrine ait şehirde herhangi bir esere rastgelinmemiştir ki, bu husus Moğol istilası ile izah edilebilir. Diyarbekir bölgesinde de aynı devreye ait eserlerin görülmemesi bunu teyid eder. Lakin Saltuklular'a halef olarak burada meliklik yapan Selçuklular'dan Muğisuddin Tuğrul ile (1202-1225) oğlu Rükneddin Cihan Şah'a (1225-1230) ait hiçbir eserin bulunmamasını izah etmek güçtür. Çünkü, onlar devrinde de Erzurum ve yörelerinin bolluk ve zenginlik içinde olduğunu biliyoruz81.

Saltuklular'dan bize kadar gelmiş olan eserlere gelince, bunlar başlıca Kale Mescidi, Tepsi Minare, Ulu Cami ile bazı türbelerdir. Ulu Cami'de evvelce tahta bir kitabe levhası bulunduğu anlaşılıyor.

Tarihçe-i Erzurum müellifi Nusret'e göre bu kitabenin metni şöyle idi:

Fakat bu kitabenin asıl kitabe olmadığı, ona dayanılıp, yeniden ve kısaltılarak sonradan yazılmış olduğu muhakkaktır. Bu kitabeye göre Ulu Cami 575 (1179) yılında İzzedin Saltuk'un oğlu Melik Muhammed tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin defalarca esaslı tamirler görmüş olduğunu biliyoruz.

Kale Camii ile Tepsi Minare''nin Ulu Cami'den çok öne Gaz i tarafından yaptırılmış olduğundan evvelce bahsedilmişti.
Türbelere gelince, bunlardan Saltuklular'a ait olanlarından hepsini tesbit etmek müşkül gibi görünüyor. Çünkü üzerlerinde kitabe yoktur.

Uç Kümbetler denilen türbelerden birinin Saltuk oğulları'na ve hatta bunlardan İzzeddin Saltuk'a ait olduğu anlaşılıyor. XVI. yüzyıla ait tahrir defterlerine göre, türbenin yakınında Saltuk 'un yaptırdığı bir de zaviye bulunmakta idi. Diğer iki kümbetin ise, XTV. yüzyıldan kalma olduğu sanılmaktadır.

Saltuklular'a ait kayda değer diğer bir eser de Tercan'da Mama Hatun tarafından yaptırılmış olan kervansaray'dır. Kervansaray'ın yakınında bir de türbe vardır ki, Mama Hatun 'un adını taşımaktadır. Saltuk melikesinin türbesini Erzurum'da değil de Tercan'da kervansarayının yanında yaptırmış olması dikkate değer. Halbuki, yukarıda görmüş olduğumuz gibi, kendisi en aşağı 10 yıl Erzurum'da melikelik etmişti.

Selçuklular'ın ve onlara tabi Türk beyliklerinin medrese inşasına ehemmiyet verdiklerini biliyoruz. Saltuklular'ın medreseler yaptırdıklarına dair delillere sahip olmamakla beraber, onların da medrese inşa ettirdikleri ihtimalden uzak değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:02

SALTUKLULAR SOYKÜTÜĞÜ

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SALTUKLULAR BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 05:05

Resim
Melik Saltuk Kiimbeti ve Oo; Kiimhetler (Erzurum)

Resim
Kale Cllmii ve Tepsi Minare*
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir