Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mengücüklüler Beyliği

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Mengücüklüler Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:34

MENGÜCÜKLÜLER

Mengücüklüler, bilindiği üzere, Erzincan, Kemah, Şebin Kara Hisar ve Divriği şehirlerinin bulunduğu bölgeyi idare eden bir hanedandır. Yine Mengücüklüler, çağdaşı olan Doğu Anadolu'daki diğer hanedanlar arasında en az bilgiye sahip bulunduğumuz bir hanedandır. Öyleki beylik yapmış hanedan mensuplarının bile eksiksiz ve doğru bir soykütüğünü meydana getirmek mümkün olmamıştır.

Mengücüklü hanedanının hangi boya mensup olduğunu bilmediğimiz gibi1, bir tahminde bulunmak da mümkün değildir. Bu sebeble Yazıcıoğlu Ali Efendi'nin Mengücüklü Fahreddin Behram Şah'ın Selçuklu hükümdarı Rükneddin Süleyman'ın 1202 yılındaki Gürcistan seferine, Salurlar ve Bayındırlar ile katıldığına dair sözleri sadece bir yakıştırma olarak kabul edilmelidir. Fakat Divriği yöresine yerleşen Türklerden çoğunun veya mühim bir kısmının Salurlar'dan olduğunu ileri sürmek mümkündür.

Divriği'de Mengücüklüler'den Ahmed Şah'ın camiinde iki başlı bir kartal (yahut doğan) kuşu ile bir başlı diğer bir kuş görülür. Bu kuşlar her halde süs olmayıp Ahmed Şah'ın hükümdarlığını gösteren timsallerdir. Yani bu kuş Oğuz boylarına ait ongunlardan biri değildir. Esasen Oğuz boylarının tarihleri boyunca ongun sahibi oldukları üzerinde sağlam bir bilgi yoktur.

Kemah şehrinin Karasu kıyısında bazıları tamamen harap olmuş bir çok türbe vardır. Bunlardan biri Melik Gazi adını taşıyor. Bu türbe de bir kitabe görülür. Kitabedeki sözler, denildiğine göre, 15 Ramazan 587 tarihli (6 Ekim 1191) ceylan derisine yazılmış bir vakfiyeden alınmıştır. Vakfiye Fahreddin Behram Şah oğlu Kemah meliki Selçuk Şah için düzenlenmiştir.

Bu kitabede Mengücük, Gazi unvanı ile anılıyor ve onun hakkında "Erzurum, Erzincan, Kemah ile Diyarbekir vilayetini alan" deniliyor Divriği'deki yine aynı aileden Şahanşah'ın türbe kitabesinde de:

Mengücük, "el-Gazi, eş-Şehid" sıfatları ile anılır ve hanedanın ilk şahsiyeti olarak gösterilir.

Müverrihlere gelince, bunlardan İbn-i Bibi, Mengücük'ü "Gazi " unvanı ile anarak onun Türkiye Selçuklu devletinin kurucusu Kutulmuş oğlu Süleyman'ın beylerinden biri olduğunu kaydeder.

Eserini XIV. yüzyılın başlarında yazmış olan Reşideddin'e göre, Mengücük, Alp Arslan'ın Malazgird savaşında bulunmuş Artuk, Saltuk, Danişmend, Çavuldur, Çavlı (muhtemelen Çavuldur Çağa) gibi beylerinden biri olup zaferden sonra Erzincan, Kemah ve Kögonya (Şebin Kara Hisar) şehirlerini fethetmiştir.

Çok sonraları Müneccim Başı da (ölümü: 1703). Alp Arslan'ın 464 (1071-1072) yılında adı geçen şehirleri Mengücük Gazi'ye temlik ettiğini söyler.
Müverrihlerin nakledilen bu sözlerinin sonraki duruma bakılarak verilmiş hükümler olduğuna şüphe yoktur. Nitekim adı geçen müverrihler Mengücük Gazi'nin tarihi şahsiyeti hakkında doğru bilgi verememişlerdir. Bu sebeple biz onunla ilgili olarak ancak şunları söyliyebiliriz; Mengücük Gazi, başında bulunduğu oymak veya topluluk ile Mengücüklü ülkesini, bilhassa Kemah Erzincan yöresini fethetmiştir; sonra muhtemelen giriştiği bir savaşta şehid düşmüştür.

Kemah'da Kara Su kıyısında bulunan Melik Gazi türbesi Mengücük Gazi'ye ait olabilir. Bu türbenin alt katında bir mumya ile içinde kemikler bulunan dört tabut mevcut idi. Evliya Çelebi de türbeyi Melik Gazi Sultan adı ile anar ve onun bir ziyaret yeri olduğunu yazar.

Simbat vekayinamesinde Tuğrul Bey'in kumandanlarından birinin Kemah ve Argını yörelerine gelerek buralarda geniş ölçüde yağma ve tahrip hareketlerinde bulunduğu ve eline sayısız tutsak geçtiği yazılmaktadır. Tuğrul Bey'in bu kumandanının Mengücük Bey olması muhtemeldir. Mengücük Gazi'nin ölüm tarihi de belli değildir. 1118 yılında İbn Mangoug (Mengücük Oğlu) şeklinde oğlundan söz ediliyor. Gösterilen yılda Mengücük Oğlu Malatya bölgesini yağmalamıştır. Bunun üzerine Malatya'yı oğlu Tuğrul Arslan adına idare eden Selçuklu sultanı Kılıç Arslan'ın (ölm. 1107) karısı, Urfa kontu Josselin'den yardım istemiştir. Bu hareketin, Mengücük Oğlunun 1113 de Tuğrul Arslan'ın atabeyi ve annesinin kocası olmuş bulunan Artuklu Belek'e karşı duyduğu kızgınlıktan ileri geldiği anlaşılıyor. Belek ancak 1120 yılında Mengücük Oğlunun üzerine yürüdü. Belek'e karşı koyamıyacağını gören Mengücük Oğlu, yardım almak için Bizans imparatorunun Trabzon valisi Konstantin Gabras'ın yanına gitmişti.

Komşu Türk beylerinin muhtemel hücumlarına karşı emrinde mühim bir kuvvet bulunduran Gabras, Megücük Oğlu'nun isteğini kabul ettiği için her ikisi de askerleri ile Belek'in karşısına çıktılar. Belek de Danişmend oğlu Gazi'yi ittifakına aldı. Mengücük beyi ile Trabzon valisinin Belek ve Gazi'ye galib gelmeleri mümkün değildi. Çünkü bu sonuncular zamanın en muktedir kumandanlarından idiler. Nitekim Erzincan yakınındaki Sirman mevkiinde yapılan savaşta Mengücük Oğlu ve Gabras ağır bir bozguna uğrayıp her ikisi de tutsak düştüler. Gabras 30.000 altın karşılığında kurtuldu. Mengücük Oğlu da Danişmendli Gazi'nin güveyisi olduğu için serbest bırakıldı. Bu yüzden Belek ile Gazi'nin araları açıldı. Fakat bu, bir savaşa yol açmadı.

1142 yılında Kemah beyinin öldüğü bildiriliyor. Bu, kitabelerde geçen Ishak olacaktır. Onun ölümü üzerine Danişmendli hükümdarı Melik Muhammed Kemah'ı idaresi altına almıştır. Melik Muhammed'in aynı yılda vefat etmesinden sonra Kemah eski sahiplerince geri alınmış olmalıdır.
Mengücüklüler tarihinin ilk devirleri üzerinde en çok bilgi Süryani Mihail tarafından verilmektedir.

Adı geçen müellif 1151 yılında şu hadisenin vuku bulduğunu bildiriyor:

"Bu yılda Ezange (Erzincan) beyi, kızı (doğrusu karısı) tarafından yay kirişi ile boğuldu. Kadın kocasının kardeşini Divriği (Dibariği)'den getirtti. O da gelip kadınla evlendi ve beyliğin başına geçti." Mihail, anlaşılacağı üzere, hadisedeki şahıslardan hiç birinin adını zikretmiyor. Başka kaynaklara gelince, onlarda bu hadiseden bahsedilmez.
Yine Mihail'e göre 1163 yılında Danişmendli hükümdarı Yakub Arslan (doğrusu: Yağı Basan) kendisine isyan etmiş olan Kayseri hakimi ve yeğeni Zünnuıı'u itaat altına aldıktan sonra "Kemah'a gidip asi emiri öldürmüştür".

Yukardakiler gibi bu emirin de adı verilmiyor. Öldürülen emire "asi " denilmesi belki onun Yağı Basan'a tabi olduğunu gösterebilir.
Eserini 1332-1333 yıllarında yazan Niğdeli Kadı Ahmed'in eski bir takvimde bulup naklettiği bir kayıttan Fahreddin Behram Şah'ın 560 (1164-1165) yılında Erzincan'da beyliğin başına geçtiğini öğreniyoruz. Behram Şah'ın babasının Davud adını taşıdığı biliniyor.

Davud kimdir? 1151 de karısı tarafından boğulan bey mi, yahut Divriği'den çağırılıp onun yerine geçirilen mi, yoksa Danişmendli Yağı Basan tarafından Kemah'da öldürülen mi? Şimdiki durumda bu soruları kesin bir şekilde cevaplandırmak mümkün değildir. Fakat şöyle bir tahminde bulunulabilir. Az yukarıdaki Niğdeli Kadı Ahmed'in kaydında Fahreddin Behram Şah'ın Erzincan'da beyliğin başına geçtiği bildirilmektedir. Buna göre Behram Şah'ın babasının, kendisinden önce aynı şehirde beylik yapan şahıs olduğunu en kuvvetli ihtimal olarak kabul etmek yerindedir. Bu şahıs ise Divriği'den çağırılan Mengücüklüdür. O halde Fahreddin Behram Şah'ın babası Davud, muhtemelen, Divriği'den çağırılan beydir. Divriği Mengücüklülerinin başı Süleyman Şah ile Davud'un kardeş oldukları vakıası da böylece daha iyi bir şekilde izah edilmiş bulunuyor.

Kaynakça
Kitap: DOĞU ANADOLU'DA TÜRK BEYLİKLERİ
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MENGÜCÜKLÜLER BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:35

A . KEMAH-ERZİNCAN KOLU

Bu kolun ilk beyinin kim olduğu bilinmediği gibi, idare merkezinin Kemah'tan Erzincan'a ne zaman taşındığı üzerinde de kesin bir şey söylenemiyor. Ancak bu taşınmanın Kemah'ın 1142 yılındaki Danişmendli işgali ile ilgili bulunması muhtemeldir.

Fahreddin Behram Şah, şimdiki bilgilerimize göre, üçüncü Erzincan beyidir. Kendisi kaynaklarda melik (kıral) unvanı ile anılır bu unvanla para da kestirmiştir. Mengücüklüler beyliğinin en tanınmış beyi odur; ünü uzun bir hayat geçirmesinden değil, sahip olduğu yüksek meziyetlerden ileri gelmiştir. Gerçekten Fahreddin Behram Şah akıllı, dürüst, şerefli, ahlak sahibi, adil, şefkatli ve çok cömert bir hükümdardı. Bundan dolayı her yerde kendine hürmet duyulmuştur. Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibi, bu Mengücüklü beyinin sahip olduğu meziyetleri saydıktan sonra melikliği günlerinde Erzincan'daki düğün ve yaslara katıldığını, katılmadığı zamanlarda da para ve yemek gönderdiğini bildiriyor ve kışın kuşların ve vahşi hayvanların yemeleri için dağlara ve kırlara tahıl ve başka yiyecekler koydurduğunu yazıyor.

Behram Şah Selçuklu hanedanı ile dünürlük kurdu. Kendisi II. Kılıç Arslan'ın güveyisi olduğu gibi, kızlarını da bu hanedan mensuplarından bazıları ile evlendirdi.

1181 yılında Selçuklu hükümdarı II. Kılıç Arslan ile oğlu Sivas meliki Kutbeddin Melikşah arasında düşmanlık çıktı. Bunun sebebi Melikşah'ın devletin başına geçmek ihtirasını taşımasıdır. Kılıç Arslan'ın naibi olan ve hükümdarı üzerinde büyük bir tesire sahip bulunan İhtiyareddin Hasan, Sultan'a oğlunun ihtirasına karşı uyanık olmasını telkin ediyordu. Bunun sonucunda baba oğul Kayseri yöresinde karşı karşıya geldiler. Fakat Melikşah'ın askerleri Kılıç Arslan'ın yaşlılığına saygı duyarak dağıldılar. Melikşah da Sivas'a döndü. Kılıç Arslan oğlunun ordusunda yer aldıkları için 4000 Türkmen'in öldürülmesini emretti. Fakat bu emrin yerine getirilmiş olması çok şüphelidir.

Bu esnada Fahreddin Behram Şah İhtiyareddin Hasan'ı Erzincan'a götürmek için kayınbabası Kılıç Arslan'ı ikna etti. İhtiyareddin Hasan baba ile oğlun araları düzelinceye kadar orada kalacaktı. Birlikte yola çıktılar. Vezirin yanında akrabaları ve adamlarından müteşekkil 200 kişilik bir kafile vardı. Fakat yolda giderken ona karşı derin bir kin besleyen Türkmenler tarafından yanındakiler ile birlikte hayatına feci şekilde son verildi. Türkmenler Kılıç Arslan'ın, oğlunun taraftarlığını güden 4000 Türkmen'in öldürülmesi emrini İhtiyareddin Hasan'ın telkini ile verdiğine inanıyorlardı.

Behram Şah'ın bu meselede kayınbiraderinin tarafını tutmuş olduğu görülüyor. Hatta arabuluculuk işini Melikşah'ın isteği üzerine yapmış olması muhtemeldir. Çünkü, Melikşah Sivas meliki olarak Behram Şah'ın komşusu idi.

Fahreddin Behram Şah'ın daha sonraki Selçuklu sultanları ile olan münasebetleri de iyi geçmiştir. O, bunlardan Rükneddin Süleymanşah'ın 1202 yılındaki Gürcü seferine katılmış, Selçuklu ordusunun Avnik yakınlarında yenilmesi üzerine (evail-i Zilkade: Temmuz sonları) tutsak düşmüştür. Fakat Gürcüler faziletli bir hükümdar olduğunu bildikleri için ona saygı ile davranmışlar ve serbest bıraktıklarında kurtuluş akçası da almamışlardır.

Fahreddin Behram Şah, kızı Melike Hatun'u 1213 yılından önce Erzurum meliki Selçuklular'dan Muğisiddin Tuğrul Şah ile evlendirdiği gibi, diğer kızı Selçuk Hatun'u da Selçuklu hükümdarı İzzeddin Keykavus'a vermişti. Bu kızına Selçuk Hatun denilmesi annesinin Selçuklu hanedanına mensup olmasından ileri gelmiştir.

Fahreddin Behram Şah, büyük Sultan Alaeddin Keykubad'ın hükümdarlığının ilk yıllarını da gördükten sonra 1225 yılında hayata gözlerini yumdu. Mahalli rivayete göre Erzincan civarındaki Aşağı Ula köyü yakınında bulunan kitabesiz türbe Fahreddin Behram Şah'a aittir. Fakat bu rivayetin doğruluğu şüphe ile karşılanabilir.

Fahreddin Behram Şah'ın altmış yıl süren meliklik devrinde Mengücüklü ülkesinin geniş ölçüde imar gördüğü ve halkın refah seviyesinin çok gelişmiş olduğu şüphesizdir. Bunun sonucunda bilhassa Erzincan büyük bir gelişme göstererek Anadolu'nun her bakımdan en başta gelen şehirlerinden biri durumuna yükselmiştir. Behram Şah'ın Erzincan'da tesis ettiği bir medrese XVI. yüzyılda da varlığını koruyordu. Behram Şah gibi faziletli bir hükümdarın sadece halkın sevinç ve dertleri ile ilgilenmeyip ilim adamları ile şair ve ediplere de değer verdiği biliniyor.

Nitekim büyük şair Genceli Nizami Mahzenül-esrar adlı eserini Fahreddin Behram Şah adına yazmıştır. Mengücük beyi de ona armağan olarak 5000 altın, 5 yüğrük katır, donatımlı 5 at, hil'at ve elbise göndermiştir. Onun bu cömertliğinin hatırası her tarafta takdirle karşılanmış ve eserini 579 (1280-1281) de yazan Selçuklu müverrihi İbn-i Bibi'ye kadar ulaşmıştı.

Fahreddin Behram Şah'ın üç kızından başka üç oğlunu da tanıyoruz:

Selçuk Şah, Davud, Muzaffereddin Muhammed. Bunlardan Selçuk Şah babasının zamanında Kemah'ı idare ediyordu. Onun ne zaman öldüğü ve yerine oğlunun geçip geçmediği bilinemiyor. Bilinen husus Kemah'ın, babasının yerine Erzincan'da tahta geçen II. Davud'un hakimiyetinde bulunduğudur. Muhammed'e gelince o da Karahisar (Şebin) hakimi idi.

Fahreddin Behram Şah'ın oğlu ve halefi Alaeddin Davud Şah tahsilli bir hükümdardı; Farsça biliyordu, İbn-i Bibi Davud Şah'ın ilmin her dalını sevdiğini, mantık, ilahiyat, tabiiyat, riyaziyat ilimleri ile yıldızlar ilmine vukufu olduğunu bildiriyor. Devrin en tanınmış alimlerinden Bağdadlı Abdullah Pin bir müddet Davud Şah'ın sarayında yaşaması ve eserlerinden bazılarını Davud Şah adına yazması bu Mengücüklü hükümdarının ilme karşı duyduğu yakın alakının en güzel örneklerinden birini teşkil eder.

Fakat Davud Şah, yine İbn-i Bibi'ye göre, kendini günah sayılan şeylere kaptırmış, tecrübelilerin ve iyi niyetli görüş sahiplerinin sözlerine aldırmayarak bildiği gibi hareket etmiştir.

Bununla ilgili olarak beylerinden bir kaçını öldürtmüş, bazılarını da hapsettirmişti. Aynı akibete uğramaktan korkan bazı beyler de kaçıp Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad'a sığınmışlar ve meliklerinin kötü hareketlerinden şikayette bulunmuşlardır. Sultan bu beyleri iyi karşıladığı gibi, hapiste bulunanların da kendisine gönderilmesini Davud Şah'tan istemiştir. Mengücüklü hükümdarı ilk önce bu beylerin itaatsizlik gösterdikleri ve düşmanları ile sözbirliği ettikleri için layık oldukları cezayı bulduklarını söyleyerek Keykubad'ın isteğini reddetmek istemiş ise de sonru bu hareketinin doğuracağı tehlikeyi anlayıp, Selçuklu sultanının arzusunu yerine getirmiştir. Keykubad bu beylere, Selçuklu emiri Kemaled-din Kamyar'ın delaleti ile bol gelirli iktalar vermiştir. Buna gören Davud-Şah'ın geri kalan beyleri de onun emirlerini dinlememeğe başlamışlardı. Mengücüklü meliki gittikçe büyümek istidadını gösteren bu meseleyi kökünden halletmek için Sultanı ziyarete karar vermiş ve yanına kıymetli armağanlar alarak Kayseri'ye gelmiştir. Davud Şah, Keykubad'dan iyi bir kabul görmüş ve bir müddet Kayseri'de kalarak ağırlandıktan sonra kendisine bir ahidname verilmiştir. Bu ahidnameye göre, Mengücük meliki Sultana sadakat ile bağlı kaldığı müddetçe onun alaka ve yardımına mazhar olacak idi. Erzincan'a dönen Davud-Şah aynı müellife göre Selçuklu hizmetine girmiş olan emirlerin ülkesinin elinden alınmasına Keykubad'ı kandıracaklarına inanıp, bunu önlemek için ahidname hilafında bazı çarelere baş vurmuştur. O, bir taraftan Selçuklular'dan Erzurum meliki Muğiseddin Tuğrul Şah oğlu Cihan Şah'a Keykubad'a karşı birleşmek teklifinde bulunmuş olduğu gibi, diğer taraftan da Cezire-Ahlat meliki Eyyubiler'e mensup el-Eşreften ve Celaled-din Harizm Şah'tan yardım ve himaye istemiştir. Hatta yine aynı eserde onun Alamut hakimi Alaeddin Nev Müsülman'a Kemah kalesinin mühimmat ve erzakı ile birlikte terki karşılığında Keykubad'ın öldürülmesini teklif ettiği yazılmış ise de, buna inanmak güçtür. Davud Şah bu teşebbüslerinden bir netice çıkmadığını görünce tekrar Keykubad ile anlaşmak yolunu aramış oğullarını rehine olarak ona göndermiş, fakat bu hareketi ülkesini elinden almağa karar vermiş olan Selçuklu sultanını bu fikrinden döndürememiştir. Aynı zamanda kendisi hakkında iyi düşüncelere sahip olmayan akrabası Erzurum meliki Cihanşah'ı ortadan kaldırmağı tasarlayan Keykubad Davud Şah' ile ilgili olan maksadını gizleyerek seferin Erzurum üzerine yapılacağını bildirip Mengücük melikinden kendisine katılmasını istemiştir.

625 (1228) yılında Sivas'tan yola çıkan Keykubad Davud Şah'ı yakalatmış ve hiç bir mukavemet göstermeyen Erzincan'ı ele geçirmiştir. Kemah kalesi Selçuklular'a kapılarını açmak istememiş ise de Keykubad'ın Davud Şah'a baskı yapması üzerine teslim olmuştur. Keykubad'ın seferini öğrenen Cihan Şah'a gelince o, vakit geçirmeden derhal Melik Eşref i metbu tanımış, Eyyublu Melik Eşref de Cihanşah'ı Selçuklu sultanına karşı müdafaa etmeğe karar vermişdir.

Bu esnada Eyyubiler ile bozuşmak istemeyen Keykubad kumandanlarından Er-Tokuş'u Davud Şah'ın kardeşi Muzaffereddin Muhammed'in elinde bulunan Karahisar (Şebin) üzerine gönderdikten sonra Kayseri'ye döndü . Keykubad'ın bu Erzincan seferinin 1228 yılının son aylarında yapıldığı anlaşılıyor. Abdullatif Bağdadi, 17 Zilkade 625 (18 Ekim 1228) de Erzincan'ı terketmiş ve 11 Safer 626 (9 Ocak 1229)'da döndüğü zaman artık hamisini orada bulamamıştır. Keykubad Davud-Şah'a Akşehir ve Ilgın (Ab-i Germ)'ı dirlik olarak vermiş ve sabık Erzincan meliki maiyyeti ile burada yaşamıştır. O Keykubad'a gönderdiği bir şiirinde hayatının mahrumiyet ve sıkıntı içinde geçtiğinden şikayet etmektedir. Fakat Davud Şah'ın ölüm tarihine dair bilgi yoktur.

Karahisar hakimi Muzaffereddin Muhammed'e gelince, o Keykubad'ın gönderdiği Er-Tokuş'a karşı kalesini müdafaa etmek teşebbüsünde bulundu ise de halkın sadakatine güvenemediğinden ve ihtimal sonuna kadar dayanamayacağını da anlamış bulunduğundan sultanın kendisine bir dirlik vermesine mukabil kaleyi teslim edeceğini bildirdi. Bu teklif kabul edilmiş ve bazı yerler mülkiyet üzere ve Kırşehirde tımar olarak ona verilmiştir.

Muzaffereddin Muhammed çoluk çocuğu ile hayatının sonuna kadar Kırşehir'de oturdu ve burada bir medrese yaptırdı. Yine bu şehirde bulunan türbesi ise Türk çadırı örneğine göre yapılmış kümbedlerin en güzel bir örneği olarak dikkati çekmiştir. Muzaffereddin Muhammed Alaeddin Keykubad'ın halefi zamanında yaşamıştır. Hatta medresesinde evvelce mevcut bulunan bir kitabeye göre II. İzzeddin Keykavus'un ilk saltanat yılında da hayatta idi.

Ahlakının temizliği ve seciyesinin yüksekliği hakkında kızını nikah ile isteyen Giyaseddin Keyhusrev'e, bu hükümdarın ahlaki düşkünlüğü yüzünden:

"O bizim soyumuza güveyi olmağa layık değildir" diyerek red cevabı verdiği, ancak vaki ısrarlara dayanamayarak buna rıza gösterdiği anlatılır. Aynı müverrihe göre Muzaffereddin Muhammed ve oğulları, Kırşehir'de Selçuklu sultanlarından hürmet ve itibar görerek yaşamışlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MENGÜCÜKLÜLER BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:37

B. DİVRİĞİ KOLU

Bu kola mensup Mengücük beylerinden tarihlerde bahsolunmaz. Bunların mevcudiyeti, bu şehirde yaptırdıkları hayır müesseselerinin tetkikinden anlaşılmıştır. Bu koldan ilk Divriği Mengücük beyi İshak'ın oğlu ve Mengücük'ün torunu olan Süleyman'dır. Kendisine ait herhangi bir eser görülmemiş olup, ne zaman öldüğü de belli değildir. Eserlerine rastlanan ve hatta sikkeleri de bulunmuş olan oğlu Şahan Şah'tır. Şahan Şah Divriği hisarındaki camiin de (Kale camii) banisidir.

Bu camii, kitabesinden anlaşıldığına göre, 576 (1180-1181)'da yaptırmış olup yine orada kendisini:

"el-emir el-isfahsalar elecell Seyf ud-dünya ve'd-din Ebû'l-Muzaffer Şahan Şah b. Süleyman b. Emir İshak Husam Emir el-mü'minin" ibaresi ile tanıtmaktadır. Şahan Şah kasabanın ortasında kendisine bir de türbe yaptırmıştır ki, bu eseri halk arasında Sitte Melik adı ile anılmaktadır. Bu türbenin kitabesinin tarihi 592 (1196)'dir. Gerek bu kitabedeki sözlerden gerek ona ait sikkelerden Şahan-Şah'ın ölümünün 593 (1197)'ten sonra olduğu anlaşılıyor. Gerçekten bu sikkelerden birinde, metbuu olarak, II. Kılıç Arslan'ın adı bulunduğu halde ikincisinde 593'te Selçuklu tahtına geçen Rükneddin Süleyman-Şah'ın adi yazılıdır. Şahan Şah bu türbe kitabesinde büyük unvan ve lakaplar ile vasıflandırılmaktadır. Bunlara bakarak hüküm vermek icap ederse O Divriği'de sakin bir hayat geçirmeyerek Hıristiyanlar ile mücadelede bulunmuştur. Yine orada Şahan Şah kendisini yoksulların ve zavallıların desteği, öksüzlerin ve mazlumların babası olarak gösterir. Kitabede o zamanlar bütün Türk sultan ve melikleri tarafından kullanılan alp, kutluğ, uluğ, tuğrul tiğin, cebûye v.b. gibi unvan ve lakaplar da bulunmaktadır. Fakat bu kitabenin asıl önem taşıması, İshak'ın babası olarak Mengücük Gazi'nin zikredilmesinden ileri gelmektedir. Bu zikredilme bizi sonu gelmez münakaşalardan kurtarmıştır.

Şahan Şah'ın Süleyman ve İshak adlı iki oğlunu tanıyoruz. Süleyman'ın adı sadece kitabelerde geçmektedir. Kendisine ait bir abideye rast gelinmemiştir. Diğer oğlu İshak, 645 (1247)'te tanzim edilen Karatay vakfiyesindeki şahidler arasında görülmüştür. Divriği'deki meşhur Ulu camii yaptıran Mengücük beyi, Şahan Şah'ın torunu ve Süleyman'ın oğlu Ahmed Şah'tır. Bu eserin inşa tarihi 626 (1228-1229) olup, kitabelerden birinde metbuu Selçuklu sultanı Ala ed-din Keykubad'ın da adı geçmektedir. Ahmed Şah camii, bilhassa kapıları bakımından san'at tarihi mütehassıslarının alakasını çekmiştir. Ahmed Şah'ın camiine bitişik bir darüşşifa vardır ki, bu yapı da Fahreddin Behram-Şah'ın kızı Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. Mahalli rivayete göre, Turan Melek Ahmed Şah'ın zevcesidir. Ahmed Şah'ın yaptırmış olduğu camiin minberi de onun adını ve 638( = 1240-1241) tarihini taşımaktadır. Yine Ahmed Şah'ın hisar kapılarından birini 634 (1236-1237)'de, diğerini de vakfiyesini tanzim ettiği yılda (641) yaptırmış olduğu görülüyor.

Bu Mengücük melikinin 641'den sonra hangi yılda öldüğü bilinemiyor. Kendisine oğlu Salih halef olmuştur. Bu husus Salih'in hisar burçlarından birinin üzerine koydurduğu kitabeden anlaşılıyor. Bu kitabenin tarihi 650 (1252)'dir. Selçuklu devleti bu tarihten 9 yıl önce kudretli ve müstakil bir devlet olmaktan çıkarak Moğollar'ın metbuluğunu kabul etmiş idi. Melik Salih Divriği Mengücüklülerinden bizce malum olan en son beydir. Kendisinin ne zaman öldüğü, halefi olup olmadığı ve daha umumi olarak Divriği Mengücüklüleri'nin ne zaman ve ne gibi bir hadise ile ortadan kalkmış olduğunu bilemiyoruz. 676 (1277) yılında Memlûk sultanı Beybars'ın Anadolu seferi dolayısı ile bu ülkeye gelen Moğol hükümdarı Abaka Divriği'ye de uğramış ve şehir eşrafının kendisini istikbal ederek iyi bir şekilde konuklamasına rağmen surların yıktırılmasını emretmiş idi. Bu emrin yerine getirilip getirilmediği bilinmiyor. Yalnız bu şehrin anılan tarihte artık Mengücüklüler'in idaresinde olmadığını gösteriyor.

Mengücüklüler Erzincan, Kemah, Divriği ve Şarki-Karahisar gibi fethettikleri şehirler ile iktifa ederek bunlara yenilerini katmak gayesini taşımamışlardır. Tarihlerde onlardan pek az bahsedilmesinin sebebi budur. Buna karşılık onlar ülkelerinin imarına çalışmışlar ve bunun ile alakalı olarak her biri aynı zamanda birer san'at abidesi olan hayır müesseseleri vücuda getirmişler, alim ve şairleri himaye etmişlerdir ki, bu ailenin başlıca hususiyeti de budur. İşte bundan dolayı M. Th. Houtsma onları, siyasi faaliyetleri ile kendileri için kitaplar yazılmış ve tarihlerde kendilerine çok daha fazla yer ayrılmış olan komşularından daha önce tedkik edilmeye layık bulmuş idi. Erzincan'da bu aileye ait eserlere rastgelinmemiştir. Bu keyfiyet yukarıda kaydedildiği gibi, bu şehrin zaman zaman yer sarsıntılarına uğramış bulunması ile alakalıdır. Şehrin civarındaki harap ve kitabesiz olan kümbed belki Mengücüklülerden birine aittir.

İlk Mengücük beylerinin merkezleri ve asıl oturdukları şehir Kemah idi. Bu şehrin 500 m. kuzey batısında birbirine yakın, ekserisi yıkıntı halinde kitabesiz veya kitabesi ele geçmemiş bir çok türbe vardır ki, bunların Mengücüklü beylerine ait olduğu ve bu mevkiin (Sultan Melek semti) onların aile mezarlığını teşkil ettiği anlaşılıyor. Erzincan, Melik Fahreddin Behram Şah'tan itibaren mühim bir şehir haline gelmiştir. Mengücüklüler'den sonra Selçuklu idare adamları arasında bir çok Erzincanlı görülüyor ki, bu husus Behram Şah ve halefinin himmet ve gayretleri ile Erzincan'da başlayan ilim ve kültür faaliyetlerinin tabii bir neticesidir.

SANAT ESERLERİ

Erzincan şehrinde bize hiçbir Mengücüklü eseri gelmemiştir. Daha önce de belirtildiği üzere, bu hususun Erzincan'da sık sık vukua gelen şiddetli yer sarsıntıları ile ilgili olduğu şüphesizdir. Değilse Fahreddin Behram Şah gibi akıllı, iyilik sever, varlıklı bir insanın 60 yıldan fazlü süren melikliği devrinde Erzincan'ın cami, medrese, hamam gibi aynı zamanda sanat değeri olan eserler ile süslenmemiş olduğu düşünülemez. Kara Hisar'da da Mengücüklü eserlerine rast gelinememiştir. Kemah'da ise ancak bir kaç türbe vardır.

Bu durumda Mengücüklülere ait yadigarları Divriği'deki eserler temsil etmektedir. İki cami ile bir hastahane, bu eserlerin başlıcalarını teşkil ederler. Bu camilerden biri hisar (içkale) da bulunmakta ve bundan dolayı Kale camii adını taşımaktadır. Kale camii dikdörtken bir alana inşa edilmiş, tonozlu ve yanlarda dörder pandantif kubbesi olan bir yapıdır. Taçkapıda taş ve tuğladan süslemeler görülür. Kale camii, daha önce kaydedildiği gibi, Mengücüklü Süleyman oğlu Şahan Şah tarafından 576 (1180-1181) yılında yaptırılmıştır.

Ulucami adını taşıyan diğer cami, hisara yakın bir yerde inşa edilmiştir. Bu camide 16 dan fazla tonoz görülür. Mihrabın üzerinde de bir kubbe vardır. Taçkapılardaki süslemeler görenleri hayranlık içinde bırakacak bir güzelliktedir. Ulu cami Şahan Şah'ın torunu Ahmed Şah tarafından 626 ( = 1228-1229) yılında yaptırılmıştır. Ulu Camiin inşası şehirdeki Türk nüfusunun çok artmış olduğunu gösteriyor. Bir taraftan tabii çoğalma, diğer taraftan Moğol istilası yüzünden Orta Asya ve İran'dan Anadolu'ya vukubulan göçler, bu artışın başlıca amillerini meydana getirirler. Bu göçler Türkiye'ye her bakımdan bir hareket ve canlılık vermişlerdir.

Hastahane (= darüş-şifa) Ulu Cami'ye güney'den bitişik olarak inşa edilmiştir. Onu da inşa ettiren Turan Melek Hatun'dur. Bu hatun Erzincan-Kemah hükümdarı Fahreddin Behram Şah'ın kızı ve anlaşıldığına göre Ahmed Şah'ın da karışıdır.

Divriği'de Mengücüklüler'e ait bir medreseye rast gelinmemesi hayret vericidir. Herhalde bu hususta sadece Ulu Cami'den faydalanılmıyordu.
Bu bölüme son vermeden önce şehirdeki türbeler hakkında da bir iki söz söyliyelim. Bu türbelerden biri, daha önce de bahsedildiği gibi, Şahan Şah'a ait olup 592 ( = 1195-1196) yılında inşa edilmiştir. Şahan Şah'ın türbesi'ne halk arasında Sitte Melik adı veriliyor. Bu isim Şahanşah'ın hatununun kocasından sonra bu türbeye gömülmesinden çıkmış olabilir. Böyle ise doğrusu belki Sitt Melike yahut Sitti Melike olabilir. Türbenin Şahan Şah'a ait olduğunu gösteren kitabeden başka, uzun bir kitabe de vardır. Şahan Şah bu kitabede kendisini tanıtıyor.

Ulu Camie bitişik bir şekilde üstü kubbeli bir türbe de görülür. Ahmed Şah ile Turan Melek'in bu türbede yattıkları anlaşılıyor.
Divriği'deki türbelerden biri Hacı Uruz Aba (? yahut Ruzbe?) oğlu büyük Hacib Kameriddin'e (ölümü: 592 = 1196), diğeri de yine haciblerden Sıraceddin Dündar'ın oğlu Nureddin Salih'e (ölümü: 638 = 1240-1241) aittir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MENGÜCÜKLÜLER BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:40

MENGÜCÜKLÜLER SOYKÜTÜĞÜ

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MENGÜCÜKLÜLER BEYLİĞİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:48

Resim
Resim
Ulu Camii ve Darüşşifa (Divriği)

Resim
Kale Camii (Divriği)

Resim
Darüşşifa'nın Kapısı (Divriği)

Resim
Bayındır Bey Kümbeti

Resim
Bayındır Bey Köprüsü
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir