Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ali Tekin'in Ölümü İle Ortaya Çıkan Yeni Şartlar

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Ali Tekin'in Ölümü İle Ortaya Çıkan Yeni Şartlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:24

MÜTTEFİKLERDEN ALİ TEKİN'İN ÖLÜMÜ İLE ORTAYA ÇIKAN YENİ ŞARTLAR VE SELÇUKLULAR

Bu sırada Selçuklular tarihi bakımından olduğu kadar bütün ittifak sistemi ve bu sistemin müteveccih olduğu Gazneliler Devleti bakımından mühim bir hadise olmuştur: Üçlü ittifakın üyelerinden Ali Tekin ölmüştür (Ocak 1035).

Bunun Selçuklular bakımından ne netice doğurduğunu aşağıda göreceğiz. Burada önce Gazneliler Devleti'nin bu hadiseden nasıl istifade etmek istediğini, daha doğrusu istifade edip edemediğini görelim.

Öyle görünüyor ki, ittifak sisteminin bir üyesinin ölümünün ifade ettiği manayı, Sultan Mesud takdir edememiştir. Bunu vezir çok iyi takdir etmiş, fakat tavsiyeleri Mesud tarafından dikkate alınmamıştır.

Hükümdarın huzurunda yapılan bir toplantıda (Aralık 1034 — Ocak 1035/Rebiülevvel 426) vezirin verdiği izahata göre yeni durum karşısında takip edilecek siyaset şudur:

Şayia halinde yayıldığına göre, Ali Tekin ölmüştür. Vezire göre, bu şayia doğrudur. Zira, o Ali Tekin'in hasta olduğunu duymuştu. O bu hastalıktan ölmüş olmalıdır.

Yine ona göre, Ali Tekin kurnaz, akıllı ve tecrübeli bir kimse idi. Herkesle (baher canibi) uzlaşma halinde yaşamasını biliyordu. (Mesela) "Türkmenler ve Selçuklular" onun yardımcıları oldular. O, bu sonuncuları "söz ve gümüş" (para) ile tutuyordu. Zira, o biliyordu ki, Selçuklular ondan ayrılırlarsa, o zayıflayacaktır. Ali Tekin ölünce Maveraünnehr işleri iki aciz çocuğun eline geçecektir. Vezirin işittiğine göre, Selçuklular'la bu iki küçük çocuğun ve Ali Tekin'in başkumandanının araları (daha Ali Tekin'in sağlığında) açıktı.

(O öldükten sonra) aralarının daha da açılması gerekir. Bu takdirde Selçuklular orada artık kalamazlar. Öte yandan, onlar Harezm'e de gidemezler. Çünkü kararlaştırıldığı gibi (bizzat vezirin ifadesine göre, bu karar kendisi tarafından uygulanmıştır), payitahttan çıkar çıkmaz Harun öldürülecektir (ki, ona göre, şimdiye kadar Harun'un hareket etmiş olması, bu takdirde öldürülmüş bulunması icap eder). Bu plan gerçekleşirse, bu havali (nevahi) karışır ve Şah-melik oraya yürür. Bu sonuncu, Selçuklular'ın büyük bir düşmanıdır. Bu sebeple onlara (Selçuklular'a) Horasan'dan başka (gidecek) yer kalmaz. Bu takdirde onların mecburen Horasan'a gelmelerinden korkulur. (Bu korkuyu vezir duymaktadır). Zira, hizmetkarları (çakerani) olup, Boğa, Yağmur ve Göktaş ve diğerlerinin emrindeki «güruh»ların burada (Horasan'da) ne yaptıklarını, işlerinin ne halde olduklarını işitmişlerdir. Eğer böyle olursa, hükümdar da burada bulunmazsa, işler çok uzar (sürüncemede kalır). Alınacak tedbir, hükümdarın düşünmüş olduğu şekilde Merv'e gitmekti. Sonradan hükümdar fikrini değiştirdi.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALİ TEKİN'İN ÖLÜMÜ İLE ORTAYA ÇIKAN YENİ ŞARTLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:24

Vezirin bu mülahazalarına karşı, Sultan Mesud şu fikirleri ileri sürmüştür:

1. Bir kumandan tam bir ordu ile Merv'dedir.
2. Diğer iki kumandan da Belh ve Toharistan'dadırlar.
3. Bu tedbirler karşısında, Türkmenler'in nehri geçerek Merv'e kasdetmeleri, (veya) çölden gelmeleri mümkün değildir.
4. Altuntaşlılar ise, başlarına gelen işlerle meşguldurlar.
5. Hükümdara göre, bütün bu sebeplerle yapılacak en iyi iş, (Curcan'da bulunan) Dihistan'a gitmek ve Harezm işinin ne şekil alacağını görmektir.

Sultan Mesud'un, vezirin naklettiğimiz mütalaalarına verdiği cevap da burada bitmektedir. Bu iki ifade karşılaştırılınca, devletin dış siyasetini vezirin nasıl gördüğünü, hükümdarın ise nasıl gördüğünü açıkça anlıyoruz. Vezirin hangi meselelere önem verdiğini, buna karşılık hükümdarın hangi noktalara değer verdiğini görüyoruz.

Onların naklettiğimiz bu görüşlerinden çıkan ilk umumi neticeler şunlardır:

a) Ali Tekin'in ölümü üzerine devletin dış siyasetini yeniden gözden geçirmek lüzumu duyulmuştur.
b) Harun - Selçuklular ittifakına karşı, bir Mesud-Şahmelik ittifakı vardır.

Asıl konumuz bakımından üzerinde durulacak noktalar ise şunlardır:

1. Vezire göre, Buhara Devleti ile Harezmşahlar, Gazneliler Devleti için tehlike olmaktan çıkmışlardır.

2. Bu sırada veya yakın bir gelecekte devleti tehdit eden en büyük tehlike Selçuklular'dır.

O, bu tehlikeyi iki noktaya dayandırmaktadır:

a) Selçuklular'ın, Ali Tekin devletinde oynadığı hayati rol.
b) Selçuklular'a tabi saydığı Horasan Türkmenleri'nin Gazneliler Devleti'ne çıkardıkları güçlükler.
Vezire göre, Horasan'a daha önce gelmiş olan Türkmenler'in de şefleri saydıkları Selçuklular, Horasan'a girdikleri takdirde devlet çok güç durumda kalacaktır.
Hükümdar bu görüşü kabul etmiyor. Onun fikrince asıl hal edilmesi lazım gelen mesele Harezm meselesidir.

3. Öte yandan, naklettiğimiz bu bilgiden Selçuklular'ın can düşmanları hakkında da ilk defa çok dikkate değer bilgi ediniyoruz. Bu nokta üzerinde aşağıda ayrıca duracağız.

4. Verilen bilginin asıl dikkate değer tarafı, devlette Horasan'a daha önce giren Türkmenler'le Selçuklular'in birbirleriyle münasebet halinde ve birincilerin sonunculara tabi oldukları telakkisinin hakim bulunmasıdır. Bu nokta üzerinde de ayrıca duracağız.

Bütün bu izahattan konumuz bakımından çıkan neticeleri tesbit ettik. Geleceğin vezire mi, yoksa Sultan Mesud'a mı hak vereceğini ise ileride göreceğiz.
Bu suretle iki düşman tarafın birbirlerine karşı niyet ve tasavvurlarını ve aldıkları tedbirlerin mahiyetini belirtmeğe çalıştık ve gördük ki, Harezmşahlar, Selçuklular'la birlikte, hücum insiyatifini ellerinde tutmaktadırlar ve harekete geçmeğe hazırlanmaktadırlar. Buna karşılık, Gazneliler Devleti ise, daha ziyade müdafaadadır ve düşmanlarını açık bir savaşla bertaraf etmeyi düşünmekten ziyade, gizli siyasi suikasdlarla zararsız hale getirmeyi ve hakimiyetini yürütmeyi düşünmektedir. Sonra yine Gazneliler Devleti kendisine karşı kurulan ittifak sistemine, mukabil ittifak sistemi kurmakla cevap vermektedir.
Böylece her iki tarafta da müzakere, münakaşa, bunun neticesinde karar ve bu kararı uygulamaya hazırlanma safhası bitmiş oluyor; şimdi de asıl harekete geçme ve uygulama safhasını görelim.

Son defa Selçuklular'ın Maveraünnehr'i terk ederek Harezm'e geçmeleri, Ali Tekin'in ölümü ile sıkı sıkıya ilgilidir. Gerçekten kaynağın bildirdiğine göre Ali Tekin'in ölümünden sonra Selçuklular onun yerine geçen oğullarından «nefret» ettiler. Bu sebeple Nur kasabasında ve çevre-sinde artık kalamadılar ve dediğimiz gibi, Harezm'de kendilerine ayrılan yerlere göç ettiler.

Burada Selçuklular'in baş düşmanı olarak Cend hakimi Şah-melik'i görüyoruz. Kaynağın ifadesine göre, bu Selçuklular'la Şah-melik arasında eskiden beri devam edegelen şiddetli bir «kin ve kan düşmanlığı» vardır. Bundan anlaşılıyor ki, Şah-melik, daha Selçuk zamanında asıl Oğuzlar'la yapılan yukarıda söz konusu ettiğimiz mücadeleleri unutmamıştır.

Bununla beraber, onlarla kendisinin de mücadele etmiş olduğunu kaynağın şu ifadesinden anlıyoruz:

Selçuklular'ın Harezm'de yerleştiklerini casusları vasıtasiyle haber alan Şah-melik, Cend'den ordusiyle hareket etti. Çöl yolunu takip ediyordu. Seher vakti «Türkmenler»e baskın yaptı. Selçuklular gafil avlandılar (Ekim-Kasım 1034/Zilhicce 425). Selçuklular'dan 7-8 bin kişi öldürüldü. Bir çok "at", "kadın" ve "çocuk" esir alındı. Kurtulanlar, kış olduğu için buz tutmuş olan Ceyhun'dan geçtiler; Nemekribat'ına geldiler. Çıplak atlara binmişlerdi. Bu, baskından kurtulan Selçuklular'in ne kadar büyük bir acele ile kaçtıklarını göstermektedir. Bu ribat'ın karşısında büyük bir köy vardı; halkı kalabalıktı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALİ TEKİN'İN ÖLÜMÜ İLE ORTAYA ÇIKAN YENİ ŞARTLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:25

Bu firarilerin geldiğini duyan gençler, silahlandılar. "Gidelim, onları öldürelim, ta ki Müslümanlar onlardan kurtulsunlar" dediler. Bu "kavim" arasında 90 yaşında sözü geçer bir ihtiyar vardı. Kendisine saygı gösterilirdi.

O:

«Ey gençler, size ilticaya (zinhar) gelen (felaket) zedelere vurmayınız. Onlar zaten öldürülmüşlerdir. Zira, onların ne karıları, ne çocukları, ne halkı, ne de hayvanları kaimi." Bu sözler üzerine gençler Selçuklular'ın üzerine yürümekten vazgeçmişlerdir.

Bir çok bakımlardan pek dikkate değer olan bu izahat, vezirin söylediklerinden birinin gerçekleştiğini büyük bir belagatle göstermektedir:

Onun tahmin ettiği gibi, Selçuklular'a en büyük darbeyi, Şah-melik vurmuştur.

Yine bu izahat, Selçuklular'ın uğradıkları felaketin derecesi hakkında da fikir vermektedir : Denebilir ki, şimdiye kadar geçen uzun tarihleri boyunca Selçuklular'ın başına bu çapta bir felaket gelmemiştir. Zaten bir kaynağın ifade ettiği gibi, başlarına gelen felakete kendileri de hayret ettiler (ne yapacaklarını şaşırdılar). İşin ilgi çekici tarafı, halkın Selçuklular hakkındaki telakkileridir. Öyle görünüyor ki, Selçuklular'ın yağmacılıkları o zaman hemen her tarafta biliniyordu. Aynı telakkinin devlet kurdukları Horasan'da da hakim olduğunu göreceğiz.

Selçuklular'ın başlarına gelenleri duyan Harezmşah Harun çok üzülmüştü; Selçuklular nezdine gizlice adam göndererek, vaadlerde bulunmuş, hazırlanmalarını, «başka adamlar getirmeleri»ni, kendisinin aralarında kararlaştırmış oldukları hususlara sadık olduğunu bildirmiştir.
Bu mesajından anlıyoruz ki, Harun'un Selçuklular'a olan güveni sarsılmamıştır. Ona göre, Selçuklular, uğradıkları kayıplar ne kadar büyük olursa olsun, bunları telafi edecek kudrettedirler.

Sonra aynı Selçuklular'ın prestijleri de sarsılmamıştır:

Kaybettikleri kuvvetlerin yerine yenilerini koyabilecek durumdadırlar (Bu, Harun'un, onlara güvenmekte haklı olduğuna delalet eder). İşte bu sebeplerledir ki, Harun geçirdikleri felakete rağmen, Selçuklular'a karşı, sanki hiç bir şey olmamış gibi davranmış, anlaşmalarının devam ettiğini teyit etmiştir. Görülüyor ki, durumda Harezmşah Harun bakımından bir değişiklik yoktur.

Harun'un gönderdiği bu «elçilik heyeti» (risalet) tesirini derhal göstermiştir. Zira, Selçuklular'ın sükunet bulduklarını, Nemekribat'ından eşyalarının (buneh) başına geldiklerini görüyoruz. «Çocuklarının, alat ve teçhizatlarının ve hayvanlarının çoğu ellerinden gitmiş ve az bir şey kalmış idi». Buna rağmen, Selçuklular işe koyuldular. «Bulundukları yere başka adamlar tekrar geldiler».

Bu ifadeden anlaşılıyor ki, Selçuklular'ın işleri Harun'un umduğu gibi gelişmektedir:

Selçuklular kayıp ve zararlarını telafi için azimli görünmektedirler ve güçlük çekmeden ihtiyaçları olan adamları bulabilmektedirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALİ TEKİN'İN ÖLÜMÜ İLE ORTAYA ÇIKAN YENİ ŞARTLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:25

Öte yandan, Harezmşah Harun, Şah-Melik'e bir elçi göndermiş, onu suçlamış (itab) ve kendisine katılan ve askeri olan bir kavmi mahvettiğini, eğer Selçuklular başlangıçta kendisine «cefa»lar yapmışlarsa, bari, onun onlara «mükafat» yapması gerektiğini bildirmiştir.

Bu ifadeden, Selçuklular'la Harezmşah Harun'un münasebetlerinin mahiyetini öğrendiğimiz gibi, aynı Selçuklular'la Şah-melik'in münasebetlerinin iç yüzünü de öğreniyoruz: Harun'a göre, Selçuklular'in daha önce Şah-melik'e yaptıkları, hele onun Selçuklular'a yaptıkları ile mukayese edilecek olursa, unutulamıyacak kadar büyük bir şey değildi; iki tarafın şu veya bu şekilde barışmaları mümkündü. Harun'un aynı elçisiyle gönderdiği mesajından anlıyoruz ki, iki tarafın anlaşması halen mümkündür. Zira, Harun, Şah-melik'e, anlaşmak üzere buluşmalarını teklif etmiştir. Harun'un gayesi, Şah-melik ile Selçuklular arasındaki düşmanlığı kaldırmaktır. Zira, Harun'un halledeceği büyük bir işi vardır: Horasan'ı almak.

Bundan anlaşılıyor ki, Harun, Selçuklular'ın düşmanını aynı zamanda kendi düşmanı savmaktadır. Bu maksatla Şah-melik'e anlaşma teklif etmektedir. Sonra çok önemli bir iş saydığı ve saklamağa lüzum görmediği Horasan fethine girişirken, arkasında kendisine düşman ve gördüğümüz gibi Gazneliler Devleti'nin müttefiki bir devlet bırakmak istememektedir.

Şah-melik bu teklifi kabul etmiştir. Yaptığı karşı teklif şudur:

Elçiler önce müzakere ederek anlaşma metnini hazırladıktan sonra iki hükümdar nehrin ortasında buluşacaklardır. Şah-melik Horasan fethine yardım etmek üzere kuvvetli bir askeri kıta vermeyi daha şimdiden kabul etmektedir. Fakat şu şartla ki, Harun Selçuklular'la bu Cend hakimi arasında barış yapılması sözünü etmiyecektir. Zira, Şah-melik'e göre, «iki güruhun arasında kan ve kılıç vardır» ve Tanrı ne takdir etmiş bulunursa bulunsun, Şah-melik (Selçuklular'a) vuracaktır.

Görülüyor ki, çok önem verdiği Horasan fethinde Selçuklular'ın yapacağı yardımın yerine geçmek üzere Şah-melik Harun'a yardım kuvvetleri vermeğe hazırdır. Bu suretle Gazneliler Devleti ile olan ittifakını bozmayı, hatta ona karşı savaşı bile göze almaktadır. Fakat, o, Selçuklular'la barışmağa asla razı değildir ve ifadesinden anlaşılıyor ki, Selçuklular'la mücadeleye, hem de icap ederse, Harun'a rağmen devam edecektir.

Her nedense bu cevap Harun'u tatmin etmiştir. Çünkü kaynağımız bu cevapla onun sükûnet bulduğunu kaydetmektedir. Bunda Şah-melik'in Selçuklular'ın göreceği vazifeyi, yardım kuvvetleri göndermek suretiyle kendi üzerine almasının ne dereceye kadar tesiri vardır? Bu hususta elimizde kesin delil olmamakla beraber, önce, Selçuklular'la barıştırmak üzere Şah-melik'le temasa geçen Harun'un, bu Cend hükümdarından yardım teminatını aldıktan sonra «sükûnet bulması» ve müzakerelerin başka bir maksat ve yöne yönelmesi manalıdır.

Harun buluşmak üzere takriben 30.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun kenarına varmış ve Şah-melik'in karşısına konmuştur (11 Kasım 1034-26 Zilhicce 425). Bu kadar büyük orduyu gören Şah-melik korkmuştur.

Yakınlarına şöyle demiştir:

«Büyük bir savaş yaptık ve düşmanlarımızı (Selçukluları) kahrettik. Şimdi samimi olmayan bir sulh (gurg-aşti) yapmak ve dönmek (takip edilecek en) doğru yoldur. Bir hataya üşmemek lazımdır. Büyük marifet (hüner) bu Ceyhun'un arada bulunmasıdır» '. Adamlarının tasvibini aldıktan sonra karşılıklı elçiler gidip gelmeğe başladı. İki hükümdar nehrin ortasına geldiler, görüştüler ve hemen döndüler. Şah-melik, Harun'dan habersiz gece yarısı ansızın ordusunu çekti; Cend çölü ve vilayeti yolunu tuttu. Süratle yol aldı.

Onun gittiğini duyan Harun şöyle dedi:

«Bu adam, büyük bir düşmandır. Harezm'e geldi. Selçuklular'a darbe indirdi. Görüştük, aramızda bir sulh kuruldu. Bu çölün kar tuttuğu kıştan başka Cend'den buraya gelinmez. Benim ise Horasan'da büyük bir işim var. Buradan (Harezm'den) gidince bari gözüm arkada kalmasın».

Onun bu ifadesinden çıkan ilk mana, aralarında mevcut sulha rağmen fırsat bulur bulmaz, Şah-melik'in kendisine hücum edeceğini bizzat Harun'un da bilmesidir. Şah-melik'in de barış yapmakta samimi olmadığını görmüştük. Şu halde görünürde barışa rağmen, ortada düzenlenmiş hiç bir şey yoktur ve şartlar eskisi gibi kalmaktadır. Bunun Selçuklular bakımından da böyle olduğunu göreceğiz.

Harezm'e döner dönmez Horasan'ın fethi için daha ciddi hazırlıklara girişen Harun'a, her taraftan akın akın kuvvetler gelmeğe başladı. Selçuklular'a, kuvvetlenmeleri için hayvan (sütûr) ve silah yardımı yaptı. «Onlara, Harezm hududunda olan Dergan'da ikamet etmeleri ve kendisini beklemeleri için emir verdi.

Kendisi Harezm'den 5-6 konak (menzil) ilerleyince, onlar, 3-4 bin atlı ile öncü olarak Merv tarafına gidecek, arkalarından da kendisi gelecekti».

Aynen naklettiğimiz bu ifadeden anlıyoruz ki, arada bir çok hadiseler (Selçuklular'ın başına gelen felaket ve Şah-melik ile Harezmşah Harun arasındaki müzakere ve anlaşma) geçmesine rağmen, bu Harezm Şah ile Selçuklular'ın münasebetlerinde herhangi bir değişiklik olmamıştır; hatta vazifeleri bile aynı kalmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ALİ TEKİN'İN ÖLÜMÜ İLE ORTAYA ÇIKAN YENİ ŞARTLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:25

Bu bilgide Selçuklular bakımından dikkatimizi çeken nokta; onların insan ve teçhizat itibariyle kayıp ve zararlarını telafi edememiş bulunduklarının sabit olmasıdır. Öyle görünüyor ki, Selçuklular bu anda eski durumlarına nazaran 3-4 misli zayıfdırlar.

Bütün bu olup bitenleri Sultan Mesud casusları vasıta-siyle öğrendi ve durumu veziri ile müzakere etti. Vezir, Harun'u öldürtmek üzere aldığı tedbirleri anlattı. Harun'un, payitahtından çıkınca öldürülmesi planın esasını teşkil ediyordu. Alınan sıkı tedbirler dolayısiyle onu başka türlü, mesela payitahtta iken öldürtmenin imkansızlığı umumiyetle kabul ediliyordu. Sonra bu yol, daha önce gördüğümüz veçhile, denenmiş bulunuyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir