Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuğrul ve Çağrı Beyler Selçuklu Allesinin Başına Geçiyor

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Tuğrul ve Çağrı Beyler Selçuklu Allesinin Başına Geçiyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:13

TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER'İN SELÇUKLU AlLESİNİN BAŞINA GEÇMELERİ

Selçuklu başbuğu Arslan, anlattığımız şekilde, Sultan Mahmud tarafından hile ile esir edilerek hapsedildiği sırada, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey böylece Ali Tekin'in nezdinde bulunuyorlardı; daha doğrusu onun hakim olduğu sahalar içinde yaşıyorlardı. Bunun, bu iki kardeşin Ali Tekin'in emrinde veya onunla müttefik bulundukları manasına gelmiyeceğini göreceğiz.

Bu iki yeni Selçuklu şefinin Ali Tekin ile münasebetlerini anlatmadan önce, Arşlan'ın esir düşmesini müteakip Selçuklu ailesinin ve bu ailenin emrinde bulunan Türkmenler'in durumlarını tetkik edelim. Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in, kurtarılması için herhangi şekilde teşebbüste bulunmadıklarına göre akıbeti ile ilgilenmedikleri anlaşılan Arslan esir edilince, amcaları Musa ve Selçuklu ailesinden daha başkaları bulunduğu halde, Selçuklu ailesinin ve bu ailenin emrinde bulunan Türkmenler'in başına Tuğrul Bey'le Çağrı Bey geçmişlerdir. Görünüşe göre, hadisenin başlangıç safhasında aileden hiç kimse bu geçişi tartışma konusu yapmamıştır. Zaten şimdiye kadarki hareket ve faaliyetleri gözönünde bulundurulacak olursa, Arşlan'ın yerine geçmek için bu iki kardeşin en tabii aday bulundukları kabul edilebilir.

Fakat onların başbuğuluğunu ilk defa Arşlan'ın emrindeki Türkmen kumandanlarından bir kısmının kabul etmediklerini görüyoruz. Şu halde, itiraz Selçuklu ailesinin dışından gelmiştir. Bunun sebebini, sadece Arşlan'la bu iki kardeşin uzun müddet ayrı yaşamalariyle izah etmeğe imkan yoktur. Bunu, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bir bakıma, Arşlan'la bu iki Selçuklu arasında ötedenberi süregelen rekabetin bir belirtisi saymak lazımdır. Arslan Selçuklu ailesiyle Türkmenler'in başında bulunduğu sürece, ona karşı açıktan açığa mücadeleye girişmeğe cesaret edemeyen Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in, o esir edildikten sonra onu kurtarmak için teşebbüse geçmek şöyle dursun, meydanı boş bulmaları ve bütün Selçuklu ailesinin ve Türkmenler'in başbuğluğunu ellerine geçirmeğe teşebbüs etmeleri, Arşlan'ın şahsına bağlı Türkmenler'i ürkütmüştür. Bu iki şefin şahıslarına bağlı Türkmenler'in bulunması dolayısiyle, Arşlan'ın Türkmenler'inin «üvey» muamelesine maruz kalacakları muhakkaktır. Bundan başka Arşlan"a bağlı Türkmenler'in hiç olmazsa bir kısmının, bu iki kardeşin takibine ve zulmüne uğradıkları hakkında elimizde deliller vardır.

Gerçekten, daha Sultan Mahmud Maveraünnehr'de iken, şüphesiz Arslan'ın esir edilerek Hindistan'a şevkini müteakip, Türkmen «Kumandan» (Salarlarından ve «Lider» (pişreu)lerinden bir grup, bu hükümdara gelerek kendi başlarındaki (Selçuklu) şeflerinden (ümera) şikayetlerde bulunmuşlar ve onların kendilerine yaptığı zulümlerden sözetmişlerdir.

Bu zulümlerin derecesini tayin etmek için elimizde ölçü vardır:

4000 çadır halkı olduklarını söyleyen bu Türkmenler, kendilerinin bu zulümlerden kurtarılmaları için, Horasan'a geçmelerine ve orada yerleşmelerine müsaade edilmesini Sultan Mahmud'dan rica etmişlerdir. Onların, başbuğları Arslan'ı daha dün denecek bir zamanda haksız yere tevkif edip hapishaneye gönderen bir hükümdarın hakimiyetine geçmeyi istemeleri için, yeni Selçuklu şefleri Tuğrul Bey ve Çağrı Bey'le bu Türkmenler arasında pek derin anlaşmazlıkların bulunması icap eder.

Bu bilgiye göre, Arşlan'ın Türkmenler'inin, bu yeni liderlerin emrine girip girmemeleri bahis konusu değildir. Bahis konusu olan nokta, bu Türkmenler'in yeni liderler tarafından takitaba uğratılmalarıdır.

Bu takibin ve hatta zulmün sebebi veya sebepleri nelerdir? Bu Türkmenler, Arşlan'ın sağlığında, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'e, şüphesiz onun emriyle bir şey mi yapmışlardır? Yoksa, Tuğrul Beyle Çağrı Bey, Arşlan'ın esir edilmesine rağmen, kurduğu teşkilat devam ettiği için, bu teşkilat dağılmadıkça, Selçuklu ailesinin başına geçmelerinin imkansız olduğuna mı hükmetmişlerdir?

Biz bunda, biri geçmişe, öteki geleceğe yönelmiş bu iki amilin de rol oynadığını kabule mütemayiliz. Geçmişe ait birinci sualin cevabını daha önceki izahlarımızda bulmak mümkündür.

Geleceğe yönelmiş ikinci sualin cevabı ise, biraz yukarıda naklettiğimiz bilgide vardır:

Mahmud'a müracaat edenler de, Selçuklu ailesine dahil olmasalar bile, kumandan ve ileri gelenlerdir. Yani onlar da liderdirler ve Türkmenler adına konuşmalarından anlaşılıyor ki, bu Türkmenler de onların liderliğini kabul etmektedirler. Buna göre hüküm vermek icap ederse denebilir ki, onlar kurulmuş bir teşkilatın başında şef olarak kalmak iddiasındadırlar. (Bu hususta aşağıda ayrıca izahat vereceğiz).

Sonra 4000 çadır halkının toptan Horasan'a geçirilmelerini istemeleri de manalıdır:

Bunu başlarında bulundukları kurulu teşkilatın dağılmamasını sağlamak için yapılmış bir teşebbüs saymak yanlış olmaz. Bu takdirde kendileri lider kalmak kayıt ve şartiyle Arşlan'ın esaretinin ve onu esir eden hükümdarın hizmetine girmelerinin bunlar için o kadar önemli olmadığını da kabul etmek lazımdır. Mahmud'a müracaat etmekle kumandanlar, yeni başbuğlardan kurtulmak ve kurulu teşkilatı muhafaza etmek hususunda her şeyi göze alıyorlar demektir.

Biz, Mahmud'a şikayete giden Türkmen ileri gelenlerinin ifadelerine göre ileri sürdüğümüz bu mütalaalar dışında başka daha önemli bir amilin bulunduğunu da sanıyoruz. Zira, bu şikayet bir neticedir. Şikayetçiler Sultan Mahmud'a, «biz kendilerinin hakimiyetini kabul etmediğimiz için Tuğrul Bey'le Çağrı Bey bize zulüm yapıyorlar» diyemezlerdi. Öyle görünüyor ki, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey, kendilerinin Selçuklu ailesinin başına geçmelerini kabul etmiyen esir Arşlan'ın Türkmenleri'ne, bilhassa Arşlan'ın Selçuklu ailesinden olmayan ikinci derecedeki liderlerine yeni sıfatlarını kuvvet kullanmak suretiyle kabul ettirmek istemişlerdir; kabul etmeyince de takibata geçmişlerdir. Elimizde açık deliller bulunmamasına rağmen hadisenin en iyi izah tarzı bu olmak lazımdır. Görülüyor ki, bu izah öteki amilleri de tamamlayıcı mahiyettedir.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER SELÇUKLU AlLESlNlN BAŞINA GEÇİYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:14

İşte bütün bu noktalar gözönünde tutulduğu takdirde, bu Türkmenler'in, şefleri Arslan'ı haksız yere esir ederek hapsettiği için baş düşmanları olması lazımgelen Mahmud'un hakim olduğu sahalara geçmek istemelerinin sebepleri daha iyi anlaşılır.

Bu hadise Selçuklu Türkmenleri arasında şimdiye kadar geçen ilk büyük ayrılık hadisesidir; daha doğrusu Arslan'ın başbuğluğu altında fiilen olmasa bile, nazari olarak birleşik görünen Türkmenler'in o sahneden çekildikten sonra birleşmeyi reddetmeleri demektir. Bu aynı zamanda Selçuklu ailesi arasında öteden beri devam edegelen gizli iç mücadelenin ortaya çıkması demektir.

Meselenin burasında şu suale de cevap vermek lazımdır:

Arslan'ın emrindeki kumandanlar ve Türkmenleri, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in ortak liderliğini niçin kabul etmiyorlardı?

Suali daha açık olarak tekrar edelim:

Onlar, bir gün Arslan'ın serbest bırakılacağına inanıyorlardı da, onun için mi Selçuklu ailesi liderliğini mahfuz tutmak istiyorlardı? Yoksa Selçuklu ailesi liderliğinin, Arslan'ın soyunda kalmasını sağlamak için mi böyle hareket ediyorlardı?

Görülüyor ki, meselenin başka bir yönü daha vardır. Bu suallere cevap vermek, Selçuklu hanedanı arasında bazan gizli, bazan da açık, asırlarca devam eden bir mücadelenin mahiyetini ortaya koymak demektir. Bu hususta sırası geldikçe bilgi vereceğimiz tabiidir.

Burada, meselenin bu başlangıç safhasında belirtmemiz icap eden nokta şudur:

Bu Türkmenler'in Selçuklu başbuğluğunu kimin için mahfuz tutmak istedikleri hakkında elimizde kesin bir delil bulunmamaktadır. Bununla beraber, anlattığımız şekilde onların bu hareketlerinin bir manası da, şüphesiz, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in Selçuklu ailesinin başına geçmeğe hakları olmadığı kanaatinde bulunduklarıdır. Onların Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in emrinde kalmaktansa toplu halde Horasan'a geçirilmelerini Sultan Mahmud'dan istemeleri bu şekilde de yorumlanabilir. (Bu sırada Arslan'ın yerine geçecek yaşta bir oğlunun ortada bulunmadığını unutmamak lazımdır).

Mesele böyle ortaya konduğu takdirde, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey, onların telakkisine göre, aile reisliğini zorla ellerine geçiren birer «gıisıb» olarak görünmektedirler.

Mesele, Sultan Mahmud'a şikayet eden kumandanlar bakımından ele alındığı takdirde, şu sual hatıra gelmektedir:

Arslan'ın esir edilmesinden sonra Selçuklu ailesinden hiçbir liderin idaresine girmiyerek, Mahmud'a müracaat eden kumandanların kendileri mi şef kalmak istiyorlardı? Aşağıda göreceğimiz gibi, Horasan'a geçen bu Türkmenler'in idare şekli, Gazneliler idaresine karşı isyanlarının amilleri dikkate alınınca, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in başbuğluğunu kabul etmemelerinin asıl sebebinin bu olduğu ileri sürülebilir. Öyle görünüyor ki, onların hareketi Tuğrul Bey'le Çağrı Bey aleyhdarlığından ziyade, bunu da içine alan Selçuklu ailesi aleyhdarlığı mahiyetini haizdir. Bunun en açık delili, göreceğimiz gibi, Kutalmış'ın, babası Arslan'ın ölümünden sonra bu Türkmenler'le değil, Tuğrul ve Çağrı Beyler'le işbirliği yapmasıdır.

Mesele bu şekilde telakki edildiği takdirde ise şu neticeyi de kabul etmek icap eder:

Selçuklu ailesinin otoritesi, kendi soydaşları Türkmenler arasında bile kökleşmek ve sağlamlaşmak imkanını henüz bulamamıştır.

Hadiseden diğer bir bakımdan şu nihai netice de çıkarılabilir:

Arslan'ın esir düşmesi, Selçuklu Türkmenleri arasında bir ayrılığa sebep olmuştur. Bu ayrılık neticesinde «kabilecilik» telakkisi, daha başlangıçtan itibaren uğrunda çalışıldığını gördüğümüz «kavimcilik» (milletcilik) telakkisine galebe çalarak, ilk telakkiyi temsil edenler, devlet kurmağa daha kolaylıkla götürmesi itibariyle mütekamil olan ikinci telakkiyi temsil edenleri, terk etmişlerdir. Bu hal, yeni kavimcilik telakkisinin henüz tam manasiyle gelişmemiş olduğunu gösterir. Bu, Arslan'ın Samanoğulları yıkıldıktan sonra niçin devlet kuramadığını da kısmen izah eder.

Onların başbuğluğunu yalnız içten değil, dıştan da meşru saymı-yanların bulunduğunu göreceğiz.
Öte yandan, ister Arslan'a ve soyuna bağlı kalmak, ister Selçuklu ailesinin hakimiyetine girmek istememek sebebiyle olsun, bu Türkmenler'in iki kardeşin başbuğluğunu kabul etmemeleri bu anda o kadar önemli değildir. Önemli olan nokta, onların muhalefetine ve terk etmelerine rağmen, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in Selçuklu ailesinin başına geçmeleridir. Şu halde, onların başa geçmesi demek, hakimiyetin Selçuklu ailesi içinde el değiştirmesi demektir; bir inkılap demektir.

Bundan sonra dikkat edilecek nokta ise, bu iki kardeşin, üzerine aldıkları bu vazifeyi başarıp başaramadıkları veya ne dereceye kadar başarabildikleridir.
Öyle görünüyor ki, onların Selçuklu ailesinin başına geçmelerini, Arslan'ın eski müttefiki Ali Tekin de kabul etmek istememiştir.

Yalnız arada şu fark vardır:

Ali Tekin, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in başında bulundukları Selçukluları, çok kuvvetli, binaenaleyh kendisi için tehlikeli görmektedir. Bu sebeple bu aileyi içten zayıflatmak için teşebbüse geçmiştir.

Onun bu teşebbüsünün esas konumuz bakımından başlıca iki manası vardır:

1 — Sebep ne olursa olsun, Ali Tekin de, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in aile reisliğini meşru saymamaktadır. Göreceğimiz gibi, Ali Tekin'in unvan vermek suretiyle aileden başka birini Selçuklular'ın başına geçirmek istemesinin, konumuz bakımından, ifade ettiği mana budur.

2 — Gördüğümüz gibi, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in Selçuklu ailesinin başına geçmeleri, bir inkılaptır. Fakat şimdi görüyoruz ki, işe baştan başlamak değildir: Bu iki başbuğ, Arslan'a tabi bazı Türkmenler'in de kendilerini terketmelerine rağmen, kafi derecede, hatta tehlikeli telakki edilebilecek derece

de kuvvetlidir. Şu halde bu inkılap, Selçuklu tarihinin gidişi üzerinde bu bakımdan menfi bir tesir yapmamıştır. Çünkü yeniden kuvvet toplama ve teşkilatlanma pek bahis konusu değildir. Şu halde, iki kardeşin Selçuklu ailesinin başına geçmesi, bir inkılaptır; fakat kopma değildir; işe yeniden başlama hiç değildir: En aşağı Arslan kadar kuvvetli bu iki başbuğun iş başına geçmesiyle (iç) idare aksamadan, hemen hemen bırakıldığı yerden, devam etmektedir. Gelişme durmamıştır. Şüphesiz, biz bu hükümleri, iç şartlar bakımından veriyoruz. Dış şartlar dikkate alınınca, mesela Arslan'ın müttefiki Ali Tekin'in, o esir edildikten sonra yeni Selçuklu başbuğları Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'e karşı takip ettiği düşmanca siyaset, bir bakıma, bu gelişmeyi «durdurucu» veya «geriletici» bir teşebbüs olarak vasıflandırılabilir. Şu halde, bu hüküm, böyle bir dış müdahalenin vukubulmaması haline göre verilmiştir. Buraya kadar verdiğimiz izahat, bu iki başbuğun, gerek şahısları, gerekse başında bulundukları teşkilat bakımından, Selçuklu ailesinin reisliğini ele almağa layik olduklarını daha şimdiden göstermiştir sanırız. Böylece onların Selçuklu ailesinin başına geçmek iddialarının mücerret bir kavilden ibaret olmadığı ortaya çıkmış bulunuyor.

Dış değişmelere rağmen, içten bir devamlılık dolayısiyledir ki, Selçuklu tarihini, ilk defa ailenin başına geçen bu iki başbuğla başlatmıyoruz, başlatamıyoruz. Zira, başlangıç noktası değildir. Buradan başlattığımız takdirde Selçuklu tarihini anlamak güçleşir.

Verdiğimiz bu izahat, açılan yeni devrin mahiyetini ortaya koymuştur sanırız. Gerçekten, yıkılıncaya kadar Büyük Selçuklu imparatorluğu'nun başında kalacak olan bu Selçuklu kolunun, Selçuklu ailesinin başına nasıl geçtiğini böyle uzun uzun ve bütün cepheleriyle ele almanın lüzum ve zarureti meydandadır. Şimdi bu yeni başbuğların, Arslan'ın eski müttefiki Ali Tekin'le olan münasebetlerine geçebiliriz.

Müttefiki Arşlan'ın Gazneli Sultan Mahmud tarafından gördüğümüz şekilde esir edilmesinden sonra, Ali Tekin'in, onun yerine, Selçuklu ailesinin ve Selçuklu Türkmenleri'nin başına geçen Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'e karşı siyaseti, hiç olmazsa başlangıçta, dostane olmamıştır. Zira onun bu iki kardeşi ele geçirmek için, türlü «hile»lere başvurduğunu biliyoruz.

Bu maksatla o birbiri arkasına, bu Selçuklu başbuğları nezdine elçiler göndermiştir. Bu elçiler vasıtasiyle onlara, Sultan Mahmud'a karşı gösterdikleri «muhalefet» sayesinde, onun, buralara gelmesine veya buraları bir «serdar»a tevcih etmesine imkan olmadığını bildirmiş, Semerkand taraflarını fethe davet etmiş ve elinde nesi varsa onlarla ortak olmasını teklif etmiştir.

Ali Tekin'in, yeni Selçuklu başbuğları ile işbirliğini samimi olarak istediğini bir an için kabul edelim. Bu takdirde aynı Ali Tekin'in, Mahmud'un bile kendilerinden çekindiğini söylemek suretiyle onların gururunu okşamak istediği görülmekte, sonra da onlara saltanatta ortaklık teklif etmektedir ki, bu onun kendi telakkisince şüphesiz Selçuklular'a yapabileceği en cazip tekliftir.

Bununla beraber, teklifte yeni bir cihet yoktur. Ali Tekin bu teklifiyle bu iki kardeşe, daha önce Arşlan'ın sahip olduğu statüyü veriyor demektir.
Ali Tekin'in asıl maksadının ne olduğunu anlayan Selçuklular bu teklifleri reddetmişlerdir. Bu şekilde gayesine varmaktan ümidini kesen Ali Tekin, siyasetini değiştirmiştir:

Türkmenler'in başbuğluğunu, amcaları Musa'nın oğlu Yusufa vermeyi düşünmüştür3. Ona bir elçi göndermiş, birçok vaadlerde bulunmuş ve huzuruna gelmesini istemiştir. Ali Tekin, daveti kabul eden Yusufa, hakim bulunduğu sahalardaki bütün «Türkler»in başbuğluğunu vermiş ve kendisine geniş «ikta»larda bulunmuştur'. Ayrıca ona Yabgu unvanını tevcih etmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER SELÇUKLU AlLESlNlN BAŞINA GEÇİYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:14

Ali Tekin'in bu şekilde hareket etmesinin sebebi, Selçuklu ailesinin arasına «nifak» sokmaktır. Zira, onun tasavvuruna göre Yusuf, amcasının çocuklarına karşı üstünlük kurmağa çalışacak, (Selçuklu ailesi azası arasında mevcut) «muhabbet» ve birlik silinerek, yerini düşmanlık alacaktır 3. Gerçekten, Yusuf, ailenin başına geçerek idareyi eline almış, bu suretle kendisinin «ikbal (devlet) sancağı» yüksel-miştir4. Bu hal, Tuğrul Bey'e ağır gelmiş ve Yusuf'u cezalandırmak (guşmali) istemiştir. Fakat Çağrı Bey mani olmuş, «halk»ın bu hususta kendilerini (iki kardeşi) ayıplayacağını söylemiştir. Bu suretle Ali Tekin'in Selçukoğulları arasına ikilik sokmaktan ibaret olan maksadına ulaşacağını sözlerine ilave etmiştir. Kardeşinin «nasihat i» üzerine Tuğrul,
Yusuf"a «taarruz» niyetinden vazgeçmiştir. Bu suretle Selçuklu ailesi arasındaki birlik devam etmiştir.

Aileyi içinden yıkmak için giriştiği bu teşebbüste de başarı sağlayamayan Ali Tekin, Selçuklu oğulları'na karşı açıktan açığa cephe almıştır:

Kumandanlarından Alp Kara'yı Yusufun öldürülmesi ile görevlendirmiştir. O görevini başarı ile yapmıştır'. Görülüyor ki, maksadına alet olmayan Yusuf Yabgu, Ali Tekin'in düşmanlığını bilhassa üzerine çekmiş ve ilk hedefini teşkil etmiştir. Bunda, onunla kolaylıkla temasa geçmenin de rolü olduğu görünüyor.
Amcaları Arslan, Sultan Mahmud tarafından esir edildiği zaman kurtarmak veya intikamını almak için harekete geçmek şöyle dursun, bu Gazneli hükümdarını protesto bile etmeyen iki kardeşe ve bütün «aşiretler»ine Yusuf'un bu şekilde öldürülmesi pek ağır gelmiştir:

Bu iki şef, onun öcünü almağa karar vermişlerdir. Bu maksatla «Türkler»den muktedir oldukları kadar çok asker toplamağa başlamışlardır. Öte yandan Ali Tekin de ordusunu toplamıştır. Bu sırada Selçuklular tarafından mutlu bir hadise olmuştur. Çağrı Bey'in bir oğlu dünyaya gelmiştir (20 Ocak 1029 - 1 Muharrem 420).

Bu çocuğun dünyaya gelmesi, Selçuklu ailesini çok sevindirmiştir. Selçuklular bu doğumu kendileri için «fal-i hayır» saymışlardır; onunla teberrük etmişlerdir.

Karşılaşma Selçuklular'la Alp Kara arasında olmuş (1030/421). takriben bin kişinin ve bu kumandanın öldürülmesiyle neticelenmiştir.
Selçuklu ailesinin başına geçtikten sonra iki kardeşin Ali Tekin'le mücadelesi burada bitmektedir.

Önce hadisenin doğru olup olmadığını tartışalım:

W. Barthold da hadiseyi mevsuk telakki etmiş, eserinde nakletmiş, fakat verilen bilginin, öteki kaynaklarda geçen bilgi ile çelişme halinde olduğuna dikkati çekmekten kendini alamamıştır.

Halbuki ilk bakışta var gibi görünen çelişmenin bulunmadığı meydandadır:

Ali Tekin'in düşmanlığı Selçuklular'a veya Türkmenler'e karşı değildir; onların başına yeni geçmiş iki başbuğa karşıdır. O, bu başbuğları kendi hakimiyetine karşı tehlikeli görmekte, sırf bu sebeple daha kuvvetlenmeden ve diğer Türkmenler'in de başbuğluklarma itiraz ettikleri bir sırada onları bertaraf etmeğe çalışmaktadır. Bu başbuğları tahlil edeceğimiz türlü tedbirlerle tasfiye edemeyen, veya başa çıkamıyacağı kadar kuvvetli olduklarını gören Ali Tekin'in siyasetini büsbütün değiştirmesi ve hatta zaruret halinde onlardan faydalanmağa kalkışması pekala mümkündür. Zira, bu kadar teferruatlı bir hadiseyi, daha doğrusu, hadiseler silsilesini toptan inkara imkan yoktur.

Şu halde, sonradan dost olacaklarını göreceğimiz Ali Tekin'le Selçuklu başbuğlarının, birbirleriyle mücadele halinde bulundukları bir zaman olmuştur. Mücadelenin diğer bir hususiyeti üzerine de dikkati çekelim:

Bu mücadele, umumi vasfı itibariyle aradan az veya çok bir müddet geçtikten sonra taraflar arasında dostluk kurulmasını imkansız kılan bir mücadele de değildir:

Aşağıda göreceğimiz gibi, her ihtimali düşünen Ali Tekin, bu Selçuklu başbuğları ile başlangıçta açıktan açığa mücadeleye girişmemiş, işini «hile» yolu ile halle uğraşmıştır; tedbirlerin her çeşidini deneyerek netice alamadığını gördükten sonra kuvvete başvurmak zorunda kalınca da, Selçuklular'la, bizzat ordusunun başına geçip savaşmamış, bu işi bir kumandanına havale etmiştir.

ister yeni başbuğlara önem vermediğini göstermek için olsun, isterse ileride kendilerine muhtaç olacağını düşünmüş bulunsun, Ali Tekin'in savaşın sevk ve idaresini kumandanlarından birine havale etmesi, bizi bu düşmanlığın dostluğa çevrilebileceği neticesine götürüyor. Sonra bu kumandan Selçuklular tarafından öldürülünce Ali Tekin'in bunlara karşı derhal harekete geçmemesi de manalıdır.

Böylece, bilhassa iç tenkit yoluyla hadisenin umumi olarak doğru olduğunu gösterdikten sonra, tahliline ve değerlendirilmesine geçelim.
Hadisenin Selçuklu tarihi bakımından ifade ettiği umumi manayı yukarıda belirtmeğe çalıştık. Bunun aynı zamanda iç güçlüklere rağmen (Türkmenler'in bir kısmının ayrılması), yeni şeflerin idaresinde kaldığı yerden gelişmeğe başlayan Selçuklu hareketini dıştan engellemek manasına geleceğini belirtmiştik. Şimdi hadiseyi bu bakımdan inceleyelim ve gelişmeyi ne dereceye kadar durdurduğunu görelim.

Hadise başlıca üç merhale göstermektedir:

Bunlardan ilk ikisinde Ali Tekin tarafından yeni liderlere karşı herhangi şekilde kuvvet kullanılmaksızın, meselenin siyaset yoluyla halline teşebbüs edilmiştir. Mesele siyaset yoluya halledilemeyince, iş üçüncü merhaleye intikal etmiştir. Selçuklular üzerine bir kumandanın emrinde ordu sevk edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER SELÇUKLU AlLESlNlN BAŞINA GEÇİYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:15

Birinci safhada doğrudan Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'e başvurarak onları nezdine davet eden Ali Tekin, bu teşebbüsünde başarı sağlayamayınca, aynı mahiyette başka bir tedbire başvurmuştur:

Selçuklu ailesi arasında içten ayrılık çıkarmak. Görülüyor ki, bu sefer, dış tahrikle de olsa, doğrudan Selçuklu ailesi arasında ayrılık yaratılmak istenmektedir ve hedef doğrudan doğruya Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'dir. Halbuki, daha önceki ayrılık Selçuklu ailesi arasında olmadığı gibi, ortada Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in elinden aile reisliğini almak gibi bir teşebbüs de yoktu. O zaman hadise umumi vasfı itibariyle menfi mahiyeti haiz olmasına mukabil, bu defa müsbet mahiyeti haizdir.

Ali Tekin başlangıçta bu teşebbüsünde başarı sağladığını sanmakta haklıdır. Zira, Selçuklu ailesinin başına geçirmek istediği Yusuf, onun bu teklifini, verdiği unvanları kabul etmiştir. Ancak, beklenen netice olmamıştır. Daha doğrusu, olmak üzere iken, bir rivayete göre, Çağrı'nın müdahalesiyle, diğer rivayete göre ise, başbuğ Yusuf'un, Ali Tekin'in maksadına alet olmaması yüzünden, başarısızlıkla neticelenmiştir.

Bu iki rivayetten hangisinin kabule şayan olduğunu tayin etmek konumuz bakımından çok önemli olurdu. Zira, eğer birinci rivayet kabul edilirse, bu takdirde eski aile tesanüdünü bozmamak suretiyle Selçuklu ailesinin «hal k» nazarındaki prestijini sarsmak istemeyen Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in, bu prensip uğruna bazı fedakarlıklara katlandıklarını kabul etmek icap eder.

Maksadımızı daha açık ifade edelim:

Bu rivayet kabul edildiği takdirde, bu iki kardeşin, Selçuklu ailesi reisliğini kısmen veya tamamen Yusufa devrettiklerini kabul etmek zarureti kendisini gösterir.

Öte yandan, ikinci rivayet kabul edildiği takdirde ise, Yusuf'un sadece şeklen ve dışa karşı Selçuklu ailesinin başına geçmiş bulunduğunu, fiiliyatta bütün salahiyetin, yine eskisi gibi, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in elinde kaldığını kabul etmek gerekir.

Biz, daha sonra, Selçuklu ailesi şefliği meselesinin aldığı yöne bakarak hadisenin başlangıcında birinci ihtimalin daha kuvvetli olduğunu söyliyeceğiz:

Tuğrul Bey'le Çağrı Bey Selçuklu ailesi reisliğinden amcaları oğlu Yusuf lehine hiç olmazsa, kısmen feragat etmişlerdir. Bunun en açık delili, göreceğimiz gibi, Yabguluk makamına, öldürülen Yusufun yerine babası Musa'nın geçmiş veya geçirilmiş bulunmasıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir