Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuğrul ve Çağrı Beyler

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Tuğrul ve Çağrı Beyler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:09

TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER

Şimdi halledilecek mesele şudur:


Arslan'ın esir düşmesi ve ölümü Selçuklu ailesini ve kurulan teşkilatı sarsmış mıdır? Sarsmışsa ne dereceye kadar sarsmıştır?
Bu sorulara cevap vermeğe çalışırken esas konumuza da girmiş bulunuyoruz. Çünkü, bu soruya karşılık vermeğe çalışmak demek, Arslan'ın esir olmasından itibaren Selçuklu ailesinin başına geçen Tuğrul ile Çağrı'nın tarihinden bahsetmek demektir.

Bunu söz konusu etmeden önce, bu iki başbuğ'un Arslan'ın anlattığımız şekilde, Selçuklu ailesinin başında bulunduğu sıradaki hareket ve faaliyetlerinden bahsetmek icap etmektedir.

Bu iki başbuğ'un, amcaları Arslan'la münasebetlerinin mahiyetini yukarıda belirtmeğe uğraştık ve Tuğrul ile Çağrı'nın, Arslan'a tabi olmayı kabul etmekle beraber, arada bir soğukluğun mevcut olduğunu, sonra iki kardeşin şahıslarına bağlı kuvvetler edinmeğe çalıştıklarını izah ettik,
Tuğrul ile Çağrı'nın bu zamandaki hayatlarında, vardığımız bu neticeleri teyit eden iki hadise cereyan etmiştir.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:09

A. KARAHANLILAR HİZMETİNDE TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER

Bunların biri, bu iki kardeşin Karahanlılar'in hizmetinde bulundukları zamana aittir.
Gerçekten, iki kardeşin bir ara asıl Karahanlılar Devleti'nin hizmetinde bulundukları kabul edilmekte, fakat ne zaman bulundukları meselesi halledilememektedir

Önce hadiseyi kaynaklarda geçtiği şekilde nakledelim:

Selçuk öldükten sonra iyi tedbirleri ve üstün cesaretleri ile emsal ve akranı arasında temayüz eden (torunları) (Tuğrul Bey) Mehmed ve (Çağrı Bey) Davud dostları (evliya)nın zafer kazanmasında ve düşmanların zelil edilmesi (mezellet) nde büyük mesai sarf etmişlerdir. İş o dereceye gelmiştir ki, onların şiddetinden Maveraünnehr ve Türkistan hükümdar (müluk)larının kalblerini büyük bir korku kaplamıştır.

Bu sözü teyit eden (hadise) şudur:

İlek Han denen Maveraünnehir hakimi «Buhara» dan 20 fersah mesafe de konaylayan2 Tuğrul Bey ile Çağrı Bey'in şevket ve haşmetinden endişe ederek, kah onlarla ittifak yolunu tutuyor, kah, ihtilafa düşüyordu. Onlardan kurtulduktan sonra Türkistan beldelerinin ekserisini fethederek «istibdat ve istiklal» yolunu tutacağını tasavvur ediyordu. İki kardeş, onun kalbinde olanı öğrenince, kendisiyle mücadeleye giriştiler ve İlek Han'a sağdan soldan taarruza başladılar. Nihayet, ilek, ordusunun ileri gelenlerini toplayarak, «Selçuklu»nun «defi» için meşveret etti. İstişareden sonra, ordu hazırlanması için emir verdi ve sayısız asker topladı. Bu haber Selçukoğulları'nın kulağına erişti. (Bu sırada) onların askerleri, sahra ve çöllerde dağınık bulunuyordu. İstişare merasiminin başlamasından sonra, Çağrı Bey, İlek Han'ın memleketi civarından (nevahi) çıkarak Buğra Han'a iltica etmeleri fikrini ileri sürdü. Bu fikri hepsi tasvip ettiğinden Buğra Han'ın ülkelerine doğru (yola) çıktılar. Han'a bir elçi göndererek, kendilerinin o tarafa gelişlerini haber verdiler. Buğra Han, Selçukoğulları'nın gelişlerini işitmekten sevinç duyarak, gönderilmiş (elçiye) padişahlara layik iltifatta bulundu.

Ve onu memnun ederek, (şu mesajla) geri gönderdi:

«Bundan böyle saltanat işi (emr-i hükümet) bizimle Selçukoğulları.

Arasında ortaklık yoluyla olacaktır.» Elçi Selçukoğulları'nın « ordu»suna dönünce, Han'dan işittiğini arzetti Çağrı Bey, Han'ın nezdinde birlikte (be-hey'et-i içtimai) gitmeyi doğru bulmadı ve kardeşi Tuğrul Bey'e (şunu) dedi:

«En iyi tedbir (salah), her hafta iki kardeşten birimizin Han'ın «Ordu»suna giderek, üç gün hizmet etmesindedir. Zira, eğer onun hatırında (bize karşı) bir haksızlık (yapmak) varsa, meydana vuramaz. Ve eğer o ikimizden birini yakalarsa, öteki bu hadisenin çare(tedarik)sine bakabilir». Böylece karar vererek, Buğra Han'ın payitahtına doğru yola çıktılar; payitahta iki fersah mesafeye varınca güzel bir «menzil» seçtiler. Kararlaştırıldığı veçhile, her hafta biri Han'ın huzuruna gidiyordu. Öteki (kardeş) «Yurt»da kalıyordu. Bu müddet zarfında Han, her iki kardeşi bir mecliste bularak, onları «mihnet ve belaya mübtela» etmek için fırsat bekliyordu. Bu olmadığı için Han ümitsizliğe düştü. (Yanında bulunması dolayısiyle) fırsatı ganimet bilerek Tuğrul Bey'i yakaladı ve hapsetti. Gaflet içinde bulunacağı tasavvuriyle derhal ordusundan seçtiği bir kıtayı Çağrı Bey'in üzerine gönderdi. Hadiseden haberdar olan Çağrı Bey, akraba ve taallukatını (müteallikan ve müntesiban) sahra ve çöle gönderdi ve ordusiyle düşman üzerine yürüdü. Vukubulan harpte (Buğra Han ordusu) müthiş bir mağlubiyete uğratıldı ve kumandanlarından 130 kişi (Çağrı Bey tarafından) esir edildi. Bozgundan kaçanlar Türkmen ordusunda müşahede ettiklerini Buğra Ha n'a arzettiler. (Bunun üzerine) Han anladı ki, Çağrı Bey ile ihtilaf(münaza'at)a düşmekle iş yoluna girmiyecektir. Nihayet Tuğrul'un serbest bırakılması için ferman verilerek, gönlü alındı ve kendisine kıymetli elbiseler, ayrıca 40 köle (gulam) ve cariye (kenizek) ve 10.000 dinar verildi. (Buna karşılık) Tuğrul Be y'den, (savaşta alman) esirlerin geri verilmesini sağlaması rica edildi. Tuğrul Bey bunu kabul ederek, Han'a veda etti. Kardeşi Çağrı Bey, onun dönüşüne çok sevindi ve (esir) kumandanları serbest bıraktı. (Esir) kumandanların gönderilmesinden sonra iki kardeş Semerkand tarafına doğru yola çıktılar İlek Han lakabile şöhret bulan Ali Tekin onların dönüşünü haber alınca, Türkistan Sultan ve Melikleri'nden yardım istedi. Büyük bir ordu toplanarak harbe hazır hale geldi. Bunu duyan Selçukoğulları"n kalblerini korku kapladı.

(Bunun üzerine) Çağrı Bey kardeşine (şunu) söyledi:

«İşin çıkar yolu, senin bütün maiyetinle çöllere çekilmende ve benim de Rum gazasına gitmeme müsaade buyurmandadır.» (Çağrı Bey'in fikrine göre), bu suretle kuvvetli düşmanların Selçuklular'ın üzerine yürümelerinin önlenmesi mümkündür. Bu hususta karar verdiler ve kararlarını tatbik ettiler.

Hadisenin ne zaman cereyan ettiğini tartışmadan önce kaynaklara göre aynı hadisenin çerçevesini tesbit edelim:

Bir kaynağımıza göre, hadise Selçuk'un ölümünden sonra, hatta bir hayli müddet sonra cereyan etmiştir. Yine aynı kaynağa göre, hadise, Çağrı'nın Rum gazası'na gitmesiyle sona ermiştir.

Diğer bir kaynağımıza göre, hadise, Selçuk'un ve oğlu Mikail'in ölümünden sonra başlamış, fakat Samanoğulları'nın çökmesinden önce sona ermiştir. Zira bu hadiseyi müteakip Samanoğulları Devleti'nin yıkılışından ve bu yıkılıştan sonra ise Arslan'ın mevkiinin yükselişinden bahsedilmektedir. Bununla beraber, bu son kaynağın hadiseleri burada kronolojik sıraya göre anlattığı şüphelidir. Zira, Arslan'ın durumunun kuvvetlendiğinden bahsettiği cümlenin hemen arkasından, adeta onun kuvvetli olmasının sebebini izah edercesine, Ali Tekin'in Arslan Han'ın elinde esir olduğunu, sonra da kurtulduğunu yazmaktadır. Gördüğümüz gibi, bu hadiseler 1020-21 senelerinde vuku bulmuştur.

Şu halde, her iki kaynak da, hadisenin başlangıcı ve bitişi meselesinde aşağı - yukarı yekdiğerini tekit etmektedir. Bu kaynaklara göre, hadise, Samanoğulları Devleti'nin tamamiyle yıkılışından (1004-5) ve Selçuk'un ölümünden sonra (takr. 1007-8) başlamış, Ali Tekin'in hapisten kaçarak ikinci defa Buhara'-ya yerleşmesinden (1020-21) önce bitmiştir.

Görülüyor ki, hadise, Samanoğulları'nın yıkılışı ile, esaretine kadar bir devlet kuran Ali Tekin'in Buhara'ya hakim olduğu zaman arasındaki —bahsettiğimiz devletlerarası kuvvetler dengesinin bozulduğu— devreye rastlamaktadır.

Şimdi hadisenin içine girerek, bunun cereyanında rol oynayan şahısların hüviyetlerini tesbite çalışalım.
Hadisede ilk defa geçen İlek Han kimdir? Bu prens, şüphesiz, Samanoğulları hanedanının son mümessilini son defa mağlup ederek Buhara'ya yerleşen Karahanlı prensi Nasr'dır. Kendisi bastırdığı sikkelere göre, 1016-7 senelerine kadar Buhara'da hakim olmuştur.

Bu tarihte vefat edince yerine kardeşi olduğu söylenen Ali Tekin yine İlek unvaniyle buraya hakim olmuştur.
Buna göre, denebilir ki, Tuğrul ve Çağrı Beyler, ilek Nasr zamanında daha doğrusu hükümdarlığının sonuna doğru, onun ülkelerini terke mecbur olmuşlar, geri döndükleri zaman ise, Buhara tahtında kardeşi Ali Tekin'i bulmuşlardır.

Şimdi Buğra Han unvaniyle geçen Karahanlı hükümdarının kim olduğunu, daha doğrusu bu sırada bu unvanı taşıyan bir Karahanlı hükümdarının bulunup bulunmadığını tesbite çalışalım.

Buğra Han unvanını taşıyan, Karahanlı hükümdarları ya daha önce, yahut da daha sonra 4 (tahta geçiş 1032) geçmektedirler ki, hadisenin bu Buğra Hanlar zamanında geçmesi, izah ettiğimiz sebeplerle imkansızdır.

Bununla beraber, bu noktaya fazla önem vermemek lazımdır. Zira bu bir unvandır. Her Batı Karahanlı ortak hükümdarı, bu unvanı alırdı. Bu zamanda bu unvanı taşıyan Büyük Han'ın bulunması çok mümkündür.
Böylece hadisenin cereyan ettiği zamanı takribi de olsa tesbit etmiş bulunuyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:10

Şimdi asıl hadisenin tahlil ve tefsirine geçebiliriz:

1 — Hadise, yer yer mübalağalı bir şekilde anlatılmıştır. Biz Selçuklu hanedanını yükseltmek için mahsus yapılan bu çeşit mübalağaları dikkate almıyoruz.

2 — Bundan başka yine hadisede, ufak da olsa, tezadlar vardır. Mesela Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in hem İlek Han'a hücumundan bahsediliyor, hem de aynı İlek Han hazırlanarak karşı hücuma geçtiği zaman bu iki Selçuklu başbuğu'nun kuvvetlerinin dağınık bulunduğundan bahsediliyor ki, bu ancak gerilla harbi yaptıkları şeklinde tefsir edilebilir. Sonra hem Buğra Han'a karşı Çağrı Bey'in büyük bir zafer kazandığından bahsediliyor, hem de onların bu zafer sonunda onun arazisini terke karar verdikleri bildiriliyor. Bütün bunlar, aynı zamanda mübalağalı ifa-delerin arkasında Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in henüz ne kadar zayıf bulunduklarını da gösteriyor.

3 — Naklettiğimiz bilginin daha ilk satırlarından anlaşılıyor ki, Tuğrul ve Çağrı Bey'ler, dedeleri Selçuk Cend'de öldükten sonra burada, bilhassa burayı terk ettikten sonra devletlerarası siyasi münasebetlere karışmışlar, şu veya bu devlet lehine müdahale ve yardımlarda bulunmuşlardır.
Bu faaliyetlerin dikkati çeken ilk vasfı, Arslan'dan ayrı olmasıdır.
ifadelerin umumi havasından çıkardığımız bu neticeyi, nakledilen hadise de teyit etmektedir.

4 — Hadisenin cereyan ettiği sırada bu iki kardeş de artık Maveraünnehr'e inmişlerdir ve hatta Buhara çevresinde bulunmaktadırlar. Bu suretle Arslan gibi, bunlar da istilacı Karahanlılar'in hakim oldukları arazi üzerinde yaşamaktadırlar.

5 — iki kardeşin, Maveraünnehr hakimi Nasr'la münasebetleri her zaman dostane değildir. Münasebetlerinin bozulmasının sebebi, anladığımıza göre, Nasr'in Maveraünnehr'de tamamiyle hakim olmasına bu Selçuklu başbuğlarının mani olmasıdır. Onun için Nasr bu iki kardeşten kurtulmak istemektedir. Onun bu niyetini öğrenen iki Selçuklu başbuğu Nasr'a karşı açıktan açığa mücadeleye girişmişlerdir.

6 — Sonunda, Nasr'in topladığı kuvvetlere karşı koyamıyacaklarını anlayan Tuğrul Bey'le Çağrı Bey, aralarında yaptıkları istişareden sonra, asıl Batı Karahanlı hükümdarına sığınmağa karar vermişlerdir.

7 — Bu hükümdar, onların elçisini sevinçle karşılamıştır. Hikayede bu hükümdarın saltanatı Selçuklular'la paylaşacağının söylenmesine rağmen, her hafta kardeşlerden birinin bir nevi rehin olarak Han'ın nezdinde bulunma mecburiyetine bakılırsa, hakikatte Selçuklular tabi, hatta «mülteci» sıfatlarını haizdirler.

8 — Gösterdiği sevince rağmen, Karahanlı hükümdarı da Selçuklular'in kendi arazisinde bulunmalarından memnun değildir. iki başbuğu eline geçirmek suretiyle onlardan kurtulmak istemektedir.

9 — Hadisenin bundan sonrası üzerinde durmağa lüzum yoktur. Zira ayrıca tahlili gerektirmiyecek kadar açıktır.

10 — Neticede iki kardeş çıkış yerlerine dönmek zorunda kalırlar. Bir kaynağımıza göre hadise burada bitmektedir. Halbuki, öteki kaynak hadiseyi devam ettirmekte ve başka bir hadisenin sebebi olarak göstermeğe çalışmaktadır : Ona göre, bu dönüşü yeni hükümdar Ali Tekin, kendi hakimiyeti için tehlike telakki etmiş, onları hakimiyet sahasına kabul etmek istememiştir; tek başına onlarla başa çıkamıyacağını bildiği için de, diğer hükümdarlardan yardım istemiştir.

Hadisenin en zayıf kısmı, bu devam safhasıdır. Asıl Selçuklu başbuğu Arslan'ın müttefiki Ali Tekin'in, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'i bu şekilde karşılaması biraz zor düşünülebilir. Nitekim, Ali Tekin'in yardım istediği Melik ve Hanlar'ın kimler olduğu açıklanmamıştır. Eğer hakikaten böyle olmuşsa, bu takdirde onlara karşı amcaları Arslan'ın da cephe almış olması icap eder ki, mümkün olmakla beraber, bu hususta hiçbir delilimiz yoktur. Bununla beraber, Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in başına gelen bu hadisede menfi bir durum almasa bile, Arslan'ın, onlara karşı lakayıd bir tavır takınması da, iki Selçuklu kolunun birbirleriyle münasebetleri bakımından çok manalıdır ve aralarında mevcut soğukluğu belirtmek için kafidir.

Şu halde, Samanoğulları'nın yıkılmasından itibaren Selçuklular'ın bir ara çok müşkül zamanlar yaşamış olmaları icap ettiği hususunda yukarıda nazari olarak vardığımız neticenin bu hadise ile ilk fiili delilini"vermiş bulunuyoruz : Bu hadiseye dayanarak, bütün Selçuklular'ın olmasa bile, genç ve nisbeten tecrübesiz Tuğrul Bey'le Çağrı Bey'in başında bulunduğu Selçukluların, Arslan'ın yardım şöyle dursun, ilgisizliğinin de tesiriyle, müşkül anlar yaşamış olduklarını kabul etmek icap ediyor.

Bu hadiseden çıkan umumi neticeyi böylece tesbit etmek, şüphesiz, bundan sonraki hadiselerin, bilhassa Çağrı Bey'in batı seferine çıkması sebeplerinin daha kolaylıkla anlaşılmasına yardım edecektir..
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir