Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklu Başbuğu Arslan'ın Esir ve Hapis Edilmesi

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuklu Başbuğu Arslan'ın Esir ve Hapis Edilmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:03

SELÇUKLU BAŞBUĞU ARSLAN'IN ESİR VE HAPİS EDİLMESİ

Varılan kararları öğrenen Ali Tekin ile müttefiki Arslan hiçbir mukavemet göstermeksizin, daha doğrusu herhangi bir mukavemete teşebbüs etmeksizin, Mahmud'un önünden çöle kaçmışlar ve saklanmışlardır'. Ali Tekin'in sadece meçhul bir istikamette kaçtığından bahsedilmekte, fakat payitahtı Buhara'dan yalnız mı, yoksa maiyeti ile birlikte mi kaçtığı açıklanma-maktadır. Halbuki, Arslan'ın maiyeti (cemaat'i) ile çöle çekildiği açıkça zikredilmektedir.

Esas kuvvetlerini müttefiki Selçuklular'ın teşkil ettiği düşünülecek olursa, Ali Tekin'in kaçarken ordusundan bahsedilmemesini tabii bulmak lazımdır.
Sultan Mahmud'un Selçuklular'a karşı takip ettiği hareket hattı muhtelif kaynaklarda muhtelif şekillerde ifade edilmektedir.

Bunlar iki noktada toplanabilir:

Gazneliler'in görüşünü yansıttığı söylenebilecek olan bir kaynağa göre, Sultan Mahmud, Ali Tekin ile Arslan'ı bulmaları için gizli takipçiler tayin etmişti. Bunlar nihayet Arslan'ın saklandığı yeri tesbit etmişler ve hükümdara haber vermişlerdir. Sultan Mahmud onu yakalamaları için adamlar göndermiştir. Bunlar, Arslan'ı saklandığı yerden alarak huzura getirmişlerdir.

Bu görüşe göre, Sultan Mahmud ancak kuvvet kullanmak suretiyle Arslan'ı esir etmeğe muvaffak olmuştur.
Bunu Gazneliler Devleti'nin resmi görüşü telakki edebiliriz.

Diğer bazı kaynaklara göre ise, Arslan'ın ele geçirilmesi hadisesi şöyle olmuştur:

Arslan'ın başında bulunduğu Selçuklular'ın «kuvvetini, şevketini ve sayılarının çokluğunu gören» Sultan Mahmud müttefiki Kadir Han'ın «tavsiyesine uyarak», bu Selçuklular'in nezdine gayet mahir bir elçi göndermiştir.

Selçuklular başbuğları olan atlı ile «Sultan'ın katına üzere Semerkand'a doğru yola çıkardılar. Arslan'ın böyle bir ordu ile geldiğini haber alan Sultan Mahmud, ona tekrar bir elçi göndererek, şimdi yardıma ihtiyacı olmadığını, yalnız gelmesini, zira maksadının kendisiyle görüşmek, konuşmak ve karşılıklı müzaheret (istizhari) olduğunu bildirmiştir. Emir ve ferman gereğince, israil ordusundan gösterişli 300 genci seçmiş ve huzura gelmiştir'.
işte, diğer kaynaklara göre, Arslan'ın Sultan Mahmud'un eline geçişinin hikayesi.

Bunu da hadisenin Selçuklu görüşüne göre anlatılışı telakki edebiliriz.
Bu iki rivayetten hangisi doğrudur?

Arslan'ın, Mahmud tarafından ele geçirilmesiyle neticelenen hadiseye gelinceye kadar anlattıklarımız, sonuncu rivayetin daha kabule şayan olduğunu göstermektedir.

Zira:

1) Gördüğümüz gibi, Arslan, kuvvet gösterisinde bulunacak kadar kendisine güvenmektedir.

2) Onun kuvvetli olduğunu kaynaklar teyit ettiği gibi, gördük ki, bunu Kadir Han'la bizzat Mahmud da itiraf etmektedirler.

3) Ali Tekin'le birlikte çöle çekildiği zaman Arslan yalnız olmayıp, ordusu ve kavmi ile birliktedir.
Bütün bunlar Arslan'ın, bir meydan muharebesi vermeden, zorla ele geçirildiğini red ettirecek sebeplerdir.

4) Gözönünde bulundurulacak bir nokta da, Gazneliler Devleti ile Selçuklular arasında şimdiye kadar düşmanca bir hareketin bulunmamasıdır. Hatta, Ali Tekin'le yaptıkları ittifakın Gazneliler Devleti'ne yönelmiş olmadığını gördük. Şu halde, Ali Tekin'le yaptıkları ittifakın çökmesiyle siyasi yalnızlık içinde kalan Selçuklular'ın, Gazne hükümdarı Mahmud'dan gelen teklifi, iyi niyetle telakki ederek kabul etmeleri pek mümkündür. Öte yandan, Sultan Mahmud'un hadisenin başlangıcında, yani Arslan'la görüşünceye kadar, onu tevkif maksadında bulunmadığı da ileri sürülebilir. Bu ciheti ayrıca münakaşa edeceğiz.

Öyle görünüyor ki, Mahmud, Arslan'ın müttefiki Ali Tekin'in şahsı ile o kadar ilgilenmemiş yahut da gizli takipçiler, onu hakikaten bulamamışlardır. Zaten Ali Tekin şimdilik bizi de o kadar ilgilendirmemektedir.

Bizi burada, hadiselerin bu safhasında ilgilendiren nokta, Ali Tekin'le Arslan'ın kurduğu ittifak sisteminin kan dökülmeden Mahmud tarafından yıkılmasıdır. Kurulan ittifak sisteminin kuvvetli olmadığı bu suretle anlaşılmaktadır. Bunun sebebini, bu sistemi kuvvetlendirmek için vakit ve fırsat bulamamalarında aramak mümkün olduğu gibi, Mahmud'un ordusunun, Ali Tekin'le Arslan'ın birleşik ordularından, sayı ve teçhizat bakımından üstün olmasında da aramak mümkündür.

İttifak sisteminin kolayca çökmesi sebepleri ne olursa olsun, Mahmud'un nihai gayeye kuvvet kullanmak suretiyle varmak istememesi manalıdır: Öyle görünüyor ki, bilhassa Arslan her hangi bir hükümdarı — kendisine kaşı silahlı çatışmayı göze almadan önce — düşündürecek kadar kuvvetlidir. Sultan Mah -m u d'un meseleyi —eğer başlangıçtan itibaren böyle bir niyeti varsa — başlıca unsurunu kurnazlık ve hatta hile teşkil eden siyaset yolu ile hal etmesinin bir sebebini de bunda aramak lazımdır.

Görülüyor ki, hiç olmazsa hadisenin bu başlangıç safhası, Selçuklular'ın Gazneli Devleti ile dostane münasebete giriştikleri şeklinde tezahür etmektedir.

Bunu bilhassa Selçuklular'ın böyle telakki ettikleri görünüyor:

Bu münasebetin şekil ve mahiyeti mülakat sonunda tesbit edilmiş olacaktı; yani bir ittifak anlaşmasiyle mi, yoksa aynı Selçuklular'ın Gazneliler'in hizmetine girmesiyle mi neticeleneceğini ancak Sultan Mahmud-Arslan görüşmesi tayin edecekti. Halbuki netice, Selçuklular'ın hiç beklemedikleri şekilde tecelli etti.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLU BAŞBUĞU ARSLAN'IN ESİR VE HAPİS EDİLMESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:06

Türkmen Yabg u'sunun geldiğini haber verdikleri zaman Sultan (Mahmud), Semerkand meydanında çevgan oynuyordu. Sultan'ın müsaadesiyle Yabgu geldi, atından indi ve yer öptü. Sultan, atını, onun önüne doğru 2-3 ayak sürdü ve onun (hatırını) sordu. (Sultan) bu tevazuu hiç kimseye göstermemişti. Yabgu, Sultan'ın «bende»si oldu. Bu Yabg u'nun gayet küçük, fakat rüzgar kadar süratli bir atı bulunduğunu, bir büyüğün veya düşmanın yanına gittiği zaman, kendisini yakalayacaklarını his eder etmez atına binip kaçtığını, hiç kimsenin tozunu bile göremediğini, bir kaç defa bu suretle düşmanın elinden kaçmış olduğunu Sultana söylemişlerdi. Yabgu o gün de bu ata binmişti. Bu sebeple, Sultan (daha önce) adamlarına (sutur-daran) Yabgu atından inince, altın eyerli, altın dizginli bir at getirmelerini, yabgu'yu buna bindirmelerini, Yabgu'nun kendi atını bir bahane ile altından alıp götürmelerini söylemişti.

O gün tenbih üzerine hareket ettiler:

bir Arap atı getirdiler. Aynı zamanda Sultan'ın hilat (teşrif)ini takdim ettiler. Bu sırada Yabgu hil'ati giymekle meşgul idi. Sultan'ın huzuruna geldi, yer öptü. Sultan onu söze tuttu. Adamları ise, Yabgu'nun atını tavlaya götürdüler. Yabgu dururken Sultan, çevgan oynamağa devam etti. Bir «gulam» geldi. Sultan'ın, çevgan oynamak isteyip istemediğini sorduğunu söyledi. Yabgu, çevgan oynamayı bilmediğini, fakat Sultan emir buyurursa ok atabileceğini bildirdi. Sultan bu sözden alındı. Çünkü, Yabgu'nun daha önce «Sultan'ın filleri varsa, bizim de oklarımız var» dediğini kendisine duyurmuşlardı. Sultan kendi kendine, onun ağzından nakledilen sözün doğru olduğuna kanaat getirdi. Sultan meydandan «leşkergah»a geldi.

'Şebankarei, 176 b. Bu kaynağın, başka yerde bulunmayan bu bilgiyi Beyhaki'nin elimizde bulunmayan kısımlarından aldığı anlaşılıyor.

Oğlu Kutalmış ile birlikte alışılagelen törenle huzura kabul edilen Arslan, Sultan Mahmud'un saygı ve ikramına nail olmuştur. Gerçekten, Mahmud'un onun kendisiyle birlikte —bütün kumandanlarının üst tarafında kurdurduğu— bir tahta oturmasına müsaade etmiştir. Ziyafet meclisi kurulmuştur. Bir taraftan içki içilirken bir taraftan da şarkıcılar şarkılar söylemekte ve sazlar çalmaktadırlar.

Bu alem sırasında Sultan Mahmud ile Arslan arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

Sultan Mahmud:

— «Biz her zaman Hind tarafına, kafirlerle gaza'ya gitmek zorundayız. (Bu takdirde) Horasan ihmal ediliyor. Sizden ümidimiz odur ki, iki taraf arasında bir akit ve yardımlaşma (istihzari) olsun, zira bir taraftan kuvvetli6 bir düşman peyda olursa, yardıma ihtiyaç olacaktır. Siz yardımı esirgemezsiniz.

Arslan:

— «Sultan'a bendelikte bizden kusur ve ihmal (tehir) olmaz».

Sultan Mahmud:

— «Askere ihtiyacım olursa, bana ne kadar yardım yapabilirsiniz?»

«Silahdar»ından bir yay alan Arslan, içkinin ve gençliğin verdiği gururla şu cevabı verdi:

— «Bu yayı kendi kavmime gönderirse m, 30.000 kişi derhal atlanırlar».

Sultan Mahmud tekrar sordu:

— «Daha fazlasına ihtiyacım olursa?»

Arslan, bir oku Mahmud'a attı ve dedi:

— «Bu oku kendi kabileme (hayl) işaret olarak gönderdiğim her zaman 10.000 kişi daha gelirler».

Sultan Mahmud böylece soruyordu. Nihayet Arslan bir yay ve üç ok ile 100.000 atlıyı taahhüt etti Mahmud sormakta devam etti: — «Daha fazla lazım olursa?»

Arslan:

— «Şu oklardan birini Balhan dağına gönder, 100.000 atlı daha gelir.»

Mahmud:

— « Daha fazla lazım olursa?»

Arslan:

— «Bu oku Türkistan'a gönder, 200.000 atlı da istesen, gelir».

Bu konuşma Sultan Mahmud'u çok düşündürmüştür. Nihayet kendi kendine şöyle demiştir: — «Bir yay, üç okla maaşsız ve ücretsiz bu kadar orduyu emre amade edebilen bir kimsenin işini hor görmemelidir.» Her halde onun tamamiyle sarhoş olmasını sağlamak maksadiyle, üç gün üç gece içmeğe devam etmişlerdir. Sultan ona adamları vasıtasiyle (nöker) hilat, sayısız eşya (haste) vermiştir. Sonra da, kendi kumandanlarına, oğlu ve adamlarından on kişi ile İsrail'in kendisinin üç gün misafiri olmasını, geri kalan adamlarını onların misafir etmelerini emretmiş ve tabii emir yerine getirilmiştir. Şarabın dimağlarına tesir ettiği gece yarısı onların hepsini yakalayarak bağlamışlar ve hapsetmişlerdir Mahmud, İsrail'i, «yaran»ı ile birlikte gece yarısı zincirlere vurulmuş olduğu halde, Hindistan'a Kalencer kalesine göndermiştir.

Ayılınca durumunu anlayan Arslan (İsrail) tabii. Tanrı'ya tevekkülden başka çare bulamamıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLU BAŞBUĞU ARSLAN'IN ESİR VE HAPİS EDİLMESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:07

Öte yandan, Sultan Mahmud, geri kalan Selçukoğulları'na, «Şahlığa layik» hil'atlerle birlikte gönderdiği elçi vasıtasiyle şunları şöyletmiştir:

«israil huzurumuza gelince, tam bir iltifata mazhar oldu; ancak Padişahlar dergahı görmemiş olması ve (bu dergahın) adap ve erkanını bilmemesi sebebiyle, sarhoşluğu esnasında ondan ufak-tefek (kusurlar) sadır olmuştur. Saltanat haysiyetini korumak maksadiyle, (kendisi) bir kaç gün (için) hapsedildi.
Onların (Selçukoğulları'nın) israil için merak etmemeleri lazımdır. Zira hil'atla (teşrif) mümkün olduğu kadar çabuk, geri gönderilecektir.»

(Arslan'ın) kardeşleri, bu haberi işittikten sonra (Mahmud'a karşı) isyan etmek istediler. Fakat, işin akibetinden korktular. Neşeli görünerek elçiyi hediyelerle birlikte geri gönderdiler ve muti olduklarını, hepsinin (kendisinin) köleleri bulunduklarını Mahmud'a bildirdiler.
Arslan yedi yıl bu kalede mahpus kaldı. Arslan'ın kabile (haylisinden bir kaç Türkmen geldi; bu kalede sakalık, hamallık etti. Bir gün fırsat bularak, Arslan'ı kaçırdılar ve Horasan yolunu tuttular. Bir ormana rastladılar. Yollarını şaşırdılar.

Sabahleyin kale muhafızı (kutval) meseleyi haber aldı, atlılarla Arslan'ın peşine düştü. Askerler yanına yaklaşınca, Arslan, yakalanacağını anladı ve Türkmenler'e şunları söyledi:

«Benden ümidi kesiniz. Kardeşlerime selam söyleyiniz ve Horasan'ı ele geçirmek için gayret sarf etmelerini söyleyiniz. Çalışınız, zira bu padişah, köle oğludur. Ve büyük bir nesebi yoktur. Bu memleket ona kalmaz. Bir şeyi kalmayıncaya ve memleket elinize düşünceye kadar çalışınız. Zira tabiatında merkez olan zulüm ve cevreden dolayı beni günahsız yere yakaladı ve hapsetti.»

Türkmenler, otların altına saklandılar. Gelenler İsrail'i yakaladılar, daha sıkı bir şekilde bağladılar. Arslan o kalede 2 vefat etti (1032).
Oğlu Kutalmış kale civarında (kimse tarafından) tanınmaksızın bir kaç yıl dolaştı. Babasının vefat ettiğini duyunca, amcalarının ve kabilesinin (hayl) yanına döndü. Babasının ahvalini onlara olduğu gibi anlattı.

Kutalmış'ın sözlerinin Selçuklu şefleri üzerinde ne tesir yaptığını, ileride yeri gelince izah ve münakaşa edeceğiz. Burada şimdi yapılacak iş, kaynaklarda geçtiği şekilde hemen aynen naklettiğimiz bu hadiselerin tahlil ve tefsirini yapmaktır.

Önce hadisenin mahiyetinden bahsedelim:

Bu hadise, veya hadiseler silsilesi orijinaldir, yani Selçuklu ailesinin tarihinde buna benzer başka bir hadise veya hadiseler cereyan etmemiştir; daha doğrusu, bu çapta, kesin neticeli bir hadise geçmemiştir. İlk defa olarak hiç olmazsa kendi iddiasına göre, bütün Selçuklu ailesinin ve İslam Oğuzlar'ın başbuğu olan bir kimse, bir hükümdar tarafından bertaraf edilmiştir. Bunun neticesi olarak, yine ilk defa Selçuklular başsız kalmışlardır. Binaenaleyh hadise Selçuklular için sadece bu bakımdan bile pek önemlidir. Bu iti-barla hadisenin, mesela Selçuklular arasında, kimin veya kimlerin başbuğ olacağını tayin bakımından, bir buhran çıkmasına sebep teşkil etmesi beklenebilir. Nazari bakımdan çıkması düşünülebilir böyle bir hadisenin hakikatte vukubulup bulmadığını yerinde araştıracağız. Burada her şeyden önce Arslan hadisesinin inanılabilir olup olmadığını araştırmak, inanılabilir ise doğruluk derecesini tayin etmek gerekmektedir.

Hadisenin başlangıcı (Arslan'ın esir edilişi) ve sonu (aynı Arslan'ın esirlikte ölmesi) bütün kaynaklar tarafından nakledilmektedir. Şu halde başlangıç ve son esas itibariyle, doğrudur. Bu itibarla bu hususlarda ayrıca tahlile, münakaşaya ve deliller ileri sürmeğe lüzum yoktur.
Hadisenin ayrıntılarına gelince, evvela halledilmesi lazım gelen nokta, hadisenin naklettiğimiz şekliyle nereye kadar çıktığını ve ilk defa hangi kaynakta nakledildiğini tesbit etmektir.

Hadisenin Selçuklu şeflerine, kısmen esir edilen Selçuklu şefi Arslan'ın oğlu Kutalmış tarafından anlatıldığını, kısmen de bizzat yaşamaları itibariyle Selçuklu şeflerine esasen malum bulunduğunu gördük. Şu halde Zahirüddin Nişaburi'nin (ölümü takr. 1186) bu hadiseyi bu şekliyle Selçuklur'dan dinliyerek tesbit eden ilk el bir kaynaktan naklettiğini, veya bu zamana kadar ağızdan ağıza nakledilerek gelen rivayetleri bizzat tesbit ettiğini söylemek mümkündür. Kaldı ki, aynı hadisenin Gazneliler devri tarihinden bahseden, hadiseye çağdaş ana kaynaklardan birinde de nakledildiğini kabul ettirecek emarelere sahip bulunuyoruz.

Görülüyor ki, yaptığımız bu dış tenkit, hadisenin umumi heyetiyle doğru olduğunu gösterecek mahiyettedir.
Sultan Mahmud'un Arslan şerefine içkili bir şölen tertip etmesi mümkün olduğu gibi, bu şölen sırasında aralarında Selçuklular'ın Gazneliler Devleti'ne yapabilecekleri yardım hakkında bir konuşma geçmiş olması da pekala mümkündür. Bunun en büyük delili okun ve yayın Arslan tarafından kavim ve kabilesini yardıma davet vasıtası olarak kullanılmasıdır. Türkler'de okun bu maksatla kullanıldığı ise malum bir keyfiyettir.

Kabul edilemiyecek cihet, Arslan'ın göndereceği yay veya ok davetine icabet edecek askerin miktarıdır. Bu miktarlar ya hakikaten Arslan tarafından söylenmiştir; bu takdirde Arslan sarhoşluğun tesiriyle veya övünme hissiyle mübalağa etmiştir, veyahut konuşma sonradan kaynaklar tarafından yapılan ilavelerle değiştirilmiştir. Biz bu iki şıktan hangisinin doğru olduğu hususunda bir karara varamadığımız gibi, bu hususta tahlili daha ileri götürmeyi de gereksiz görüyoruz. Hangi hal varit olursa olsun şu bir gerçektir ki. Mahmud'la Arslan arasında böyle bir konuşma geçmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLU BAŞBUĞU ARSLAN'IN ESİR VE HAPİS EDİLMESİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:07

Hadisenin en zayıf tarafı, Arslan'ın kaçırılması ve tekrar ele geçirilmesi safhasıdır. Bu safhayı doğru olarak kabul etmek biraz güç görünmektedir. Zira, kendisini kaçıranların hepsi, gizlenmek fırsatını buldukları halde, Arslan niçin saklanmamıştır? Bu nokta açık kalmaktadır. Bunun gibi, yine Arslan'ın geri kalan Selçuklu şeflerine gönderdiğinden bahsedilen mesaj da kolay kolay doğru olarak kabul edilemez. Buna rağmen, bu mesajın tarihi değeri vardır Bu noktaya aşağıda tekrar döneceğiz.

Sonra mesajın Arslan tarafından kardeşlerine gönderildiğinden bahsedilmektedir. Bilindiği gibi, geride kalan Selçuklu şefleri arasında sadece bir kardeşi vardır. Öteki şefler Arslan'ın kardeşi değil, yeğenleridir. Arslan'ın bilinen sebeplerle yeğenlerini Selçuklu şefleri olarak kabul etmediği söylenebilir. Bu maksatla olacak ki, kaynaklarda Arslan'ın kardeşi Mikail sağmış gibi gösterilmektedir. Bu da hadisenin bu safhasının zayıf noktalarındandır.
Böylece yaptığımız iç tenkit de, teferruata ait noktalar istisna edilecek olursa, umumiyetle hadisenin doğruluğu lehine netice vermiş bulunuyor.
Şimdi esas hadisenin konumuz bakımından, kullanılması meselesini ele alabiliriz.

Hadiseyi safha safha ele alalım:

Arslan'ın, ordusunu bırakarak pek az maiyetle Mahmud'un nezdine gelmesi, bu Selçuklu şefinin Gazneli hükümdara son derece itimad ettiğinin delili olarak alınabilir. Buna karşılık Arslan'ı kabul ediş tarzı (kendisi ile birlikte tahta oturtması) Mahmud"un Arslan'a aşağı - yukarı kendisine eşit bir hükümdar muamelesi yaptığını göstermektedir ki, bu aynı zamanda Arslan'ın, belki de ilk defa kuvvetli bir devlet tarafından hükümdar olarak tanınması demektir. Nitekim, daha önce de Mahmud tarafından ittifak muahedesi manasına gelebilecek kelimeler (akid ve yardımlaşma) kullanılmıştır.

Aralarında geçen konuşmaya gelince, Arslan'ın verdiği rakamlardan ikisi (30.000 ve 10.000 atlı) kabule şayandır. Sadece bu rakamlar bile Arslan'ın hiç de ihmal edilmiyecek bir kuvvete sahip olduğunu göstermeğe kafidir. ilk rakam, Arslan'ın şefliğini kabul eden bütün Oğuzlar'ın çıkaracağı kuvvettir. ikinci rakam ise doğrudan doğruya Arslan'ın şahsına bağlı kabilenin çıkardığı kuvvettir. Görülüyor ki, Arslan Oğuz kavminin çıkaracağı kuvvetle kendi şahsına bağlı kabilesinin çıkaracağı kuvveti birbirinden ayırmaktadır. Ona göre, tabilik ve bağlılık derecesi bakımından arada fark mevcuttur.

Konuşmanın geri kalan kısmı, Arslan'ın zikrettiği rakamlar bakımından değil, daha ziyade hakimiyet ve nüfuz sahalarını göstermesi bakımından önemlidir.
Zikrettiğimiz ilk iki rakamın delalet ettiği gibi, Arslan Oğuzlar'a hakimdir. Bunlar Maveraünnehr'de bulunmaktadırlar.

Bunları zikrederken Arslan herhangi bir coğrafi sahanın adını vermemiştir. Oğuzlar'ın yaşadıkları toprakların bilfiil kendilerinin olmadığını bildiğimizden bunu tabii karşılamak lazımdır. Bu itibarla, Arslan burada sadece kavim ve kabile adları vermiştir.

Bundan sonraki konuşmasında ise, Arslan'ın artık bazı coğrafi sahalardan bahsettiğini görüyoruz (Balhan dağı ve Türkistan). Demek ki, Arslan, Horasan'ı Harezm'den ayıran bu dağlık bölgeyi nüfuz sahası içinde telakki ettiği gibi, biraz daha ısrar edilince şüphesiz eski Oğuzlar Devleti sahasını da içine alan, bütün Türkistan'ı nüfuz bölgesi telakki etmektir. (Bu ifadeden daha bu zamanda Balhan'da kesif Oğuz kitlelerinin bulunduğu anlaşılıyor ki, enterasandır). Bu, kendi telakkisidir. Hakikatte ok veya yay göndermekle buralardan, hele Türkistan'dan kuvvet geleceğini düşünmek, şüphesiz, yersiz olur.

Yalnız Arslan'ın bu ifadelerinden şunu anlamak lazımdır:

Arslan'ın şöhreti buralara kadar yayılmıştır. Onun şöhretini duyan Türkler, Arslan'ın hizmetine girmek üzere buralardan akın akın gelmektedirler. Şu halde bu sahalar, Arslan'ın fiili nüfuz ve hakimiyetinin nerelere kadar uzandığını göstermekten ziyade, aynı Arslan'ın kuvvet kaynaklarını teşkil eden unsurların nerelerden geldiğini gösterir. Görülüyor ki, Arslan'ın kuvvetini besleyen kaynaklar çok geniştir. Buna, Arslan'ın «manevi nüfuz sahası» adını da verebiliriz.

Arslan'ın sözlerinin neye delalet ettiğini pek iyi anlayan Mahmud, kararını vermiştir veya şimdiye kadar tereddüt halinde ise, bu konuşmadan sonra kesin bir karara varmıştır. Verdiği hüküm şudur: Arslan uzaktan zan ve tahmin ettiğinden de kuv-telidir; şimdi kuvvetli olmasa bile, yakın bir gelecekte, kendisini kuvvetli kılacak kaynaklara sahiptir.

Arşlan'ın nasıl tevkif edildiği üzerinde durmıyacağız. Anlattığımız sebeplerle, onun kaçırılması teşebbüsünden ve ölümünden de bahsetmiyeceğiz.
Arslan'ın hazin akibetini bahis konusu ederken Selçuklu tarihi bakımından üzerinde durmamız gereken nokta onun siyasi fikirleridir. Arslan'ın, Oğuzlar'a ve şeflerine «siyasi vasiyetname» telakki edilebilecek bir mesaj göndermek fırsatını bulduğu görünüyor. Bu vasiyetnamesinde o, geride kalan Selçuklu liderlerine Gazneliler Devleti'ni yıkmalarını ve yıkılıncaya kadar uğraşmalarını tavsiye etmektedir. Bunun aynı zamanda devlet kurmalarını tavsiye etmek demek olacağı meydandadır. Bu itibarla mesaj, onun bu niyetini açıkça ifade etmesi bakımından da önemlidir.

Ona göre, bu devleti yıkmak iki bakımdan güç olmayacaktır:

1 — Devletin başında bulunan hanedan, menşe itibariyle asil değildir; kölelikten gelmedir. Şu halde halk üzerinde manevi otoritesi zayıftır.

2 — Mahmud, haksızdır. Nitekim, kendisini de hiç günahı olmadığı halde tevkif etmiştir: Şu halde Arslan'a göre, adaleti şiar edinmeyen bir devlet uzun müddet payidar olamaz. Kendisini haksız yere tevkif ettiği için, Selçuklular'ın bu devleti yıkmağa çalışmaları bir hak haline gelmiştir. Şu halde, yine ona göre, Selçuklular, Gazneliler Devleti'nin siyasi varisidirler.

İster mevsuk olsun, ister olmasın, bu siyasi vasiyetnamenin asıl önemi buradadır: Selçuklular'ın bunu Gazneliler Devleti'ni yıkmak için kullanmağa çalıştıkları muhakkak olduğu gibi, bir kısım arazisi üzerinde devleti kurduktan sonra burada yerleşmeğe haklan bulunduğu hususunda sömürdükleri de o derece muhakkaktır.

Selçuklular'ın eline verilmiş bir nevi «siyasi proğram» mahiyetinde olan bu tavsiyelerin aynı Selçuklular üzerinde ne dereceye kadar etkili olduğunu ve onlar tarafından ne dereceye kadar yerine getirildiğini ise ileride ayrıca göreceğiz.
Oğlu Kutalmış'ın Se1çuklular'a katılması hadisesini aşağıda söz konusu edeceğiz.

Bu hadiselerden Selçuklular tarihi bakımından şu umumi neticeleri çıkarabiliriz:

1 — Arslan'ın bir devlet kurma teşebbüsü başarısızlıkla neticelenmiştir.

2 — Arslan'ın esir edilmesi ve ölümü Büyük Selçuklu imparatorluğu'nun kuruluşunu geciktirmiştir.

3 — Sonra Arslan'ın Selçuklular'ın şefliğinden alınması, Selçuklu tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Devletin başında, belki de, Arslan'ın ve onun soyundan gelen hükümdarlar bulunacak yerde, onun tevkifinden sonra bir inkılap olmuş, Selçuklu ailesinin başına Arslan'ın kardeşi Mikail'in çocukları (Tuğrul ve Çağrı Beyler) geçmiştir.
Bu meseleyi ayrıca göreceğiz.

4 — Nihayet, tesirleri ve neticeleri, asırlarca devam etmiş bulunması itibariyle, bu hadise son derece önemlidir (Arslan'ın çocuklarının iddiası, Mikail'in çocukları taht gasıbı). Buna göre, bu hadisenin Selçuklu ailesi azası arasında asırlarca süren bir buhrana sebep olduğu ileri sürülebilir. Bunu da ileride ayrıca ele alacağız.

Verdiğimiz bu izahattan anlaşılıyor ki, Arslan'ın esir düşmesi Selçuklu hanedanı tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir