Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçukluların Samanoğulları Devletine Yardım Etmeleri

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçukluların Samanoğulları Devletine Yardım Etmeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:48

SELÇUKLULARIN SAMANOĞULLARI DEVLETİNE YARDIM ETMELERİ

Bir kaynağımıza göre, bu çekilmenin sebebi şudur:

Harun'un memleketin bazı kısımlarını istila etmesi üzerine Samanoğulları Devleti hükümdarı (Nuh), Selçuk'a elçi göndermiş ve ondan yardım istemiştir. Selçuk, oğlu Arslan'ın kumandasında adamlarından bir grubu onun yardımına göndermiştir. Bu suretle Samanoğulları hükümdarı, istilacı Buğra Han Harun'a karşı kuvvetlenmiş ve onun kendisinden koparmış olduğu yerleri geri almıştır.

Esas konumuz bakımından gayet kıymetli olan bu bilginin tek noksanı, Buğra Han Harun'un işgal ettiği şehirlerin adlarının verilmemiş olmasıdır. Eğer bu noksanlık mazur görülecek olursa, verilen bu bilgiyi kabul etmemek için hiçbir sebep yoktur. Zira, devletini kurtarmak için her çareye baş vuran ve bu arada büyük fedakarlık bahasına, sadakati şüpheli, Ebu Ali gibi kumandanlara yardım etmesi için başvuran Samanoğulları Devleti hükümdarının, ne derece kuvvetlendiğinden ve şöhret sahibi olduğundan bahsettiğimiz Uc kumandanı Selçuk'tan yardım istemesi kadar tabii bir şey olamazdı.

Öyle görünüyor ki, Samanoğulları Devleti hükümdarının, Selçuklu Türkmenleri'ni kendi tarafına çektiğini öğrenen Buğra Han Harun, hastalığının da eklenmesiyle Buhara'yı terke mecbur olmuştur.

Selçuklu Türkmenleri'ni kendi tarafına çekmek için, Samanoğulları Devleti hükümdarının onlara neler vadettiği hakkında kaynaklarımız bir şey söylemiyorlar. Fakat, bunu hadisenin daha sonraki cereyanı bir dereceye kadar aydınlatıyor:

Buğra Han ordusu ile Buhara'yı terk ederken Türkmenler'in hücumuna uğramıştır. Buhara halkının da katıldığı bu hücumda Buğra Han ordusunun ardcıları imha, ağırlıkları yağma edilmiştir.

Öyle görünüyor ki, ister Samanoğulları Devleti hükümdarı tarafından vadedilmiş olsun, isterse bizzat Selçuklu Oğuzları kendiliklerinden düşünmüş olsunlar, Selçukluları bu harekete katılmağa iten başlıca amil, ganimet elde etmek olmuştur. Yağmalarda bulunmak ve ganimet elde etmek ihtimalini Selçuklular'ın kendileri düşünmüşse, bu takdirde onları yardıma çağıran Samanoğulları Devleti hükümdarının bu Türklere ayrıca menfaatler göstermiş olması icap eder. Fakat, gösterilen bu menfaatlerin neler olduğunu bilmiyoruz. Eğer bu bilgisizliğimiz kaynakların yetersizliğinden ileri geliyorsa, bu takdirde Samanoğulları Devleti hükümdarının Türkler'e yardım ettikleri takdirde yağmalar sonunda büyük servetler elde edeceklerini söylemesi ve bu suretle onları kendi tarafına çekmeğe ikna etmesi gerekir.

Her ne şekil ve suretle olursa olsun, Selçuklu Türkleri'nin yardımını sağlayabilmiş olması da gösteriyor ki, Samanoğulları Devleti hükümdarı bu Selçuklu Türkleri'nin yardımını çok ucuza temin etmiştir. Zira, aynı Samanoğulları hükümdarının, gördüğümüz üzere, fiilen yardım etmesine bile ihtiyaç ve lüzum kalmayan asi Ebu Ali"ye neler verdiği göz önünde tutulacak olursa, bu hükme varmamak imkansızdır. Öyle görünüyor ki, Selçuk, içine yeni girdiği bu alemin iç şartlarını iyi bilmemektedir. Eğer bilseydi, devleti senelerce uğraştıran, üstelik istilacı ile gizli bir anlaşma yapan asi bir kumandanına büyük imtiyazlar ve rütbeler vermeğe mecbur olan ama oğulları Devleti hükümdarından, şüphesiz, çok fazla menfaatler koparabilirdi.

Selçuk'un yaptığı bu yardımın, bu istila hadisesine mahsus geçici bir anlaşma neticesinde olduğu anlaşılıyor. Yani Selçuklu Türkmenleri'nin, Samanoğulları Devleti'nin hizmetine daimi olarak girmeleri bahis konusu değildir. Bir kaynağa göre, bu yardımdan sonra Arslan, babası Selçuk'un yanına dönmüştür kiaynı Samanoğulları Devleti hükümdarının, ikinci yardım isteğinde Arslan'ı hala Cend'de bulacağını aşağıda göreceğimizden, bu bilgiden şüphe edilemez.

Samanoğulları Devleti hiç olmazsa Maveraünnehr'in bir parçası üzerinde hakimiyetini yeniden kurduktan sonra, uğradığı iç güçlükler için, Samanoğulları Devleti hükümdarının, Selçuk'a değil, başka birisine, vasal Gazneliler Devleti hükümdarı Sebük Tekin'e başvurması bizi bu hükmü vermeğe sevkediyor. Sonradan başkalarının da katıldığı müttefik kuvvetler Horasan'da Ebu Ali'yi mağlup ettiler. Ebu Ali ile Faik Horasan'ı terke ve Büveyhoğulları'nın elinde bulunan Gurgan'a çekilmeğe mecbur oldu. Horasan'da yerini Sebüktekin'in oğlu Mahmud aldı. Nişapur'a yerleşen Mahmud orada nizamı ve sükunu temine çalışırken Samanoğulları hükümdarı payitahtı Buhara'ya döndü.

Görülüyor ki, tabi Gazneliler Devleti'nin yardımı da Samanoğulları Devletine pahalıya mal olmuştur; Sebüktekin, Ebu Ali'yi Horasan'dan atmış, fakat kendisi yerleşmiştir. Bu sırada yeni bir Karahanlı istilası oldu. Gazneli Sebük Tekin ile Karahanlılar arasında bir anlaşma ile neticelendi. Bu anlaşmaya göre, Katvan sahrası Samanoğulları Devleti ile Karahanlılar arasında hududu teşkil ediyordu. Sebük Tekin, Amuderya'nın güneyindeki bütün vilayetlerin sahibi olarak kalıyordu. Görülüyor ki, anlaşma, bir bakıma, payitaht Buhara etrafında küçük bir parça bırakıldıktan sonra Samanoğulları Devleti arazisinin istilacı Türk hükümdarı ile kurtarıcı rolündeki Gazneli Türk hükümdarı arasında bölünmesi demektir. Faik de Karahanlılar'a sığınmasının ve onları yeni bir istilaya teşvikinin mükafatını gördü; Semerkand valisi tayin edildi.

Nuh'un ölümü (997) ile yerine geçen oğlu Mansur daha saltanatının başlangıcında, bir ara payitahtı Buhara'yı terke mecbur oldu. Bundan sonra da hemen hemen bütün rolü rakip kumandanları boş yere birbirleriyle barıştırmağa çalışmaktan ibaret kaldı. Karahanlılar'ın yardımiyle Mansur'un Buhara'yı terk etmesinde başlıca rol oynayan da, bu Samanoğulları Devleti hükümdarının Buhara'ya dönmesinden sonra devleti elinde tutan da adı geçen Faik'ti.

Mahmud'un babasının yerine Gazne tahtına oturması üzerine Horasan tekrar Samanoğullar ı'na geçmişti. Mahmud Horasan'ın kendisine tevcihinde Israr ediyor, buraya tayin edilen mütehakkim valilerden Bey-Tüzün ise vermek istemiyordu. Maiyetinde Faik olduğu halde Horasan'a giren Mansur, onun Mahmud'Ia uzlaşacağından şüphe eden aynı Faik ile Bey-Tüzün tarafından azledildi (999); gözlerine mil çekildi. Yerine kardeşi Abdülmelik hükümdar ilan edildi. Mahmud da Nişapur'dan vaz geçerek, BeIh ve Herat'la yetinmek zorunda kaldı. Bu şartlarla bir uzlaşmaya varıldı. Fakat, anlaşma çabuk bozuldu ve kazandığı zafer neticesinde (999) bütün Horasan yine Mahmud'un hakimiyetine geçti ve kardeşi Nasr'i Horasan «sipahsalar»lığına tayin etti. Aynı yıl Faik'in ölümünden sonra Karahanlı hükümdarı İlek Nasr Samanoğulları Devleti'ne son vermeğe karar verdi.

Hükümdarın, istilacıya karşı dayanmağa teşvik etmesine rağmen, halk hareketsiz kaldı ve Buhara ikinci defa olarak Karahanlılar tarafından her hangi bir karşı koyma görmeksizin işgal edildi (23 Ekim 999). Abdülmelik ve bütün hanedan azası esir edilerek Türkistan'a, payitaht Özkent"e gönderildi. Bu, Karahanlılar Devleti'nin Samanoğulları Devleti'ne gerçekten son vermek azminde olduklarını gösterir. W. Barthold'a göre, böylece, devlet umumi ilgisizlik içinde ortadan kalktı

Bununla beraber, Samanoğulları hanedanı mensuplarının, devletin yıkılmış olduğunu kabul etmedikleri görünüyor. Zira, kadın kıyafetine girmek suretiyle esirlikten kurtulan Samanlı prenslerinden Ebu İbrahim İsmail (Muntasır), Karahanlılar'a karşı mücadeleye yeniden başladı. Harezm'de topladığı ordu, Karahanlı valisini Samanlı payitahtı Buhara'dan çıkardı. Buhara valisinin bakiye kuvvetleri yine Karahanlılar'ın, Semerkand valisinin kuvvetleriyle birleşti. Semerkand valisi de bozularak kaçtı. Muntasır Buhara'ya döndü (1000). Söylendiğine göre, halk kendisini sevinçle karşıladı.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLULARIN SaMaNOĞULLARI DEVLETİNE YARDIM ETMELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:50

İkinci Yardım

Bu başarılarına rağmen, esas Karahanlı ordusuna karşı koymayı imkansız gören Muntasır, herhangi bir karşılaşmayı göze alamaksızın iran'a kaçtı. Onun Gazne hükümdarı Mahmud ve kardeşi Nasr ile yaptığı mücadele, bazı geçici başarılara rağmen, mağlubiyetle neticelendi. Son kuvvetleri de Nasr tarafından imha edilince Muntasır, önce Ebiverd'e çekildi. Sonra da buradan Oğuz Türkleri'nin nezdine gitti. Böylece onun ikinci defa olarak Oğuzlar'ın muhtaç olduğunu görüyoruz (1003).

Konumuzla doğrudan doğruya ilgisi ve Selçuklu Türkleri'ni bağımsız devlet olmağa götüren önemli merhalelerden biri bulunması itibariyle bu hadise üzerinde bir az duralım. Önce hadiseyi, kaynaklarda geçtiği şekilde nakledelim:

Ebu İbrahim (Muntasır), Ebiverd'den Oğuz Türkleri tarafına gitmiş ve Oğuzlar arasında (bir müddet) kalmıştır. Onların Samaniler'e karşı meyilleri vardı. Samanoğulları'nın yardımsız terk edilmiş olmalarından dolayı ar ve rikkat duyuyorlardı. Hamiyetleri Samanoğulları hanedanına bu meselede yardım yapmak üzere onları harekete geçirdi.

Samanoğulları'nın şerefini ve bu eski hanedanın iyiliklerini (barakat) ve herkese şamil cömerdliklerinden (kerem) bildiklerini aralarında konuştular'. «Türkler (Oğuz Türkleri) harb etmek üzere onunla (Samanoğulları hükümdarı Muntasır'la) birlikte yola çıktılar. Başları olan Yabgu müslüman oldu ve Ebu İbrahim (Muntasır)le akrabalık kurdu. (Oğuzlar), Ebu İbrahim (Muntasır) ile birlikte Kuhek'e kadar geldiler ve Subaşı Tekin ile harp ettiler ve onu mağlup eylediler.

«İlek Han, Muntasır'dan öç almak üzere harb etmeğe çok hevesli Türk ordusiyle ilerledi ve Semerkand hududunda durdu» 4 (Ağustos 1003 -Şevval 393). Oğuzlar (karşılaştıkları tehlike hususunda) birbirlerini ikaz ettiler. (Bu sebeple) gece baskını yapmak için müşaverede bulundular; (İlek Han üzerine) gece hücumu yapmak için toplandılar. (Oğuzlar) gece karanlığında orduyu (hayl) öyle tahrik ve teşvik ettiler ki, (süratten) az kalsın atlarının tırnakları toprakta iz bırakmıyordu. İlek Han'ın üzerine üşüşünceye kadar bayrak ve sancaklarını taşıyan kimseleri yıldızlar bile fark edemiyorlardı. (Oğuzlar) İlek Han'ın ordusunun, büyük bir kısmını yağma ettiler; 18 tane büyük kumandanı yakaladılar».

«Maksatlarına erişen Oğuzlar» aldıkları esirlerle 1 yurtlarına 2 döndüler. (Ebu İbrahim) Muntasır'in (talebine rağmen, Oğuzlar fidye almak ümidiyle esirleri kendilerine alakoydular.

Muntasır, İlek Han'ın dostluğunun tercih edilmesi ve İlek Han'a yaklaşmak maksadiyle esirlerin serbest bırakılması hususunda Oğuzlar'ın meseleyi kendi aralarında tartıştıkları haberini aldı. Bu, Muntasır'ı onlardan şüpheye sevk etti. Öyle bir şüphe ki, onu yerinde durdurmuyordu; (bu şüphe dolayısiyle) gözüne uyku girmiyordu. Hafif ve ağır silahlı 3 300ü atlı, 400 ü yaya 4 700 kişi5 ile D er g a n6 geçidine geldi. Nehir donmuştu. Buzların üzerine toprak serptiler. Bu suretle geçmeleri mümkün oldu. Takipçiler (Selçuklu Oğuzları), Muntasır'in peşine düştüler. Geçidin arzettiği tehlike onları Muntasır'ın üzerine yürümekten alıkoydu. Muntasır, amuve gitti.

İşte bu mühim hadise hakkında kaynakların verdiği bilgiyi hemen hemen aynen nakletmiş bulunuyoruz. Hadiselerin daha sonraki cereyanı hakkında bilgi vermeden önce ayrıca tahlil ve yoruma lüzum göstermiyecek kadar açık olan bu bilgiden çıkan neticeleri tesbit edelim:

1 — Çaresizlik içinde kalan Muntasır, Oğuzlar'ın nezdine gitmiştir. Bunun sığınma sayılabileceği meydandadır.

2 — Türkler kendi aralarında müzakerelerden sonra iyiliklerini gördükleri bu eski hanedana yardım etmeğe karar vermişlerdir.

3 — Oğuz Yabgusu, mülteci Samanoğulları hükümdarının kızıyla evlenmiştir. Bu suretle münasebetler daha da sıkılaştırılmış ve çok yönlü bir hal almıştır. Bunun, Oğuzlar'ın sorumluluğunu ağırlaştırdığı kadar prestijlerini de arttırdığı söyletebilir.

4 — Oğuzlar, Karahanlı kumandanlarından Subaşı Tekin'le harb etmişler ve onu bozguna uğratmışlardır. Bunun üzerine, İlek Han Oğuzlar'a karşı bizzat sefer etmeğe mecbur olmuştur. Semerkand'a gelen İlek 'in ordusunun üstünlüğünü gören Oğuzlar, onunla karşı karşıya nizami bir savaş yapamıyacaklarını anlamışlar ve aralarında müzakere ederek gece baskınına karar vermişlerdir.

5 — Savaş neticesi açık olarak pek belli olmamakla beraber, Oğuzlar'ın eline, 18 tanesi ileri gelen kumandanlardan olmak üzere, bir çok esirlerin geçtiğine bakılırsa, neticede Oğuzlar'ın kazançlı çıktıkları ve Karahanlı ordusunu hırpaladıkları söylenebilir.

6 — Alınan esirler meselesi, mülteci Samanoğulları hükümdarı ile Oğuzlar arasında anlaşmazlık çıkmasına sebep olmuştur.

Bu mesele, Samanoğulları hükümdarı ile Oğuzlar'ın birbirleri hakkındaki karşılıklı düşünce ve telakkilerinin meydana çıkmasına yardım etmesi bakımından dikkate şayandır:

Onun müslüman olma meselesini aşağıda münakaşa edeceğiz.

«Samanoğulları hükümdarı Oğuzlar'ı kendisinin emrinde devletinin ihyasına yardım eden bir yardımcı kuvvet telakki etmektedir. Buna karşılık Oğuzlar, Samanoğulları Devleti'nin ihyasını esas gaye olarak almadıkları gibi, alınan esirleri ona teslim etmemek suretiyle, kendilerini ona tabi saymadıklarını göstermişlerdir.

Daha baştan itibaren ne şartlar altında işbirliği yaptıklarını bilmediğimiz için hadiselerin cereyanından çıkardığımız bu neticeye göre, Oğuzlar'la bu Samanoğulları hükümdarının münasebetlerini hukuki bakımdan açık olarak tayin etmek tabiatiyle mümkün değildir. Bununla beraber, bu izahatımızla bu münasebetin tabilik - metbuluk münasebetleri çerçevesine giremiyeceğini göstermiş olduk. Öte yandan, bu hadise, eşit şartları haiz iki kuvvetin işbirliği yapmasının da bahis konusu olmadığını göstermiştir sanırız.

7 — Bu maksadı çok iyi anlayan ve hukuki durumunu idrak eden Samanoğulları hükümdarı, bu hadiseden, onların Karahanlılar'la anlaşmaları ve hatta belki de kendisini düşmanlarına teslim etmeleri gibi daha şümullü manalar çıkarmış ve canını kurtarmak maksadiyle Oğuzlar'ı terk ederek kaçmak zorunda kalmıştır. Oğuzlar'ın, onun peşine düşmeleri Samanoğulları hükümdarının, mukadderatı hakkındaki şüphelerinde haklı olduğunu gösteren bir emare olarak alınabilir.

Bu hadisenin top yekun ifade ettiği manayı söylemeden önce, bu Oğuzlar'ın hangi Oğuzlar olduğu meselesini halledelim.
Samanoğulları hükümdarı Muntasır'ın sığındığı bu Oğuzlar hangi Oğuzlardır? Sualimizi daha açık olarak tekrar edelim: Bu Oğuzlar, Selçuklu Oğuzları mıdır? Yoksa Selçuk'un bir zamanlar emrinde çalıştığı Oğuzlar mıdır? Eğer bu Oğuzlar Selçuklu Oğuzları ise, kaynaklarda sadece Yabgu unvaniyle geçen şef, Saman-oğulları Devleti'ne daha önce yardım ettiğini gördüğümüz (Selçuk'un oğlu) Arslan Yabgu'dur. Eğer bu Oğuzlar, hakiki Oğuzlar ise bu takdirde Yabgu Oğuzlar Devlet'i hükümdarı olan Yabgu'dur.

Bu suallere cevap verebilmek için meseleyi evvela şekil bakımın-dan, sonra da mahiyet bakmından ele alalım.
Mesele nazari bakımdan münakaşa edilecek olursa, bu çeşit sualleri hatta sormağa bile lüzum kalmıyacağı söylenebilir: Mesele ilk bakışta bu kadar açık görünmektedir. Buna göre, bu Oğuzların Selçuklu Oğuzları'ndan başka Oğuzlar olabileceği zor düşünülebilir. Zatan, hadiselerin mantıki teselsülü de başka türlü mütalaada bulunmağa pek müsaade etmemektedir.

Bununla beraber, meseleye daha yakından bakınca, gerek şekil bakımından, gerekse mahiyet bakımından bu meselenin tahlil ve münakaşaya tabi tutulması lüzumu kendini derhal göstermektedir.

1 — Samanoğulları Devleti'ne Oğuzlar tarafından yapılan her iki yardımı da kaydeden bir kaynağımızda ilk yardımı yapanlar da, ikinci yardımı yapanlar da «Oğuz Türkleri» adlariyle geçmektedirler. Şu halde bu kaynağa göre, Samanoğulları Devleti'ne ilk yardım eden Oğuz Türkleri aynı kimseler olmak icap eder. Halbuki sadece birinci yardımdan bahseden başka bir kaynağımız, yardım etmesi için müracaat edilen Oğuz şefinin «Selçuk» ve yardıma gelen kumandanın da oğlu Arslan olduğunu açıkça kaydetmektedir. Arslan'ın birinci yardımdan sonra babası Selçuk'un yanına dönmüş bulunduğunu yukarıda görmüştük. Buna karşılık, sadece ikinci yardım hadisesinden bahseden bir kaynağımız ise, Samanoğulları hükümdarının «Oğuz Türkleri» nezdine gittiğini kaydediyor. Fakat şeflerinden sadece «Yabgu» diye bahsediyor. Bu Yabgu, Oğuzlar Devleti hükümdarı Yabgu olabileceği gibi, bazı kaynaklarda hemen daima Arslan Yabgu4 şeklinde geçen Selçuk'un oğlu Arslan da olabilir. Görülüyor ki, Yabgu'nun kim olduğu teşhis edildiği takdirde meselenin çözümü çok kolaylaşacaktır. Bununla beraber şimdiye kadar şekil bakımından verdiğimiz bu izahat, daha ziyade bu Oğuzlar'ın Selçuklu Oğuzları ve Yabgu'nun da Selçuk'un oğlu Arslan'ın olduğunu kabule sevk edecek mahiyettedir.

Zihinlerde belirebilecek son tereddüt izlerini silmek üzere bir kaynağımızın verdiği şu bilgiyi de nakledelim:

Bahsettiğimiz şekilde Selçuk'un şöhreti o kadar yayılmıştır ki, civar hükümdarlar (müluk-i atraf) onun yardım ve iltifatına muhtaç olmuşlardır. Bu arada (Ebu) İbrahim Samani, İlek Han'a yenilmiş ve ona (Selçuk'a) sığınmıştır. O, Ebu İbrahim'e yardım kuvvetleri vererek İlek Han'a karşı göndermiştir. Muharebe sonunda İlek Han firar etmiş Selçuk'un ikbal sancağı ayuka çıkmıştır.

Bu bilgi, ayrıca tahlil ve yoruma lüzum göstermiyecek kadar açıktır ve yardımın Selçuk'un sağlığında onun emriyle oğlu Arslan tarafından yapılmış olduğunu açıkça göstermektedir.

Şekil bakımından vardığımız bu neticeyi daha da kuvvetlendirmek üzere, aynı meseleyi bir de mahiyet bakımından ele alalım.
Bu hususta yardımın Oğuzlar Devle ti hükümdarı tarafından yapıldığı lehine ileri sürülebilecek tek nokta, Yabgu'nun bu yardım münasebetiyle yeni Müslüman olduğunun söylenme-sidir. Bizzat Selçuk çok önce Müslüman olduğu için, oğlunun 1003 yılında İslam dinine girdiği şüphesiz zor kabul edilebilir. Bu cihet daha önce W. Barthol'un da dikkatini çekmiş, tereddütten sonra bunu kaydeden kaynağın verdiği bilgiyi red, bu Yabgu'nun, Arslan Yabgu olduğunu kabul etmiştir. Arslan Yabgu'nun da Samanoğulları hükümdarının kızını alması mümkün olduğu için, bu, Oğuzlar Devleti hükümdarı Yabgu lehine bir delil olarak şüphesiz alınamaz. Zaten bu akrabalık münasebeti kurma meselesi sadece bir kaynak tarafından kaydedilmiştir Selçuklular'a teveccühü olan ve doğrudan Selçuklular'ın menşeinden bahseden kaynaklarda zikredilmemesi bunun da şüphe ile karşılanması için kafi bir sebep teşkil eder. Zira, eğer Selçuk'un oğlu Arslan bu hanedanla sıhriyet kurmuş olsaydı, Selçuklular lehine iyi bir propaganda vesilesi olan bu meseleden bu kaynakların bahsetmemeleri imkansızdı. Mesele bu şekilde mütalaa edildiği takdirde bunun da Oğuzlar Devleti hükümdarı lehine bir delil olarak alınması icap eder.

Yardımın Oğuzlar Devleti hükümdarı Yabgu tarafından yapıldığı lehine serdedilen bu iki zayıf delile karşılık, aynı yardımın Selçuklu Oğuzları şefi Arslan Yabgu tarafından yapıldığını gösteren deliller şunlardır:

1 — Gördüğümüz gibi, Samanoğulları hükümdarı Muntasır'in sığındığı ve yardımlarını sağladığı Oğuzlar, Samanoğulları hanedanının daha önce yardımını ve iyiliğini görmüş Oğuzlar'dır. Oğuzlar Devleti'nin Samanoğulları hükümdarından yardım görmek şöyle dursun, hatta birbirleriyle gayri dostane münasebetlerde bulunduklarına yukarıda işaret etmiştik. Selçuklu Oğuzları'nın ise, mesela otlak gösterilmek suretiyle, Samanoğulları Devleti'nden yardım gördüklerini görmüştük.

2 — Samanoğulları Devleti'ne bu yardımı yapan Oğuzlar, bu devletin eski, kıymetli ve şerefli bir hanedan olduğunu aralarında konuşmuşlar ve böyle bir hanedana yardımı vazife saymışlardır. Kurulu bir devlet düzenine sahip olan Oğuzlar Devleti için, Samanoğulları hanedanı hakkında böyle mütalaalarda bulunmak ve bu mütalaalarla yardım etmek zor-düşünülebilir. Oğuzlar Devleti'nin dikkatlerinin ve na-zarlarının daha ziyade batıya Hazarlar Devleti'ne yönelmiş olduğunu gördük. Bu tarz mütalaalar; Selçuklu Oğuzları gibi henüz kurulu bir devlet düzenine sahip olmayan, fakat bunu gerçekleştirmek için şerefli saydıkları eski bir hanedana hizmeti de şeref sayan Oğuzlar'dan gelebilir. Onlar, bu türlü hizmetlerin bağımsız devlet kurma emellerinin gerçekleşmesine yardım edeceği fikrindedirler.

3 — Samanoğulları Devleti'ne yardım edenler, bu devletle eşit hak ve salahiyetlere sahip bir siyasi teşekkülün başında değildirler. Çünkü, eşit hak ve salahiyetleri haiz iki devletin birbirlerine yardımları, kısa veya uzun süren müzakereler neticesinde varılacak kararlarla olur. Elde edilecek karşılıklı menfaatler bu kararlarda ifadesini bulur. Bu yardımı yapan Oğuzlar'ın henüz bu şartlara sahip bir devlet olmadığı meydandadır. Çünkü, ortada ne müzakere, ne de karar vardır. Bu Oğuzları harekete geçiren daha ziyade hissi amillerdir.

4 — Savaşdan sonra yapılan hareket, kurulu bir düzeni olan Oğuz Yabgusu'nun yapacağı hareket değildir. Bu henüz devlet kuramamış ve fakat devlet kurmak için hazırlık yapan Selçuklu Oğuzları'nın işidir. Kurulu bir devlet düzeninin başında bulunan bir hükümdarın ittifaka bu şekilde ihanet edeceği kolay kolay kabul edilemez.

5 — Sonra bu hareket bu muhite yeni gelmiş bir kitlenin işi de değildir. Bu, senelerce bu muhitte yaşamış, hadiseler içinde yuğrulmuş ve şartları kavramış bir grubun işidir.

6 — Gerek ilk yardımla bu yardım arasında, gerekse bu ilk iki yardım ile daha sonra yapılan üçüncü yardım arasında şekil bakımından olduğu kadar, mahiyet bakımından da bağ ve ilgi vardır. Başka bir ifade ile hadiseler arasında mantıki bir iç bağ vardır. Bu, ilk yardımın olduğu gibi ikinci yardımın da, daha aşağıda göreceğimiz üçüncü yardımın da, Arslan Yabgu'nun kumandasındaki Selçuklu Oğuzları tarafından yapıldığını gösteren —ihmal edilemiyecek— bir noktadır. Oğuzlar Devleti'nin Samanoğulları Devleti ile bu şekilde münasebetlerde bulunduğunu bilmediğimizden bu münferid hadise dayanaksız kalmaktadır.

İzah ettiğimiz bütün bu dış ve iç sebeplerle, bazı denemelere rağmen Samanoğulları Devleti'ne yardım yapan Oğuzlar'ın, Selçuklu Oğuzları olduğunu kabul etmek, ilmi bir zaruret halini almaktadır.

Samanoğulları hükümdarı Muntasır, amui'de de tutunamadı. Burasını terke mecbur oldu. Bir kaynağımızın ifadesine göre, onun burasını terk etmesinin sebebi Türk korkusudur Bu Türkler'in Ceyhun nehrini geçerek kendisine zarar vermelerinden korkmuş, Merv'e, gitmeğe mecbur olmuştur. Bu Türkler'in kaynaklarda ekseriya bu adla geçen Karahanlı Türkleri değil, Oğuz Türkleri olması çok mümkündür. Öyle görünüyor ki, Muntasır Türkler'in her hangi şekilde takibine maruz kaldığından dolayı değil, daha ziyade onlara çok yakın bulunmasının tehlikeli olabileceğinden korktuğu için, burasını terk etmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLULARIN SaMaNOĞULLARI DEVLETİNE YARDIM ETMELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:51

Üçüncü Yardım

Muntasır Samanoğulları tahtını kurtarmak için mücadelesine devam etmiş, üçüncü defa olarak Maveraünnehr'e girmiş, fakat Buhara valisi tarafından mağlup edilmiştir. Nur'a çekilen Muntasır, buradan düşmana hücuma devam etmiş, savaş bu defa onun zaferiyle neticelenmiştir. Onun bu galibiyeti Samanoğulları hanedanı lehinde milli bir hareketin doğmasına sebep olmuştur. Semerkand ayyarlar'ının reisi 3000 kişiyle kendisine katıldığı gibi, şehrin şeyhleri de 300 köle (gulam) ile yardıma gelmişlerdir. Görülüyor ki, cemiyetin en alt tabakası ile en üst tabakasını temsil edenler onun yarıdımına koşmuşlardır.

Ancak bundan sonradır ki, bir kaynağımız Oğuz Türkleri'nin de kendiliklerinden katıldıklarından bahsetmektedir. Selçuklu Oğuzları'nın, davet edilmedikleri ve kendilerinden herhangi şekilde yardım istenmediği halde, katılmalarının ne maksada dayandığını aşağıda göreceğiz Burada işaret etmemiz icap eden noktalar, Selçuklu Oğuzları'nın katılmaya tamamiyle kendiliklerinden karar verdiklerini belirtmek, bir de katılma zamanını kendilerinin tayin ettiklerine dikkati çekmektir:

Öyle görünüyor ki, Selçuklu Oğuzları, Samanoğulları hükümdarının, yeni katılmalarla, teşebbüsünde başarıya ulaşacağını anladıktan sonra, ona katılmağa karar vermişlerdir. Bu itibarla Selçuklu Oğuzları'nın kendiliklerinden yardıma gelmelerini Saman-oğulları hanedanı lehine uyandığından bahsettiğimiz milli hareketle alakalı telakki etmeğe şüphesiz imkan yoktur.

Karahanlılar'la yapılan savaşların, Semerkand'ın çok ilerisinde, Uşrusene hududuna yakın bir köy civarında geçtiğine bakılırsa harbi arayanın Samanoğulları hükümdarı Muntasır olduğuna hükmetmek icap eder. Emrindeki kuvvetlere güvenen bu Samanoğulları hükümdarı, öyle görünüyor ki, bir hücum savaşı yapmaktan çekinmemiştir. Nitekim o, Karahanlı hükümdarını bozguna uğratabilmiştir (Mayıs-Haziran 1004 - Şaban 394).

Oğuzlar, ganimet elde etmek üzere Karahanlılar'ı takibe koyulmuşlar; ellerine birçok esir ve bol miktarda ganimet geçirmişlerdir. Kaynakta ganimet elde etmek üzere Karahanlılar'ı takibe koyulanların sadece Oğuzlar olduğundan bahsedilmesi dikkate şayandır. Bu nokta, Oğuzlar'ın savaşa ne maksatla katıldıklarını büyük bir belagatle göstermektedir. Öte yandan, bu ifadeden anlaşılıyor ki, kendi insiyatifleriyle savaşa katılan Oğuzlar, hareket serbestliklerini savaş esnasında da, savaş sonunda da korumuşlardır. Şu halde, Oğuzlar'ın takip ettikleri gaye başka, Samanoğulları hükümdarının gayesi ise başkadır:

Gelecekteki gayelerinin gerçekleşmesi için servete ihtiyaçları olan Oğuzlar, bu savaşı vasıta olarak kullanmışlardır. Mesele böyle telakki edilince, Oğuzlar karşılarına çıkan imkanları kaçırmayan fırsatçı olarak görünmektedirler. Her fırsattan gayeleri lehine faydalanmağa gayret eden Oğuzlar'ın aynı zamanda belirli bir plana sahip oldukları şimdiye kadar verdiğimiz izahata bakarak daha şimdiden söylenebilir.

Bu zafer uzun ömürlü olmadı. Karahanlı hükümdarı, topladığı taze kuvvetlerle geri geldi. Aldıkları ganimetlerle tatmin olunan Oğuzlar harbe iştirak etmediler. Kaynakta, onların bu hareketi Karahanlı hükümdarı için bir talih eseri telakki edilmektedir'. Bundan anlaşılıyor ki, daha önce bahsettiğimiz zaferde başlıca rolü Oğuz Türkleri oynamıştı; bu defa da rol oynayacak başlıca kuvvet yine Oğuz Türkleri'dir.

Nitekim, Oğuz Türkleri'nin harbe katılmaktan kaçınarak, aldıkları ganimetlerle obalarına dönmelerinin, Samanoğulları hükümdarı ordusunda ümitsizlik yarattığı anlaşılıyor. Zira, onun kumandanlarından biri 5000 kişilik kuvvetle düşman tarafına geçmiştir. Öyle görünüyor ki, bu durum karşısında ciddi bir savaş vermeğe bile cesaret edemeyen Samanoğulları hükümdarı, harb meydanından kaçmaktan başka çare bulamamıştır.

Verdiğimiz bu izahat, Oğuzlar'ın müsbet ve menfi rollerini, yani katıldıkları zaman harbin zaferle, katılmadıkları zaman ise, harbin mağlubiyetle neticelenmesindeki rollerini kafi derecede açıklıkla göstermiştir sanırız.

İşte Oğuz Türkleri'nin Samanoğulları Devleti ile münasebetleri hakkında verdiğimiz bilgi, bu hanedanın sona ermesiyle burada bitmektedir.
Bu izahatten, Oğuz Türkleri'nin derece derece nasıl yükseldikleri ve yükseldikleri ölçüde hareketlerindeki bağımsızlığın nasıl daha açık bir şekilde meydana çıktığı anlaşılmıştır sanırız. Yine bu izahattan, onların önceden tasarlanmış planlı bir siyasete sahip oldukları, bu siyasetin gerçekleştirilmesi için nasıl bir yol takip ettikleri de görülmüştür kanaatindeyiz.
Yukarıdan beri verdiğimiz bilgiden çıkan umumi neticeler işte bunlardan ibarettir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir